Kitap Künyesi
Yazar: Ziya Meral
Yayın Evi: Kaknüs Yayınları
İSBN: 9789752563445
Sayfa Sayısı: 96
--reklam--
Budala Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Nietzsche Mesih Karşıtı adlı kitabında Hz.İsa’yı ‘’budala’’olarak tanımlamaktadır. Bu bir hakaret değil, Nietzsche’nin, Dostoyevski’nin Budala adlı romanından etkilenerek geliştirdiği psikolojik bir analizdir.
Ancak, Nietzsche’nin ‘’budala’’kelimesini kullanışına ve Dostoyevski’nin Budala romanına bakıldığında, ikisinin arasında bir benzerlik yerine, tam tersine Tanrı, gerçek, ahlak, umut ve gelecek konusundaki inançlarından kaynaklanan, derin bir çatışma su yüzüne çıkmaktadır.
19.ve 20.yüzyılların özünü ve ruhsuzluğunu daha yolun başında sezmiş, aynı sorunlara dikkat çekmiş, ancak farklı çözümler üretmiş iki düşünürün, Nietzsche ve Dostoyevski’nin, yaşamlarının ve fikirlerinin çatışması, aynı soru ve sorunlarla bocalayan çağımız insanı için önemli ipuçları barındırmaktadır.
--reklam--
Budala Alıntıları - Sözleri
- Budala romanının bize bu çağda sunduğu en önemli mesaj; Güç, kontrol ve hüküm yerine, sevmeyi ve güzelliği seçen insanların “zeki”, kitlelerce “aptal” olarak görüleceği, ama aslında bu aptallığın tek umudumuz olduğudur.
- Nietzsche için ise İsa ne bir dâhi, ne bir kahraman, ne de "mükemmel bir idealisttir". Ona göre "burada bir psikoloğun titizliği ile çok farklı bir kelime kullanılmalıdır: Budala."
- Dostoyevski'yle tanıştığı günü anlatan bir mektubundan Nietzsche söyler der: Dostoyevski daha önce Stendhal'da olduğu gibi karşıma çıktı, tamamen kaza yoluyla, bir dükkanda öylesine açılmış bir kitap, daha önce hiç duymadığım bir isim ve birden insanın kendini kardeşiyle karşılaşmış gibi hissetmesi (...) kitabı okumaya devam ettikçe o akrabalık hissi (başka nasıl tanımlayabilirim?) hemen kendini belli etti. O an hissettiğim sevinci tarif edemem.
- Dostoyevski ve Nietzsche arasında ki fark "budala" kelimesini yüzeysel olarak benzer şekilde kullanmalarından aslında çok daha derindir. Her ikisi de aynı çağın tutarsızlığını ve ruhsuzluğunu görmüş, ancak birbirlerinden çok farklı çözümler üretmişlerdir.
--reklam--
Budala İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Kısmen biyografi tarzında yazılmış, Nietzsche ve Dostoyevski'yi bu kadar kısa, güzel, yoğun ve net bir şekilde açıklamış bu eser nasıl bu kadar az okunmuş, kitabı bitirdiğimden beri bunu düşünüyorum... Ben genelde bir yazar okuyorsam, onu daha iyi anlamak adına onun hayatına dair de mutlaka bir şeyler okurum. Hayatını bilmeden okuduğum ile bildikten sonra okuduklarım arasında da az ya da çok mutlaka ki bir fark oluyor. Tıpkı Nietzsche'de olduğu gibi. Kitap önce Nietzsche'nin hayatı, hayata ve dine bakış açısı, Dostoyevski'nin Nietzsche üzerindeki etkisi, eserlerinde yansıttığı düşünceler, üslubu ve düşünce yapısı üzerinde kısa ama yoğun bir şekilde duruyor. Daha sonra ise Dostoyevski'nin hayatı, dine bakış açısı, düşünce yapısı, eserleri vs. üzerinde duruyor. Her iki isim hakkında okurun kafasında belli bir profil çizdikten sonra ise ilk olarak ikisinin de kullandığı "Budala" kelimesine hangi manâlar yüklediklerini, arada ki farkı ortaya koyuyor. Nietzsche'nin bazı imkansızlıklardan dolayı Dostoyevski'yi tam manâsıyla anlayamaması, aslında bir eksik anlama üzerine ortaya bambaşka düşünceler attığını (o durum daha başka nasıl ifade edilebilir bilmiyorum) ve bu şekilde kendi düşünce yapısını oluşturduğunu aktarıyor kitapta. Aslında bir nevi Nietzsche'nin bugün okuduğumuz, ünlü düşünür Nietzsche oluşunu anlatıyor kitap yoğunlukla. Eserlerinde ki kahramanları nasıl, ne düşüncelerle ve ne amaçlarla oluşturdukları ile ilgili bir bölüme yer veriliyor kitapta. Çok fazla spoiler içeriyor, bunu da belirtmiş olayım. Ben genel itibariyle beğendim, iki isimi daha iyi anlayabilmek için okunmaya değer bir kitap diyebilirim. Keyifli okumalar dilerim. (Büşra T.)
Yazarın aktarım şeklini çok öğretici buldum önemli yazarlar hakkında araştırma içersinde olup farklı bir bakış açısı sunup net bir şekilde sayfalara dökmüş okuyacağım iki eser için ön bilgi almış oldum yazar/Ziya-Meral kitap/budala--52610 (Ayse)
''Budala'' tenceresine, Dostoyevski ve Nietzsche katılarak yapılmış harika bir yemek olmuş desem yeridir. Ziya Meral yer yer biyografiye kaçarak Dostoyevski ve Nietzsche'yi kısa ve net bir şekilde irdelemiş. Tencereye önce Nietzsche'yi atmış ve onu, dine bakış açısı, üslubu, yaşam tarzı gibi soslarla pişirirken ardından Budala tenceresine Dostoyevski'yi atıp Nietzsche üzerinde yarattığı ve yemeğe asıl tadı veren etkisinin ortaya çıkmasını sağlıyor kısık ateşte. Dostoyevski'yi atmadan önce de onu julyen doğrayıp kimyon, kekik, nane (hayatı, üslubu, düşünceleri) ile harmanlıyor. Sonunda ''Budala'' tenceresinde karışıp muazzam bir yemek haline gelişlerini görmek için tencerenin kapağını açıyor yazarımız. ve buharı çekilirken karşımıza tadından yenmeyecek olan yemeği sunuyor. Tabi yemek kadar onu sunum şekli de önemli. Yazarımız burada Nietzsche'nin Dostoyevski'den fikren ayrıldığı noktaları işleyip kendi fikrinin temellerini nasıl oluşturduğunu gösterirken sofra eşsiz tabak ve bıçaklarla donatılmıştır zaten. Bu durumda bize afiyet olsun demek düşüyor. (Uğur De Molinari)
--reklam--
Budala PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Ziya Meral - Budala kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Budala PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Ziya Meral Kimdir?
Ziya Meral, lisansını İngiltere’de Brunel Üniversitesi’nde ve yüksek lisansını Filipinler’de Uluslararası Teoloji Okulu’nda teoloji alanında yaptı. London School of Economics’te Sosyoloji yüksek lisansını tamamladı. Cambridge Üniversitesi’nde siyaset bilimi alanında doktara çalışmalarına devam etmektedir.
Eğitimi süresince aralarında Çin, Ürdün, İran, İsrail, Kanada ve Hindistan’ın da bulunduğu bir çok ülkede akademik çalışmalarda bulundu. Dünyaca ünlü üniversitelerde, konferanslarda, Lordlar ve Avam Kamaraları ve Amerikan Temsilciler Mesclisi gibi meclislerde Orta Doğu ve İnsan Hakları konuları üzerine konuşmalar yaptı. Yazdığı raporlar sıkça devletler, uluslarası örgütler, düşünce kuruluşları ve medya tarafından kullanılmaktadır.
Yazarın, kendi yolculuğunu ve hayata dair fikirlerini içeren ilk kitabı 2006 yılında GOA Yayıncılık tarafından ‘Ve Tanrı Ağlıyordu’ adı ile Türkiye’de yayınlandı. Yazdığı ‘Kohelet’ adlı tiyatro oyunu 2010 yılında Tiyatro 6 Unsur tarafından İstanbul Caddebostan Kültür Merkezi’nde sahnelendi.
Londra’da yaşamakta olan Ziya Meral, Amerika Birleşik Devletleri Uluslararası Dini Özgürlük Komisyonu için etnik ve dini çatışmaların engellenmesi üzerine Mısır ve Nijerya’da araştırmalar yapmaktadır. Orta Doğu toplumları ve siyasetleri ve Türk dış siyaseti üzerine objektif analizleri ile tanınan Ziya Meral sıkça seçkin uluslarası medya yayınlara yorumcu olarak katılmaktadır.
--reklam--
Ziya Meral Kitapları - Eserleri
- Budala
- ve Tanrı Ağlıyordu
--reklam--
Ziya Meral Alıntıları - Sözleri
- Dostoyevski'yle tanıştığı günü anlatan bir mektubundan Nietzsche söyler der: Dostoyevski daha önce Stendhal'da olduğu gibi karşıma çıktı, tamamen kaza yoluyla, bir dükkanda öylesine açılmış bir kitap, daha önce hiç duymadığım bir isim ve birden insanın kendini kardeşiyle karşılaşmış gibi hissetmesi (...) kitabı okumaya devam ettikçe o akrabalık hissi (başka nasıl tanımlayabilirim?) hemen kendini belli etti. O an hissettiğim sevinci tarif edemem. (Budala)
- Nietzsche için ise İsa ne bir dâhi, ne bir kahraman, ne de "mükemmel bir idealisttir". Ona göre "burada bir psikoloğun titizliği ile çok farklı bir kelime kullanılmalıdır: Budala." (Budala)
- Dostoyevski ve Nietzsche arasında ki fark "budala" kelimesini yüzeysel olarak benzer şekilde kullanmalarından aslında çok daha derindir. Her ikisi de aynı çağın tutarsızlığını ve ruhsuzluğunu görmüş, ancak birbirlerinden çok farklı çözümler üretmişlerdir. (Budala)
- '' Ellerimi sıktım, kocaman bir yumruktu. Yüzleşme vakti gelmişti artık O’nunla. Tanrı’ya yüzümü döndüm tüm nefretimle, tüm yenilmişliğimle, ‘Kazandın!’ diyebilmek için. Tanrı’nın yüzünü aradım. Gözlerim, O’nun sonsuz gözlerini buldu ve Tanrı ağlıyordu. Ellerinde gözyaşlarım vardı.’' (ve Tanrı Ağlıyordu)
- Ölümün hayatlarımızdaki varlığı aslında yaşamlarımızın sahip olduğu gündelik değerlerinin bizlere en büyük hatırlatıcısıydı. Bu fiziki yaşam geçiciydi ve sonu kaçınılmazdı. Ölümün bir son olmanın ötesinde ait olduğumuz gerçekliğe bir geçiş olması onu bir kabustan çok minnettarlığa çeviriyordu. Hem tüm güzelliği ve acısıyla şimdiki yaşamlarımız için minnettarlık, hem de acının bittiği ve sürgünden döndüğümüz asıl evimize kavuşmamızın minnettarlığı ölümün bize armağanıydı. Tanrı’ya ölüm için kızmak, O’na doğum için ve insan olmak için kızmaktı (ve Tanrı Ağlıyordu)
- Kimse ama kimse içimizdeki boşluğu dolduramazdı. Beraber sevgi ile yaşayabilirdik ama o anlarda bile, artık tek beden olmuş yaşamlarımızın kendi çemberleri dışında bulmaları gereken ortak bir ihtiyacı vardı. Aynı yatakta yatıp, birbirimize fiziki olarak sarılıp ama nasıl binlerce kilometre uzakta olduğumuzu kendimizden bile gizliyorduk. Yalnızlık sanki bir alın yazısıydı ve biz ne kadar kalabalığa, karışsak, silinmek yerine daha da belirginleşiyordu. (ve Tanrı Ağlıyordu)
- Budala romanının bize bu çağda sunduğu en önemli mesaj; Güç, kontrol ve hüküm yerine, sevmeyi ve güzelliği seçen insanların “zeki”, kitlelerce “aptal” olarak görüleceği, ama aslında bu aptallığın tek umudumuz olduğudur. (Budala)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin