Kitap Künyesi

Yazar: Michel Foucault

Çevirmen: Veli Urhan

Orijinal Adı: L'archeologie du savoir

Yayın Evi: Ayrıntı Yayınları

İSBN: 9789755396255

Sayfa Sayısı: 256

--reklam--

Bilginin Arkeolojisi Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

1926 yılında Fransa'nın Poitiers kentinde doğan Michel Foucault hem düşünceleri hem de yaşantısıyla kendisini özgürlüğe adamış bir filozof, bir eylem insanıdır. Belki de onu anlamanın en doğru yolu söyleşilerde kullandığı şu ifadelerdir: "Yaşamın ve çalışmanın temel amacı, kişinin başlangıçta olmadığı kişi olmasıdır"; "oyun ancak sonunda ne olacağını bilmediğin zaman oynamaya değer olur"; "kitaplarımın her birisi benim yaşam öykümdür".

Foucault hem kendisinin hem de başkalarının herhangi bir kategorik çerçevenin içine yerleştirilerek nitelenmesinden ya da yargılanmasından son derece rahatsızlık duyardı mutlaka ama yine de onu anlatmaya giriştiğimizde bulabileceğimiz en uygun sıfat yine kendisinin kullandığı Düşünce Sistemleri Tarihçisi olacaktır.

Foucault'nun düşünce hayatına bütünüyle egemen olan üç ana kavram vardır. Çözümlemelerinin "düşünce sistemleri"ne ilişkin olanları arkeoloji, "iktidar biçimleri"ne ilişkin olanları genealoji, "kendine özen gösterme"ye ilişkin olanları da etik ile belirlenen üç dönemde yapılır. Foucault için Klâsik olan XVII. ve XVIII. yüzyıllar ile Modern olan XIX. ve XX. yüzyıllarda, bu dönemlere ilişkin oluşumları hem teorik hem de pratik alanlarında yöneten epistemelerin farklı olması nedeniyle, farklı biçimlerde görünen ve incelenen aynı pozitifliklerin (hayat, emek, dil) bilgisi hakkında gerçekleştirilen derinlemesine bir çözümleme yönteminin adıdır Bilginin Arkeolojisi. Bu çözümleme yöntemi, onun alt başlığı "psikiyatrinin arkeolojisi" olan Klâsik Çağda Deliliğin Tarihi, alt başlığı "tıbbî bakışın arkeolojisi" olan Kliniğin Doğuşu ve yine alt başlığı "insan bilimlerinin arkeolojisi" olan Kelimeler ve Şeyler adlı eserlerinde uygulanmıştır. Adı geçen eserlere egemen olan arkeoloji ile Foucault bir disiplini değil, bir araştırma alanını göstermek ister.

(Tanıtım Bülteninden)

--reklam--

Bilginin Arkeolojisi Alıntıları - Sözleri

  • Bir ifadenin dâima başka ifadelerle dol­durulmuş kenarları vardır.
  • Düşüncelerin tarihi,... başlangıçların ve bitimle­rin disiplini, belirsiz sürekliliklerin ve geri dönüşlerin betimlen­mesi, tarihin çizgisel biçiminin içindeki gelişmelerin yeniden kuruluşudur. Fakat düşüncelerin tarihi aynı zamanda her alanda­ki bütün karşılıklı ilişkiler ve aracılar oyununu betimleyebilir: o bilimsel bilginin nasıl yayıldığını, felsefî kavramlara nasıl yer verdiğini, ve muhtemelen edebî eserlerde nasıl biçim ka­zandığını gösterir; problemlerin, kavramların, temaların dile ge­tirildikleri felsefî alandan bilimsel ya da siyasal söyleme doğru nasıl yer değiştirebildiklerini gösterir; eserleri kuramlarla, alış­kanlıklarla ya da sosyal davranışlarla, tekniklerle, ihtiyaçlarla ve sessiz pratiklerle ilişkiye sokar; söylemin en çok özümsenmiş biçimlerini, somut görünüm içinde, onların doğuşunu gör­müş olan büyüme ve gelişme ortamında, yeniden canlandırmaya çalışır. Bu durumda düşüncelerin tarihi birbirinin içine girmele­rin disiplini, eserleri çevreleyen, onları belirginleştiren, yeniden birbirlerine bağlayan ve kendileri olmayan her şeyin içine onları yerleştiren aynı merkezli dairelerin betimlenmesi olmaktadır.
  • Bir ifadenin dâima başka ifadelerle dol­durulmuş kenarları vardır.
  • Bir ifadenin dâima başka ifadelerle dol­durulmuş kenarları vardır.
  • Genel olarak düşüncelerin tarihi söylemlerin alanını iki de­ğerli bir alan olarak inceler; orada tekrar edilen her eleman eski ya da yeni, benzersiz ya da tekrarlanmış, geleneksel ya da oriji­nal, ortalama ya da yoldan çıkarıcı bir tipe uygun olarak belir­ginleştirilebilir. O halde iki tür dile getirme kategorisi birbirin­den ayırdedilebilir; değerli ve nisbeten az sayıda olan, ilk kez ortaya çıkmış bulunan, kendilerine benzer öncüllere sahip bulunmayan, muhtemelen başkalarına modellik edecek olan, ve bu ölçüde kendilerine yaratılmışlar görüntüsü vermeyi hakeden ka­tegoriler; ve kendilerinden sorumlu olmayan ve daha önce söy­lenmiş olan şeyden, bazen onu olduğu gibi tekrar etmek için, tü­reyen kategoriler. Bu iki gruptan her birine düşüncelerin tarihi bir statü verir; ve o onları aynı çözümlemeye tâbi tutmaz; birin­cisini betimlerken, o icadların, değişimlerin, başkalaşımların ta­rihini anlatır, doğrunun yanlıştan nasıl kurtulduğunu, bilincin birbirini izleyen uykularından nasıl uyandığını, yeni biçimlerin şimdi bize ait olan görünümü sırasıyla bize vermek için nasıl di­rendiklerini, tarihçiye bu birbirinden ayrı noktalardan, bu birbi­rini izleyen kopmalardan hareketle bir evrimin sürekli çizgisini keşfetmeyi gösterir. Öteki grup tam tersine tarihi durgunluk ve ağırlık olarak, geçmişin ağır birikimi ve söylenmiş şeylerin ses­siz çökeltisi olarak gösterir; ifadelerin orada toplu olarak ve or­tak oldukları şeye göre incelenmesi gerekir; onların olaysal tikellikleri nötrleştirilebilir; müelliflerinin kimliği, ortaya çıkış anları ve yerleri de önemlerini kaybeder; buna karşılık, değer­lendirilmesi gereken onların uzamlarıdır: tekrar edildikleri yere ve zamana kadar ifadeler hangi kanallarla yayılırlar, hangi grup­ların içinde dolanırlar; insanların düşüncesi için hangi genel uf­ku belirtirler, hangi sınırları insan düşüncesine empoze ederler; ve, bir dönemi belirginleştirirken, nasıl onu başka dönemlerden ayırdetrnek olanağını verirler: demek ki bir global biçimler seri­si betimlenir.
  • Bir ifade daima hem dilin hem de anlamın sonuna dek kullanamayacağı bir olaydır.
  • Kopuk olayların ortaya çıktığı alanı saflığı içinde göster­mek, onu hiçbir şeyin üstesinden gelemeyeceği bir yalnızlığın içine yeniden yerleştirmeye girişmek değildir. Bu onu yeniden kendi üzerine kapatmak değildir; bu kendisinde ve kendisindeki ilişki oyunlarını betimlemek için kendini serbest bırakmaktır.
  • Geleneksel biçimi içinde tarih,geçmişin anıtlarını "belleğine yerleştirmek",onları doküman haline dönüştürmek ve çoğunlukla kendiliğinden sözlü olmayan ya da sessizce söylediği,söylediklerinden başka olan bu izleri konuşturmak girişiminde bulunuyordu;tarih,günümüzde dokümanları anıtlar haline dönüştürürken,insanlar tarafından bırakılmış izlerin çözüldüğü ve bulundukları oyukta tanınmaya çalışıldıkları yerde,ayırımın,gruplandırmanın,anlamlı kılmanın,ilişkiye sokmanın,birlikler oluşturmanın söz konusu olduğu bir öğeler yığınını gösterir. Tarih,dilsiz anıtların,cansız izlerin,bağlantısız nesnelerin ve geçmişe terk edilmiş şeylerin disiplinli olarak,arkeolojinin tarihe yöneldiği ve ancak tarihsel bir söylemin yeniden kurulmasıyla anlam kazandığı bir zamandı;kelimeler üzerinde biraz oynamak suretiyle denilebilir ki günümüzde,tarih arkeolojiye,anıtın esas tanımına yönelir.
  • ...dilin ele­manlarını oluşturan işaretler kendilerini ifadelere empoze eden ve onları içten yöneten biçimlerdir.
  • ...dilin ele­manlarını oluşturan işaretler kendilerini ifadelere empoze eden ve onları içten yöneten biçimlerdir.

--reklam--

Bilginin Arkeolojisi İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Michel Foucault (1926-1984) bu kitabını "Kelimeler ve Şeyler" adlı kitabı başta olmak üzere, kendi buluşu olan yöntem hakkında açıklama yapmak için 1969 yılında yayımlamıştır. Foucault, gelişme, söylem, gelenek, etki gibi insanda süreklilik duygusu uyandıran kavramlaştırmaların aldatıcı olduğunu savunan bir filozof. Bu temel bakış açısından hareketle "bilginin arkeolojisi" yönteminin ilkelerini açıklamaktadır. (AdemYıldırım)

--reklam--

Bilginin Arkeolojisi PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Michel Foucault - Bilginin Arkeolojisi kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Bilginin Arkeolojisi PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Michel Foucault Kimdir?

Michel Foucault Fransız düşünür, sosyal teorist, tarihçi, edebiyat eleştirmeni, antropolog ve sosyolog. 15 Ekim 1926’da Poitiers'de doğdu. Babası, oğlunun kendi kariyerini takip etmesini isteyen bir cerrahtı. Foucault, Saint-Stanislas Okulunu bitirdikten sonra, saygın bir okul olan Paris’teki 4. Henry Lisesi’ne girdi. 1946’da, daha önce sınavlarında başarısız olduğu École Normale Supérieure’e kabul edilen dördüncü öğrenciydi. İkinci Dünya Savaşı sırasında Poitiers, Alman ordularının işgali altında kaldı.

Maurice Merleau-Ponty ile felsefe çalıştı. 1948’de felsefe diplomasını, 1950’de psikoloji diplomasını aldı ve 1952’de psikopatoloji diplomasıyla ödüllendirildi. 1950-1953 yılları arasında Fransa Komünist Partisi'nde yer almıştır. Partiye girişi Louis Althusser aracılığıyla olmuştur. Ancak Stalin'in Sovyetler Birliği'nde izlediği politikalar onu partiden soğutmuş ve bir süre sonra partiden ayrılmıştır.

1954’ten itibaren dört yıl İsveç’te Uppsala Üniversitesi’nde doktora tezini yazdı. Zamanın Uppsala Üniversitesinin pozitivist damarı Foucault'un tezini bilimsel bulmayıp kabul etmedi. Birer yıl da Varşova ve Hamburg Üniversitelerinde Fransızca öğretti. 1960’da Fransaya Clermont-Ferrand Üniversitesine felsefe bölüm başkanı olarak döndü. "Delilik ve Medeniyet" (Folie et déraison. Histoire de la folie à l'âge classique) kitabındaki teziyle doktorayla ödüllendirildi. Aynı yıl Foucault, kendinden on yaş küçük olan felsefe öğrencisi Daniel Defert’la tanıştı. Defert’ın politik aktivizmi çalışmalarında ona yol gösterdi. Foucault, Defert’la aralarındaki ilişki için çok sonraları bunun zaman zaman da aşka benzeyen uzun soluklu bir tutku ilişkisi olduğunu söyledi.

Foucault’nun ikinci önemli eseri "Kelimeler ve Şeyler" (Les mots et les choses) 1966’da yayımlanan karşılaştırmalı bir ekonomi, doğa ve dil bilimleri çalışmasıydı. Çok satan bu kitap Foucault’nun adının tanınmasında büyük rol oynadı.

1966-1968 arasında Defert’la birlikte Tunus’a gitti ve birlikte tekrar Paris’e döndüler. Foucault, Vicennes’deki Paris-VIII Üniversitesi’nde Felsefe bölüm başkanı oldu, Defert da sosyoloji bölümünde ders vermeye başladı. 1968 öğrenci hareketinden oldukça etkilendiler. Aynı yıl Foucault başka aydınlarla beraber Hapishane Bilgilendirme Grubu’nu (Groupe d'information sur les prisons) kurdu.

1969’da "Bilginin Arkeolojisi"’ni (Archéologie du savoir) yayımladı. 1970’de en önemli araştırma enstitülerinden biri olan Fransa Koleji’ne Düşünce Sistemleri Tarihi profesörü olarak seçildi. 1975’te belki de en etkili kitabı olan "Hapishanenin Doğuşu"’nu (La naissance de la prison) yayımladı.

Ömrünün kalan yıllarında kendini "Cinselliğin Tarihi" (Histoire de la sexualité) çalışmasına adadı. 1976’da ilk cildini yayımladı, çalışmasını tam bitirememiş olsa da ikinci ve üçüncü ciltler 1984’teki ölümünden hemen sonra yayımlandı.

1978'li yıllarda İran'da Şah karşıtı gösteriler ayyuka çıktığında Foucault, Corriere della Sera ve Le Nouvel Observateur dergilerine muhabirlik yapmış, İran'ı ziyaret etmiştir. Paris'te Ayetullah Humeyni ile görüşmüş, İran'daki muhalefet liderleri ve gösteriye katılan insanlarla mülakatlar gerçekleştirmiştir. İran'a ilişkin "Ruhsuz dünyanın ruhu" gibi yazdığı makaleler ve kullandığı "siyasi ruhanilik" kavramı ilginçtir. Bu makaleler İngilizceye çok sonradan tercüme edilmiş, özellikle 11 Eylül saldırılarının ardından ilgi görmüş; siyasal İslam, İran-Batı ilişkileri bağlamında incelenen metinler olmuştur.

Michel Foucault, daha çok toplumdaki daimi doğruları inceleyen bir filozoftu. Nietzsche ve Heidegger’in düşüncelerinden oldukça etkilenen Foucault, çalışmalarında çoğunlukla Karl Marx ve Sigmund Freud’un fikirleriyle mücadele etti. Hapishaneler, polis, sigorta, delilik, eşcinsellik ve sosyal haklar konularında çalıştı. Bütün çalışmalarını modernitenin bireyler üstündeki etkisi ve getirdiği yeni iktidar ilişkileri üstüne kurdu. Öte yandan Gerard Raul'a verdiği röportajda post-modernist yahut post-yapısalcı olarak tasnif edilmeyi reddettiğini söylemiştir.

25 Haziran 1984'te Paris'te yakalandığı AIDS hastalığı nedeniyle vefat etmiştir.

Foucault' un felsefi yönünün anlaşılması, bir sosyal bilimler öğrencisi için aşılması ayrıcalık getirecek bir eşiktir. Foucault toplumdaki daimi doğruların oluşum sürecini modernist bir bakış açısı olarak görür ve kökten reddeder. Postmodernite kendini genel geçer doğruların aksine hareket eden bireylerde ve düşünüşlerde bulur. Bu nedenledir ki Foucault deliler üzerinde araştırmalar yapmıştır. Deliler ona göre toplumun daimi doğrularına uygun hareket edemeyen bireylerdir. Toplumun genelini bir oda içerisinde gören Faucault bütün düşüncelerin, hareketlerin bu daimi doğrular çerçevesinde yahut kıskacı altında ortaya çıktığını iddia eder. Gay, lezbiyen, transseksüel, biseksüel oryantasyonlar daimi doğrulardan ayrı doğrular çerçevesinde oluştukları için postmodernitenin varoluşunu ve moderniteden çıkıldığını gösterir (modernite bu kavramları asla kabul edemezdi). Foucault kendi çalışmalarının bile genel geçer daimi doğrulardan olmaması gerektiğine inanır ve çalışmalarının kullanıldıktan sonra atılmasını öğütler.

--reklam--

Michel Foucault Kitapları - Eserleri

  • Bu Bir Pipo Değildir
  • Hapishanenin Doğuşu
  • Deliliğin Tarihi
  • Cinselliğin Tarihi
  • Doğruyu Söylemek
  • Kelimeler ve Şeyler
  • Akıl Hastalığı ve Psikoloji
  • Bir Aile Cinayeti
  • Güzel Tehlike
  • Büyük Yabancı
  • Bilginin Arkeolojisi
  • Özne ve İktidar
  • İktidarın Gözü
  • Toplumu Savunmak Gerekir
  • Entelektüelin Siyasi İşlevi
  • Büyük Kapatılma
  • Hermenötiğin Kökeni
  • Kliniğin Doğuşu
  • Yapısalcılık ve Post Yapısalcılık
  • Rezil İnsanların Yaşamı
  • Söylemin Düzeni
  • Eleştiri Nedir? - Kendilik Kültürü
  • Psikoloji ve Ruhsal Hastalık
  • Deliliğin Tarihine Giriş
  • Sonsuza Giden Dil
  • Felsefe Sahnesi
  • Raymond Roussel: Ölüm ve Labirent
  • Biyopolitikanın Doğuşu
  • Güvenlik, Toprak, Nüfus
  • Yedinci Meleğe Dair Yedi Bahis
  • Manet
  • Kliniğin Doğuşu
  • Marx'tan Sonra
  • Ders Özetleri
  • Öznenin Yorumbilgisi
  • Bilme İstenci Üzerine Dersler
  • Öznellik ve Hakikat
  • Dostluğa Dair
  • Nietzsche, Freud, Marx
  • Of Other Spaces, Heterotopias
  • Özgürlük ve Bilgi
  • Hakikat Cesareti Kendinin ve Başkalarının Yönetimi 2
  • Kliniğin Doğuşu
  • Söylem ve Hakikat
  • Religion and Culture
  • Language, Madness, and Desire
  • Kelimeler ve Şeyler İnsan Bilimlerinin Bir Arkeolojisi
  • İqtidar. Nəzarət. Cəmiyyət
  • Dream and Existence
  • The Order of Things

--reklam--

Michel Foucault Alıntıları - Sözleri

  • ''[...] Psikanalizin size öğretebileceği tek şey, sizin bir efendi aradığınızdır.'' (Felsefe Sahnesi)
  • Geleneksel biçimi içinde tarih,geçmişin anıtlarını "belleğine yerleştirmek",onları doküman haline dönüştürmek ve çoğunlukla kendiliğinden sözlü olmayan ya da sessizce söylediği,söylediklerinden başka olan bu izleri konuşturmak girişiminde bulunuyordu;tarih,günümüzde dokümanları anıtlar haline dönüştürürken,insanlar tarafından bırakılmış izlerin çözüldüğü ve bulundukları oyukta tanınmaya çalışıldıkları yerde,ayırımın,gruplandırmanın,anlamlı kılmanın,ilişkiye sokmanın,birlikler oluşturmanın söz konusu olduğu bir öğeler yığınını gösterir. Tarih,dilsiz anıtların,cansız izlerin,bağlantısız nesnelerin ve geçmişe terk edilmiş şeylerin disiplinli olarak,arkeolojinin tarihe yöneldiği ve ancak tarihsel bir söylemin yeniden kurulmasıyla anlam kazandığı bir zamandı;kelimeler üzerinde biraz oynamak suretiyle denilebilir ki günümüzde,tarih arkeolojiye,anıtın esas tanımına yönelir. (Bilginin Arkeolojisi)
  • Hastalık, doğanın karşısında değildir, tersine çevrilmiş bir süreçte, doğanın ta kendisidir. (Akıl Hastalığı ve Psikoloji)
  • Sıradan olanı oluşturan her şey, önemsiz detaylar, siliklikler, görkemsiz günler, o bildik yaşam anlatılabilirdir ve anlatılmalıdır, hatta daha iyisi, yazıya geçirilmelidir. (Rezil İnsanların Yaşamı)
  • bilgi faydaya karşıttır,zira onaylamaya ve itiraza yer verilmesi gereken bir oyundur. (Bilme İstenci Üzerine Dersler)
  • "Birbirimizi yorumlamaktan başka bir şey yapmıyoruz" (Kelimeler ve Şeyler)
  • Yaşamın ta kendisinin siyasi stratejilerde ortaya sürülmesi Foucault’ya göre bir toplumun “modernliğe girme eşiği”dir. “İnsan, binlerce yıl boyunca Aristoteles için neyse o olmuştur, yani yaşayan ve buna ek olarak siyasal bir varlık olma yeteneğine sahip olan bir hayvan; modem insan, bir canlı varlık olarak yaşamını kendi siyaseti dahilinde söz konusu eden bir hayvandır." (Özne ve İktidar)
  • ''Tırtıklanmış bir söylemin göbeğinde yaşıyoruz.'' (Felsefe Sahnesi)
  • Düşüncelerin tarihi,... başlangıçların ve bitimle­rin disiplini, belirsiz sürekliliklerin ve geri dönüşlerin betimlen­mesi, tarihin çizgisel biçiminin içindeki gelişmelerin yeniden kuruluşudur. Fakat düşüncelerin tarihi aynı zamanda her alanda­ki bütün karşılıklı ilişkiler ve aracılar oyununu betimleyebilir: o bilimsel bilginin nasıl yayıldığını, felsefî kavramlara nasıl yer verdiğini, ve muhtemelen edebî eserlerde nasıl biçim ka­zandığını gösterir; problemlerin, kavramların, temaların dile ge­tirildikleri felsefî alandan bilimsel ya da siyasal söyleme doğru nasıl yer değiştirebildiklerini gösterir; eserleri kuramlarla, alış­kanlıklarla ya da sosyal davranışlarla, tekniklerle, ihtiyaçlarla ve sessiz pratiklerle ilişkiye sokar; söylemin en çok özümsenmiş biçimlerini, somut görünüm içinde, onların doğuşunu gör­müş olan büyüme ve gelişme ortamında, yeniden canlandırmaya çalışır. Bu durumda düşüncelerin tarihi birbirinin içine girmele­rin disiplini, eserleri çevreleyen, onları belirginleştiren, yeniden birbirlerine bağlayan ve kendileri olmayan her şeyin içine onları yerleştiren aynı merkezli dairelerin betimlenmesi olmaktadır. (Bilginin Arkeolojisi)
  • “Dünya özü itibarıyla her noktada farklıdır; tüm noktalar üzerinde ağırlığa sahiptir, tüm noktalar direnç gösterir ve sonuç olarak ortaya çıkanlar her durumda birbirleriyle mükemmel bir uyumsuzluk halindedir.” (Bilme İstenci Üzerine Dersler)
  • Nihayetinde eleştiri ,kendinden başka bir şeyle ilişki içinde var olur ancak .Bilmeyeceği ve olmayacağı bir gelecek ya da hakikat için bir araç bir vasıtadır polislik yapmak istediği ama yasa yapma kudretinin olmadığı bir alanda gözetmenliktir. (Eleştiri Nedir? - Kendilik Kültürü)
  • Sağlık, ahiret mutluluğunun yerini alıyor, diyordu Guardia. (Kliniğin Doğuşu)
  • ... hakikate erişmek üzere işleme konan bilgi biçimleri gibi, ortaya çıkan bilgi içerikleri ve özneleşme etkileri de her çağda farklıdır. Demek ki genel ve evrensel bir özne tarihi yapılamaz: Kişinin kendisiyle ve hakikatle kurduğu ilişkinin biçimine bağlı olarak, ortaya çıkacak özne de değişecektir. (Öznellik ve Hakikat)
  • Mutluluk, hayatta insanın kendisini ne kadar güzel oyalabildiği ile doğru orantılıdır. Mutlu hissediyorsanız siz bu işi güzel yapıyorsunuz demektir. (Deliliğin Tarihi)
  • Ölmek için acele ediyorum (Bir Aile Cinayeti)
  • Günümüzün dünyası şizofreniyi mümkün kılmaktadır, bu dünyanın, olayları yoluyla insani olmayan ve soyut olmasından dolayı değil, aksine kültürümüzün bu dünyayı, onun içinde insanın artık bizzat kendisini tanıyamaması şeklinde okumasından dolayıdır. (Psikoloji ve Ruhsal Hastalık)
  • “Ben iktidar mekanizmasını düşündüğümde, iktidarın bireylerin tohumuna kadar ulaştığı, bedenlerine eriştiği, hâl ve tavırlarına, söylemlerine, öğrenimlerine, gündelik yaşamlarına sindiği kılcal var olma biçimini düşünüyorum.” (İktidarın Gözü)
  • Akıl bilgiyi defalarca ve defalarca ikiye ayırdı. (Yapısalcılık ve Post Yapısalcılık)
  • Kopuk olayların ortaya çıktığı alanı saflığı içinde göster­mek, onu hiçbir şeyin üstesinden gelemeyeceği bir yalnızlığın içine yeniden yerleştirmeye girişmek değildir. Bu onu yeniden kendi üzerine kapatmak değildir; bu kendisinde ve kendisindeki ilişki oyunlarını betimlemek için kendini serbest bırakmaktır. (Bilginin Arkeolojisi)
  • Bir fikrin kendi kendine bir iktidara sahip olmadığının doğal olduğunu düşünmüyor musunuz? (Hermenötiğin Kökeni)