Kitap Künyesi
Yazar: Mıgırdiç Margosyan
Tasarımcı: Vartan Paçacı
Yayın Evi: Aras Yayıncılık
İSBN: 9789757265139
Sayfa Sayısı: 134
--reklam--
Biletimiz İstanbul'a Kesildi Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Yine Gâvur Mahallesi, yine daracık Diyarbakır küçeleri, Merheli, Dıngılhava, Mardin Kapı ve diğerleri...
Okuru, satır aralarında saklı ince hüznü keşfetmeye çağıran bir yazın Margosyan'ınki. Diyarbakır'ı da, İstanbul'u da anlatsa bu duygu yoğunluğu hiç azalmıyor.
Gazeteci Ragıp Duran Allahsız Kalem isimli makalesinde bakın nasıl anlatıyor Margosyan'ı:... Margosyan'ın diline bir dengbej gelip yerleşmiş sanki. Geçenlerde bir yabancı gazetede Kahire'deki kahvelerde öykü-masal anlatan amcalardan birinin fotoğrafını görmüştüm. Biletimiz'i okurken o fotoğraf çekildi yeniden. Margos amca, bir masanın üstüne konmuş iskemleye oturmuş, elinde bir kitap, arada sırada gözlüklerini çıkarıp nargile ya da kahve içen dinleyicilerine bakıyor. Ulu Cami'nin önündeki kürsülere tünemiş Ermeniler, Kürtler, Museviler, Süryani ve Keldaniler usul usul dinliyorlar kendi öykülerini. Arada bir, Ermeni'nin biri ya da bir Hıristiyan Ape Margos, o kadının adı Mari değil Hayganuş diye tekzip iddiasında bulunuyor.
--reklam--
Biletimiz İstanbul'a Kesildi Alıntıları - Sözleri
- “Diyarbakır’da, Hançepek’te, Gavur Mahallesi’nde başlayan, ancak benim fikrim dahi alınmadan, alelacele, sadece ve sadece anadilimi öğrenmem için İstanbul’a postalanmamın ardından, geriye kalan yaşamımı, benim hiç de hayal edemeyeceğim şekilde etkileyen o anın, o yolculuğun gerisinde Diyarbakır’da bıraktığım Türkçe ‘gavur!’, Kürtçe ‘fılla!’ sözcüğü, daha İstanbul’a ayak basar basmaz götürülüp yerleştirildiğimiz Şişli’deki Karagözyan Ermeni Yetimhanesi’ndeki çocuklar, yani Ermeni arkadaşları şivelerine ve hallerine bakıp damgayı bastılar: ‘Koşuuun! Koşuuun! Anadolu’dan Kürtler gelmiş…!’’
- "Dicle içınde kaya Egıldım baktım aya Cahal ömrım çürıdi Günleri saya saya."
- "Diyarbakır diyarımdır, ilımdır Beni köle yapan dilımdır Alem bili, o yar benım yarımdır Ölsem gene vazgeçmenem senden yar."
- "Dicle'nin etrafı bostan Bir ziyan gelmez dosttan Aklım başımdan gidi Yari düşındığım an."
- "Söliyem, söliyem ama boşına. Çığhardığın çoraplari yatmadan evel yastığın altına koy ki, sebehleyin kolay bulasan diyiyem ama, ben bahan söliyem, ben bahan dinliyem. Gene hanki cehneme keyboldi getti çorabının teki?!"
- "Ağlaram ozan kimi Kaynaram kazan kimi Sari sari yaprağlar Dökerem hazan kimi."
- "Vee günlerden birgün yapacak herhangi bir iş oyapanacak bir sey bulamayınca Tanrının canı sıkıldı.Epeyce düşünüp taşındıktan sonra nihayet yeni bir sey yaratmaya karar verdi."
- Çaya indim susuzun Susuzum uykusuzum Girsem yarın koynuna Elim durmaz huysuzum.
- Eved , bütün şarkılar dillerde dolaştıktan sonra , zamanla yitip gidiyor , tozlanıp küfleniyorlardı ..
--reklam--
Biletimiz İstanbul'a Kesildi İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Erzincanlı Ermeni yazar Hagop Mıntzuri, Margosyan'ın Diyarbakır'ı anlattığı ilk öykülerinden biri olan "Halil İbrahim"i okuyunca bir mektup gönderir. Der ki mektubunda: "edebiyatı unutma, sabahından çal, gündüzünden çal, gecenden çal, eser ver bize. " Margosyan da kayıtsız kalmaz bu mektuba. "Anadili Serüvenim" adlı bir öykü kaleme alır, ki bu kitabın da ilk öyküsüdür. İnce mizahı her bir satıra sızmış olan öyküyü okuyan Mıntzuri cevaben der ki: "Karakteristlik bir gülüşün var, bizim köylerdeki gelinlerinki gibi. Dudaklar kısılıdır, birden parıldayıp sönüverir hani koyverilmez o gülüş..." Evet 7 öykülük kitabın ilki Hagop Mıntzuri'ye hitaben yazılmış. "Ustam, üstadım" satırlarıyla başlayan, anadilini öğrenme sürecini anlatan, anlatırken Diyarbakır'ın sokaklarını gezdiren, gezdirirken öğreten, öğretirken eğlendiren, eğlendirirken birden hüzünle son bulan. 2 öykü hariç 4 öykü de aynı duyguyu yaşatıyor okuyucuya. Ermeni Surp Giragos Kilisesi'nin çan sesleriyle Şeyh Matar Camii'nin minaresinden yükselen Allahuekber seslerinin birbirine karıştığı; Kürt Uso'nun öğüttüğü unla kilisenin ekmeklerinin yapıldığı; Keldanisiyle, Süryanisiyle, Ermenisiyle, Kürdüyle, Türküyle birçok halkın aynı küçelerde "kardeşçesine" yaşadığı; farklı dillerde, farklı ibadetlerde de olsalar bayramların seyranların iç içe geçtiği; Kure Mama'nın doğurttuktan sonra, "mankafa bişeye benziii, kafasının biçımınde, sifatında heç meymenet yoğh ki!" dediği, anasının keklen (boklu) dığasinin, asıl adı Sarkis olan Dişçi Ali'nin oğlu Mıgırdiç Margosyan'ın dudaklarındaki hüzünlü gülümseme gibi öykülerden oluşan Biletimiz İstanbul'a Kesildi'yi, Gâvur Mahallesi'nden geriye kalan yoğun duygularla okudum gene. Her bir öyküde üzüldüm, incindim, ama çokça da güldüm. "Diyarbakır'da, Hançepek'te, Gâvur Mahallesi'nde başlayan" yolculuk inanın sizi de üzecek, sizi de incitecek, ama en çok da güldürecek... (Semra Ok)
Daha önce Gavur Mahallesini okumuştum ve beğenmiştim, bu kitabı daha da çok beğendim dersem yalan olmaz galiba. Kitap ilk olarak, Margosyan'ın ustam diye hitap ettiği Hagop Mıntzuri'ye cevap niteliğindeki yazısı ile başlıyor. "Margosyan'ın Diyarbakır yöresini anlattığı ilk öykülerinden "Halil İbrahim"i okuyan Erzincanlı Ermeni yazar Hagop Mıntzuri, Marmara Gazetesi'nin 18 Mart 1976 tarihli sayısında bir açık mektup kaleme alır ve Margosyan'a övgüler düzer. Ardından da "Edebiyatı unutma, sabahından çal, gecenden çal, eser ver bize" diye çağrıda bulunur." O kadar içten o kadar keyifli ki bu mektuba verdiği cevap, çocukluktan, istanbul'a gönderilme serüvenine kadar, bir konudan bir konuya, çocuk gibi heyecanla atlaya atlaya anlatıyor her şeyi. Daha sonra ki öykülerde de tek tek her öyküde denk geldiğiniz kişilerle karşılaşıyorsunuz. Ben bazı yazarları okurken, sanki okumuyor da bir yerlerde oturmuş onları dinliyor gibi hissediyorum kendimi. Nefes almayı unutmuş ve ağzı açık kalmış bir durumdayım sanki. O kadar sıcak, o kadar içten ve samimi ki yazar. Gazeteci Ragıp Duran'ın bir makalesinde dediği gibi : [ Margosyan'ın diline bir dengbej gelip yerleşmiş sanki. Geçenlerde bir yabancı gazetede Kahire'deki kahvelerde öykü-masal anlatan amcalardan birinin fotoğrafını görmüştüm. Biletimiz'i okurken o fotoğraf çekildi yeniden. Margos amca, bir masanın üstüne konmuş iskemleye oturmuş, elinde bir kitap, arada sırada gözlüklerini çıkarıp nargile ya da kahve içen dinleyicilerine bakıyor. Ulu Cami'nin önündeki kürsülere tünemiş Ermeniler, Kürtler, Museviler, Süryani ve Keldaniler usul usul dinliyorlar kendi öykülerini. Arada bir, Ermeni'nin biri ya da bir Hıristiyan "Ape Margos, o kadının adı Mari değil Hayganuş" diye tekzip iddiasında bulunuyor." ] *** Bazı yazarlarımız yurtdışında yaşar ve yabancı dil yayınlar kitaplarını, sonra da kalkar bunu türkçeye çevirttirir. ( Türk değil de başka bir ülkenin vatandaşı gibidirler) Böyle yazarlar da, yabancı dil olan kitaplarını tekrardan türkçe olarak yazar. Buyrun size yazar var, bir de yazar var farkı. Margosyan'ın 2000 yılında sabah gazetesi yazarı Refik Durbaş ile yaptığı söyleşiden bir kesit : Yazma serüvenin ne zaman başladı? "1953 yılında Diyarbakır'dan ayrıldıktan sonra, lise tahsilimi burada, İstanbul'da yaptım. Lise son sınıfta artık yavaş yavaş bir şeyler karalamaya başlamıştım. Diyarbakır'da yaşarken Ermenice bilmiyordum. İstanbul'da öğrendim. Ermenice hocam, 'Senin elin kalem tutar, yazdığın kompozisyonlar fena değil, gel sen Diyarbakır'ı anlat' diyerek teşvik etti beni. Ben de doğrusu, onun tavsiyelerine uydum, işte ufak ufak Diyarbakır'ı, oradaki insanların yaşamını anlatmaya çalıştım." Kaç yıllarıydı o yıllar? "İşte 1957–58… Sonra, işte yazdığım bu hikâyeler genellikle İstanbul'da çıkan yerel gazetelerde, mesela Marmara'da yayımlandı. Ardından bir kitap haline dönüştürdüm bunları." Ermenice? "Evet, Ermenice... Ve 1988'de 'Ermenice yazan yazarlara verilen bir ödül var Fransa'da... " Eliz Kavukçuyan Ödülü… "Evet, o ödülü aldım. Sonra bir: arkadaş, tesadüfen bunu duymuş, geldi bana teklif etti, 'bunu Türkçe yayımlamayı düşünür müsün' dedi. Doğrusu ben o güne kadar bunu hiç düşünmemiştim. Olur dedim. Ve ben oturdum bütün hikâyeleri yeniden Türkçe yazmaya başladım, hiçbir zaman Ermeniceden tercüme etmedim yani... (Eylem U.K.)
Biletimiz İstanbul’a Kesildi, Mıgırdiç Margosyan’ın 7 öyküsünden oluşan bir öykü kitabı. Margosyan, Diyarbakır doğumlu bir Ermeni. Öyküleri çocukluğunun Diyarbakır’ından ve çocukluk hatıralarından izler taşıyor. Öykülerin büyük çoğunluğu anı-öykü diyebileceğimiz tarzda, otobiyografik ögeler barındırıyor. Öyküler akıcı ve canayakın; çoğunlukla neşeli, ironik ve mizahi bir anlatım hâkim öykülere. Bir Sait Faik havası seziliyor bazı öykülerde. Hatta “Allah!” adlı öyküsünde bir Sait Faik öyküsüne adını da veren piyango bileti satıcısı “Uzun Ömer”e bile rastlıyoruz. Öyküleri okudukça bu toprakların kadim bir rengi olan Ermenileri ve Ermeni kültürünü hem biraz daha tanıdım hem de aslında ne kadar benzer olduğumuzu bir kez daha buruk bir şekilde hatırladım. Buruk diyorum çünkü o günlerin bir daha geri gelmeyeceğini biliyorum. Tarihin sandığa kapatıp, ağzını da mühürlediği konulardan biri bu. Margosyan, Ermeni taşra edebiyatının son temsilcisi sayılıyor; 80’li yaşlarını sürmekte olan bu Ermeni söz ustasının başka kitaplarını da okuyacağım. Bu toprakların renkli kadim tarihi için bir okur olarak elimden sadece bunu yapmak gelir. (Gorki Okuryazar)
--reklam--
Biletimiz İstanbul'a Kesildi PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Mıgırdiç Margosyan - Biletimiz İstanbul'a Kesildi kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Biletimiz İstanbul'a Kesildi PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Mıgırdiç Margosyan Kimdir?
23 Aralık 1938’de Diyarbakır'ın Hançepek Mahallesi'nde (Gavur Mahallesi) doğan Margosyan, eğitimini Süleyman Nazif İlkokulu, Ziya Gökalp Ortaokulu, daha sonra İstanbul'daki Bezciyan Ortaokulu ve Getronagan Lisesi'nde sürdürdü, sonra öğrenimini İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümünde tamamladı.
1966-72 yılları arasında Üsküdar Selamsız'daki Surp Haç Tıbrevank Ermeni Lisesi'nde felsefe, psikoloji, Ermeni dili ve edebiyat öğretmenliği ve okul müdürlüğü yaptı. Daha sonra öğretmenliği bırakarak ticarete atıldı. Edebi çalışmalarını aralıksız sürdürdü. Marmara Gazetesi'nde yayımlanan Ermenice öykülerinin bir bölümü Mer Ayt Goğmeri (Bizim Oralar) adıyla kitap haline getirildi (1984). Bu kitabıyla 1988 yılında Ermenice yazan yazarlara verilen Eliz Kavukçuyan Vakfı Edebiyat Ödülünü (Paris-Fransa) aldı. Gavur Mahallesi (1992), Söyle Margos Nerelisen? (1995) ve Biletimiz İstanbul'a Kesildi (1998) adlı Türkçe kitaplarını, 1999'da ikinci Ermenice kitabı Dikrisi Aperen [Dicle Kıyılarından] izledi. Gavur Mahallesi, Avesta yayınları tarafından Li Ba Me, Li Wan Deran adıyla Kürtçe olarak yayımlandı (1999). 2010 yılında Türkçe kaleme aldığı Kürdan adlı kitabı Aras Yayıncılık tarafından yayınlandı. Evrensel Gazetesi'nde "Kirveme Mektuplar" adlı köşesinde yazmayı sürdüren Margosyan'ın bu makalelerinin bir bölümü Lis Basın-Yayın tarafından Kirveme Mektuplar adıyla 2006'da Diyarbakır'da yayımlandı. Aynı gazetede yazdığı makalelerin bir bölümü Belge Yayınları tarafından Çengelli iğne adıyla yayımlandı (1999). Ermeni yazınında taşra edebiyatının son temsilcisi olarak bilinmektedir. Agos, Gündem, Marmara ve Yeniyüzyıl gazetelerinde yazmıştır. Halen günlük olarak yayınlanan Evrensel gazetesinde "Kirveme Mektuplar" başlıklı köşe yazıları yayınlanmaktadır.
--reklam--
Mıgırdiç Margosyan Kitapları - Eserleri
- Gavur Mahallesi
- Söyle Margos Nerelisen?
- Tespih Taneleri
- Biletimiz İstanbul'a Kesildi
- Tanrı'nın Seyir Defteri
- Çengelliiğne
- Kürdan
- Kirveme Mektuplar
- Memleket Meselesi
- Zurna
- Fıllaname
--reklam--
Mıgırdiç Margosyan Alıntıları - Sözleri
- "İyi davranmak, efendi bir tutum sergilemek daha makbul değil midir? Bil ki iyi davranmazsan günah kapıda pusuya yatmıştır ve unutma ki onun istediği sensin. Fakat o sana değil, sen ona üstün ol!' (Tanrı'nın Seyir Defteri)
- Veee, elimizi, kolumuzu kelepçeleyip yarin koynuna sokmayan tüm Çarşambaları da gerçekten sel alsın! (Kürdan)
- Adi bir hırsızlık olayında, hırsızlığı yapan kişinin, sanki çok önemliymiş gibi(!) önce ve evvelemirde "Ermeni asıllı" olduğu vurgulandıktan sonra olayı anlatılırken, yine aynı ülkenin yine "Ermeni asıllı" bir vatandaşı uluslararası bir başarı kazandığı zaman, nedense "Ermeni asıllı" olduğu göz ardı edilip esamesi bile okunmazken, dahası; "Gavura kızıp oruç bozma" misali ve giderek "Ermeni!" sözcüğünün en tumturaklı "küfür" yerine geçtiği bir diyar-ı vatan toprağında; ben, hal-u perişanımı on altı kuruşluk damga pulunu da yapıştırdıktan sonra kimlerin önüne koyup arz etmeliydim? Arz ettiğimde de; "kırk yıllık Yani, olur mu Kani" felsefesiyle(!) sorgusuz sualsiz infaz mı edilecektim? (Çengelliiğne)
- Kadın dediğin yılda bir, hadi bilemedin iki yılda bir göbeğini şişirip burnuna dikmemişse, sekiz on kez bu işi yapmamışsa "kadınım" diye ortaya çıkmasın! (Gavur Mahallesi)
- Başkaları da vardı. Bunlara göre de Tanrı'nın esas evi, insanin vicdanı ve onun sesiydi. (Söyle Margos Nerelisen?)
- ''Ti-li-li, ti-li-liü" bizim yörelerde Ermeni'nin, Kürt'ün, Türk'ün, Süryani'nin, Keldani'nin, hasılı tüm toplumun sevinç çığlığıdır. Düğünlerde, "toy"larda, nişanlarda, sünnetlerde çağrılıp söylenir. "Ti-li li"siz sevinç olmaz!" (Söyle Margos Nerelisen?)
- Çünkü olmayan aklım zaten başımda değil ki! (Zurna)
- "Diyarbakır diyarımdır, ilımdır Beni köle yapan dilımdır Alem bili, o yar benım yarımdır Ölsem gene vazgeçmenem senden yar." (Biletimiz İstanbul'a Kesildi)
- "Söliyem, söliyem ama boşına. Çığhardığın çoraplari yatmadan evel yastığın altına koy ki, sebehleyin kolay bulasan diyiyem ama, ben bahan söliyem, ben bahan dinliyem. Gene hanki cehneme keyboldi getti çorabının teki?!" (Biletimiz İstanbul'a Kesildi)
- Yöre halkı ısınmak için hala"bok"tan medet umuyordu... (Kürdan)
- Çaya indim susuzun Susuzum uykusuzum Girsem yarın koynuna Elim durmaz huysuzum. (Biletimiz İstanbul'a Kesildi)
- Tamam; "umut fakirin ekmeği" de, bu halk bu boş vaatlere kanıp daha ne zamana kadar umutlarını ekmeğine katık edip yiyecek'! Peki de; fakirlik, fukaralık ve tüm sefaletlerin yükünü neden hep bu ülkenin büyük çoğunluğu çekerken "vatanını en çok seven bir grup azınlık" hep soğanın cücüğünü, yoğurdun kaymağını ziftlenecek! "Külfet"i paylaşmakta garibanın sırtında sosyal adalet hep vardır da "nimet"i paylaşmakta sosyal adalet hangi var olmayan cehenneme tüyer' (Çengelliiğne)
- Oysa okuyup “böyüg adam” olmak için beni buralara postalayan adamın hayatında hiçbir zaman okul zili çalmamıştı… (Tespih Taneleri)
- Biraz fazlaca konuşup, onun bunun işine burnumuzu sokmaya can atar, bayılırız. (Gavur Mahallesi)
- "Orta yerde düpedüz, göz göre göre bir haksızlık vardı. Neden daha doğar doğmaz ben bazi şeylerden yoksun bırakılıyordum? Bunu kimler ve ne hakla engelliyorlardı ? Eşitlik 'egalite' denen bir kavram bizim buralara hiç uğramamış mıydı?" (Söyle Margos Nerelisen?)
- Cami minarelerinden günde beş vakit ezan okuyan müezzinin sesine,çan sesleriyle cevap veremeyen yıkık kiliseler!... Parçalanmış diri diri mezara gömülmüş bir mozaik... (Zurna)
- Ne tuhaftır ki ve ne gariptir ki bu değişik vatan sevgisinin bedeli Kimilerine hep koltuk ama diğerlerine de hep sefalet olarak yansıyor. (Çengelliiğne)
- Hele hele durduk yere önce namus, şeref derken ardından da dinden, imandan yola çıkıp, netekim sakalını sıvazlayarak, netekim göbeğini kaşıyarak, elindeki doksan dokuzluk tespihinin her bir taşını şak! şak! çekerken her defasında da aranağme, nakarat misali ikide bir Allah, peygamber deyu deyu yemin billahla bir şeylere, bir yerlere kapı aralamak isteyen yemin tellallarından, bu işin piri "uyanık" cambazlardan Tanrı hepimizi korusun Kirvem!... (Kirveme Mektuplar)
- Netekim: "... Batılı tarihçiler ise Kürtleri, yalnız Batı Asya'da değil, dünyada kendi etnik yüzünü koruyabilmiş nadir halklardan biri olarak belirliyorlar. Batılı kaynaklar; iç içe yaşadıkları, komşuluk ettikleri birçok etnik varlık, soykırımlar, sürgünler ve asimilasyonlar sonucu eriyip yok oldukları halde, 'devletsiz halk' Kürtlerin, çevrilmiş, kuşatılmış hallerine, yok edici darbelere rağmen, etnik yapılarını koruyabilmelerini mucizevi başarı olarak niteliyorlar..." (Kirveme Mektuplar)
- Bu kısa boylu büyük insanın hayatına kısaca bir göz atın: Hapislere hayali ihracat pisliğine bulaştığı için mi girdi, yoksa ihale yolsuzluklarına adı karıştığı için mi? Mafya babalarıyla işbirliği içinde olduğundan mı? Belki de yüz kızartıcı birçok suçun faili olduğu için! Devleti ve milleti soyan eşkıyaların pis bataklığında çöreklendiği için! Fakirin, fukaranın, gariban insanın, "kul hakkı"nı yediği için! Peki, "bugün bu gündür, var sen de küpünü doldur" bencilliğiyle ortalarda cirit atan, bulaşık yalayarak salya sümük yağcılıklarla kişiliksizliklerini, şahsiyetsizliklerini, hiç utanmadan, hiç arlanmadan, haysiyetsizce sergileyen, üstelik bunu üç-beş "mangır", üç-beş "metelik", üç beş "kuruş" için yapan, bunun için olmadık taklalar atan kimi insanlara benzemediği için mi onun arkasından küfrediliyor. Üstelik ve de en önemlisi kimsenin inançlarına karışmadığı, ama kendi doğrularını da dobra dobra, mertçe, yüreklilikle yazıp söylediği, iki yüzlülük etmediği, her türlü istismarcılıktan uzak durduğu için mi suçlanıyor? Yeryüzünde "utanç" denen bir kavramın yanı sıra, "düşünce özgürlüğü"nden bihaber olanlara sormak gerek: Bugüne dek kaç kitap yazdınız? Kaç kitabınız kaç dile çevrildi? Her insana onur verebilecek kaç uluslararası ödüle layık görüldünüz? Bir şiire, bir oyuna hiç imza atabildiniz mi? İnsanları güldürürken onları düşündürmenin ne denli zor olduğunu hiç bilebildiniz mi? Kitabı, kalemi, ödülü, şiiri bir yana bırakın; kaçınızın "özü ve sözü" seksen yıllık bir yaşam "oyununda" hep aynı potada kaldı, kalabildi veya kalabilecek? Kaçınız bindiğiniz "meçhule giden bu gemide" rotanızdan hiç şaşmadan yolunuza devam edebileceksiniz? Evet, doğrudur; bu kısa boylu büyük insana, yaşadığı günlerde zaten fazlasıyla gaflet ve hatta hıyanet içinde bulundunuz, bari ölümünden sonra baykuşluğu bırakın! Ölümünden sonra, ardından kimsenin övgü yapmamasını istemiş bu sevgili insan. Vasiyetine uyarak Can Yücel de bir güzel yergi(!) yazdı bu gazetenin sütunlarında. Eline, kalemine sağlık Can Yücel! Bundan daha güzel bir yergi dostlar başına! Anlayabilen devekuşlarına... Her gidenin ardından genellikle: "Onu unutmayacağız", "Anısı hep içimizde yaşayacak!" gibi şeyler söylenir. "Zaman", o acımasız "zaman", nedense hep galip gelir; "anılar'', "acılar" sevenlerin yüreklerinde tamamen yitip tükenmezse de küllenir. Sevgili Aziz Usta! Kitaplarının başı sağolsun! Sevgili Nesin Usta! Ölümsüz kaleminin başı sağolsun! Ustam! Bir mezara hapsolmak istemedin; çok iyi ettin. Bundan böyle bil ki; artık "gözlerimizin daldığı" en güzel yeşilliklerde, en engin maviliklerde hep seni bulacağız. Çünkü sen, hep orada "gözlerimizin daldığı" güzelliklerde olacaksın, çünkü sen oralarda gözlerimizin içine bakarak hep güleceksin ... ! (Çengelliiğne)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin