Kitap Künyesi
Yazar: Alfred de Musset
Çevirmen: Kenan Sarıalioğlu
Yayın Evi: Islık Yayınları
İSBN: 9786059018104
Sayfa Sayısı: 376
--reklam--
Bir Zamane Çocuğunun İtirafları Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Bir Zamane Çocuğunun İtirafları, ağırlıklı olarak öykü yazan Alfred de Musset'nin tek romanı. Daha doğru ifadeyle, kendi trajedisini kaleme alan de Musset'nin Goethe ve Lord Byron başta olmak üzere romantizmin ileri gelenleriyle hesaplaşmasının ürünü olan bir başyapıt. Roman, fransız ihtilali ve ardından yaşanan gelişmelerin etkisiyle biçimlenen hayatların verdiği yaşama uğraşıyla başlayıp, bu durumu trajik bir şekilde deneyimleyen bir öznenin, bir rastlantı üzerine başlayan gönül ilişkisini konu edinmektedir. Elbette bu gönül ilişkisinde, heyecan, küçük mutluluklar, keyifli dakikalar, hoş paylaşımlar eksik değil. Ancak en önemlisi gönül ilişkisindeki kadın ve erkek olmak üzere iki tarafın da yüzleşmek zorunda olduğu çılgınlık ve delilik. Bu macerayı de Musset'nin, George Sand ile yaşadığı fırtınalı ilişkiden bağımsız düşünmemek gerekiyor. Çünkü dikkatli bir şekilde bakıldığında şekil (Brigitte ile Octave) ile zemini (Sand ile de Musset) birbirinden ayırabilmek neredeyse imkansız. Kaldı ki bunu ayırmamamız konusunda daha romanın başında uyarmıştır da bizi de Musset. Ancak hepsinden önemlisi, kurguyu gerçekten ayırabilmek mümkün değilse eğer, kurguda Octave'ın, gerçekte ise de Musset'nin bu trajik maceraya bir son bulmaktaki başarısı. Bir Zamane Çocuğunun İtirafları, bir roman olduğu kadar, bir yazarın trajik gerçekle uzlaşmaya çalışmasının da güncesi. Çılgınlığını, deliliğini, kibrini, çektiği acıyı ve öfkesini nasıl akla uygunlaştırmıştır de Musset, tanıklık edeceksiniz.
(Tanıtım Bülteninden)
--reklam--
Bir Zamane Çocuğunun İtirafları Alıntıları - Sözleri
- Öyle ki içimde daima gülen bir adamın yanında ağlayan bir başka adam vardı.
- size nasıl güvenebilirim? Sizin sevgilinizim ama ne yazık ki siz beni sevmiyorsunuz. "Yanar döner taftadan bir elbise yaptır, çünkü kalbim bin bir renkli bir opal taşı [Gökkuşağı taşı] gibidir." diyen Shakespeare bu sözü sizin için söylemiş.
- Ey muhteşem mahlûk! Ey dilber-i timsah! Yumuşak ve benekli derinle nasıl da sarıyor, dalgalanıyorsun! Akraban olan yılan, elmayı dişlerin arasında tutarak hayat ağacına sarılmayı ne güzel öğretmiş sana! Ey Melusine! Melusine!¹ Erkeklerin kalpleri senindir. Bundan hiç haberdar değilmiş gibi görünen yumuşak rehavetinle, ey sihirbaz, halbuki ne kadar bundan eminsin! Fenalık aşıladığını biliyor, zehir akıttığını biliyorsun, biliyorsun ki sana dokunanlar azap çekecek; gülümseyişlerin, çiçeklerinin kokusu, hazlarının teması cana mal olacağını biliyorsun: onun içindir ki erkek kollarına kendini bu kadar gevşek bırakıyorsun; onun içindir ki gülümseyişin bu kadar tatlı; onun içindir ki kolunu omuzlarımıza öyle usulca bırakıyorsun. Tanrım! Tanrım! nedir bize kastın?" ’Avrupa mitolojisinde yılan veya balık olarak betimlenen dişi figür.
- Bazı ıstıraplar, büyüklükleriyle bizi sonlarının yaklaşmış olduğundan haberdar ederler ...
- Peki, gögezginlerinin en intizamsızı olan bir kuyruklu yıldızın geçeceğini noktası noktasına, saati saatine haber verirken astronomlar ne düşünürler? Size bir mikroskopla bir damla suyun içindeki hayvanları gösterirken tabiat âlimleri ne düşünürler? Gördükleri şeylerin kendi icatları olduğuna ve mikroskoplarıyla dürbünlerinin tabiatın kanunlarını tâyin ettiğine mi kanidirler? İnsanların ilk kanun yapıcısı, herhalde münasebetsiz şeyler söyleyen birine öfkelenerek cemiyet yapısının ilk taşı ne olabileceğini araştırırken tunç levhalarına vurup da kafasında kısas kanununun dile geldiğini duyduğu zaman ne düşündü? Adaleti mi keşfetmişti? Ve komşusunun ekmiş olduğu mahsulü topraktan ilk olarak alıp da abasının altına gizleyen ve sağına soluna baka baka kaçan adam, ayıbı icat mı etmişti? Ve emeğinin mahsulünü elinden alan hırsızı bulunca, suçunu ilk defa olarak bağışlayan ve ona el kaldıracak yerde "Otur şuraya ve şunu da al;" diyerek kötülüğe karşı böylece iyilik ettikten sonra başını göklere kaldıran ve yüreğinin ürperdiğini, gözlerinin yaşla dolduğunu ve dizlerinin bükülüp yere çöktüğünü gören adam fazileti mi icadetmişti? Ah Tanrım! Tanrım!
- hazin aşkının acı kadehini son yudumuna kadar içmişti
- Zavallı unutulmuş Tanrı oğlu [İsa peygamber], seni sevmeyi bana öğretmediler. Hiçbir zaman seni tapınaklarda aramadım; fakat Allah'a şükür, seni bulduğum yerde titrememeyi öğrenmedim. Ölmeden önce bir kere olsun seni, sevginle dolu bir kalbin üstünde dudaklarımla öpmüş oldum. Hayatta olduğu müddetçe onu koru; kutsal koruyucu, onun göğsü üstünden ayrılma; hatırla ki bir biçare seni çarmıhına çivilenmiş görünce acısından ölmeye cesaret edemedi: dinsiz olduğu halde onu şerden korudun; eğer inansaydı onu teselli edebilecektin. Mademki ona nedameti tanıttın, onu imansız kılmış olanların hepsini bağışla; dilleriyle günaha girenlerin hepsini bağışla! Hiç şüphe yok ki onlar ümitsizlik zamanlarında seni görmemişlerdir! Beşerî saadetler alaycıdırlar, her şeye insafsızca omuz silkerler: ey İsa! Bu dünyada mesut olanlar sana hiçbir zaman ihtiyaçları olmadığını sanırlar! Affet: gururları sana hakarette bulundu mu, göz yaşları onları er geç vaftiz eder; kendilerini her türlü fırtınadan masun sandıkları ve sana koşmak için felâketin sert derslerine muhtaç oldukları için onlara acı. Bizim aklımız ve şüpheciliğimiz ellerimizde kocaman birer çocuk oyuncağıdır; sen ki Golgotha'ya gülmüştün, dinsiz olduğumuzu tahayyül eden bizlere acı: Bir saatlik sefaletlerimizin en kötüsü benlik hırsıyla seni unutmaya çalışmamızdır. Fakat, görüyorsun, bütün bunlar, senin bir bakışının silip kaybettiği gölgelerden ibarettir. Sen de insan olmadın mı? Seni Tanrı kılan acıdır; göklere yükselmeni ve açık kollarınla seni azametli atanın yanına çıkarmayı temin eden bir işkence aleti oldu; ıstırap nasıl seni babana götürmüşse bizi de öyle sana sevk ediyor; ancak başımızda dikenden bir taçladır ki suretinin önünde eğilmeye geliriz; senin kanlı ayaklarına kanlı ellerle dokunuruz ve bedbahtlar seni sevsin diye sen işkence gördün."
- Solmuş çiçeğim, aşk kurbanı olarak, ölecekmiş gibi, yanıbaşımda yatıyordu. Hıçkırarak içimden "Seyret onu, dedim; seyret onu! Sevgililerin kendilerini sevmediğinden şikâyet edenleri düşün; seninki seni seviyor ve sen onu kaybediyorsun, onu sevmesini bilmedin."
- bunlar diyorlardı ki: "Zenginler kuvvetli, yeryüzünde beni ezecekler; fakat cennete gitmek isteyecekleri zaman ben kapıda bekleyeceğim ve Tanrı'nın mahkemesinde onları itham edeceğim." Böylece, heyhat! sabrediyorlardı.
--reklam--
Bir Zamane Çocuğunun İtirafları İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Her şey bir aşk ihanetiyle başlıyor. Sevdiği kadın tarafından aldatılan Octave, derin acılara boğuluyor ve unutabilmek için kendini gayri meşru hazların kollarına atıyor. Bu esnada yeni bir aşka tutuluyor ve bu tutku hastalıklı bir kıskançlığa dönüşüyor. Âşık olduğu ilk kadından ihanet darbesi yiyen Octave için artık sevmek, acı çekmek ve hepsinden önemlisi acı çektirmektir. Hayatına giren yeni kadına bu uğurda eziyet etmekten çekinmiyor ancak sonunda hayalkırıklığına uğrayan yine kendisi oluyor. Kitap gayet sürükleyici ve çabuk bitiyor. Varsa yeni basım ve güncel çeviriden okunmasını öneririm. (S •)
--reklam--
Bir Zamane Çocuğunun İtirafları PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Alfred de Musset - Bir Zamane Çocuğunun İtirafları kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Bir Zamane Çocuğunun İtirafları PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Alfred de Musset Kimdir?
Alfred Louis Charles de Musset, (d. 11 Aralık 1810 – ö. 2 Mayıs 1857) Fransız oyun yazarı ve edebiyatçı.
Fransız edebiyatının romantik yazar ve şairlerindendir. Aşk ve gençlik şairi olarak tanınır. Musset kısa ve uzun hikâyeler, komedyalar, atasözlerine uygulanmış oyunlar, manzum hikâyeler, taşlamalı diyaloglar, şiirler, soneler yazmıştır.
--reklam--
Alfred de Musset Kitapları - Eserleri
- Marianne'in Kalbi
- Bir Kapı Ya Açık Durmalı Ya Kapalı
- Şamdancı
- Lorenzaccio
- Bir Zamane Çocuğunun İtirafları
- Fantasio
- Bay Rüzgar Ve Bayan Yağmur
- On ne badine pas avec l’amour
- Bir Heves
- Il Ne Faut Jurer De Rien
--reklam--
Alfred de Musset Alıntıları - Sözleri
- Siyaset, ince bir örümcek ağıdır; içinde nice zavallı sakat sinekler çırpınır. (Fantasio)
- İnsanların saadeti bir hayalmiş sadece, kabullenmesi yine de zor. Fakat kötülük sonsuzmuş, değiştirilmesi imkansız bir şeymiş. (Lorenzaccio)
- size nasıl güvenebilirim? Sizin sevgilinizim ama ne yazık ki siz beni sevmiyorsunuz. "Yanar döner taftadan bir elbise yaptır, çünkü kalbim bin bir renkli bir opal taşı [Gökkuşağı taşı] gibidir." diyen Shakespeare bu sözü sizin için söylemiş. (Bir Zamane Çocuğunun İtirafları)
- Göz yaşları insanın sevdiğini ispat eder mi? (Şamdancı)
- + Yaşamak kabiliyetini kaybediyorum. - Hiçbir zaman böyle bir kabiliyetim olmadı. (Bir Kapı Ya Açık Durmalı Ya Kapalı)
- Bana «Hayatım» diyorsun, bana «Ruhum» de, Çünkü ruh ebedidir ve ömür bir gündür... (Fantasio)
- (...) Bu, bir Portekiz şarkısıdır. Aklıma geldikçe daima bana, birini sevmek arzusunu verir. SPARK - Meselâ kimi? FANTASIO - Kimi? Hiç bilmiyorum ... (Fantasio)
- Peki, gögezginlerinin en intizamsızı olan bir kuyruklu yıldızın geçeceğini noktası noktasına, saati saatine haber verirken astronomlar ne düşünürler? Size bir mikroskopla bir damla suyun içindeki hayvanları gösterirken tabiat âlimleri ne düşünürler? Gördükleri şeylerin kendi icatları olduğuna ve mikroskoplarıyla dürbünlerinin tabiatın kanunlarını tâyin ettiğine mi kanidirler? İnsanların ilk kanun yapıcısı, herhalde münasebetsiz şeyler söyleyen birine öfkelenerek cemiyet yapısının ilk taşı ne olabileceğini araştırırken tunç levhalarına vurup da kafasında kısas kanununun dile geldiğini duyduğu zaman ne düşündü? Adaleti mi keşfetmişti? Ve komşusunun ekmiş olduğu mahsulü topraktan ilk olarak alıp da abasının altına gizleyen ve sağına soluna baka baka kaçan adam, ayıbı icat mı etmişti? Ve emeğinin mahsulünü elinden alan hırsızı bulunca, suçunu ilk defa olarak bağışlayan ve ona el kaldıracak yerde "Otur şuraya ve şunu da al;" diyerek kötülüğe karşı böylece iyilik ettikten sonra başını göklere kaldıran ve yüreğinin ürperdiğini, gözlerinin yaşla dolduğunu ve dizlerinin bükülüp yere çöktüğünü gören adam fazileti mi icadetmişti? Ah Tanrım! Tanrım! (Bir Zamane Çocuğunun İtirafları)
- "Bana artık ihtiyaçları yok, beni unuttular," demiş Pierrot, "ama Bayan Marguerite'i mutlu ettiğim için hiçbir şeye üzülmüyorum." (Bay Rüzgar Ve Bayan Yağmur)
- bunlar diyorlardı ki: "Zenginler kuvvetli, yeryüzünde beni ezecekler; fakat cennete gitmek isteyecekleri zaman ben kapıda bekleyeceğim ve Tanrı'nın mahkemesinde onları itham edeceğim." Böylece, heyhat! sabrediyorlardı. (Bir Zamane Çocuğunun İtirafları)
- Zavallı unutulmuş Tanrı oğlu [İsa peygamber], seni sevmeyi bana öğretmediler. Hiçbir zaman seni tapınaklarda aramadım; fakat Allah'a şükür, seni bulduğum yerde titrememeyi öğrenmedim. Ölmeden önce bir kere olsun seni, sevginle dolu bir kalbin üstünde dudaklarımla öpmüş oldum. Hayatta olduğu müddetçe onu koru; kutsal koruyucu, onun göğsü üstünden ayrılma; hatırla ki bir biçare seni çarmıhına çivilenmiş görünce acısından ölmeye cesaret edemedi: dinsiz olduğu halde onu şerden korudun; eğer inansaydı onu teselli edebilecektin. Mademki ona nedameti tanıttın, onu imansız kılmış olanların hepsini bağışla; dilleriyle günaha girenlerin hepsini bağışla! Hiç şüphe yok ki onlar ümitsizlik zamanlarında seni görmemişlerdir! Beşerî saadetler alaycıdırlar, her şeye insafsızca omuz silkerler: ey İsa! Bu dünyada mesut olanlar sana hiçbir zaman ihtiyaçları olmadığını sanırlar! Affet: gururları sana hakarette bulundu mu, göz yaşları onları er geç vaftiz eder; kendilerini her türlü fırtınadan masun sandıkları ve sana koşmak için felâketin sert derslerine muhtaç oldukları için onlara acı. Bizim aklımız ve şüpheciliğimiz ellerimizde kocaman birer çocuk oyuncağıdır; sen ki Golgotha'ya gülmüştün, dinsiz olduğumuzu tahayyül eden bizlere acı: Bir saatlik sefaletlerimizin en kötüsü benlik hırsıyla seni unutmaya çalışmamızdır. Fakat, görüyorsun, bütün bunlar, senin bir bakışının silip kaybettiği gölgelerden ibarettir. Sen de insan olmadın mı? Seni Tanrı kılan acıdır; göklere yükselmeni ve açık kollarınla seni azametli atanın yanına çıkarmayı temin eden bir işkence aleti oldu; ıstırap nasıl seni babana götürmüşse bizi de öyle sana sevk ediyor; ancak başımızda dikenden bir taçladır ki suretinin önünde eğilmeye geliriz; senin kanlı ayaklarına kanlı ellerle dokunuruz ve bedbahtlar seni sevsin diye sen işkence gördün." (Bir Zamane Çocuğunun İtirafları)
- Öyle ki içimde daima gülen bir adamın yanında ağlayan bir başka adam vardı. (Bir Zamane Çocuğunun İtirafları)
- Sıkıntıdan bağırmaklar geliyor içimden. (Bir Kapı Ya Açık Durmalı Ya Kapalı)
- "İnsanların saadeti bir hayalmiş sadece,kabullenmesi yine de zor.Fakat kötülük sonsuzmuş,değiştirilmesi imkansız bir şeymiş..." (Lorenzaccio)
- Ben, biçare bir hayalperestten ibaretim; kabahat belki de senin romanlarındadır. (Fantasio)
- " Sizleri öğrenmek için öyle uzun uzadıya tetkika lüzum yok. Kendi halinize bırakmak kâfi. Düşünsenize, hesabı meydanda, zavallı kulaklarımıza acıyarak ve hemencecik "canım, cicim" edebiyatına düşmiyecek kadar mert insanlar son derecede az. Öte yanda siz, hepiniz, bu hazin anlarda yalanlar söyliyerek hoşa gitmeye çalışırken iskambil papazları gibi biribirinize benziyorsunuz. Çok şükür ki Tanrının adaleti emrinize fazla zengin bir lûgat vermemiş. Hep aynı havayı çalıyorsunuz. Aynı cümleler, aynı kelimeler, aynı ısmarlama hareketler, aynı tatlı bakışlar ve haddi zatında iyi olabilecekken bu menhus dakikada birdenbire aynı şekilde "nacizane muzaffer" bir ifade takınıveren çehrelerin aynı müz'iç oyunu. " (Bir Kapı Ya Açık Durmalı Ya Kapalı)
- . Sevmek istiyorum ama acı çekmek istemiyorum. Sonsuz aşkla sevmek ve ihlal edilmeyen yeminler etmek istiyorum. . (On ne badine pas avec l’amour)
- Kafanı yoracağına içsene, ey serseri! (Fantasio)
- O ne tatlı dil! O ne gülümseme!Gözlerini bana dikince vücudumdan bir şeyler geçiyor sanki,sevinçten nefesim kesiliyor; boynuna atılacağım geliyor. (Şamdancı)
- "Düşünce özgür olmak istiyorsa,vücut da özgür olmalıdır." (Lorenzaccio)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin