Kitap Künyesi
Yazar: Murat Gülsoy
Yayın Evi: Can Yayınları
İSBN: 9789750721786
Sayfa Sayısı: 188
--reklam--
Binbir Gece Mektupları Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Binbir Gece Mektupları'ndaki öyküler, tıpkı Binbir Gece Masalları'nda olduğu gibi düşlerin, hayallerin, inanılırla inanılmazın birbirine dolandığı, gerçeküstü bir uzama götürüyor okuru. Alabildiğine özgür bir anlatımla, yabancısı olduğumuz, ama bir o kadar da kendimize yakın bulduğumuz insanların iç dünyalarının kapılarını aralarken, kendi içimizde kilit altında tutulmuş duyguları, saplantıları, korkuları, fantezileri de özgür bırakıyor. İç içe açılan hikayeler, hepimizin hikayesinin gerisinde başka hikayeler barındığını gösteriyor. Her hikaye kendi gerçeğini yaratıyor ve biz o gerçeğin içinde, o hikayeyi sahiplenerek yol alıyoruz. Murat Gülsoy, bizi hikayelerin gerisindeki o sınırsız artalanda dolaştırırken, okuduğumuzun belki de bizim hikayemiz olduğunu düşünüyoruz. Tıpkı Şehrazat'ın, ölümünü erteletebilmek için anlattığı Binbir Gece Masalları gibi Murat Gülsoy'un mektupları da kim olduğunu bilmediği birine, ölüm korkusunu hafifletmek üzere her gece yazdığı mektuplar belki de. Öykülerin birindeki anlatıcının dediği, 'yazdıkça bir başka aleme geçiyorum' sözü, belki bizler için de 'okudukça bir başka aleme geçiyorum'ün karşılığıdır; kimbilir?
--reklam--
Binbir Gece Mektupları Alıntıları - Sözleri
- İhtiyacım olan tek şey birazcık cesaret.
- Biraz geç de olsa anlıyordum. Öldüğünü kabul edememiş kayıp bir hayalet gibi onların çevresinde dolanmaktan vazgeçmeliydim. Şimdi benim payıma düşen, arkasına bile bakmadan, batmakta olan çöl güneşine doğru atını süren yalnız kovboy Red Kit'in sonuydu.
- Neden insanlar ayrılık cümlelerini baştan savma kurarlar ki! Terk etmek ya da ayrılmak bu kadar önemsiz bir olay mi? ... Ayrılık bir arada durmak kadar önemli bir şey. Kesin bir biçimde karar veriyorum; eğer bir gün birini terk edersem yaşanılanları hak edecek cümleleri arayacak , buluncaya kadar da terk etmeyeceğim.
- Yazdıkça, kuru yapraklar hışırdıyor. Yazdıkça bir başka aleme geçiyorum...
- İnsanın yeteneği olmadığı bir işe gönül vermesi kadar acıklı bir şey yoktur
- Bir erkeğin ağlaması kadar dayanamadığım bir şey yoktur. Sarılıp teskin edemezsiniz. Öylece ağlamasını seyredersiniz. Erkekler ağlarken ne kadar da yalnız oluyor.
- "Üzgünüm belki ondandır, incinmişim. Hani düşersin, o an canın acımaz, birkaç gün sonra ağrımaya başlar ya incinen yerin... işte öyle bir şey..."
- Park ettiğimiz arabalarımızı görebileceğimiz bir masa seçtik kendimize. Kent insanlarının geliştirdiği yaşama stratejilerinden biri bu.
- İnsanın yeteneği olmadığı bir işe gönül vermesi kadar acıklı bir şey yoktur.
- İnsanın ilişkilerini zamana yayamaması ne kötü. Okul bitince dağıldık.
- "Acele etmeyin hanımlar. Her güzelin bir kusuru vardır. Jack Lemmon'ın Bazıları Sıcak Sever'in finalinde söylediği gibi, 'Nobody is perfect!'..."
- ... Biliyorsunuz delilik de çeşit çeşittir: Zır - zır - deli vardır ağlar, hınzır - deli vardır akıllı gibi görünür madik atar, zincirli - deli vardır adamı baltayla ikiye ayırıp sonra da çocuk şarkıları söyler.
- Sacit, Kemal'in ses tonu karşısında nasıl bir role girmesi gerektiğini biliyordu. Bu noktada kendisi gibi olmalıydı. Oynamaktan en çok sıkıldığı rol. Duyarlı sanatçı, iyi insan, vefalı dost Sacit! Gözleri sulanarak karşısındakinin tüm acısını sünger gibi emen Sacit.
- Başını kadının sıcak ve şefkatli göğüslerine gömerken hayatta Fatmagül' den başka kimsesi olmadığını hissediyordu. Küçük bir çocuğa dönüşmüştü. İçi kanaya kanaya duruma uygun bir yalan titreyen dudaklarından döküldü. "Ölmüş! Büyük halam... Beni o büyütmüştü."
- ... İnsanın zengin bir ailesi varsa yaptığı yaramazlıklar göze daha hoş görünüyor galiba.
--reklam--
Binbir Gece Mektupları İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Gökek (Nisan) ayının 3.betiği (2020 yılında okuduğum 29.betik): "Buram buram Cüneyd Suavi kokan öykülerden oluşan bir betik okudum. Yazarımızın kalemi çok güçlüdür. Bir çok öyküsünde merak uyandırıcılık vardır. Ya sonra ne oldu dedirtiyordu. En sevmediğim öyküler ise Sigarayı Bırakmanın En İyi Yolu, Elden Ele, Şato ve Betiğe adını veren Binbir Gece Mektupları idi. Sigarayı Bırakmanın En İyi Yolu öyküsü, betikte olmasa da olur çünkü kurgusu çok güçlü değildir. Madam Ana'nın Yeniden Ortaya Çıkışı, Trajikomiks, Gerçekliğe Bir Adım, Tele-Dedektif, Çarkıfelek ve Asansör öykülerini çok sevdim. Tele-Dedektif öyküsünde Ayla'nın entrikasının perde arkasını çok merak ediyorum. Toplumumuzda nice Ayla'lar vardır. Yaşam merkezlerine çıkarı koysa hep mutsuz olurlar. Asansör öyküsü de yarım kalmışlılık vardır. İki kişinin ortak yönü ne olduğu da aklımda bir soru olarak yer aldı. O öyküdeki dinleyici tarzında bir arkadaşım olmasını isterdim. O dinleyici o kadar olgun ki karşısındaki kırmamaya çalışıyor. Çarkıfelek ile bunaldığımız anlarda en az iletişimimiz olan kişilerin kıymetini bilmeliyiz. Oradaki Deniz'in kız veya erkek olduğunu acayipçe merak ederken keşke yaşamımda Deniz kokan bir arkadaşım olsaydı. Öyküyü okurken imrendim. Trajikomiks öyküsünde bir az Selvi Boylum Al Yazmalım tadını göreceksiniz. Öykünün ana karakteri, dostunun terk ettiği kadını ve oğlu Mete'ye babalık etmeliydi çünkü Red Kit'lik'i yaşamımızda bir yere kadar oynarız. Okumanızı tavsiye ediyorum." #BetikEli #BinbirGeceMektupları #MuratGülsoy #MadamAnnanınYenidenOrtayaÇıkışı #Trajikomiks #GerçekliğeBirAdım #SigarayıBırakmanınEnİyiYolu #TeleDedektif #EldenEle #Çarkıfelek #Asansör #Şato #CanYayınları (Bleda Gəncay SÖNMƏZ)
Murat Gülsoy'dan okuduğum ilk kitaptı. Çok beğendim. Okuma tempomun düştüğü şu günlerde çok çok iyi geldi. Kitapta 10 adet öykü bulunuyor. Değindiği konular çok hoşuma gitti. Yani çok kesin sonuçlara bağlanmasanız da, "A evet böyle de bir olay oluyor bazen hayatta." diyorsunuz, farklı bir pencere açıyor öyküler. Aynı zamanda farklı üsluplar, farklı tarzlar denenmiş. Çok güzel tespitler de bulunuyor. Sadece 1-2 öyküyü pek sevemediysem de, kalan bütün öyküleri çok sevdim. Zekice yazılmışlar. Bu kitabı herkese tavsiye ederim. (Alara Can)
Murat Gülsoy'un ilk öykü kitabı olması nedeniyle, içeriğine rağmen şu anki kitaplarının seviyesinde olmadığını söyleyebilirim, ancak farklı konular yine mevcut. Akıcı dil ve kurgu işbaşında yer almış o dönemlerde de. Gülsoy'un gelişimini merak edenler için, hatta başlangıç yapmak isteyenler için ideal bir kitap. 10 adet öykü bulunuyor. En iyisi bana göre "Şato" idi. Tele-Dedektif ve Madam Anna'nın Yeniden Ortaya Çıkışı öyküleri de başarılı sayılır. Diğer hikayeler ise ortalama seyirde. (Evren Erarslan)
--reklam--
Binbir Gece Mektupları PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Murat Gülsoy - Binbir Gece Mektupları kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Binbir Gece Mektupları PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Murat Gülsoy Kimdir?
1967'de İstanbul'da doğdu. Kabataş Erkek Lisesi'ni bitirdi. Boğaziçi Üniversitesi'nde Elektrik-Elektronik Mühendisliğini bitirdikten sonra yüksek lisans çalışmasını aynı üniversitenin Psikoloji Bölümü'nde tamamladı. İnsan yüzlerine ilişkin uyarılmış beyin potansiyelleri üzerine yaptığı deneysel tez çalışmasından sonra İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Biyomedikal Mühendisliği Programında doktora yaptı. Beyin cerrahisinde kullanılacak bir cerrahi lazer sistemi üzerinde temel bilimsel çalışmalar yaptı. 2000 Yılından beri Boğaziçi Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Enstitüsü’nde öğretim üyesi olarak çalışmakta Biyofotonik konusunda dersler vermekte, araştırmalar yapmaktadır. Lazer-doku etkileşimi, lazerle doku kaynağı, cerrahi lazer sistemi tasarımı konularında çok sayıda makalesi bulunmaktadır.
Arkadaşlarıyla birlikte 1992-2002 yılları arasında çıkardığı Hayalet Gemi dergisi ile edebiyat alanında adını duyurmaya başladı. Bu dergide öykü ve deneme türünde yazılarını yayımlayan Gülsoy ilk kitabını 1999 yılında Can Yayınları'ndan çıkardı. 2001 yılı Sait Faik Hikâye Armağanı, "Bu Kitabı Çalın" adlı kitabına, 2004 yılı Yunus Nadi Roman Ödülü, "Bu Filmin Kötü Adamı Benim" adlı romanına, 2013 yılı Notre Dame de Sion Edebiyat Ödülü "Baba, Oğul ve Kutsal Roman" adlı romanına verildi. Kitapları çeşitli dillere (İngilizce, Almanca, Çince, Makedonca, Rumence, Bulgarca, Arapça, Arnavutça) çevrilmektedir. Yapıtlarında akıcı bir üslup kullanan yazarın gerçekliğin ve zihinsel deneyimlerin aldatıcılığı, rüyalar, ölüm ve aklın sınırları gibi konuları ele aldığı söylenebilir. Öykü ve romanlarında türler arasında gidip gelmekten çekinmeyen Gülsoy edebiyat üzerine de inceleme ve denemeler yazmaktadır. Borges, Kafka, Orwell, John Fowles, Coetzee, Tanpınar, Yusuf Atılgan, Oğuz Atay ve Orhan Pamuk sıklıkla andığı yazarlar arasında sayılabilir. Boğaziçi Üniversitesi'nde vermekte olduğu yaratıcı yazarlık derslerini Büyübozumu: Yaratıcı Yazarlık adlı kitabında, Modernizm/Postmodernizm üzerine görüşlerini 602.Gece adlı inceleme kitabında yayımlamıştır.
Açık Radyo'da 1995-2002 yılları arasında Hayalet Gemi, Simgeler Sözlüğü, Ubor Metenga gibi programlarda yer almış olan Gülsoy 2010 yılından bu yana TRTTURK kanalında Açık Şehir programında Sinemada Edebiyat Uyarlamaları hakkında yorumlar yapıyor. Murat Gülsoy aynı zamanda 2004 Yılından beri Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi'nin Genel Yayın Yönetmenliği görevini sürdürüyor.
--reklam--
Murat Gülsoy Kitapları - Eserleri
- Bu Kitabı Çalın
- Büyübozumu: Yaratıcı Yazarlık
- Ve Ateş Bizi Tüketiyor
- Öyle Güzel Bir Yer ki
- Yalnızlar İçin Çok Özel Bir Hizmet
- Gölgeler ve Hayaller Şehrinde
- Baba Oğul ve Kutsal Roman
- Nisyan
- Bu Filmin Kötü Adamı Benim
- Belirsiz Bir Ânın Kıyısında
- İstanbul'da Bir Merhamet Haftası
- Tanrı Beni Görüyor mu?
- Oysa Herkes Kendisiyle Meşgul
- Sevgilinin Geciken Ölümü
- Binbir Gece Mektupları
- Karanlığın Aynasında
- 602. Gece
- Türkiye Hikayelerini Anlatıyor
- Alemlerin Sürekliliği ve Diğer Hikâyeler
- Bu An'ı Daha Önce Yaşamıştım
- Sindirella’nın Bilmecesi
- Belki de Gerçekten İstiyorsun
- Şiir Dünyadan İbaret
--reklam--
Murat Gülsoy Alıntıları - Sözleri
- Sıradan insanlar ancak hedeflerden söz edildiğinde rahatlarlar. Oysa çoğu zaman, gerçekte hedefin ne olduğunu asla bilmeden doğup ölürler. (Tanrı Beni Görüyor mu?)
- Öyle... Zihin dağılmaya başladı mı toparlaması çok zordur." (Ve Ateş Bizi Tüketiyor)
- sanki aklının içindeki bir düş dünyasında yaşıyordu (Tanrı Beni Görüyor mu?)
- Okunan kitapların sayısı değil onların okunma yoğunlukları önemlidir. (Büyübozumu: Yaratıcı Yazarlık)
- Onun sesini zihninde canlandırmak için çabalıyordu. O yüzden onun cümleleriyle düşünüyordu. (Sevgilinin Geciken Ölümü)
- Madem kendisi bir yazar olarak ciddiye alınmıyor, o da gizlice yetiştireceği yazarlarla var olacaktı. Adı kimse tarafından bilinmese de olurdu. Tek istediği geleceğe bir yolla katılmaktı. (Oysa Herkes Kendisiyle Meşgul)
- “İnsanlar... Asla yapmam dedikleri ne varsa, inan bana, şartlar müsait olduğunda herkesten önce yapıyorlar. Üstelik bunun en doğru hareket şekli olduğunda ısrar edip seni aptal yerine koyuyorlar. O yüzden en iyisi, kimseden bir şey beklememek. Böylece sukutuhayale de uğramazsın.” (Gölgeler ve Hayaller Şehrinde)
- Kalp bir para gibi renklerini kaybediyor, gerçekler aleminden palavralar alemine doğru hızla yuvarlanıyor. (Bu Kitabı Çalın)
- Koşuyordum; düşüncelerin, düşlerin, şakaların, oyunların, madrabazlıkların içinden geçiyor, sonra başladığım yere geliyordum nefes nefese. (İstanbul'da Bir Merhamet Haftası)
- Modernizm ilerlemeyle barbarlıktan kurtulunacağını vaat ediyordu. Oysa tam tersi olmuştu, barbarlık steril ve organize bir hal almıştı. İşte modernliğin ürünleri olan Nazizm ve dünya savaşları ortadaydı. Insanlar şu sorunun yanıtını bulamıyorlardı: Böylesine gelişkin bir uygarlık, böylesine incelmiş bir kültür nasıl olur da böylesine büyük bir barbarlık üretebilmişti? Üstelik bilimcilerin bu süreçteki rolü hiç de azımsanmayacak kadar önemliydi. Bir çoğu gönüllü olarak bu süreçte rol almış, savaş endüstrisinin kilit noktalarında görev yapmış, insanlar üzerinde yapılan korkunç deneyleri tasarlayıp gerçekleştirmişti. (602. Gece)
- "... Ve sonuçta yeni sanat sinemadan yararlanma deneylerini oyuncu ve tiyatro yönetmeni Nikolai Vladimroviç Ekk ile birlikte kurduğu tiyatro Metla'da dener. (Ekk 1931-41 yılları arasında Hayat Yolu, Grunya Kornakova, Bülbül. Sorochinsk Fuarı, Mayıs Gecesi adlı filmler çekecektir.)" (Şiir Dünyadan İbaret)
- İki insanın aşkı gibi değildi bizim yakınlaşmamız, acı çeken bir insanın aynada kendini öpmesi gibi yalnızlık doluydu. (Karanlığın Aynasında)
- İlahî adaletin tecelli ederek kendisini cezalandırdığını düşünerek kendine dur demişti. (Oysa Herkes Kendisiyle Meşgul)
- Orta sınıfın sınırsız sorumsuz mutluluğuna küfretti Önder. Mutluydular. Ahmakçasına. Kendilerinden memnundular. Kafalarında kendilerine ve geleceklerini ilişkin net planlar vardı. Kendilerine, bahçe içindeki evlerine, birbirlerine güveniyorlardı. Yastıklı plastik sandalyelerini yaslanarak başkalarını çekiştiriyorlardı. Her evde bu küçük mahkemelerden binlercesi kuruluyordu akşamları. (Bu Filmin Kötü Adamı Benim)
- Biliyor musun, annem gibi konuşuyorsun. O da böyledir. Ne zaman ona göre yanlış bir şey yapsam bu benim düşüncem olamaz. İlle de aklıma biri girmiştir. (Yalnızlar İçin Çok Özel Bir Hizmet)
- İnsan her zaman aldatır, her zaman kötüdür. (Öyle Güzel Bir Yer ki)
- Toplanmak için dağılmak gerekir. (Türkiye Hikayelerini Anlatıyor)
- İnsanlara bakmıştım. Milyonlarca Hayat vardı dışarıda. Uzaktan birbirlerine benziyorlardı ama yeterince dikkat edince her birinin diğerinden farklı olduğu anlaşılıyordu. Her biri ayrı renkte bir kapıydı. Açması zordu belki ama hepsi de açılmayı bekliyorlardı. Benim gibi... (Bu Filmin Kötü Adamı Benim)
- Nazım’ı önce tiyatroya, sonra da sinema dünyasına çekecek daveti Muhsin Ertuğrul yapar. Nazım 1924 yılındaki ilk dönüşünde, Süreya Paşa sinemasının müdürlüğünü yapan babası Hikmet Bey’in Osmanlıca-Fransızca Sinema Postası (Le Courrier du Cinéma) dergisine yardım eder. Ancak edebiyat eylemcisi Nazım, Şeyh Said isyanını öne sürerek çıkarılan Takrir-i Sükûn Yasasını ’nın verdiği baskılar sonucu, sadece yedi ay kalabildiği ülkesinden Sovyetler Birliği’ne kaçmak zorunda kalır. Ankara’da İstiklal Mahkemesi’nde açılan davada gıyaben on beş yıl hapse mahkûm olmuştur. (Şiir Dünyadan İbaret)
- Gerginliği oluşturan nedenlerin başında da sosyal başarısızlık ve dışlanma korkusu gelir. (Bu Kitabı Çalın)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin