Kitap Künyesi
Yazar: Ahmet Akgündüz
Yazar: Said Öztürk
Yayın Evi: Osmanlı Araştırmaları Vakfı
İSBN: 9789757268284
Sayfa Sayısı: 530
--reklam--
Bilinmeyen Osmanlı Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Kitabımız Dört Bölümden teşekkül edecektir. Birinci Bölümde, Osmanlı Devleti''nin Siyasi Tarihi ile ilgili önemli sorulara ve cevaplarına yer vereceğiz. Ancak her Padişah ile ilgili, çokça sorulan soruları, hukuk veya iktisadı ilgilendirse dahi, bu kısımda cevaplandıracağız. Mesela, Fatih''i anlatırken Kanunnamesinde yer alan kardeş katlini geçmeyeceğiz. İkinci Bölümde, Osmanlı Devleti''nde Sosyal Hayat ve Haremle ilgili soruları cevaplandıracağız. Üçüncü Bölümde, Osmanlı Hukuk Sistemi ve Devlet Teşkilatı ile alakalı meseleleri inceleyeceğiz. Son ve Dördüncü Bölümde ise, Osmanlı İktisadı ve Mali Hukuku ile ilgili bazı soruların cevaplarını zikredeceğiz...
--reklam--
Bilinmeyen Osmanlı Alıntıları - Sözleri
- Muhasaranın 53. Günü Hz. Peygamber'in müjdelediği fetih 29 Mayıs 1453 günü gerçekleşti ve Osmanlı ordusu tekbir sesleriyle Topkapı ve Eğrikapı yönlerinden İstanbul'a girdi.
- Sultan Süleyman bir gün mahremleriyle görüşürken onlara "Velinimet-i âlem kimdir?" diye sormuş. Onlar "Padişah efendimizdir" demeleri üzerine: "Hayır, velinimet-i âlem reâyadır yani köylüdür ki, ziraat ve hirâset (çiftçilik) emrinde huzur ve rahatı terk ile iktisab ettikleri nimetle bizleri it’âm ederler" demiştir.
- Şehzade Bâyezid ile babasının karşılıklı olarak birbirine yazdıkları şu şiir, meselenin künhünü anlatması açısından çok manidardır. Sadece birer dörtlüklerini alıyoruz: Şehzâde Bâyezid (Şâhi) "Ey serâser âleme Sultân Süleyman'ım baba, Tende canım, canımın içinde canım baba. Bâyezid'ine kıyar mısın benim canım baba, Bî günahım Hak bilir devletlü Sultânım baba." Kanuni (Muhibbî): "Ey demâdem mazhar-ı tuğyân-ı isyanım oğul, Takmayayım boynuna herkiz tavk-ı fermanım oğul. Ben kıyar mıydım sana ey Bâyezid Hânım oğul, Bî günahım deme bârî tevbe kıl canım oğul."
- Görülüyor ki, Fatih Sultân Mehmed'in Sırbistan'da tatbik edeceğini va'd ettiği "Her Caminin yanında bir kilise inşasına müsaade" durumu, İstanbul'da da tatbik olunmuştur. Fener'de Abdi Subaşı Mahallesi'ndeki Caminin bitişiğinde Rum Patrikhanesi ile kilisesine mevcudiyeti Osmanlı Devleti'nin gerçek mânâda din ve vicdan hürriyetni göstermiyor mu?Edirnekapı Caddesi'nin son kısmında yer alan Mihrimah Sultân Camii'nin hemen karşında bir Rum Kilisesi'nin inşasına müsaade etmek, bu hürriyetin maddî delillerinden değil midir?
- Fâtih'in yazdığı gazellerde kullandığı, şarap ve benzeri kelimelere, ince remizler ve mecâzî mana ve mazmûnlar yüklerken, bir gün gelip de bir takım araştırma ve ilim özürlü insanların bu kelimelere gayr-i meşru manaları yükleyeceklerini tahmin dahi edemezdi. Onun şarabı Mevlânâ'nın, Hacı Bektaş Veli'nin ve Hacı Bayram Veli'nin kâsesinde demlenmektedir ve ilahî aşkın mest eden şarâbıdır.
- Fâtih bir şiirini şöyle kaleme almıştır: Bağlamaz Firdevs'e gönlüni Galata'yı gören Servi anmaz anda ol serv-i dil-ârâyı gören. Bir Frengi şivelü İsa'yı gördüm anda kim Lebleri dirisüdür der idi İsa'yı gören .............................................................. Bir Frengi kâfir olduğun bilürdi Avniyâ Belün ü boynunda zünnar ü çelipayı gören. Sevgiliyi âşkına yaptığı eziyetlerden dolayı divan şiirindeki ifadeleriyle kâfire benzeten Fâtih, şöyle demektedir: Galata'yı gören gönlünü Firdevs denilen cennete bile bağlamaz . O selvi boylu sevgiliyi gören artık başka bir selvinin adını anmaz. Orada İsa gibi insana hayat veren, ama Frengî şiveli olan bir sevgili gördüm. Dudaklarının insana verdiği canlılık ve dirilik İsa'nınkine benzemektedir. Avnî, senin âşıkına zulmeden bir sevgili (Kâfir) olduğunu bilirdi. Belindeki saçların ve boyundaki zülfünü gören bunu red edemezdi.
- 1)Mustafa Kemal ve onun silah arkadaşları, tamamen Osmanlı generalleridirler. Hele Mustafa Kemal, Sultân Vahidüddin Hân'ın hem şehzâdeliğinde ve hem de padişahlığında yaverliğini yapmış bir Osmanlı subayıdır. 2) Kuvay-ı Milliye'nin tohumları, Kasım 1918'de müttefik düşman filolarının Boğaza girmesiyle atılmıştır. Kuvay-i Milliye bir şahsın değil, bir milletin eseridir. Bu milletin içinde Mustafa Kemal de vardır, Sultân Vahidüddin de vardır. Düşman toplarının Saray'a çevrildiğini gören Vahidüddin ve Osmanlı kurmayları, bütün gayretlerini, Anadolu'ya gönderilecek bir komutanla bağımsızlık tohumlarının yeşertilmesi için harcamışlardır. Nitekim Osmanlı kurmayları Mart 1919'un bir gecesinde Erenköy'de yaptıkları bir toplantıda liderliğin Nuri Paşa'ya mi, Miralay Re'fet Bey'e mi yoksa Çanakkale'de göz dolduran Mustafa Kemal'e mi verileceğini tartışmışlardır. Sadrazam, Mustafa Kemal Paşa'yı Padişah'a götürmüş ve askerlerin istediği insan olarak takdim etmiştir. Sami Bey ve Harbiye Nazırı Şakir Paşa, Mustafa Kemal'in Cumhuriyetçi olduğunu ve Hanedânı devre dışı bırakabileceğini hatırlatmışlarsa da, Padişah önemli olanın Hânedân degil vatan ve devlet olduğunu ifade etmiştir. İşte bu şartlar altında 9. Ordu Kitaları Müfettişi kisvesiyle Anadolu'ya gönderilmesi kararlaştırılan Mustafa Kemal ile Sultân Vahidüddin defalarca özel olarak görmüşlerdir. Bunun üzerine Sultan Vahideddin, İngilizleri de Mustafa Kemal konusunda ikna etmiştir. 6 Mayıs 1919 tarihli Mustafa kemal'in yetkilerini belirten Tâlimat hemen yayınlanmıştır. Tam bir diplomasi oyunu oynanmaktadır. Bandırma Vapuruna Mustafa Kemal ile birlikte kimlerin bineceği tespit edilmiş ve bunların vizeleri temin edilmiştir. Bütün bunlar, Sultân Vahdettin'in emriyle olmuştur. Her türlü masraf, Padişahın özel imkânları ve gizli ödenekten karşılanmaktadır. Mustafa Kemal, 15 Mayıs 1919'da Sultân Vahidüddin ile yaptığı son görüşmede, Sultân'ın kendisine 'Paşa, Paşa, Şimdiye kadar devlete çok hizmet yaptın. Asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden mühim olabilir. Paşa, devleti kurtarabilirsin' dediğini bizzat Mustafa Kemal nakletmektedir.
- Sultan Abdülhamid, 30 yıl devam ettirdiği bu idareyi kaba kuvvete dayandırmamıştır. Onu istibdâd ile suçlayan İttihadçılar, asıl kendileri kaba kuvvetle istibdâd idaresini sistematik hale getirmişlerdir. Elbette ki Osmanlı zâbıtası denilen polis kuvvetleri iş başında olmuştur; hafiyye tabir edilen istihbârât elemanları işe karışmıştır; ancak II. Abdülhamid, orduyu iç siyasette aslâ kullanmamıştır ve en önemlisi de muhâlifleri için sürgün cezasından başka bir yola başvurmamıştır. Orduyu sadece devlete isyan eden isyancılara karşı (Ermeniler gibi) kullanmıştır. İç siyasette orduyu kullanmak ittihâdcıların marifetidir... Abdülhamid’in hilâfet ve ittihâd-ı İslâmı kullanmaktaki dehası, dostları ve düşmanları tarafından kabul edilen müstesna bir özelliğidir.
- Weekly Word News Dergisinin neşrettiğine göre, Norveçli âlim Roffavik, ilk uzay roketinin Türkler tarafından icad olunduğunu batıya kabul ettiren bir araştırma yapmıştır
--reklam--
Bilinmeyen Osmanlı İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Osmanlı ile ilgili bilinen birçok yanlışı düzeltiyor. Okunması tavsiye edilir. Soru ve cevap tarzında gidiyor. Padişahların içki içtiği, kardeş katli gibi meseleler mevcut. (Halit KÜÇÜK)
Kitap, Osmanlı padişahlarının kronolojik olarak hayatlarını, Osmanlı'da saray, sosyal hayat, ekonomi, gayrimüslim halk, kanunnameler vb. hakkında tasnifli bir şekilde toplum nezdinde genel olarak merak edilen, abartılan veya eksik bilinen konuları soru-cevap tarzında cevaplandırmış. Anlatımda doğal olarak Osmanlı sevgisi hissedilse de Osmanlı Devleti'nde meydana gelen yanlış ve hatalar da olduğu gibi yansıtılmaya çalışılması yönüyle objektif bir kitap olduğu söylenebilir. Orta seviyede Osmanlı tarihi hakkında fikir sahibi olanların okuması gereken bir kitap. Eser tamamen bilimsel olmayıp Osmanlı hakkında genel kanı oluşturacak şekilde hazırlanmış. Zihnimizdeki haritada Osmanlı hakkındaki eksik noktaları tamamlıyor. (Osman Okumuş)
Bilinmeyen Osmanli diye başlayan ancak bildiklerimizden öteye gitmeyen bir kitap. Yer yer alıntılara yer verip kanitlama girişiminde bulunsa da yazar öznellikten kopamamış, her paragrafın sonunda Osmanli hakkinda olaki yanlış birsey düşünürüz korkusuyla övgüler yağdırmış.. Önemli tarihsel olaylarin detayina ineceğine, padisahlara atilan iftiralari def etmeyi daha önemli bulmuş. Onlarin içki içmediği, eglence hayatina düşkün olmadığı, bazılarının deli diye anılması..bunlar artik tarihsel özelliğini kaybetmiştir bence. Bunun yerine Osmanlinin o dönemde yaptığı savaşların önemine o günden bugüne nasil gelindiğine övgülerle değil araştırma incelemelerle değinebilirdi. Kitabin hic mi güzel yani yok . Kronolojik açıdan ne ne zaman olmus ,önce kim padisah olmuş ezberlemek zor olduğundan kitabi okuyunca o siralama beyninize yer ediyor..bu kadar. (Melek yeter)
--reklam--
Bilinmeyen Osmanlı PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Ahmet Akgündüz - Bilinmeyen Osmanlı kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Bilinmeyen Osmanlı PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Ahmet Akgündüz Kimdir?
Rotterdam İslam Üniversitesi rektörü, Osmanlı Araştırmaları Vakfı mütevelli heyeti başkanı.
İlkokulu köyde tamamladıktan sonra, Gaziantep İmam-Hatip Lisesi’ni ve Gaziantep Lisesi fen bölümünü bitirdi. 1980 yılında Erzurum Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi’nden, 1982 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne Hukuk Tarihi Araştırma Görevlisi olarak giren Akgündüz, 1983 senesinde Mastırını ve 1986 senesinde de “İslam Hukukunda ve Osmanlı Tatbikatında Vakıf Müessesesi” adlı teziyle doktorasını tamamladı.
1987 senesinin Kasım ayında hukuk doçenti olan Akgündüz, aynı yıl Konya Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne “Hukuk Tarihi ve İslam Hukuku Doçenti” olarak tayin edildi. 1986-1991 yılları arasında Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nde Uzman Müşavir ve Devlet Arşivleri Danışma Kurulu üyeliği sıfatlarıyla araştırmalarda bulunan Akgündüz, 1993 Eylül’ünde Dumlupınar Üniversitesi’ne Hukuk Profesörü olarak atandı. Ekim 1993’de aynı üniversiteye bağlı Bilecik İktisadi ve İdari bilimler Fakültesi’ne Dekan olarak tayin olunan Akgündüz, aynı zamanda Osmanlı Araştırmaları Vakfı Mütevelli Heyet Başkanıdır.
1997-1998 ders yılında Princeton Üniversitesi’nde misafir profesör olarak araştırmalarda bulundu. Arapça, Hollandaca (Flemenkçe), İngilizce ve Farsça bilen Akgündüz, evli ve iki çocuk babasıdır.
--reklam--
Ahmet Akgündüz Kitapları - Eserleri
- Bilinmeyen Osmanlı
- Tüm Yönleriyle Osmanlı'da Harem
- Osmanlı'da Harem/İslam Hukukunda Kölelik-Cariyelik Müessesesi
- Silistre’li Süleyman Hilmi Tunahan
- Sarayda Harem
- Çandan Minareye Büyük İtiraf
- Bilinmeyen Bir Dahi Bediüzzaman Said Nursi
- İslam'da İnsan Hakları Beyannamesi
- Tabular Yıkılıyor
- Belgeler Gerçekleri Konuşuyor 5
- Sorularla Ermeni Meselesi
- Risâle-i Nur’a İtirazlar ve Cevapları
- Osmanlı Devletinde Gayrimüslimlerin Yönetimi
- Arşiv Belgeleri Işığında Tarsus Tarihi ve Eshâb-ı Kehf
- Güneydoğu Meselesi ve Çözüm Yolları
- Risale-i Nur Külliyatından Misallerle: Mantık, Münazara ve Cedel İlimleri
- Tarih-Lenklere Cevaplar
- Kiliseden Müzeye Ayasofya Camii
- Eski Anayasa Hukukumuz Ve İslam Anayasası
- Arşiv Belgeleri Işığında Somuncu Baba ve Neseb-i Alisi
- Kamu Hukuku (Birinci Cild)
- Özel Hukuk - I (İkinci Cild)
- Özel Hukuk - II (Üçüncü Cild)
- Arşiv Belgeleri Işığında Bediüzzaman Said Nursi
- Arşiv Belgeleri Işığında Bediüzzaman Said Nursi
- Arşiv Belgeleri Işığında Bediüzzaman Said Nursi
- Arşiv Belgeleri Işığında Bediüzzaman Said Nursi
- Arşiv Belgeleri Işığında Bediüzzaman Said Nursi
- Arşiv Belgeleri Işığında Bediüzzaman Said Nursi
- Bediüzzaman Said Nursi'nin İlmi Şahsiyeti
- Ta'likat
- Kızıl İcaz
- Hakkın Hatırı Alîdir
- Mukayeseli İslam Ve Osmanlı Hukuku Külliyatı
- Üç Devirde Bir Mabed Ayasofya
--reklam--
Ahmet Akgündüz Alıntıları - Sözleri
- Bizim hiç duracak zamanımız yok. Ümmet-i Muhammedin evlatları cehenneme bir sel gibi akıp giderken, biz onlara seyirci kalamayız. Bu selden ne kütük kurtarırsak kârdır." "Biz, değil yorgunluk, rahatsızlık, mezara gidiyor dahî olsak, okumak, okutmak ve hizmet denince koşarız." Süleyman Efendi Hazretleri (k.s) (Silistre’li Süleyman Hilmi Tunahan)
- Sultan Süleyman bir gün mahremleriyle görüşürken onlara "Velinimet-i âlem kimdir?" diye sormuş. Onlar "Padişah efendimizdir" demeleri üzerine: "Hayır, velinimet-i âlem reâyadır yani köylüdür ki, ziraat ve hirâset (çiftçilik) emrinde huzur ve rahatı terk ile iktisab ettikleri nimetle bizleri it’âm ederler" demiştir. (Bilinmeyen Osmanlı)
- Allah yolunda ol, dosdoğru ol, verdiğin sözün eri ol. (Silistre’li Süleyman Hilmi Tunahan)
- bir hatt-ı humâyûnda osmanlı sultanı şer'-i şerife bağlılığını şöyle açıklıyor: "cümlemizin başı şeriat-ı mutahhara'ya bağlı olduğundan kâffe-i ef'al ve harekâtımızı ama tatbik etmeğe sa'y eder isek, ol vakit ruhaniyat-ı peygamberî dahi hoşnud ve razı olarak cenab-ı hayru'n-nâsırîn devlet-i aliyyemiz'de fevz ü nusret ü tevfîkât-ı samedaniyesine mazhar edeceğine kat'a şüphe yoktur." (Tarih-Lenklere Cevaplar)
- * Oğlan ve kız çeken (kaçıran, tecavüz eden) kimselerin, hıyanet ile eve girenlerin ve avrat yahut kız çekmeye kalkanların içmeğini (âletlerini) keseler. (İslam'da İnsan Hakları Beyannamesi)
- Der tarik-i nakşibendi lazım amed çar ter terk-i dünya terk-i ukba terk-i hesti terk-i terk (Tabular Yıkılıyor)
- Şehzade Bâyezid ile babasının karşılıklı olarak birbirine yazdıkları şu şiir, meselenin künhünü anlatması açısından çok manidardır. Sadece birer dörtlüklerini alıyoruz: Şehzâde Bâyezid (Şâhi) "Ey serâser âleme Sultân Süleyman'ım baba, Tende canım, canımın içinde canım baba. Bâyezid'ine kıyar mısın benim canım baba, Bî günahım Hak bilir devletlü Sultânım baba." Kanuni (Muhibbî): "Ey demâdem mazhar-ı tuğyân-ı isyanım oğul, Takmayayım boynuna herkiz tavk-ı fermanım oğul. Ben kıyar mıydım sana ey Bâyezid Hânım oğul, Bî günahım deme bârî tevbe kıl canım oğul." (Bilinmeyen Osmanlı)
- hazmedilmeyen ilim ilim değildir. bir ilim, hazmedilmeden aktarılmaya kalkışılırsa, o zaman, ilmin aktarılması değil, hazmedilmeyen artık maddelerin kusulması mevzubahistir. bu hastalığın bizde yaygın olduğu acı bir vakıadır. (Tarih-Lenklere Cevaplar)
- "Ümitvar olunuz. Şu istikbal inkılabı içinde en yüksek gür seda İslam'ın sadası olacaktır." (Çandan Minareye Büyük İtiraf)
- ..insan, düşünce istidadını, muhakeme esnasında, fikrinin salim bir şekilde ve hatalardan uzak olarak ortaya çıkması ve maksadının hasıl olması için diğer bir kanuna ihtiyaç vardır. Bu ise mantık ilmidir. (Risale-i Nur Külliyatından Misallerle: Mantık, Münazara ve Cedel İlimleri)
- Fâtih'in yazdığı gazellerde kullandığı, şarap ve benzeri kelimelere, ince remizler ve mecâzî mana ve mazmûnlar yüklerken, bir gün gelip de bir takım araştırma ve ilim özürlü insanların bu kelimelere gayr-i meşru manaları yükleyeceklerini tahmin dahi edemezdi. Onun şarabı Mevlânâ'nın, Hacı Bektaş Veli'nin ve Hacı Bayram Veli'nin kâsesinde demlenmektedir ve ilahî aşkın mest eden şarâbıdır. (Bilinmeyen Osmanlı)
- Korkunun dağları beklediği bu vasatta, diğer dersiâmların bir çoğu teslim bayrağını çekerken, Süleyman Efendi'ye öğütte bulunmayı da ihmal etmediler: "Artık hocalıkta bize ekmek kalmadı. Bize tevdî edilecek yeni meleklere gidelim." O ise bütün azim ve kararlığıyla: "Efendiler, hocalık bir meslek, bir ekmek teknesi değildir. Hocalık, Allah'ın, Resûlullah'ın, Kitabullah'ın ve dîn-i mübîn-i İslâm'ın tebliğ memurluğudur" diye cevap verdi. (Silistre’li Süleyman Hilmi Tunahan)
- Tasavvur sadece bir mefhumu idrak etmeye ve tasdik dahi bir mefhumu bir başka mefhuma nefy yahut sübut ile nisbet edildiğini bilmeye denir. (Risale-i Nur Külliyatından Misallerle: Mantık, Münazara ve Cedel İlimleri)
- İlim kelimesi müştakklarıyla birlikte Kuran’da 750 yerde geçmekte olup, Allah ve O’nun yarattıklarından şuur sahibi olan insan, cin ve melekler için kullanılmıştır. Bununla birlikte, okumak,düşünmek, ibret almak, akıl, nazar, hikmet, fikir, ayet gibi ilim ile ilgili kelimeler de dikkate alındığında, Kuran’daki her dört ayetten birinin ilimle ilgili olduğu görülür. Mantıkta ise, akılda bir şey hakkında hasıl olan surettir. Diğer bir tabirle aklın tasavvur ve tasdik arasındaki hareketedir. (Arşiv Belgeleri Işığında Bediüzzaman Said Nursi)
- " Osmanlı Devleti'nin iyilikleri de vardır , hataları da vardır. Ancak altı yüz sene boyunca hasenâtının seyyiatına ağır bastığı içindir ki, kader-i İlâhi bu uzun süre içinde İslam'ın bayraktarlığı unvanını onlara ihsan etmiştir . Seyyiâtı hasenatına ağır basınca da , bu şerefli unvan yine kaderin hükmüyle ellerinden alınmıştır . En kötü zamanında bile , değil içki gibi gibi İslam'ın açık bir hükmüne muhalefet, içtihadi meselelerde dahi şer'î hükümlere ri'ayet etmek için elden gelen gayreti gösterdiklerini , sayıları milyonları bulan arşiv belgeleri isbat etmektedir . " (Tüm Yönleriyle Osmanlı'da Harem)
- Yıllardır Elmalılı Hamdi Yazır'ın Hak Dini Kur'an Dili adlı muhteşem tefsirini sadeleştirerek soyulmuş portakal gibi çürümeye terk eden meslektaşlarıma içimden itiraz ederdim, aynı duyguları elbette Bediüzzaman'ın eserlerine yapılan muamele de bende aynı itiraz duygularını depreştirdi. (Risâle-i Nur’a İtirazlar ve Cevapları)
- islam hukuku bilinmeden gerçek tarihimiz ve özellikle de osmanlı tarihi ve müesseseleri tam olarak araştırılamaz. (Tarih-Lenklere Cevaplar)
- Tarih bize gösteriyor ki, başta peygamberler ve onların gerçek mirasçıları olan din adamları olmak üzere, insanıık âlemi, büyük insanların kıymetlerini zamanında tam takdir edememişlerdir. Sonradan ise, bu takdir edememenin cezasını, hem muâsırı olan insanlar ve hem de onların nesilleri çekmişlerdir. Hemen hemen bütün peygamberler, bu hükmümüze müşahhas birer misal olarak verilebileceği gibi, İmam-ı A'zam ve Ahmed bin Hanbel gibi islam âlimleri de, bu acı hükmü teyid eden canlı misallerdendir. Tesbitlerimize göre, asrında tam anlaşılamayan şahsiyetlerin bu asrımızdaki misallerinden biri de Süleyman Efendi Hazretleri’dir. Maalesef, tıpkı Bediüzzaman’da olduğu gibi, devletimizin istihbârât kaynakları, resmî kurumların hazırladıkları raporlar ve tabii ki, bunlardan etkilenen medya ve ansiklopediler, bu büyük İslâm âlimi hakkında yalan yanlış şeylerle doludurlar. (Silistre’li Süleyman Hilmi Tunahan)
- Görülüyor ki, Fatih Sultân Mehmed'in Sırbistan'da tatbik edeceğini va'd ettiği "Her Caminin yanında bir kilise inşasına müsaade" durumu, İstanbul'da da tatbik olunmuştur. Fener'de Abdi Subaşı Mahallesi'ndeki Caminin bitişiğinde Rum Patrikhanesi ile kilisesine mevcudiyeti Osmanlı Devleti'nin gerçek mânâda din ve vicdan hürriyetni göstermiyor mu?Edirnekapı Caddesi'nin son kısmında yer alan Mihrimah Sultân Camii'nin hemen karşında bir Rum Kilisesi'nin inşasına müsaade etmek, bu hürriyetin maddî delillerinden değil midir? (Bilinmeyen Osmanlı)
- .. Yapılan izahlar karşısında, İslam hukukunun belli bir devlet şeklini öngörmediğini, ancak koyduğu prensipler ve hakimiyet anlayışının dindar bir cumhuriyet olduğunu söyleyebiliriz. Gerçekten Raşit Halifeler(Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali ra) hem bir halife hem de dindar bir cumhur reisi idi. (İslam'da İnsan Hakları Beyannamesi)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin