Kitap Künyesi
Yazar: Aziz Nesin
Yayın Evi: Nesin Yayınevi
İSBN: 9789759038564
Sayfa Sayısı: 640
Birlikte Yaşadıklarım Birlikte Öldüklerim Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Ölen için yazmanın daha bir rahatlığı var açıkçası. Bunu söylemek zorundayım. Ama şunu da eklemek isterim ki, öldükten sonra yazdıklarımı, sağlıklarında yazamazdım, yüzlerine söyleyemezdim anlamına gelmez, ki yazdıklarımın pek çoğunu ve ağırını yüzlerine de söylemişimdir. Ama ben bu insanları hemen hemen hepsim diyebileceğim kertede çoğunu seviyordum, çok seviyordum. Sevdiğim insanların sevmediğim ve bana olumsuz gelen yanlarını, ölümlerinden sonra (bi bakıma arkalarından) yazmak hem kolay değil hem güzel değil. İşte ben hem kolay, hem güzel olmayan bu işi yapıyorum bu kitabımda. Peki neden? Başka türlüsünü yapamam, elimden gelmez de ondan... Her neyse, onu yazacağım.Bir de, yaşamakta olan yakınları var. Yazan elimi oldukça tutan (tek tutan) budur. Onları incitmek beni de incitir. Çünkü yakınları, ünlü ve değerli ölülerinin eleştirilmesine, olumsuz yanlarının belirlenmesine hiç dayanamazlar, ki onlara hak vermemek elde değildir.
Birlikte Yaşadıklarım Birlikte Öldüklerim Alıntıları - Sözleri
- Yalnızlıktan yakınmamak ve mutluluk duymak insanın tanrılaşmasıdır.
- "Başka türlüsünü yapamam, elimden gelmez.."
- Çocukken Perde açılmadan Oturamazdım yerimde Kırkıma girdim Yine öyle Ben mi çocuk kaldım Çocukluğum mu bastı kırkına JAK İHMALYAN
- Pekçok arkadaşımın ünlenmesinin tanığı oldum. İşte o gözlemlerime dayanarak söylüyorum: Ünle ünlenen kişi arasındaki ilişki, insanla insanın gölgesi arasındaki ilişkiye benzer. Kimi ünlü kişiler ışığı arkalarına alıp yürüdüklerinden, önlerine düşen dev gibi gölgelerinin arkasında yürür gibi, koskocaman ünlerinin gerisinde ünlerinden çok küçük kalmışlardır. Böylelerinin ünleri büyüdükçe, kendileri daha da küçülürler. Küçüle küçüle yok olduklarında, gölgeleri gibi ünleri de silinir. Kimi ünlü kişiler de, ışığa doğru yürüdüklerinden, arkalarında bıraktıkları gölgelerinden habersiz kişiler gibi, gerilerindeki ünlerini hiç umursamazlar. Ünlenmeden önce nasılsalar, ünlendikten sonra da öyledirler.
- İnsanın hiçbir davranışı tekbaşına ve bağımsız değil kuşkusuz. Daha önceki davranışlar bilinmeden, insanın son davranışının doğru değerlendirilmesi olanaksız. Bu yüzden de sözler ve davranışlar tekbaşlarına bir anlam taşısalar bile anlamın bütününü veremezler. Bir söz, bir davranış nerde, ne zaman, nasıl bir çevrede, hangi koşulda geçtiğine göre değerlendirilebilir.
- Çok yazılmıştır, cezaevleri ilerici gençlerin yetişmeleri için birer okul olmuştur, çalışma yeri olmuştur. Cezaevlerine sokulan gençler, dışardaki boş zamanı değerlendirmeme dağınıklığından kurtulup disiplinli çalışmaya girmişlerdir.
- Bir yazarı mit olmaktan kurtaracak olan kimi şeyler şunlardır: Yazarın günlüğü, özyaşamöyküsü, anıları, yazarı tanıyanların yazara değğin anıları. Bunlar hem o yazarı mitleşmekten kurtarır, hem de yazarın yapıtlarını daha iyi anlamamıza yardım eder...
- "Savcılık odasına önce beni çağardılar.Aklımda kaldığına göre , savcının adı ya Davas ya da Davaslı'ydı.Savcının masasının karşısındaydım.Savcı, - Sizi tanıklık için çağırdık, dedi, bazı eşya göstereceğim, kimin olduğunu bilirseniz, söyleyin! Masanın altında duran ak bezden bir torbadan bir pantolon çıkardı.İlk bakışta SABAHATTİN'in pantolonu olduğunu tanıdım.Yünlü kumaş, boz renkli , kahverengi damalı... Savcı sordu: - Kimin olduğunu biliyor musunuz ? o zamanlar öyle zor koşullarda , bunalımlı , baskılı bir dönemde yaşıyorduk ki, öyle haksızlıklarla karşılaşıyor , öyle uydurma nedenlerle cezaevlerine atılıyorduk ki , herşeyden kuşkulu , çekinir olmuştuk.Savcı, elinde, bir arkadaşınızın pantolonunu tutuyor ve size , "Bu kimin?" diye soruyor.Altından ne çıkacağı hiç belli değil.SUÇSUZ OLMAKLA DA İNSAN CEZADAN KURTULAMIYOR.Suçsuzluğumuz mahkemede anlaşılana dek beş altı ay cezaevinde yatırıldığımız çok olmuştu. Savcıya , - Hayır bilmiyorum... dedim.
- İnsanların bildikleri bazı şeyleri söylememeleri aptallıklarından değil, terbiyelerindendir.
- Gerçekten öleceğimize inanmıyoruz, ölenleri görüyoruz, ölüme inanmış gibi yapıyor, Ama bir gün öleceğimize ve yakın dostlarımızın da öleceğine gerçekten inanmıyoruz. Kendimize ve yakınlarımıza gelince, ölümü hiç inanmadan kabul etmiş gibi görünüyoruz.
- İnsanın hiçbir davranışı tek başına ve bağımsız değil kuşkusuz. Daha önceki davranışlar bilinmeden, insanın son davranışının doğru değerlendirmesi olanaksız. Bu yüzden de sözler ve davranışlar tek başlarına bir anlam taşısalar bile, gerçeği anlamın bütününü veremezler.
- "Şu hatırayı da annesi anlatmıştır: " Sabahattin çocukluğunda çok okurdu ; evde, okulda okuduktan başka , evden okula gidip gelirken yollarda da okurdu.Bigün evde kafesin arkasında oturuyordum.Okuldan dönen Sabahattin 'i gördüm.Yine elinde kitap vardı, okuyarak geliyordu.Bir kız çocuğu arkasından koşup geldi, ona taş attı.Taş Sabahattin' in omzuna çarptı.Canının yandığını yüzünden anladım.Hemen kapıya koştum, - Oğlum o kız sana neden taş attı? diye sordum. - Kaydırak oynuyorlarmış, ben de kitap okuyarak geldiğim için , görmeden çizgilerine basmışım.Ondan taş attı... dedi. Bir taş verdim, - Al bu taşı , git, sen de ona at ! dedim. Taşı aldı ağır ağır gitti.Kafesin arkasından onu seyrediyordum, köşeye kadar gitti, dönüp arkasına baktı, beni kapıda göremeyince, taşı yere bırakıp döndü.Eve gelince , - Neden taşı kıza atmadın ? diye sordum . Donuk donuk yüzüme baktı , - ONUN DA MI CANI YANSIN ANNE !...dedi."
- Aliye Berger de, "Hayatta herşeyi renkli görüyorum ve bu renklerin hepsini seviyorum. Çok güzel bir dünyada yaşıyoruz," deyince, kendime güçlü bir destek buldum. Çok güzel bir dünyada yaşadığımızı anlayabilmemiz için, o dünyayı renkli görmemiz gerekiyordu.
- Savcı cevabımı beklemeden , torbadan kırık gözlük camları çıkardı.Sabahattin 'in çerçevesiz gümüş saplı gözlüğünün camları , kırık camları... Ne denli sarsılıp bozulduğumu savcıda anlamış olmalı ki, bu kez sormadı açıkladı: - Bulgaristan sınırında çalılar arasında bir yerde bir ceset bulunmuş.Cesedin üstünden bu eşya çıkmış.Eşyanın Sabahattin Ali' nin olduğu sanılıyor. Savcının elindeki kırık gözlük camlarına baktım, gözlerim doldu. Savcı , torbadan Sabahattin Ali'nin pantolonun kumaşından spor ceketini çıkardı. - Evet Sabahattin' in... dedim., Sesim titriyordu. Ceketin üzerinde kurumuş kan lekeleri vardı. Savcının yazılı ifademi alıp almadığını şimdi anımsayamıyorum. Savcı, - Bir cinayetin üzerinde duruyoruz .Kovuşturmanın güvence altında yürütülebilmesi için , Sabahattin Ali' nin eşyasını gördüğünüzü , burdaki konuşmamızı hiçkimseye söylemeyin... dedi. Kendimi tutup ağlamamak için sesimi çıkarmadım.Dışarı çıktım...
- Çünkü renkli görülünce, güzelliklerinin ayırdına varamadığımız, güzel sanılmayan, hatta güzel bile olmayan şeyler güzellik kazanıyordu. Baktıklarını renkli görmelerini salık vererek, başkaları da sevinsin, sevinci bölüşelim istemiştim.
Birlikte Yaşadıklarım Birlikte Öldüklerim İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Birlikte Yaşadıklarım Birlikte Öldüklerim: "Mart ayı, dert ayı" derler ya...Bizler Sevgili black 'in düzenlemiş olduğu etkinlik sayesinde bu sözü, "Mart ayı, Aziz Nesin ayı" na evirmiş bulunuyoruz. Dertse dert, hüzünse hüzün, mizahsa mizah, yergiyse yergi, edebiyatsa edebiyat...Hepsi en sağlamından, temeline kadar! Ne mutlu ki, bu ay, platformda sağımız, solumuz, önümüz, arkamız Aziz Nesin...Etkinlik kapsamında Nesin'den birkaç kitap okuduktan sonra kapanış için "Birlikte Yaşadıklarım Birlikte Öldüklerim" adlı bu kitabı seçtim. Bu seçimimde, bu eserin pek tercih edilmemiş, pek rağbet görmemiş olmasının etkisi büyüktü. Yıllar evvel okuyup, bir gün mutlaka tekrar okumak üzere kendime söz verdiğim bir eserdi Birlikte Yaşadıklarım Birlikte Öldüklerim...Şimdi ise yine yıllar sonra tekrar okumak üzere, aynı sözü tekrar veriyorum kendime... Uzun bir değerlendirme yazısı olacak benimki. Kitaba konu olan isimlerin çoğunluğu benden bir parçaysa ve de altını çizip, sizlere aksettirmem gerektiğini düşündüğüm satırlar fazlaysa, o kitap hakkındaki değerlendirmeyi kısa tutmam pek mümkün olmuyor. 600 küsür sayfalık, her sayfası ilmek ilmek işlenmiş bir kitabı da iki cümleyle anlatmamı kimse beklemesin lütfen! "Edebiyat evrenseldir" tabiri, salt iki kelimeden ibaret kült bir tabir değildir bence. Özünü kavrayabilen bir okur için, bu minik cümlenin altında gerçekten dev gibi büyük anlamlar yatar. Evrensel olan edebiyat, özelden tüzele, yerelden genele, evrenin tüm renkleriyle kucak açar bize...At gözlüklerimizi çıkarıp, o kucağa doğru koşmak, o kucağın nimetlerinden istifade etmek, kaymağını yiyebilmek de pek tabii ki bizim şahsi tercihimiz. Mevlana'nın meşhur pergel metaforunu, tam da bu noktada, sözlük anlamıyla anımsatmak isterim : "Pergelin bir ayağı merkezde sabit olarak kalır. Diğer ayak merkeze bağlı ve bağımlı olarak çizdiği, taşıyabileceği esneklik çerçevesinde hareket eder. Asla merkezle ilişkisini kesmeden, irtibatını koparmadan bu hareketi gerçekleştirir. Böylelikle ilkelerinden, değerlerinden vazgeçmemiş olur." Bir ayağımız, o merkezden hiç kaymasın efendim, hiç kaymasın ki özümüzü özümseyerek, bilerek, tanıyarak, değer yargılarımız çerçevesinde ulaşalım evrenselliğe. İşte Aziz Nesin, bu edebiyat evrenselliği bağlamında, etinden, sütünden, yününden yararlanabileceğimiz bulunmaz, eşsiz bir nimet. Bu nimetliğin sebebini en iyi şekilde Müjdat Gezen dile getirmiş olmalı: "Derin gözlemciliği, olayları gülmece sanatının en naif içtenliği ile abartması ve zengin üslubu değil midir O'nu uluslararası Aziz Nesin yapan?.. Biz O'nun yazdıkları ile büyüdük. O'nun engin bilgisinden feyz aldık. Güldürmenin kolay bir şey olmadığını ve erdemini O'ndan öğrendik." UNESCO'nun yayınladığı Index Translationum'a (Dünya Çeviri Bibliyografyası) göre, Türkçe kategorisinde, eserleri yabancı dillere en fazla çevrilen yazarlar listesinde dördüncü sırada. Bu değerlendirmede ise, şiirden anıya, öyküden romana, mektuptan günceye uzanan çok geniş türlerde eserler kazandıran Nesin'in, -anılar, belgeler, denemeler ve mektuplardan oluşan derleme kitabıyla karşı karşıyayız. Türk edebiyatının perde arkası mahiyetindeki bu kitapla, Aziz Nesin’in gerek edebi, gerekse özel çevresini şekillendiren insanların dünyasına uzanıyoruz. Şöyle ki Nesin, çok genç yaşlarında "Birlikte Yaşadıklarım" adlı bir dosya açarak, çevresine dair izlenimlerini bu dosyada biriktirmeye başlamış lakin zaman içerisinde bu birlikte yaşadığı insanları kaybetmeye başlayınca, "Birlikte Öldüklerim" adlı ikinci bir dosya açması kaçınılmaz hale gelmiş. Günden güne bu ikinci dosyanın kalınlaşması ise Nesin'de onulmaz yaralar bırakmış. Notların büyük çoğunluğu, bir tarafı kullanılmış saman kağıtlarına, acele içinde, eski yazı ve dolmakalem ile yazılmış. Yılların getirdiği yıpranma, aşınma ve zarar görme payları da göz önüne alındığında, bunları derlemek bayağı çaba gerektirmiş. Ali Nesin tarafından hazırlanıp yayına sunulan bu derlemede, eski yazıların çevrilmesi hususunda vakıf çalışanları Nurcan Boşdurmaz ve Elvan Topallı'nın da büyük desteği olmuş. Tüm bu çalışmalar için hepsine ayrı ayrı, şahsım adına gönülden teşekkür ediyorum. Zira öyle sıcacık, öyle gerçek, öyle olması gereken bir kitap çıkmış ki ortaya, eşi emsali yok desem asla abartmış olmam. Bu kitapta ana başlıklar halinde tam 82 isim kendine yer bulmuş, ancak her isim kendi başlığı altında birçok ismi doğurmuş. Mesela Tahsin Saraç başlığı altında Kenan Işık'a, Ekber Babayev başlığı altında Behçet Necatigil'e, Enver Gökçe başlığı altında Pablo Neruda'ya ya da Fazıl Hüsnü başlığı altında Turan Oflazoğlu'na denk gelmek inanılmaz hoştu. Her okura mahsus bir durum mudur bilmiyorum ama ben bu tarz inceleme kitaplarında, ilgi alanına giren ve sevdiği kısımları cımbızla çeken okur cenahındanım. Haliyle cımbızıma takılanlar hakkında da iki kelam etmek isterim. Aziz Nesin’in anılarında yer etmiş ve kitapta da en uzun sayfaları parsellemiş iki isim var ki; biri Kemal Tahir, diğeri Sabahattin Ali... Kemal Tahir ve Aziz Nesin dostluğu hep gıpta ettiğim bir dostluktur. Sıkı bir Tahir sevdalısı olarak, onun yanlışlarını ve hatalarını ziyadesiyle bilirim...Bilirim de bilmezden, görürüm de görmezden gelirim...Sevgili Aziz Nesin de ben gibi yapmış. Edebi yönünde hiçbir kusur bulmadığı, hatta sık sık yücelttiği Tahir ile sadece düşün anlamında ayrılıklar yaşadığını, onun oldukça sert mizaçlı, agresif ve paranoyaklık boyutunda kuşkucu olduğunu ancak tüm bunların yine de dostluklarını zedelemesine izin vermediğini belirtmiş. Yazın dünyasında pek değinilen ya da önemsenen ya da farkedilen bir durum değil ancak her iki üstadın da aslen Şebinkarahisarlı olmalarının bu dostluktaki görünmez etkisi de büyük bence. "Onu yakından tanıdığım yaşamının son yirmi iki yılı içinde hemen her zaman Kemal Tahir doğadan, toplumdan gördükleri içinden seçimlerini romancı olarak yaptı. Romancı olarak gördü, duydu, solunumlandı, yaşadı. Hergününün yirmidört saatini (elbet bir gerçeği belirtmek için abartıyorum) romancı olarak yaşadı." Hayatının en güzel ve en verimli yıllarını cezaevlerinde bırakmış, akabinde de kanser illeti yüzünden çok ciddi bir ameliyat geçirmiş olan dostuna bir türlü kıyıp da tartışmaya girme cesareti gösterememiş Aziz Nesin. "Onun tartışması, herhangi doğal tartışma olmazdı. Tartışırken bütün canını, bütün gücünü, bütün varını yoğunu ortaya koyar, ringde boks maçı yapar gibi tartışırdı. Var gücüyle bağırır, bağırmaktan sesi kısılır, o sırada orada hazır olmayan ya da ölmüş bulunan kimi kişilere bol bol ve çok ağır söver, ter içinde kalır, iyice yorulur, ama susmazdı." İki dostun, Yedi Gün Dergisinde müstear ismiyle yayımlanan yazıları, tefrikaları, ortak akşam yemekleri, rakı sofraları, Harbiye Askeri Cezaevi'nin kara betonlu daracık hücresindeki günleri, ATÜT muhabbetleri, 6-7 Eylül Olayları sonrası yaşadıkları, Yassıada Duruşmalarında başından geçenler ve Düşün Yayınevi günleri satır satır işlenmiş notlara. Kemal Tahir'in erkenden aramızdan ayrılışı neticesinde de hemen şu notu düşmüş kağıtlarına : "Eşi Semiha arkadaşımız, sabahın altısında, telefonda, “Kemal uyudu, bir daha uyanmayacak!" diyordu. Bu denli yalın, yapyalın bir sözün, birdenbire bu denli anlamlaştığı, bu denli şiirleştiği pek az görülmüştür. Bu olağan, bu dümdüz söz, edebiyatımız da başka hiç kimsenin Kemal Tahir'in ölümüne olduğu denli uygun düşmez. Bir daha uyanmayacağı uykusuna yatmış Kemal'in alnından öptüğümde, dudaklarıma geçen yokluğunun serinliğiyle, o zorlu fırtınanın büsbütün dindiğini acıyla duydum...Her ölen arkadaşımla ben de biraz ölüyorum; ama bu kez biraz değil, pekçok öldüm. Neden böyle oldum diye düşündüm. Çünkü dostluğumuz yıllardan beri sevgi bağlarıyla ve dargınlıklarla, anlaşmalarla ve anlaşmazlıklarla, dayanışmalarla ve çatışmalarla, barışmalarla ve küskünlüklerle, gönül almalar ve kızgınlıklarla, değer vermeler ve eleştirmelerle sürüp gitti. Yani gerçek dostluğun bütün gerekleriyle, aramızda her ne geçerse geçsin, her ne olursa olsun, birbirimizin vazgeçilmeziydik. İşte bunun için olacak, bunca yazılar yazmış, bunca yılın yazarı olan ben, bugün yaşamımın en zor yazısını yazıyorum." Değinmek istediğim ikinci isim, yine benim için çok çok kıymetli, Aziz Nesin'in tabiriyle 'Sesi kubbelere sığmayan türkücü" : Ruhi Su... Yiğit sesi süslü salonlara sığmayan, daima bir başına ama herkesten yüce, hoşgörüsü sonsuz, sanat için her türlü özveride bulunan, sesi için yaşayan, sesi bozulmasın diye dünya nimetlerinden el etek çekerek, bir keşiş, bir çilekeş derviş, bir tarik-i dünya gibi ömür süren, çorak yönetimlerin çöllerinde akıp giden Ruhi Su... "Ruhi Su, yalnız Türkiye'de değil dünyada eşi az bulunur bir sese sahiptir. Böyle bir değerli sanatçı, dünyanın neresinde olursa olsun el üstünde tutulur, sevilir ve ulusal bir değer olarak bütün uluslara tanıtılır. Çünkü böyle değerlerle, uluslar övünürler. Büyük bir üzüntüyle söylüyorum, ne yazık ki, benim yurdumda Ruhi Su'ya gereken değer verilmemiştir. Türkiye'deki radyolarda ona türkü söyletilmez. Radyo için açılan imtihana Ruhi Su da girmiş ama onun radyoya sokmak istemeyenler, imtihanı kazanamadığı bahanesini ileri sürmüşlerdir. Çünkü Ruhi Su Türkiye'nin ilerici bir halk sanatçısıdır." On binlerce yıllık insanlık tarihinin hiçbir döneminde, dünyanın 160 küsür ülkesinde yaşayan insanların asla milletvekili ve başbakan sıkıntısı çekmediğini söylüyor Aziz Nesin. Ve ekliyor, çünkü bunlar her daim gereksinilen sayıdan çok daha fazla olmuşlardır, değil bir dünyaya, yüzlerce dünyaya yetecek sayıda siyasetçi mevcuttur. Amma velakin...Ruhi Su öyle mi? "Tarihin her döneminde ve dünyanın her yerinde her zaman Ruhi Su'lar yoktur. Ruhi Su'lar çok değil gereğince bile bulunmazlar. Ve Ruhi Su'lar, bir gelir, bir giderler." İlerleyen sayfalarda "Eline sağlık, ağzına sağlık, canına sağlık" diyerek, Sakıncalı Piyade adlı kitabı doğrultusunda, Uğur Mumcu'ya olan sevgi ve saygısını sunuyor Aziz Nesin. Kendi yazdıklarına gülemediğini belirten Nesin, Mumcu'nun yazdıklarına acı acı güldüğünü belirtiyor. Çünkü "gülümsemek, bir insancıllık belirtisidir." Halkımız ötedenberi gülmeceyi, işine yarar bir aygıt olarak kullanmıştır. Nasıl açar denilen aygıtla kilit açılıyorsa, nasıl bıçak denilen aygıtla ekmek kesiliyorsa, gülmece denilen aygıtla da halkımız çıkmazlarına çıkar yol bulmakta, karmaşık sorunlarını çözümlemektedir. Kısacası gülmece, üretim toplumlarının ve üretmen sınıflarının işine yarayan bir aygıttır. Gülmecenin faydalarının çok fazla olduğunu söyleyen Nesin, ilk sıraya şu faydayı yerleştiriyor: Faşizme özenenleri yıldırması, umutsuzluğa düşürmesi. Çünkü, faşist özençlileri, dikta heveslileri, ellerine geçen fırsatlarda nice zart zurt ederse etsinler, sonunda, Sakıncalı Piyade'de olduğu gibi, alay edileceklerini, maskara olacaklarını, ister istemez anlayacaklar, korkacaklardır. Faşizme geçit yok! Bu geçidi tıkayacak en iyi engel, faşizmin alay konusu hırtlıklarını ortaya koymaktır! Öğretmen-yazar Behzat Ay hakkında olumlu ya da olumsuz tek kelime kaleme almayan Aziz Nesin’in, Ay tarafından kendisine gönderilmiş olan bir mektubun, kitaba Behzat Ay başlığı altında iliştirilmesini de pek etik bulmadığımı itiraf etmek istiyorum. Bu ayıp babanın değil, oğul Ali Nesin'in ayıbı elbet. "Sevgili Aziz Ağabey.... Kimseye söyleyemediğim için ve kimseden isteyemediğim için sana başvuruyorum...eve hırsız girmiş, çantamdaki bir milyona yakın parayı, emekli cüzdanı, ekim aylık fark çekimi vb almış...Şimdi yola gidemediğim gibi, beş parasız kaldım. Mersin'e gidebilirsem bahçemden 500 metrekare satacağım. Ama ne yola gidecek durumum var ne de henüz telefon alıcısı. En kısa zamanda ödemek koşuluyla 400-500 bin lira rica ediyorum sizden utanarak..." Sait Faik, Orhan Kemal, Tahsin Saraç, Melih Cevdet, Jak İhmalyan, Rıfat Ilgaz, Yılmaz Güney, Halikarnas Balıkçısı, Aytmatov, Fazıl Hüsnü, Haldun Taner, Behice Boran ve Enver Gökçe hakkında düşülen notlar ve yazılan anılar da, bu kitabın bende bıraktığı izlerden bazıları... Halktan beslenen bir halk sanatçısı olarak, halkının her kesiminin kolayca anlayabileceği düzeyde yalın bir dil, canlı bir üslup ile, günlük hayatın en sıradan olaylarından bile öyküler üretebilmeyi başaran Aziz Nesin'in, tüm bu özelliklerinin, anı ve denemelerinde de aynı ölçüde vuku bulduğuna şahit olacağınız bir kitap "Birlikte Yaşadıklarım Birlikte Öldüklerim" Eserlerinde merkeze aldığı toplumsal sorunlar, düzen çarpıklıkları, haksızlıklar, hiyerarşik bozukluklar, batıl inançlar, ahlaksızlıklar ve bürokratik yapıların yanlışlığı gibi konuları, dostlarını ve dost bildiklerini anlatırken bile aralara serpiştirmeyi ihmal etmemiş. Vermeyeyim dedim durdum ama şu örneği vermezsem anlatmaya çalıştığım husus eksik kalacak gibi : "O yıllarda Necip Fazıl, şöhretinin tam da zirvesinde bulunuyordu. Şairliğinin tadını her alanda çıkarıyor, evinde uşak kullanıyor, yemeklerini zamanın en lüks lokantası sayılan Karpiç'ten getirtiyor, özel olarak kiraladığı büyük bir dairede fraklı, smokinli garsonlar kullanıyor, partiler veriyordu. Tabii bu türlü hesapsız harcamalar içinde sık sık beş liraya muhtaç olduğu günler oluyordu... Evimdeki eşyalar haciz edilecek diye Düşün Yayınevi'ne gelişi... Kemal'e konuştuk :Belki yalandır, ama ya doğruysa..." Aziz Nesin hakkında bunca kelam ettikten sonra Madımak Katliamı'na parmak basmamak elbette olmayacak...Madımak, istençli çıkarılmış bir yangının fütursuzca seyridir nezdimde, sebebi, bahanesi, ötesi yok, olamaz da. Mahkeme salonlarındaki savunmalarında "Bizim asıl yakmak istediğimiz Aziz Nesin’di, ölenler için üzgünüz" beyanatında bulunma cüretini gösterip sonrasında keyif çatan sözde Müslüman, sözde muhafazakarların kepazeliğidir, utancıdır Madımak. Katliam' ın sudan sebeplerinden biri olarak gösterilen, 5 aylık bir süreçtir okuduğum Şeytan Ayetleri kitabını dün itibariyle bitirdim. Keşke diyorum, keşke imkanlar elverseydi, ömrü vefa etseydi de o çeviriyi göğsünü gere gere tamamlayabilseydi Nesin. Derler ya, başlamak bitirmenin yarısıdır, diye... Ben de öyle varsayıyorum. Türk edebiyatına yaptığın paha biçilmez katkılar, gülmeceye getirdiğin yenilikler, çevredeki insanlara gösterdiğin toleranslar, vakıf çalışmaların...adına kendim ve bilhassa yetiştirilmesinde maddi manevi emeğinin yadsınamayacağı tüm çocuklar adına gönülden teşekkür ediyorum. Bu ülkenin bir ferdi olarak da, sana yaşatılan, reva görülen her acı, her zulüm, her dayatma için ülkem adına bir özrü borç biliyorum. Hani "Ruhi Su'lar bir gelir bir gider" diyorsun ya.. İşte Aziz Nesinler de öyle... Aziz Nesinler bir gelir, bir gider... Sivas Katliamı'nın üstüne kaleme aldığı Sivas Acısı adlı şiiri ile kapanışı yapmayı uygun buluyorum. Fazıl Say' ın bestesi ve Serenat Bağcan' ın yorumu ile de ortaya nefis bir ağıt çıkmış, lütfen gözlerinizi kapayarak dinleyiniz... Ben tanırım Bu bulut bizim oranın bulutu Hemşeriyiz ne de olsa Benim için kalkmış ta Sivas'tan gelmiş Yurdumun bulutu Başımın üstünde yeri var Ben bilirim Bu rüzgar bizim oranın rüzgarı Hemşerimiz ne de olsa Benim için kopup gelmiş yayladan Yurdumun rüzgarı Kurutsun diye akan kanlarımı Ben anlarım Bu acı bizim ora işi, hançer acısı Bir ülkedeniz ne de olsa Aynı dili konuşsak da Anlamayız birbirimizi Hançerin nakışı Tanıdım acısından, Sivas işi Ben duyarım, duyumsarım Bizim oranın sızısı bu Binip kara bir buluta Sivas ilinden Sivas rüzgarında uçup gelmiş Helallik dilemeye Ey yüreğimin onmaz acıları Ey beynimin dinmez sancıları Suç ne bende, ne de sende Ne de olsa yurttaşımsın Kapalı da olsa bütün vicdan kapıları yüzüme Bilmelisin, bir yerin var can evimde... https://youtu.be/ApUnGG_sQ8k (Seda Bera)
UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku .. ÖLÜME MEKTUP YAZAN "ADAM"... ("KuP KuP BoY" is paying his TRIBUTE... ) Ekrana bakıyorum şimdi ..Ne yazsam , nasıl bir giriş yapsam diye ..O' nun ölüm haberini aldığım gün , tvlerde vakıf bahcesinin içindeki dozerler falan geliyor gözümün önüne .. Dozerlerin eksozlarından çıkan kara ,kapkara dumanlar .. Nasıl rahatsız oluyorum o an o dumanlardan anlatamam ..Cd lerimi , plaklarımı bardak altlığı yapsalar o dakika gözümde yok hiçbiri.. "Çocuklar koştursun üzerimde" mısraları geliyor aklıma .. Hiç görmediğiniz , hiç tanımadığınız , bir kez dahi konuşma fırsatınız olmamış bir adam bu.. Öyle yakın ki size , bir imza gününe gitseniz , kimin adına imzalayayım kitabı dese darılırsınız beni nasıl tanımadın diye .. Sanki senelerdir tanıyorum ben kendisini .. Pekçok arkadaşımın ölüm haberini aldım , akrabalarım falan .. O dozer sesleri ..O anki hissiyat bir garip .. Acı , hüzün , fiziki mücadeleyi kaybediş ama zihinsel savaşla gelen zafer mukayese dahi edilemez benimkilerle .. Hem de katıksız saf inkar edilemez bir zafer .. Öyle ki , düşmanları bile adını saygıyla anmak zorunda kalmışlar sonrasında.. Sanki bir gladyatörü izliyorum ölürken ..Yüzlerce hasmını yere sermiş ve o serdiği adamlardan oluşan ceset dağlarının üzerinde oturmuş , az sonra son nefesini verecek olan.. Hem üzülüyorum , hem de bir garip gurur var içimde.. Ölüme son kazığını da attın gittin diye seviniyorum içimden .. Ertesi gün kalktım .. Ertesi gün daha da bir garip!!! Nasıl anlatayım size bunu bilemiyorum ki..Sanki hiç sahip olmadığınız , ama uzun süredir kullandığınızı düşündüğünüz bir eşyanızı kaybetmişsiniz .. Hayat daha ekşi , kekremsi ,acı ve ardındaki hava daha buhranlı .. Hiç içmemiş olanlar için şekersiz çayın ilk yudumu gibi .. Cardiodan çıkıp pastaneye koşup ,fındıksız fıstıksız ,safi gülsulu (IYYY!!!) güllaç almak zorunda kalmak gibi .. Yemek sepetine sipariş verdiğin , çilingir sofrasına katık yapacağın 3 porsiyon acılı adananın yerine bir karışıklık sonucu ,plastik bir kap içinde kısırı gömüp eline bıraktıkları anda yaşadığın haklı cinnet gibi.. Kolajlayıp zerk etmişler beynine o an .. 3' ü 5' i bir arada .. Kimi zaman ayrı ayrı saldırıyorlar falan .. Olguların , duyguların , şahısların şimdiki zamandan - dili ,-mişli geçmiş zamana geçişleri yaşanan o an bir bakıma .. Normalde yaşı ilerlemiş olanların aksine bu yaştaki insanlar için ölüm olgusu daha farklıdır .. Ölmüştür karşındaki .. Üzülürsün .. Özlem vardır içinde .. Göremeyecek olmaktır seni o an üzen .. Çünkü KARŞINDAKİDİR ölen .. Kendini koymazsın o kefeye .. Hiç aklına gelmez .. Birgün seni de koyarlar o kefeye.. İşte o an kendimi de düşündüm bir nebze.. Yaşım ve aklım elverdiğince.. - KuP KuP BoY - (hep goygoy yapmayalım dedik..) Aziz Nesin devam etsin az da .. "...İnsan nice ölüm gerçeğini , bu gerçeklerin en gerçeğini benimsese bile , yine de kendisinin öleceğine bütün gerçekliğiyle inanamıyor! İnanmıyor çünkü insanın bir şeye , bir olaya ,bir olguya tam inanabilmesi için , onu bikaç kez yaşaması , tekrar etmesi gerekir. Oysa biz ölümü kendimizde değil , BAŞKALARINDA yaşarız.Ölüm , bizim yaşayamayacağımız , kendimizde tekrarlayamayacağımız bir olay olduğu için de, birtürlü kendi öleceğimize bütün gerçekliğiyle inanamayız.Elbet ölecegeğiz deriz, öleceğimizi biliriz ama - bunu başkalarında görüp bildiğimizden - tam bilgi değildir.Yani biz ölmeyeceğimizi sanırız.Kendimizi ölmeyeceğiz sanınca , dostlarımızda bizimle birlikte var olacaklarından ve biz de onlarla birlikte var olacağımızdan , kendimiz olan dostlarımızın da öleceğine inanmayız ..." Ve ölüm öyle bir olgu ki , safi o şahsı değil , onunla birlikte anıları da , bambaşka dünyaları da alıp götürüyor .. Ardında bilinmezlik.. Hiç kalkmayan bir sis bulutu .. Hep toz duman .. Bilinmeyenlerle başbaşa kalıyor kişi.. Aziz Nesin 1915 doğumlu..Vakti zamanında Birlikte Yaşadıklarım ve Birlikte Öldüklerim diye 2 ayrı klasör açmış.. Tek bir kitapta toplamakmış amacı tüm sevdikleri ve sevmediklerini.. Ömrü vefa etmemiş maalesef..O dosyaları ,Nesin Vakfı eski yazıdan günümüz türkçesine çevirip aranje ederek yayınlamış..600 küsür sayfalık bu kitabı ben üçüncüye okudum ..Diyebilirim ki , tamamlanıp yayınlansaydı çok ses getiren bir eser olacağı kesin .. Sevdiklerini sevmediği yönleriyle , sevmediklerini ise hakkını vererek takdir ettiği taraflarıyla aktarmış notlarına ..Safi notlardan da oluşmuyor pek tabii bu kitap.. İçinde çeşit çeşit dergiye gönderilen yazılardan tutun da , yazarlar arasındaki mektuplaşmalara ve yaşanılan anılara , gazete haberlerine varıncaya kadar pek çok doküman var .. Türk Edebiyatının kulis arkası desem hiç yanlış olmaz.. Kimler var diye sorma .. Bir bu kadar daha isim yazmam gerekir ..Ama şunu söyliyeyim ki cidden apayrı bir lezzet bu kitap.. Hani herkes diyor gülüyorsun Aziz Nesin okurken .. Evet cidden çok güldüğüm yer oldu bu kitabı okurken .. Bir o kadar da sinirden parmağımı, tırnağımı kemirdiğim an da cabası .. Bir kaç örnek vereyim size .. Bir gece vakti Sait Faik' le beraber onu yakan , sürüm süründüren eski aşkını aramak için İstanbul' un karanlık sokaklarına daldığınızı , o kadının evine gittiğinizi hayal edin Aziz Nesin ile.. Onu bir başkası ile gören Sait Faik' i avutmak için bir meyhanede soluğu aldığınızı .. Yaşar Kemal ile beraber İlya Ehrenburg ' un evine girişte Jean Paul Sartre ve Simone De Beauvoir ile selamlaşmak, tanışmak isteyen çıkmaz mı aranızda ? Bu karşılaşma sonrası Ilya Ehrenburg ile sohbet sırasında yaşananları size anlatamam .. Yaşar Kemal' in duvarda asılı bir goblen halının üzerinde gördüğü desenler üzerine , halıyı Türk halısı sanması sebebiyle dönen muhabbet .. Tarif edemiyorum .. Aziz Nesin halının goblen olduğunu biliyor ama uyaramıyor falan .. Rezilliğin daniskası tabii =)) Bu kızgınlığını öyle bir yazmış ki kitapta belki 30 40 kez okudum .. Her okuduğumda yerlere yuvarlandım =)) LEZZET TARİF EDİLEMEZ ..AKTARAMIYORUM .. 404 : NOT FOUND! Ya Sabahattin Ali' nin ölümü sonrası mahkemelerde sorgulara katılmak isteyeniniz ? Onun son eşyalarını , yeşil yazan dolma kalemini görmek isteyeniniz ? O yeşil yazan dolma kalem ile Jack London ' ın Demir Ökçe'sini almancaya çevirişinin ve ardından gelenlerin öyküsünü okumak isteyeniniz ? Kemal Tahir ile bir polis arabasına tıkılıp ,gözaltına alınıp , mahkum olup Sultanahmet Cezaevi' nde aynı hücrede ayakuçlu başuçlu yatarken sarf edilen sözler .. Akıllardan geçenler .. Kemal Tahir ' in 13 senelik mahpusluğu.. Zar tutan Tahsin Saraç' la Cem Kitabevinde tavla atıp , adını hep duyduğunuz ama pekçoğunuzun bir kez dahi açıp okumadığı Fazıl Hüsnü Dağlarca ile tanışmak istemez misiniz ? Rıfat Ilgaz ve yaz kış sırtından çıkarmadığı paltosunun öyküsünü bilmek isteyeniniz? Cengiz Aytmatov ile kısa bir sohbet edip , Yılmaz Güney'e mektup yazalım , Hasan Hüseyin Korkmazgil' den mektup alalım diyenler? Attila İlhan' ın şairliğe ilk başladığı dönemler .. Nazım Hikmet ve yıktırılan Tan gazetesi ..6 7 Eylül olayları dönemleri? Uzun ama gayet zevkli bir yolculuk bu .. Yüzlerce isimle tanışmakta cabası.. Çok uzattım farkındayım ama bunu yazmazsam cidden olmayacak .. Sabah tesadüf eseri hem kendi , hem de dedemin dergi ve mecmualarını karıştırırken rast geldim .. Sapsarı bir Varlık Dergisi ..75 yılı..Bu yazıyı oturdum , üşenmeyip yazdım tekrar .. Biraz aceleye geldi ama olsun .. Niçin yazdığımı da açıklayayım .. Marcel Proust bir daha kalkmamak üzere yatağa düşmüş.İmamın kayığına binmesi an meselesi.. Gözlerini bir anda aralayıp , "bana" demiş , "hemen son yazdıklarımı getirin! O son ölüm sahnesini baştan aşşağı yanlış yazmışım ve bunu ancak şimdi anlıyorum." Aziz Nesin de geçirdiği bir kalp krizi sonrası o an aklından geçenleri anılarında yazar.. Daha doğrusu ölümü yazamadan ölecek olmasına üzülüyordur yazdıklarında..Hatta sevgili nishtiman , kitap/sizin-memlekette-esek-yok-mu--3459 incelemesinde buna da değinmiş ( gonderi/17989992 ) . Hal böyleyken , Aziz Nesin ölümünü yazamadı hiçbir zaman .. AMA ÖLÜME BİR MEKTUP YAZDI .. Buyrun okuyun .. Canalıcıma ; " Uykumdayken , kancıkcasına baskın verme ! Gelince de saygısız konuklar gibi oturup, yerleşip, siftinip çöreklenme!! Seni bir müzmin tedirginlik olarak derime yapışmış , canıma sıvışmış olarak kendimde duymayayım.Düşün ki ben seni , varlığımın bilincine vardığımdan beri beklemekteyim.Bunca zamandır beklenen bir konuğa yaraşır bir saygınlıkla gel! Sana olan saygımı yitirtme bana.Gürrültülü patırtılı gelme! Kimseler duymasın geldiğini. Bir sen bil , bir de ben bileyim yeter. Gelişin , herkesleri ayağa kaldırmasın.Tam bana göre , bana uyan bir davranışla gel.Sessiz sessiz , sürdürdüğüm bunca yıllık yaşamıma yaraşacağı üzere suskun , susuk gel! Çünkü benim için geleceksin , beni almaya geleceksin, başkalarını tedirgin etmeye değil.Uykumda birden bastırma ki , bunca yıldan beri gelişini gözlediğim en gerçek ve en son konuğuma göstermem gereken saygıda bir eksikliğim olmasın.Saygıyla ayağa kalkıp seni buyur edeyim.Almak istediğini, sana onurla kendim sunarak vereyim. Bir yaşam boyu çektiklerimi az bulup , bana bir de sen çektirmeye kalkma! Her ne çektimse hepsine güleryüzle katlandım, onları salt kendim bildim. Üzünçlerimi kendime sakladım ,sevinçlerimi el 'le bölüştüm.Sonum da böyle olsun isterim.Bilirim, güçlüsün..KİMSELERE EĞİLMEMİŞ BAŞIM, senin önünde eğilebilir ; ama bana bunu yaptırtma! Bana yaşamamı yadsıtıp ,sonunda beni kendimden utandırtma! Senin amansızlığından böyle bir yiğitlik bekliyorum, bana önünde baş eğdirtme! Güleryüzle gel, gülümseyerek karşılayayım seni... DİMDİK YAŞADIM , sen de beni dimdik kucakla , al götür.Pusu kurma , arkadan vurma. Ayakta karşılaşalım soylucasına... Öyle çelebicesine gel ki seninle gitmek için istekleneyim.Senin gelişinle ikimizin birden gidişi bir olsun. Şimdi var , şimdi yok olalım.Bekletme beni.Elini çabuk tut.Herşey birden bire olup bitsin. - BU CEZA BANA YETER! - Sen öyle bir kesin gerçeksin ki , sana yalan da söylenmez.Bütün yaşamımda çağdaşlarımdan hiçbirini kıskanmadığımı bilirsin; iyi yürekliliğimden değil, hiçbirini kendimden büyük görmediğimden...Yine bilirsin , yaptıklarımla da yapmayı tasarlayıp dahaca yapamadıklarımla da böbürlenirim. Bana verdiğim mühlet içinde , tasarladıklarımı yapamadımsa , evet , suç kimsenin değil, benim...Bu ceza yeter bana ; çünkü acısını duyanlar için CEZALARIN EN AĞIRIDIR. Herkes gibi ben de seninle ilk ve son olarak yalnız bikez karşılaşacağım.Bu karşılaşmamız, nerede , ne zaman , nasıl olsun diye, zaman zaman değişik istekler geçirdim içimden.Kahraman olmak istediğim dönemlerim oldu.Kahramanlar ilk savaşlarında ölmeyen , son savaşlarında da sağ çıkmayanlardır.Seninle son savaşımda karşılaşmayı istedim bir zamanlar.Savaşın , yaşam boyu sürdüğünü , yaşadıkça sonu olmadığını bilmiyordum. Sonsuzca süren bu savaşımın öeyle bir yerinde gel, öyle bir güzel gel ki, sana gülümseyerek elimi uzatıp, " Merhaba!" diyebileyim. Bir zamanlar da uzun uzun yaşayıp bitkiselliğe dönüşmeyi , bitkisel yaşamımda gelişini bile bilmemeyi istedim.Şimdiyse , ne kahramanlık gösterisinde , ne bitkisel bitkinliğinde gelmeni istiyorum.Dilersen , en beklemediğimi sandığın zaman gel.Beni hiç şaşırtmayacaksın, çünkü hep aklımdasın ,beynimde bir kıymık gibi ...Korkmadan bekliyorum gel!!! - HİÇ KORKTUM MU? - Nice yaşadımsa , seninle baş başa , diş dişe döğüştüm.Pekçok kez yendiğim de , yenildiğim de oldu.Canım ki , en kutsal olan herşeyim benim. Onu elbet bana yakıştığı gibi ayakta , saygıyla , yiğitçe vermek isterim ; TESLİM OLMADAN...Bir armağan gibi vermek canımı! Sen de , yeniğin kalemini - Kİ O KALEM HEP KILIÇTI - teslim alırken iki elinle başının üstüne saygıyla kaldırarak al beni! Lekesiz , arı - duru, yaşamı süresince hep kendi kendini arıtan bir cana saygılı ol, benim sana saygılı olduğum gibi. Kimselere demedim ,sen de kendine of dedirtme bana.Ne kahramanlıkta ,ne bitkisellikte , işte şimdi olduğum gibi bir sıra, ELİMDE KALEM ; önümde kağıtla daktilom , böyle bir zamanımda gel! İstersen gece , istersen gündüz, istersen yazın , istersen kışın gel ; kapım da yüreğim de her zaman açık sana! Yeter ki , kendi gözümde kendimiküçültme bana, kimseden su istetme, yardım diletme bana...Seninle yiğitçesine döğüşmedim mi? Bunları istemeyi hak etmedim mi? Bana ille de of dedirteceksen , hiç olmazsa bunu ikimizden başkası duymasın.Bunca yıl durmaksızın karşı karşıya savaşmış iki savaşçıyız.Üstelik benim savaşım , seninkinden çok daha yüceydi.Çünkü sen, sonunda nasıl olsa utkunun senden yana olacağını biliyordun. Oysa ben , sonunda nasıl olsa yenik düşeceğimi biliyordum.Yenileceğimi bile bile , ama hiç yenilmeyecekmişim gibi, beni yenecek olanın üstüne üstüne varmadım mı ? Bir an olsun korktum mu , ya da kaçmayı düşündüm mü? -ÖLÜMÜ HAK ETMEK İSTERİM - Birazcık daha yaşayabilmek için , birazcık daha iyi yaşayabilmek için , bunca güzelim bu yeryüzü uğruna bile, sana bir kıpı ödün verdim mi? Yaşamayı hak etmeye çalıştığım gibi , ölümü de hak etmek istiyorum. Bu hakkı bana tanı! Çünkü bu sonsuz güzellikler açan güzelim dünyaya , ben de gücümce güzellikler katmaya çalıştım.Bir güzel ada , atlasta görünmeyecek denli küçük diye yok sayılabilir mi? Benim katkımda atlasta görünemeyecek denli küçücük olsa da , var.Ne mi yaptım ? Ortaçağ simyacıları taşı altına çeviremedi .Ama ben bir simyacıyım, gözyaşlarımı gülmeceye çevirerek dünyaya sundum.Saygıyla, gel bekliyorum. " Yazılış tarihi 9 Haziran 1974 imiş.. Varlık dergisinde yayınlanış tarihi Eylül 1975 İŞBU SATIRLARIN YAZARINI ÖLÜM ,TESLİM ALIRKEN İKİ ELİYLE BAŞININ ÜSTÜNE SAYGIYLA KALDIRARAK ALDI.. İZMİR' DE BİR OTEL ODASINDA ÖLDÜĞÜNDE , ELİNDE KALEM-KAĞIT ,ÖNÜNDE DAKTİLOSU VARDI ... Işıklar içinde uyu AZİZ "BABA" !!! Ve pek tabii bonusumuz : https://www.youtube.com/watch?v=UHzWhCIP3qg Bu da benim bonusum olsun : 3:46 ' ya alayım .. 2 yudum "MAZOT" , 2 adet DUZLU FISTIH.. https://www.youtube.com/watch?v=pcgFTZU9sew (Tuco Herrera)
BESLEYİCİ VE ÇOK RENKLİ BİR KİTAP OKUDUM.: Yazar bu kitabında çevresindeki insanları yani beraber yaşadığı beraber öldüğü insanları anlatmış, Çünkü çevremizdeki insanlar bize şekil verir biz çevremizdeki insanlardan beslenir ve etkileşiriz. Bizler olayların ve şartların durumuna göre olgunlaşırız. Yazar çevresindeki insanları anlatırken yani kendinin etkileştiği insanları anlatırken hiç ayrım yapmamış, bütün temas ettiği insanları anlatmaya çalışmış yani hoşlandıklarını da hoşlanmadıklarını da sevdiklerini de sevmediklerini de ve onu sevmeyenlerin hayatını ayrım gözetmeksizin eleştirinin dozunu kaçırmadan ve hiç hakaret etmeden anlatmaya çalışmış. Bu kitabında yazar diğer kitaplarına nazaran usta olduğu hiciv ve güldürü sanatını çok nadir yerlerde kullanmış mesela örnekle. "Bizim memleket böyledir... ne kanun var, ne kanun adamı..." "Öyledir efendim..." "Birinin yaptığını öteki bozar..." "Öyledir efendim..." "Bakalım daha ne kanunlar çıkaracaklar..." "Çıkaracaklar efendim..." "Yok, devlet adamı yok..." "Yoktur efendim..." Sayfa 501 Bir terzi Peltekis vardı. Dahi idi herif. Deveye elbise yapsa, adam olurdu. Çok da tatlı cakası vardı, kültürlüydü... Müşterilerine: - Ulan, ben ölünce ne b** yiyeceksiniz, alıştınız bana... Vallahi sizin için tek çare var, nudistler derneği kurup çıplak gezmek, derdi. Sayfa 591 Bu yazarin okuduğum 5 kitabı. Okuduklarım: 1. Sizin memlekette eşek yok mu ? 2. Şimdiki çocuklar şahane 3. Şimdi Avrupa 4. Bir sürgünün anıları 5. Birlikte yaşadıklarım birlikte öldüklerim Umarım bana ayrılan kısıtlı sürede yazarın bütün kitaplarını okuyabilirim Çünkü çok keyif aldığım bir yazar. Kitaptan aldığım bir alıntıyla da desteklemek istiyorum bu cümlemi. "Yapılacak öyle çok işim var ve öyle de az zamanım kaldı ki..." Sayfa 436 Etkinliği düzenleyen black'ye ve gıyabında Nordavind'ya teşekkürler ediyorum. (Hasan Savuk)
Kitabın Yazarı Aziz Nesin Kimdir?
20 Aralık 1915’te İstanbul’da doğdu. İki yıl Darüşşafaka Lisesinde öğrenim gördü. Kuleli Askeri Lisesini bitirdi. Kara Harp Okulu ve Askeri Fen Okulundan mezun oldu. Üsteğmen rütbesindeyken "görev ve yetkisini kötüye kullanmak" suçlamasıyla yargılanıp ordudan uzaklaştırıldı. Bir süre bakkallık yaptı. Ardından gazeteciliğe başladı. Yedigün, Karagöz ve Tan Gazetesinde çalıştı. Cumhuriyet adlı bir magazin dergisi yayınladı. Sabahattin Ali ile birlikte, Marko Paşa, Malum Paşa, Merhum Paşa, Alibaba mizah dergilerini çıkardı. 1951de bir kitapçı dükkanı, ardından bir fotoğraf stüdyosu açtı. 1954ten itibaren Akbaba mizah dergisinde takma isimlerle mizah öyküleri yazdı. Yazın yaşamı boyunda 100ün üzerinde takma isim kullandı. Kemal Tahirle birlikte Düşün Yayınevi’ni kurdu.Yeni Gazete, Akşam ve Taninde köşe yazıları yazdı. Yazarlığı, Öncü, Yeni Tanin ve "Ustura" isimli bir mizah eki de hazırladığı Günaydın gazetesinde sürdürdü. 1962de Zübük isimli mizah dergisini çıkardı. 1963te yayınevinin yanmasının ardından sadece yazmaya başladı. 1972de Çatalcada kimsesiz çocukların eğitimini gerçekleştirmeyi amaçlayan Nesin Vakfını kurdu. Kitaplarının tüm gelirini bu vakfa bağışladı. 1976-1980 arasında her dalda edebiyat ödülleri veren Nesin Vakfı Edebiyat Yıllığını çıkardı. 1979da seçildiği Türkiye Yazarlar Sendikası Başkanlığı görevini yıllarca sürdürdü. Sadece Türk edebiyatının değil dünya mizah edebiyatının da sayılı isimleri arasında yer alan Aziz Nesin, düşünceleri ve yazıları nedeniyle siyasi iktidarlardan sürekli baskı gördü, tutuklandı, yargılandı, sürgün edildi, cezaevlerinde kaldı. 6 Temmuz 1995 tarihinde yaşamını yitirdi. Öykülerinde Türk toplumunu ayrıntılarıyla yansıtır. Anlatımında halk edebiyatının ana öğelerinden yararlanır. Yer yer masal temasıyla ve mizah aracılığıyla günlük olayları, toplumsal aksaklıkları eleştirir. Türk edebiyatında çağdaş mizah yazarlığı tekniklerini geliştiren, genç mizah yazarlarının doğmasına yolaçan yazardır.
Aziz Nesin Kitapları - Eserleri
- Zübük
- Şimdiki Çocuklar Harika
- Ölmüş Eşek
- Nazik Alet
- Gözüne Gözlük
- Biz Adam Olmayız
- Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz
- Yol
- Yokuşun Başı
- Yokuş Yukarı
- Sizin Memlekette Eşek Yok mu
- Tatlı Betüş
- İt Kuyruğu
- Koltuk
- Toros Canavarı
- Pırtlatan Bal
- Geriye Kalan
- Memleketin Birinde
- Havadan Sudan
- Gıdıgıdı
- Aferin
- Surname
- Merhaba
- Az Gittik Uz Gittik
- Ben de Çocuktum
- Yüz Liraya Bir Deli
- Yedek Parça
- Aşkım Dinimdir
- Sivas Acısı
- Fil Hamdi
- Zübüklüğün Sonu Yok
- Adamı Zorla Deli Ederler
- Anıtı Dikilen Sinek
- Kördöğüşü
- Bir Sürgünün Anıları
- İstanbul'un Halleri
- Yurt Gezileri
- İhtilali Nasıl Yaptık
- Hayvan Deyip de Geçme
- Deliler Boşandı
- Şehirden İndim Köye
- Memurlar Memurlar
- Gerçeğin Masalı
- Bay Düdük
- Hoptirinam
- Gol Kralı
- Bu Yurdu Bize Verenler
- Mahmut ile Nigar
- Ah Biz Ödlek Aydınlar
- İnsanlar Uyanıyor
- Tek Yol
- Leyla ile Mecnun
- Gözünüz Aydın Efendim
- Bir Tutam Aydınlık
- Nutuk Makinesi
- Hangi Parti Kazanacak
- Ah Biz Eşekler
- Yeşil Renkli Namus Gazı
- İnsanlar Konuşa Konuşa
- Büyük Grev
- Benim Delilerim
- Nah Kalkınırız
- Poliste
- Damda Deli Var
- Şimdi Avrupa
- Sosyalizm Geliyor Savulun
- Rüyalarım Ziyan Olmasın
- Kalpazanlık Bile Yapılamıyor
- Okuma Güncesi
- En Masumlar İçerde
- Rıfat Bey Neden Kaşınıyor
- Mahallenin Kısmeti
- Yetmiş Yaşım Merhaba
- Bütün Oyunları - 1
- Bütün Oyunları 2
- Halimiz Hal Değil
- Borçlu Olduklarımız
- Aziz Nesin - Ali Nesin Mektuplaşmaları
- Aziz Nesin'den Sıra Dışı
- % Kaç Aptalız
- Yazarlık, Edebiyat ve Dil Üstüne
- Aşk Şiirleri
- Birlikte Yaşadıklarım Birlikte Öldüklerim
- Çuvala Doldurulmuş Kediler
- Kalem Yapın Beni Kalem!...
- Eğitim Üstüne
- Batı'ya Giden Yoldayız
- Bir Koltuk Nasıl Devrilir
- Vatan Sağolsun
- Seyyahatname
- Türkiye Şarkısı Nazım
- Okuduğum Kitaplar
- Korkudan Korkmak
- Salkım Salkım Asılacak Adamlar
- Üçü Birden
- Bütün Şiirleri 1
- Kazan Töreni
- Bütün Şiirleri 2
- Seviye On Ölüme Beş Kala - Kendini Yakalamak
- Hayvanlar Takımı
- Maçinli Kız İçin Ev
- Sondan Başa
- Sora Sora Cennet Bulunur
- Uyusana Tosunum
- Aziz Nesin'den Çocuklara En Güzel Öyküler
- Hazret-i Dangalak
- Aziz Nesin'in Güncesi Mum Hala
- Mum Hala 1
- Aziz Nesin'den Darbeler Kitabı
- Sanat Yazıları
- Gülmekten Öldüren Öyküler-1
- Gülmekten Öldüren Öyküler 2
- Alamanya Alamanya Bizden Aptal Bulaman Ya
- Mum Hala 2
- Soruşturmada
- Aziz Nesin'in Anıları: Böyle Gelmiş Böyle Gitmez
- Herkesin İşi Gücü Var
- Suçlanan ve Aklanan Yazılar
- Arkadaşım Badem Ağacı
- Bir Dokun Bin Dinle
- Cumhuriyet Dönemi Türk Mizahı
- Unutulmayan Rüyalar
- Bekârlık Sultanlıktır
- Irak ve Mısır
- Taşlamalar
- Çocuklara En Güzel Masallar
- Aziz Dede'den Masallar
- Nasrettin Hoca Gülütler
- Okullar İçin Kısa Oyunlar
- Sporcu Milletiz Vesselam
- Bursaname - Aziz Nesin'in Bursası
- Laiklik, Dincilik ve Atatürkçülük
- Bayan Aynur ile Bay Buyur
- Bilmem Ne Adası
- Bir Vicdan Davası
- Onursal Doktor Olamamanın Büyük Onuru
- Bulgaristan'da Türkler Türkiye'de Kürtler
- Aşk Öyküleri
- Aydınlar Üstüne
- Büyüklere Masallar 1
- Büyüklere Masallar 2
- Türkiye Toplumu ve Demokrasi
- Bütün Oyunları - 3
- Bütün Oyunları 4
- Aziz Nesin - Klaus Liebe Harkort Mektuplaşmaları
- Aziz Nesin - Saliha Scheinhardt Mektuplaşmaları
- Aziz Nesin - Tahsin Saraç Mektuplaşmaları
- Tut Elimden Rovni
- Erkek Sabahat
- Çiçu
- Hadi Öldürsene Canikom
- Dört Kitap Tek Ciltte
- Ölümü Hak Eden Ölümsüz Aziz Nesin Cilt: 1
- Ölümü Hak Eden Ölümsüz Aziz Nesin Cilt: 2
- Azizname
- Saçkıran
- Gübre Kralı
- Şiirin Tam Zamanıdır
- Biraz Gelir misiniz?
- Bir Aşk Var Bir De Ölüm
- Hoşça Kalın
- Bişey Yap Met
- Qum Qalalar
- Hekayələr
- Azîz Nesin - Meral Çelen Mektuplaşmaları
- Gülmece Öyküleri 9
- Bizim Memleket
- Gülmece Öyküleri 5
- Gülmece Öyküleri 2
- Memleketin Birinde - Hoptirinam
- Deniz Aslanı
- Baba Mirası
- Berber Nonoş
- Gülmece Öyküleri 3
- Üç Kitap Birarada
- Nutuk Makinası, Az Gittik Uz Gittik
- Gülmece Öyküleri 8
- Aziz Nesin Bütün Kitapları
- Kendini Yakalamak
- Boyalı Tilki Masalı
- İstanbul'dan Ne Haber
- Aziz Nesin Ali Nesin Mektuplaşmaları 2
- Aziz Nesin Ali Nesin Mektuplaşmaları 1
- Seçilmiş Satırlar
- Aziz Nesin Ali Nesin Mektuplaşmaları 3
- Aziz Nesin Ali Nesin Mektuplaşmaları 4
- Sosyalizm Geliyor Savulun
Aziz Nesin Alıntıları - Sözleri
- İslamlıktan sonra da .. şimdi de kız çocukları pek makbul sayılmıyor, başlık parasını saymazsan. Müslümanlarca … (Bay Düdük)
- Sen insanların zahirine değil zamirine bak. (Toros Canavarı)
- Yoksular yaşamları boyunca yalnız bir kez kolaylık görürler, o da öldükten sonra; cenazeleri hemen kalkar, çabucak. (Ben de Çocuktum)
- Muayeneye giren çocuğu, içi kül dolu bir kaba yellendirirlermiş. Yel ne denli çok kül kaldırırsa o denli iyi, o denli yiğitlik sayılıyor. Yel hiç kül kaldırmazsa, çok kötü..." Mangalda kül bırakmaz" sözü, sonradan bir alay sözü olarak kullanılmış olsa bile, kabadayılığı, yiğitliği anlatmak için söylenir. (Yokuşun Başı)
- Sen artık bu kitapta: noktaları , virgülleri , satırları taşımıyorsun.. Sen artık bu kitapta : koşmuyor , bağırmıyor , alnını kaşımıyorsun.. Sen artık bu kitapta yaşamıyorsun. (Aşk Şiirleri)
- Ayağını sıcak tut, başını serin, Kendine bir iş bul, düşünme derin. (Nasrettin Hoca Gülütler)
- Önce bir sayımdöküm yapmalıyım Neleri götüreceğim Geri dönüp alamam Kendimden hiç bırakmamalıyım geride Gölgemi de gölgesizliğimi de Söyleyemediklerim yazamadıklarım Verilemeyen yanıtlarım Benimle olmalı üzünçlerim acılarım Utançlarım gözyaşlarım Söyletilmeyen şarkılarım Hiç bir kötülüğüm kalmamalı arkamda Aldatmaları sevdiğim kadınların Kurnazlıkları çıkarcıkları küçük küçük Zaman zaman kurnazlıklarım Düşlerimi hiç mi hiç bırakamam En değerli varlıklarım Hele sonsuz tasalarım ki yaşama sığmayan Ve hiç sönmeyen harlı tutkularım Ne kalır benden geriye Hiç O hiçi de kendimle almalıyım (Seviye On Ölüme Beş Kala - Kendini Yakalamak)
- Aslında Sayın Başkan Hoobert iyi insandı. Sayın Başkan iyiydi ama, ne yazık ki çevresindekiler kötüydü. Nedense bu iyi başkanların çevresini de hep kötü kişiler alıyordu. (Kalpazanlık Bile Yapılamıyor)
- Yabancı bir kentte insanın yalnızlığı daha bir katmerleniyor. (Sizin Memlekette Eşek Yok mu)
- "Zenginlik sermaye birikimidir; uygarlık kültür birikimidir.Bizde böyle birikimler olmadığı için de , toplumumuz tutarsızdır. Ulusal zenginliğin , uygarlığın birikim demek olduğu bizde , daha 19. yüzyıl sonunda anlaşılmıştır.Ama bu bir TERS anlamadır.Bizde bu birikim , devlet gücüyle zengin yetiştirmek diye anlaşılmıştır.TERS işleyen mantık şudur: 'Yurdun kalkınması için zenginlik gerekir. Bizde kendiliğinden zengin yetişmediğine göre , devlet yardımıyla zengin yetiştirmeli , sermaye birikimi saglanmalıdır.' ...Devlet zengin yetiştirmeye kalkarsa kimleri seçer? Elbet kendisini devlet yapanları, kendinden olanları... " (Suçlanan ve Aklanan Yazılar)
- Bakınız, neden olmaz, izah edeyim. Affedersiniz, ismiâliniz Beyfendi? Ulvi Bey... Müşerref olduk efendim. Benim adım Şâzi. Çok memnun oldum. Evet... ne diyorduk? Olmaz.. Katiyen olmaz. Çünkü efendim, herşeyden önce bir maarif plânımız yok. Bendiniz uzun yıllar maarifte hizmet ettiğimden bu işleri gayet iyi bilirim. Plânsız, programsız hiçbir iş olmaz efendim. Affedersiniz Beyfendi, ismiâlinizi öğrenebilir miyim? Ulvi Bey... Çok güzel, memnun oldum. Benim adım da Şâzi... Çünkü efendim bizde herşeyden ön ce bir tedrisat sistemi yok. Onun içindir ki, biri… (Kördöğüşü)
- Bu pis burjuvaların Allah bin türlü belalarını versin!.. (Aziz Nesin'in Güncesi Mum Hala)
- "Sarılmak neden güzeldir bilir misin? Çünkü sağ tarafta kalp yoktur, ve orası hep boştur. Sarılınca, sağ yanını onun kalbi doldurur..." | (Ah Biz Eşekler)
- Amerikada otuzaltı gazeteye birden yazan bir başyazar, — Sizde, dedi, bir başyazar, kaç gazeteye yazar? — Bizde, dedim, her gazetenin ayrı bir başyazarı vardır, ama, hepsi de aynı şeyleri yazar!.. — Ayrı ayrı insanlar nasıl aynı şeyi yazarlar? — Bizde ayrı gayrı yoktur. Birlik, beraberlik falan... İşte öyle... — Sizde demokrasi var mı? — Az bişey vardı, ama son zamanlarda yedek parçası kalmadığından kullanamıyoruz? (Yedek Parça)
- İnsan, sevebilir miyim diye düşünüyorsa sevemeyecek demektir. İyi ki sevide düşünce yok;yoksa kimse kimseyi sevmezdi. (Aşkım Dinimdir)
- Gece yatakta bir elimi attığım zaman, elimin tuttuğu yalnızlık... Korkudan öbür elimi atıyorum, kendimi tutuyorum, soğuk, ıslak, titreşik... (Çiçu)
- "Ben ölmüşüm baba, neden bana hiç demediniz?" (Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz)
- “İster altından olsun, ister demirden, kafes kafestir!” (Memleketin Birinde)
- Sizin sevdiğiniz her şeyi ben de severim. (Gol Kralı)
- İnsanın kendini olduğundan başka göstermek için harcadığı çabalar onu gülünç yapar. Hele bu para konusunda ise gülünçlüğün derecesi daha da artar. (Aziz Nesin'den Çocuklara En Güzel Öyküler)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin