Kitap Künyesi

Yazar: Jale Sancak

Yayın Evi: Kırmızı Kedi Yayınevi

İSBN: 9789944756860

Sayfa Sayısı: 152

--reklam--

Burada Mutlu Değilim Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Dünya nasıl bir yer sana göre?

"Çok tehlikeli bir yer. Yani her an başınızın derde girebileceği bir yer. Mümkün olduğu kadar az yara bere alarak hayatta kalmak gerektiğini düşünüyorum ben."

Gelecekten umutlu musun? Bir gün bu ülkede devrim yapılacağına inanıyor musun?

"Gelecekten çok umutluyum. Devrim olacağına kesinlikle inanıyorum. Türkiye'de bunu yapacak güç var ve biz bunu yaratabiliriz. Bu kendi kendine olacak bir şey değil, örgütlemeyle, mücadeleyle, çoğalmayla gerçekleşebilir ancak. Yani siyasi mücadeleyle."

On iki genç insan, on iki farklı bakış açışı. Bu kitabı oluşturmak için gençlerle konuşan Jale Sancak, "Birer genç insan olarak onların hayata, geleceğe nasıl baktıklarını, beklentilerini, umutlarını, umutsuzluklarını, gençliklerini nasıl yaşadıklarını görebilmek için gerçekleştirdim kitapta yer alan söyleşileri," diyor. "Çok sesliliği, farklı düşünce biçimlerini bir arada aktarabilmek için aynı biçimde yaşayan ya da düşünenleri değil, sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik anlamda birbirlerine benzemeyenleri özellikle seçtim. Biri solcuydu, diğeri sağcı. Bir diğeri ise apolitik. Aile içi şiddete maruz kalmış olanıyla yetimhanede kalanı, uyuşturucu bağımlısıyla uyuşturucu karşıtı, modern görüşlüyle gelenekçi olanı bu kitapta bir araya geldiler. Kiminin neşesini hiçbir şey bozamazdı. Genç olmanın yanı sıra bir ortak noktaları da gençlik çağının salt mutlulukla, eğlenceyle yaşanmadığı düşüncesiydi. Hiçbiri sorunsuz değildi."

(Tanıtım Bülteninden)

--reklam--

Burada Mutlu Değilim Alıntıları - Sözleri

  • Yanlış bir çağda, yanlış bir toplumda ve bize yüklenen yanlış değerler çerçevesinde, mümkün olduğunca "doğru"dan ayrılmamanın mücadelesini veriyoruz. Ne yazık ki, bu hengâmede bazen "doğru"nun ne olduğunu sorgulamayı bile unutuveriyoruz.
  • Madem o çocuğa iyi davranmayacaksın, o zaman doğurmayacaksın.
  • Yanlış bir çağda, yanlış bir toplumda ve bize yüklenen yanlış değerler çerçevesinde, mümkün olduğunca “doğru”dan ayrılmamanın mücadelesini veriyoruz. Ne yazık ki, bu hengâmede bazen “doğru”nun ne olduğunu sorgulamayı bile unutuveriyoruz.
  • Genç olmak nasıl bir şey sana göre? Yorucu. Gençlere genç oldukları hissettirilmiyor. Yüklenen sorumluluklarla mı boğuşacağız, genç gibi mi yaşayacağız?
  • Aslında çok güzel bir şey genç olmak, fakat aynı zamanda bizim ülkemizde zor bir şey de. Gençlerin çoğu hayatından memnun değil, çünkü çok fazla sorumluluk yüklenmek zorundalar, sürekli plan yapmaları, didinmeleri gerekiyor, bu yüzden gençliklerini yaşayamıyorlar.
  • Hakan Günday ESKİ BİR ÖYKÜ Her ne kadar hayal etmeyi, hatırlamaya tercih etsem de, bir öykü geliyor gözlerimin önüne. Yıllar önce yazdığım bir öykü. Hatta yazdığım ilk öykü. Adını da hatırlıyorum: Oyun Yaşı Ölünce Geçer. Kolombiyalı bir çocuğun hayattaki son gecesini anlatıyordum. Deirdre'ydi adı ve on beş yaşındaydı. Neden Kolombiya ve neden Türkiye değil? Neden Deirdre ve neden Yasin değil? Belki de hiçbir farkları olmadığı için. Belki de fizikî ve siyasî haritalar bazı konularda hiçbir önem taşımadığı için. Belki de tek derdim, on beş yaşında bir insanı anlatmak olduğu için. Zengin bir ailenin çocuğuydu Deirdre. Kolombiya'nın başkenti Bogota'da yaşıyordu. Palmiyelerle kuşatılmış bir villanın içinde. O gün, babasına yakalanmıştı. Babasının purolarından birini yakmış ve dumanını ciğerlerine çekerken. O gün aslında hayata yakalanmıştı. Cezası belliydi. Her zamanki gibi. Villanın bodrumunda bir şarap mahzeni vardı ve Deirdre geceyi bir aile mahkûmu olarak orada geçirecekti. Cezasının bir parçası olarak sofradan uzak tutulan ve aç kaldığından emin olunan Deirdre, akşam yemeğinden sonra, annesinin gözyaşlarının arasından geçip, babasının eşliğinde mahzene indi. Ardından kapanan, ağır ahşap kapının sürgüsünün çekildiğini duyana kadar bekledi. Sonra bakışlarını çevresinde gezdirdi ve on beş yaşındaki bir insan gibi sıkılmaya başladı. On beş yaşındaki bir insan nasıl sıkılır, biliyor musunuz? Hatırlayanınız var mı? On beş yaşındaki bir insan, on beş bin yaşındaki bir ölümsüz gibi sıkılır! Ölümüne! O akşam, villaya misafirler gelmişti. Aile dostları denilen insanlar. Evin tek çocuğuna sorulmadan edinilmiş dostlar. Deirdre'nin, yüzlerini görmemek için odasına kapandığı, bu yüzden babasıyla tartıştığı, dostlar. Bu kez odasına kapanmasına gerek kalmamıştı. Zaten bir mahzendeydi ve kapı, dışarıdan sürgülenmişti. Deirdre şanslı olduğunu düşündü. Çünkü genelde, kapandığı odadan babası tarafından çıkarılır ve bir sirk hayvanı gibi aile dostlarının önüne atılırdı. Ama o akşam, okuldaki durumuna, gelecekte seçeceği mesleğe, yaptığı sporlara ve kızlarla olan ilişkilerine ilişkin garip soruları yanıtlamak zorunda kalmayacaktı. Çünkü aile dostlarının en sevdiği konu Deirdre'nin hayatıydı. Kendi hayatları hayal kırıklığıyla dolu olmalıydı ki Deirdre'nin yapacağı seçimlere ilişkin, herkesin bir söz hakkı vardı. Ama o akşam , aile dostları, on beş yaşındaki çocuğu değil, birbirlerini ısırmak zorunda kalacaklardı çünkü Deirdre cezalıydı. Üstelik, aile dostları, akşam yemeği sonrasında geldikleri için sadece konyak içeceklerdi. O akşam ve o gece, Deirdre yalnız kalacaktı. Yaklaşık iki yüz şarap şişesiyle birlikte. Tirbuşonu olmadığı için, ilk şişenin boynunu duvara vurarak kırdı ve dilini kesmemeye çalışarak, yudum yudum içti ılık şarabı. Bir Bordeaux seçmişti. 1949 yılından kalma, kırmızı bir bordo. Şişeyi yarım saat içinde boşalttı ve bir duvarın dibine koydu. Sonra başka bir şişe açıp, onu da içti. Ve ilk şişeden yedi ayak uzağa, yine duvarın dibine yerleştirdi. Böylece, Deirdre'nin, şarap mahzenindeki hayalî futbol sahasının bir kalesi tamamlanmış oldu. Onlarca şişeden onlarca etiket söktü ve hepsini buruşturup birbirine kenetledi. Böylece Deirdre'nin bir topu oldu. Devirdiği şişeler ve boğazına akıttığı şarap yüzünden, başı döne döne çalımlar attı, hayalindeki rakiplerine. Sonra da düşe kalka goller attı, şarap şişeli direkleri olan duvardan kaleye. Neredeyse eğlenmeye başlamış ve her şeyi unutmuştu ki bir hata yaptı. Bir şişe daha açıp, yeşil camdan ağzını, şaraptan morarmış dudaklarına dayadı. Şarabı etiketine kadar içtiğinde, Deirdre yerde, hareketsiz yatıyordu. Sırtüstü. Önce sızdı, sonra kustu. Keşke tersi olsaydı. Ama olmadı. O gece, on beş yaşındaki Deirdre, kendi kustuklarıyla ağzını doldurup boğuldu. İşte, Oyun Yaşı Ölünce Geçer, böyle bir öyküydü... Tabii ki, on beş yaşındaki bir insanı anlatmanın neredeyse sonsuz biçimi vardır. Konuyla ilgili sonsuz sayıda öykü yazılabilir. Ama Deirdre'den fazla da yaşlı olmadığım o yıllarda, neden böylesi bir geceyi anlatmayı seçmiştim? Belki de tek amacım, on beş yaşındaki bir insanın, insanlığın karşısına dikilmiş bir duvar olduğunu anlatmaktı. Temelleri kendisinden önce atılmış olan hayata ilişkin her şeyin, gelip çarptığı bir duvar. Her şeyin, çarptığı hızla sektiği bir duvar. Hatta çarpma hızının sekince arttığı bir duvar. İlgiyi aşka, kayıtsızlığı nefrete dönüştüren bir duvar. Ektiğinın on katını biçmene neden olan bir tarla. Puro içtiği için cezalandırılınca, kendini şarapla öldüren, etten bir duvar. Belki de anlatmak istediğim buydu... Belki de bu yüzden, okullardaki durumlarından, meslekî hayallerinden, karşı cinsle olan ilişkilerinden söz etmek ilgimi çekmemişti. Çünkü bütün bunlar hakkında yeterince gürültü var etrafta. Ama gençlik, herşeyden önce, insanlığın karşısındaki vicdan duvarıydı. Dünya üzerinde hüküm süren hayat önce ona çarpar ve misliyle geri dönerdi. Ve eğer bu gerçek gözden kaçırılırsa, bütün Deirdre'lerin boğularak öleceğini düşünürdüm, o yıllarda. Hâlâ da öyle düşünüyor olmalıyım ki, gençlik denince, gözümün önüne bu eski öykü geldi. Hem de gözümü karartacak kadar... Belki de gençlik denilen insanlık hali, kararmış gözlerimizin seçebildiği tek ışıktır. Belki de insanlık bir yol bulacaksa kendine, bu, o ışık sayesinde olacaktır.
  • – Kendine yakın bulduğun bir siyasi parti var mı? Yok. Neden yok? Türkiye’de insanlar arasında dolaşmıyorlar. Dolaş bir, bak, kim aç kim tok. Oy zamanı kapılarda yatıyorlar, affedersin köpek oluyorlar. İnsanları kendilerine çekmek için. Sonra hiçbiri ortada yok. – Nasıl bir dünyada yaşamak isterdin Yunus? Herkes birlik olmalı, birbirine destek vermeli. Kimse kendini üstün görmemeli. Haşa, herkes kendini Allah zannediyor. Mesela bir hastaneye gidiyorsun, hastanede tedavi göremiyorsun. Her köşede hap, esrar satılıyor, cinayetler oluyor. Devlet bunların hepsini biliyor. Böyle bir dünya olmasın. Mesela “Kurtlar Vadisi”nde bunların hepsini belli ettiler. – “Kurtlar Vadisi” gerçekleri anlatan bir dizi miydi? Bana göre İstanbul mafyasını canlandırıyordu. – Polat Alemdar nasıl bir kahramandı sana göre? Aşırı derecede abartıldı. Türkiye’de insanlar özeniyorlar ona. Bizim mahallede de herkes özeniyor. Üç-dört tane ufak çocuk toplanıyor, biz Polat Alemdar’ız diyorlar. Ben film diye seyrettim. – İnsanların siyasi düşünceleri, etnik kökenleri ayrı olsa da barış içinde yaşamaları mümkün müdür sence? Bu mecburi bir şey. Öyle olmalı. Saygı olmalı bence ama olacağına inanmıyorum. Mümkünü yok.
  • Suçun çoğu kapitalist sistemde. Kapitalizm korkuyu yüceltiyor. Önce statüsünü, mal varlığını, sağlığını kaybetmekten korkutuyor insanları; sonra güçlü ve çekici bir çığırtkanlıkla onlara güvence satıyor.
  • ... çocuğu ilgi alanlarına göre yetiştirmek, ona saygı duymak, birey olmasını sağlamak gerekir.
  • Tasavvuf. İnsanın, sadece ben diye bir şeyin olmadığını görme noktası. Yani ben, sen diye ayrı bir şeyin olmadığını, insanın bir bütün olduğunu, bütünden parçalara ayrıldığımızı görmek.
  • Yanlış bir çağda, yanlış bir toplumda ve bize yüklenen yanlış değerler çerçevesinde, mümkün olduğunca “doğru”dan ayrılmamanın mücadelesini veriyoruz. Ne yazık ki, bu hengâmede bazen “doğru”nun ne olduğunu sorgulamayı bile unutuveriyoruz.
  • Mademki şiirin asıl konusu insansa ve sanat insandan yola çıkıp insana ulaşmaksa, kaçınılmaz olarak böyledir bu.

--reklam--

Burada Mutlu Değilim İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Kitap, farklı görüşlere, inançlara, ideolojilere sahip on iki genç insanla yapılan sohbetin yazılı halinden oluşuyor. Okurken sorulan soruların ısrarla gençlikteki yaşam sevinci, aşk, mutluluk konuları üzerinde durmasına karşın bu birbirinden farklı on iki gencin şaşmaz surette birleştiği şey sorumluluklar ve Türkiye'de genç olmanın çok zor olduğu konusu oldu. Katıldığım, katılmadığım pek çok fikri içeren bu kitap, bana da sordurdu aynı soruları. Yaşam hakkındaki düşünceler, idealler, hayaller... Oysaki belirsizlik, ekonomik kaygı, gelecekteki hayatın şu anla belirlenecek olması fikri, sistemin yıktığı sorumluluklar, bizlerin kendi fikirlerinden daha büyük yer kaplıyor hayatlarımızda. O halde, odağı kendi fikirlerimiz, isteklerimizle şekillenmemiş bu mekanik hayattaki mutluluk ne kadar öz olabilir, ne kadar gerçek olabilir? Kitap bu noktada düşünen, kaygılanan kişilerin fikirlerinden oluşuyor. Empati kurmak, anlamak, farklı seslerden farklı fikirleri duymak adına okunmasını tavsiye ederim... (meltem şen)

--reklam--

Burada Mutlu Değilim PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Jale Sancak - Burada Mutlu Değilim kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Burada Mutlu Değilim PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Jale Sancak Kimdir?

3 Aralık 1958 tarihinde İstanbul’da doğan Jale Sancak, Bebek İlkokulu’nu, sonra da Behçet Kemal Çağlar Lisesi’ni bitirdi. Sekreterlik, düzeltmenlik, redaktörlük, desinatörlük yaptı. 1984’ten beri tekstil sektöründe modelist ve tasarımcı olarak çalışıyor. İstanbul’da yaşayan yazar; evli ve bir çocuk annesi.

Resimle de uğraşan Sancak, 1985’te TRT İstanbul Radyosu’nda seslendirilen “Yitik Sesler” adlı oyunuyla yazarlık yaşamına adım attı. 1980’li yıllarda yazdığı şiirler dönemin sanat ve edebiyat dergilerinde basıldı. Radyofonik oyunları ise TRT radyoları tarafından yayınlandı. 1979 yılında yapılan bir film hikâyesi yarışmasında birincilik ödülü aldı. “Mırıl Mırıl Münevver” adlı öyküsü TRT tarafından televizyon filmi olarak çekildi ve gösterime sunuldu. TRT radyolarında 20 kadar oyunu yayınlandı. Özel TV ve radyolara tanıtım programları hazırladı. “Kasabanın İncisi” adlı televizyon dizisinin senaryo ekibi içinde yer aldı.

1998’de TRT’ye “Ateşi Çalmak” adlı televizyon programını hazırladı. Gene TRT’de yayınlanan “Ömrüm Ömrüm” adlı dizide metin yazarı ve danışman olarak çalıştı. İlk öykü kitabı Bu Gece Pera’da 1989’da yayımlandı. 2001’de ve 2005’te Açık Radyo’da hazırlayıp sunduğu “Kenti Dinlemek” ve “Yaşamdan Sahneye” programları kitaplaştırıldı.

2001’de “Bıçkın Melek ve Küçük, Önemsiz Bir Kayboluş” adlı öyküsüyle Haldun Taner Öykü Ödülü ikinciliğini aldı. “Bu Gece Pera’da” adlı öyküsü Finceye çevrildi. Öykülerinden bir derlemeSeçilmiş Öyküler adıyla Bulgaristan’da, Tanrı Kent ve Yitik Şarkılar ise Almanya’da yayımlandı. Almanya’da gerçekleştirilen bir dizi edebiyat etkinliğine konuk olarak katıldı.

19 Mayıs Kültür Merkezi, Aralık Derneği, Basad ve Turkcell Akademi’de yaratıcı yazarlık eğitimi verdi, edebiyat atölyeleri düzenledi. Şu anda İstanbul Galatapera Kültür ve Sanat Derneği’nin başkanıdır ve Galapera Sanatevi’nde hem edebiyat etkinlikleri hem de yaratıcı yazarlık, öykü ve senaryo atölyeleri düzenlemekte ve eğitmenlik yapmaktadır.

Muzaffer Buyrukçu, “Hayatın Bu Yakası” başlıklı yazısında Jale Sancak’ın öykülerini şöyle değerlendirir:

“Jale Sancak‟ın öyküleri, durgun hareketsiz bir zeminde göverir. Heyecan, entrika, kurgu çarpıcılığı, insanın yüreğini ağzına getiren bir coşku yoktur. Ama bir anlatım zenginliği vardır. Okurla baş başa kalan kişilerin yaşamlarını besleyen gölcükleri, ayrıntılı ve dopdolu bir biçimde koyar ortaya. Ruhlardaki karmaşayla, o karmaşanın doğmasına neden olan olayları ustalıkla kurcalar ve okurun iç evrenindeki olanakların arttırılmasına çalışır. “Sanat toplumun aynasıdır” derler ya, Jale Sancak, toplumun bir üyesi olan bireyin varlığındaki kıpırtılara ayna tutar, o aynayı benliğinin bütün katmanlarında dolaştırır, saptadığı gelgitleri, kavgaları, yükselme ve alçalmaları öyküleştirir.”

--reklam--

Jale Sancak Kitapları - Eserleri

  • Uyanan Güzel
  • Fırtına Takvimi
  • Burada Mutlu Değilim
  • Belki Yarın
  • Lodosla Gelen
  • Tanrı Kent
  • Aynadaki Yüzler
  • Bu Gece Pera'da
  • Ansızın Gelen
  • Bahçedeki Tuhaf Adam
  • Tanrı Kent ve Yitik Şarkılar
  • Sürgün Melekler
  • Surdibi'nde Çilingir Muhabbeti
  • Aşkla Dayanmak
  • Kenti Dinlemek
  • Üç Aşk

--reklam--

Jale Sancak Alıntıları - Sözleri

  • "Yani çağ bu. Bunalım geliyor abi,diyor kalabalıktan bir ses. Nötr surlarımızın çağı bu. Kurtulmaya çalıştıkça ,iyice içine battığımız bir çağ bu." (Bu Gece Pera'da)
  • ️"Karanlığın kaç dil bildiğini öğrenmeye, kedilere ve delilere yetmiyor aklımız. Bir şarkı tırnaklarını tam da sağalır diye umduğumuz o yaraya geçiriyor. Bu sefer kar bizi kürüyor, şehvet etimizle çoğalıyor, babalar ölmeyi herkesten daha iyi biliyor. Yeniden başlamak istiyoruz karanlığa, sonra kedilere ve delilere. Bir şarkı daha söylesek diyoruz, bir mevsim daha geçse. Olmuyor. Ölüm, dayamış ağzını sol mememize, sütten kesilmemizi bekliyor." (Lodosla Gelen)
  • Şairin dediği gibi sadece insan yalnız kalır dünyada . (Belki Yarın)
  • Tasavvuf. İnsanın, sadece ben diye bir şeyin olmadığını görme noktası. Yani ben, sen diye ayrı bir şeyin olmadığını, insanın bir bütün olduğunu, bütünden parçalara ayrıldığımızı görmek. (Burada Mutlu Değilim)
  • Organizasyon firmalarının ilanlarında rengârenk boyalı, komik, acayip, sevimli, kiralık palyaçolar... Altmış dokuz liraya, özel günler için, müşteri memnuniyeti garantisi ile. Altmış dokuz liraya dayak yer, düşer, kalkar, ıslanır, güler, ağlar, şapşallaşır palyaçolar. (Belki Yarın)
  • Büsbütün mü gidiyorsun büsbütün mü yitik gökyüzü? (Aynadaki Yüzler)
  • "Sana bir ad vermeyeceğim. Seni tüketmeyeceğim." (Bu Gece Pera'da)
  • Doğup büyüdüğü yer diken gibi batar mı adama? (Tanrı Kent)
  • Aşağılarda yalancı bir bahar. Dünya ise kesilmiş bir şah damarı. (Fırtına Takvimi)
  • Şu senaryoyu filme çekebilirse, hayal tabii, çok para lazım çekmek için, burası Toronto değil, burası… Evet, illa bu kara kuşlar da olacak filmde. Angelopoulos’un takıntıları tadında. Güzeldir bazı takıntılar. Bardağa uzandı, temkinli yokladı, soğumuş neyse ki, bir yudum aldı. Kötü çay da alışkanlık yapabilirmiş anladık. Burası... Olmazlar ülkesi. (Uyanan Güzel)
  • Kaçsa ne fark eder, devasa gerçek durup duruyor önünde. (Fırtına Takvimi)
  • Sedat da kim? Deniz'i sorusu keskin, sivri uçlu bir şey gibi paralayıverdi içini. (Uyanan Güzel)
  • "Dünyanın en büyük palavrası masumiyet!" (Fırtına Takvimi)
  • Gel ey meçhul kişi, gel bütün kilitleri bir dokunuşunla paramparça et! Basamakları çökert! Duvarları yık! Tıkılıp kaldığımız şu bodrumu yok et! Gel çıkar beni buradan. Ya da fırtına kopart, kasıp kavur ortalığı. Deliler gibi es, bitir bu gürültülü sessizliği, bu korkunç boşluğu! (Aynadaki Yüzler)
  • Bazen özlem, fazlasıyla hassaslaştırıyor insanı galiba , uzaklık kalbimi kırıyor (Tanrı Kent ve Yitik Şarkılar)
  • “Olsun, buraya varabilmişlerdi ya, umut hala vardı. Umut var kıyısıydı geldikleri. İnsan çoktu. Şu dünyada çoktu insan. Birisi, birileri, birinden biri mutlaka elini uzatırdı, mümkündü, öyleydi, yoksa varabilirler miydi şu göğün rengine belenmiş ummana?” (Belki Yarın)
  • Dev binalar, gökdelenler, plazalar, çok katlı alışveriş merkezleri, büyük caddeler tükürür onu . Bu kez hepten yara kesilir hem ruhu hem bedeni. (Tanrı Kent ve Yitik Şarkılar)
  • Günler mi uzundu, beklemek mi? Öyle uzun. Neyi beklediğini bilmeden. Upuzun. (Fırtına Takvimi)
  • "...Acıtan bir akış hayat benim için. " (Üç Aşk)
  • "Birçoğu yeşil kartlı... Yani tescilli yoksul. (Tanrı Kent)