Kitap Künyesi
Yazar: J. G. Ballard
Çevirmen: Gökçe Metin
Orijinal Adı: Concrete Island
Yayın Evi: Ayrıntı Yayınları
İSBN: 978-975-539-411-4
Sayfa Sayısı: 144
--reklam--
Beton Ada Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Garip bir talihsizlik sonucu, yeryüzünün unutulmuş bir köşesine, molozlar ve yabani otlarla kaplı çorak bir bölgeye düşerek dünyadan soyutlansak... Issız adamızda kendimize Robinson Crusoevari yeni bir düzen kurup bütün gereksinimlerimizi karşılayarak hayatımızı idame ettirebilir miyiz?
Genç bir mimar, Londra’nın merkezindeki ofisinden evine giderken, yolda lastiği patlayan arabası üç otoyolun çakıştığı bir kavşaktaki trafik adasına yuvarlanır. Mimar yardım istemek için yoldan geçen araçlardan birini durdurmaya çalışsa da, çabaları boşa çıkar. Adada sıkışıp kaldığını ve kimsenin kendisiyle ilgilenmeyeceğini anlamakta gecikmeyecektir.
Ballard’ın gerçekte olmayacak bir olay örgüsüne bizi düpedüz inandırdığı Beton Ada’da anlatmak istediği çok net: Beton
ormanlarımızdaki çatlaklar kayıtsız kalınmış insanlarla doludur ve günün birinde biz de onlardan biri olabiliriz.
Yazar hiç beklemediği bir anda konforlu hayatından mahrum kalan bireyin acizliğini gözlerimizin önüne sererken, bir yandan da toplumdan tecrit edilmenin insanı iç dünyasıyla yüzleşmeye zorlayacağını vurguluyor. Nitekim mimar, mahsur kaldığı bu berbat yerin kendi zihninin aynası olduğunu fark edecektir giderek...
Ballard’a göre, toplumsal yaşamın dayattığı davranış kalıpları, gerçek benliğimizi bastırıp bizleri genelgeçer değer yargılarıyla uzlaşmaya zorluyor. Oysa, kenardaki değil asıl merkezde yaşanan hayat, örneğin kendimizi işyerlerine hapsettiğimiz bir hayat benliğimize aykırı belki de. Beton Ada’nın sakinleri, kalabalıkların arasında dolaşan bireyin ta kendisi olmasın?
“Kendi kaynaklarıyla baş başa kalan bir insanın meydan okuması her zaman sağlam bir temadır. Ballard da Beton Ada’da bu konuyu zekice işliyor. Modern yaşamın bir alegorisi. Hem zorlayıcı hem de derinlikli.”
Daily Telegraph
--reklam--
Beton Ada Alıntıları - Sözleri
- Bu acı ve işkence mekanları artık uzuvlarıyla birbirine karışmıştı. Kendine ait olan bu kısımları ait oldukları yerlere bırakabilmek niyetiyle adanın etrafından dolaşmaya çalışarak onlara doğru bir el işareti gönderdi. Sağ bacağını kaza yaptığı noktada, yara bere içindeki elleriniyse çelik çite çakılmış halde bırakacaktı. Göğsünü yaslandığı beton duvarın önüne koyacaktı. Her noktada gerçekleştirilen küçük bir ritüel, yükümlülüğün kendisinden çıkıp adaya geçişinin bir ifadesi yerine geçecekti. Kendi bedeninin komünyon ayinini icra eden bir rahip gibi yüksek sesle konuştu. “Ben adanın ta kendisiyim.” Gök, ışığını Maitland’ın üzerine boca etti.
- "Bu devirde insanın beynine monte edilmiş tam teşekküldü bir acil durum çantasına ek olarak gerçek yahut hayali felaketlerden sağ çıkmak konulu, hızlandırılmış bir kursa ihtiyaç vardı."
- "Ebediyen terk etmek üzere olduğu uğursuz bir yeri gözden geçiren bir adamın telaşsız gözleriyle son kez etrafına bakındı."
- "Hız sınırını dikkate almayarak aptallık etmişti."
- "... modern teknoloji, kişiliklerimizdeki her türlü sapkınlık emaresinin kendini göstermesi için bitimsiz bir olanak sağlar."
--reklam--
Beton Ada İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Kayıtsız Kalan İnsanlık: Beton Ada: “Gelecek, bugünü anlamak için geçmişten daha iyi bir anahtardır.” – J.G. Ballard Ballard’ın bilimkurgu edebiyatına katkılarını görmezden gelemeyiz. Kendisi, ürkütücü anlatıları yardımıyla okurlarını bilinçlendirmekle tanınır. Beton Ada da yine önemli yapıtları arasında sayılır. Genç bir mimar olan Robert Maitland, Londra’daki ofisinden evine doğru yol alırken, aracının lastiğinin patlaması sonucu otoyolların kesiştiği, otlarla kaplı noktaya, trafik adası olarak adlandırılan yere düşer. Kurtulmak için her yolu deneyen Maitland, şehirdeki duyarsız insanlarla dolu bu yoldan kurtulmanın kolay olmadığını kısa süre sonra acı bir şekilde tecrübe edecektir. Beklenmedik bir anda tüm o modern imkanlarını yitirip, ilkel bir çağa dönen Maitland bir şekilde hayatta kalmak, işi ve ailesine geri dönmek zorundadır. Fakat ağır yaralı vücuduyla bu iş hiç de sanıldığı kadar kolay olmayacaktır. Ani bir şekilde toplumdan soyutlanan Maitland, bu “beton ada”da yalnızlığa mahkum olur. Düşünecek bolca zamanının olması, ona birçok şeyi sorgulatacaktır. Tüm o gelip geçen araçlar ve ışıkları yanıp sönen gökdelenlerin içerisinde aslında dünyanın en vahşi canlıları yaşamaktadır: insanlar… Ballard’ın metaforlaştırdığı “beton ada”larda yaşayan bizler ne derece bilinçli ve çevremizde olan bitene karşı duyarlıyız? Kitapta anlatılan bu distopik geleceğin tam olarak şu anda tezahür ettiğinin bilincinde olan kaç insan var? Peki her geçen gün biraz daha insanlıktan çıktığımızın kimler farkında? Yaşadığımız dünyanın başına gelen en korkunç şey olan bizler, daha ne kadar paraya ve güce tapacağız? Daha ne kadar duyarsızlaşacak ve benliğimizi yitireceğiz? Günümüz dünyasındaki robotlaşan insanlara çok sert tokatlar atıyor Ballard bu eserinde. Çevirdiğimiz her sayfayla birlikte biraz daha gözlerimizin önüne seriliyor rezil hayatlarımız. Biraz daha ortaya dökülüyor kirli çamaşırlarımız. Ballard acımıyor bizlere, yerden yere vuruyor. Hemen hemen tüm eserlerinde insanın dönüşümünü odak noktasına oturtan, uzayı değil, insanları en ince ayrıntısına dek irdeleyen yazardan şaşırtmayan, güçlü bir eser. Modern hayatımızın bir alegorisini resmeden Ballard, edebi yeteneğini ustaca konuşturarak, yapıtlarıyla okurlarını aydınlatmayı ve biraz olsun yaşadığımız hayatı değiştirmemizi amaçlıyor ve başarıyor da. Sanmıyorum ki Ballard okumuş bir insan bilinçsiz olsun ve pasif kalmaya devam etsin. Bir soruyla bitirmek istiyorum: “Beton ada”larınızda duyarsız yaşamak mı daha acı olurdu yoksa “beton ada”larında duyarsızca yaşayan insanların varlığının farkına varıp, onları gözlemlemek mi? Ben söyleyeyim, her ikisi de yeterince ürkütücü. Bu sebeple, bir yolunu bulup, o mahsur kaldığımız adalardan çıkmalı ve evrendeki mucize varlığımıza yakışır bir şekilde hayatımızı sürdürmeliyiz. "Doğanın güçlerinin olası bütün saldırılarından zaferle çıkmaya yetecek kadar cesur ve kurnaz olabilir miyiz?” (Bahri Doğukan Şahin)
--reklam--
Beton Ada PDF indirme linki var mı?
--reklam--
J. G. Ballard - Beton Ada kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Beton Ada PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı J. G. Ballard Kimdir?
James Graham Ballard (15 Kasım 1930 - 19 Nisan 2009) Şanghay'da doğan İngiliz asıllı bilimkurgu yazarıdır. Bilimkurgu edebiyatta teknoloji tapınmacılığına karşı çıkan Yeni Dalga'nın seçkin temsilcilerindendir.
Ballard ve ailesi Pearl Harbour baskınından sonra diğer yabancılarla birlikte bir sivil tutsak kampına gönderildi. 1942 yazından savaşın bitimine kadar burada kaldılar. Ballard, tutsak kampında yaşadıklarını temel alarak 1984'te Güneş İmparatorluğu (Empire of the Sun) adlı kurmaca kitabını yazdı. Bu kitap daha sonra Steven Spielberg tarafından beyazperdeye uyarlandı. Bilim ve teknolojiye karşıt tutumunun şekillenmesinde, bu dönemdeki tutsaklar kampı, savaşın meydana getirdiği yıkım ve felâket gibi dramatik tecrübelerin büyük etkisi olduğu düşünülür. Özellikle atom bombasının meydana getirdiği fâcia, Ballard'ın eserlerinde kıyamete özgü felâketlerle imgesini bulur.
1946'da İngiltere'ye yerleşen Ballard, 1949'da psikiyatri okumak amacıyla Cambridge'de üniversiteye gitti. Üniversitede ruhtahlili (psikanaliz) ve gerçeküstücülükten etkilenerek yazdığı öncü kurmaca hikâyelerle yazarlığı da bir meslek olarak düşünmeye başladı. İki yıllık üniversite yaşantısından sonra Kanada'ya giderek Kraliyet Hava Kuvvetleri'ne (RAF) katıldı. 1954'te Hava Kuvvetleri'ni bırakarak İngiltere'ye döndü ve bir yıl sonra evlendi. 1956'da üç çocuğundan ilki doğdu ve aynı yıl Prima Belladonna adlı ilk öyküsü Science Fantasy dergisinde yayımlandı. 1962'deki ilk romanına (The Drowned World) kadar öykülerle bu dergide adından söz ettirdi. Bu romanın diğer kıyamet sonrası kurmacalardan farkı başkarakterin, buzulların erimesiyle oluşan felâketi ve kargaşayı hoş karşılayan biri olmasıdır. Ardından yazdığı kitaplarla bu alanda kendini kanıtlayıp tam-zamanlı bir yazar olarak hayatına devam etmiştir.
En çok konuşulan romanlarından biri olan Çarpışma'da (Crash) cinsel arzular ve teknoloji harikası arabalar arasında ilişki kurarak olay yarattı. Bu kitap aynı adla 1996'da David Cronenberg tarafından sinemaya uyarlandı ve müstehcenlik uyarısıyla sansür tartışmalarına sebep oldu. Bu tartışmaların ardından film sansüre uğramadan gösterime girdi ve Cannes Film Festivali'nde Jüri Özel Ödülü'nü kazandı.
Ballard bilimkurgunun teknoloji merkezli konulara bağlılığını teknoloji tapınmacılığı ve basmakalıpçılık diye eleştirip, uzay ve zaman yolculuklarını "iç uzaylardaki yolculuklar"la yer değiştirdi ve "asıl yabancı gezegen dünyamızdır" dedi. Ayrıca bilimkurgunun 20. yüzyılın esas edebî geleneği olduğunu ve bilimkurgunun görevinin reklamlar, imajlar gibi içinde yaşadığımız çeşitli kurgular arasından gerçekliği yakalamak olduğunu ve geleceğin bugünü anlamak için geçmişten daha iyi bir anahtar olduğunu söyledi.
Eserleri Ayrıntı Yayınları tarafından Türkçeye kazandırılmaktadır.
Uzun süre prostat kanseri ile mücadele eden James Graham Ballard, 19 Nisan 2009'da 78 yaşında, Londra'da öldü.
--reklam--
J. G. Ballard Kitapları - Eserleri
- Gökdelen
- Çarpışma
- Güneş İmparatorluğu
- Öteki Dünya
- Kristal Dünya
- Sınırsız Rüyalar Diyarı
- Beton Ada
- Süper Kent
- Milenyum İnsanları
- Cennete Bir Koşu
- Vahşet Sergisi
- Kokain Geceleri
- Yakın Geleceğin Mitosları
- Kadınların Şefkati
- Merhaba Amerika
- The Drowned World
- Al Kumsallar
- Hayatın Mucizeleri
--reklam--
J. G. Ballard Alıntıları - Sözleri
- Günün birinde Çin de dünyanın geri kalan bölümünü cezalandırıp korkunç bir öç alacaktı. (Güneş İmparatorluğu)
- …kendi yaratma gücündeki bir tanrı misali yeniden can veren bir benliğin içi boş izdüşümü gibi hissetmişti kendini. (Kristal Dünya)
- . Bu insanlar bir anlamda geleceğin hali vakti yerinde ve iyi eğitimli proletaryasının öncüsüydüler, şık mobilyaları ve akıllı duyarlılıklarıyla bu pahalı apartmanlara kapatılmış, kaçış imkânları yoktu. ... (Gökdelen)
- birtakım nedenlerden ötürü, kendi içimde, başka birine verilmiş olması gereken bir rolü oynadığımı düşünüyordum. (Sınırsız Rüyalar Diyarı)
- zihnime sızan heyecan duygusu düşmanlık ve şefkat arasında gidip geliyor, bu iki duygu birbirinin yerine geçebiliyordu. (Çarpışma)
- “Fakat bana öyle geliyor ki Max, tıp mesleği büsbütün hükmünü yitirmiş olabilir. Hayat ile ölüm arasındaki yalın ayrımın artık çok da bir anlamı olduğunu sanmıyorum.” (Kristal Dünya)
- Birden farkına vardım: Kesinlikle ölü değildim, ama aynı zamanda, yalnızca canlı da değildim. (Sınırsız Rüyalar Diyarı)
- - "... İzleri takip et. Guilford'dan 2 numaralı terminale kadar. Yolda bir yerde kendinle karşılaşacaksın..." (Milenyum İnsanları)
- ❝Seninle bir yerlerde karşılaşacağımı düşünüp duruyorum...❞ (Yakın Geleceğin Mitosları)
- Bugün yeni bir kelime öğrendim. Atom bombası. Gökyüzünde beyaz bir ışık gibiydi. Tanrı fotoğraf çekiyormuş gibi. (Güneş İmparatorluğu)
- Siyasetten söz ediyoruz. Halk, kendisinin aldatılmasında bile bile suç ortaklığı yapıyor. (Öteki Dünya)
- Aramızda tıpkı ikimizden birinin başka bir sevgilinin peşinde olduğu partilerde birbirimize zorlama bir şefkat gösterdiğimiz zamanlarda olduğu gibi alaycı bir sessizlik hüküm sürüyordu. (Çarpışma)
- Her cumartesi geliyorum buraya, eninde sonunda biri soruyor, 'Kaç para?' diye. 'Bedava,' diyorum. Afallıyorlar, sanki bir şeylerini çalmaya kalkmışım gibi tepki veriyorlar. İşte sana kapitalizm. Hiçbir şey parasız olamaz. Bu ideoloji hasta etmiş onları, polis çağırmak istiyorlar, muhasebecilerine mesajlar bırakıyorlar.Kendilerini değersiz hissediyorlar, günah işlediklerine inanıyorlar. Hemen koşup gitmeleri ve bir şey satın almaları gerekiyor yeniden nefes alabilmek için...'' (Öteki Dünya)
- güçlü ve gelişigüzel cinsel tutkunun etkisi altındaydım. (Sınırsız Rüyalar Diyarı)
- . Çalışmaları tatmin ediciyse, insanlar eski moda anlamda boş zamana ihtiyaç duymazlar. Hiç kimse Newton ya da Darwin'in rahatlamak için ne yaptığını ya da Bach'ın hafta sonlarını nasıl geçirdiğini sormaz. . (Süper Kent)
- Garip bir çelişkiyle, aramızda geçen bu sevişme her türlü cinsellikten yoksundu. (Çarpışma)
- Evde, kendi başıma uzun saatler geçirirdim. (Hayatın Mucizeleri)
- Dinlerin neden çölde başladığını yeni anladım -dinler birilerinin düşüncelerinin uzantısı gibi.Bakir bir doğadan çok buradaki her taş, her kaynana dili, her tarla sincabı birilerinin aklının uzantısı gibi görünüyordu, her şeyin mümkün olduğu büyülü bir alemdi sanki. Birlikte yeni doğrulara yelken açıyorduk. (Merhaba Amerika)
- Bir nedenle, ona neredeyse inanmıştım. (Hayatın Mucizeleri)
- Bütün bir savaşın yükünü yalnız başıma taşıdığımı düşünürdüm bazen. (Kadınların Şefkati)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin