Kitap Künyesi
Yazar: Susanna Tamaro
Çevirmen: Eren Yücesan Cendey
Editör: Cem Alpan
Editör: Simge Konu
Tasarımcı: Başak Nur Vanlıoğlu
Orijinal Adı: Una Grande Storia d'Amore
Yayın Evi: Can Yayınları
İSBN: 9789750749247
Sayfa Sayısı: 216
Büyük Bir Aşk Hikâyesi Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Zaman, Sonsuzluk’un bir kırıntısından başka bir şey değil ve biz bakışlarımızı bu kırıntıdan kaldırmazsak ölümden korkmayan bir hayatın yoğunluğunu asla yaşayamayız.
Denizlerin, rüzgârların ve yağmurların bir araya getirdiği; zamanın savurduğu ve birleştirdiği iki insan: Edith ve Andrea. Biri denizlere âşık, düzenli bir hayata sahip, sakin Andrea. Ötekisi dağlara tutkun, hayata ve dünyaya karşı merakını hiç kaybetmemiş, yüksek idealler ve mükemmeliyet arayışındaki Edith. Andrea mükemmel hayat bozyapındaki eksik parçacığın huzursuzluğuyla kavrulur, Edith ise fırtınalı bir denizle cebelleşirken güvenli bir limana sığınma fikrini ısrarla reddeder. Gelgelelim hayatın her zamanki şaşırtıcılığıyla bir araya getirdiği bu iki insan için artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Zira hayat zaten bazen sakin okyanuslara açılmak, rüzgâra direnmek ya da kimi zaman onunla beraber esmeye karar vermek, bir kasırgada çalkalanmak, bazen sisi bir örtü gibi üzerine örtmek, suya tutsak kalmak veya yollarda ruhundaki düğümleri çözmek değil midir?
Susanna Tamaro bu romanında okuru hayat, aşk, sevgi, keder, kader, yas ve kayıp gibi insanlığın en temel meseleleri ve kaygıları hakkında birlikte düşünmeye davet ederken kadın erkek ilişkisinin, ebeveyn çocuk ilişkisinin, ışık ile karanlığın, gerçek ve belirsizliğin sınırlarında geziniyor.
Büyük Bir Aşk Hikâyesi Alıntıları - Sözleri
- Gençliğimizi yakan ateş hangisiydi?
- Özlem duymamak insanı en çok yakınma bataklığından, inci gibi birbiri ardına dizilen “eğer “ lerin oluşturduğu kolyeden kurtarabilirdi. Eğer şunu yapmamış olsaydım…. Eğer sen şunu dememiş olsaydın…. Geri değilde ileri adım atmış olsaydım….
- bulutlar ağır bir tiyatro perdesi gibi kalkarak tatlı pembeliğin geriden belirmesine izin verdiler; bu , günbatımında havanın güzelleşeceğinin müjdesini veren pembelikti.
- Rüzgarla ya da rüzgarsız yürümek çok farklı: Sakinlik içinde yürürsen, düşüncelerin senin düşüncelerin oluyor, düzenli bir tarla gibi önünde uzanıyorlar, adımlarını yönlendiriyor,nereye gideceğini biliyorsun; seni zorlayan rüzgara karşı yürüdüğünde ise her şey zihninin içinde ıslık çalıyor,birbirine dolanıyor, karışıyor.Dengeyi korumalı, esinti şiddetlenmeden bacaklarını yumuşatmalısın.Sürekli dışındaki şeylerle mücadele ediyorsun ve bu da sukunette gizlenebilecek olan şeyleri su yüzüne çıkartıyor.
- Öylesine karmaşık bir ruh halinde yaşıyordum ki inan, eylemlerimin bilincinde değildim. Bir hayvan korktuğunda ne yapar? Yeterince güçlüyse saldırır, yoksa kaçar. Ya da ölü taklidi yapar. Ben ölü taklidi yapamazdım çünkü içim çoktan ölmüştü. Bu nedenle kaçtım. Kendimi tuzağa düşmüş gibi hissediyordum.Sana vermeye gücüm olmayan şeyler istiyordun benden. Benden istediğin adımın yanlış bir adım olacağıni anlamakta geç kalacağımdan korkuyordum.Belki pek çok ilişki bu yüzden suya düşüyor çünkü duyguların dalgaları arasında gerçeklikle hiç ilgisi olmayan bir heyecana kapılıyor.O tuzağa ikimiz birlikte düşseydik, ne yapardık? Çok dar kafese kapatılmış sıçanlar gibi belki birbirimizi Isırırdık. Baştan uyarı amaçlı, ufak ufak ama sonra zamanla birbirimizi kemirirdik, ben seni hak etmediğin bir hayata sürükleyemeyecek kadar çok seviyordum.
- Demekle yapmak arasında uçurumlar var.
- Bir keresinde "Gençken ben de katıydım." diye itiraf ettin. Belki de bedende çok enerji, ruhta çok cehalet olunca öyle olmak kaçınılmaz. "
- şöminedeki odunlar köze döndüler, tamamen sönmeden önce gidip yatamam.Alevler hızlıdır ama közler yavaş. Sanki bana, '' Acelen mi var?Yorgun musun?Bekle!Daha yanıp bitmedik!'' der gibiler.
- Mükemmel olmak gerektiği nerede yazıyor? Hiçbir yerde! Mükemmellik bu hayata ait değildir ve bu takıntıdan kurtulabilirsek vicdan azabı denen yükten, olanlar ve olmayanlar arasında sürüklenmekten de kurtuluruz.
- Sen gidecektin ve ben burada, evimizde, senin arılarının velisi olarak geride kalacaktım.
- Sonuçta bizi bir araya getiren aslında ikimizin de yalnızlık düşkünü insanlar olmamızdı. İç dünyalarımız vardı ve belli bir uyum içinde böylesine uzun süre yan yana yol almamızı bu dünyalar sağladı. İkimiz de birbirimizi ne görmezden geldik ne hayatlarımıza müdahale ettik. Farklı kalarak birbirine bağlanmak.
- Tek tıkırtının kendi ayak sesin olduğu bir ev ne kadar sessiz olabilir?
- Yalanlar bumerang gibidir... Onu fırlatırsın, unutursun ve hiç beklemedigin bir Anda geri gelir ve ensenden vurur....
- Kısa süre önce otuz yaşımı bitirmiştim ve günlerime giderek yoğun biçimde eşlik eden duygu, silinmeyen kederdi. Bir hayalin peşine düşerek en önemli şeyleri fırlatıp atmıştım. Tam anlamıyla bir hayaldi bu. Onu yakalamak üzereyken yok olmuştu.
- “Kovalayandan kaçarım, kaçanı kovalarım.”
Büyük Bir Aşk Hikâyesi İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Kitap bir bestseller romanı hatta filmi andırıyor,öyle ki filmi çekilse absürt olmaz. Olay örgüsünün karmasik başlayıp sonradan çözüldüğü sürükleyici nadir romanlardan biri. Yine de olayları tek bir kişinin gözünden okumak ne kadar bizi bu kitaba bağlar, tartışılır. Kitabın dikkat çekici ozelligiyse doğa metaforlarının bu kadar ustalıkla kullanılması. Şöyle ki kahramanımızın arıcılıkla uğraşması ve kendi hayatıyla bağdaştırmasından söz ediyorum. "Doğa onların nasıl, ne zaman, kiminle çiftleşeceklerini belirlemiş; biz insanların hayatını oluşturan seçim yapma ve kader ağı karmaşasından esirgemiş". Bu alıntı bize kitapla ve dolayısıyla hayatla olan bağımızı sorgulatıyor. (Rana ERTUNA)
Yazarımızın kendine has bir tarzı var.Karakterler üzerinden göndermeler yapıyor.Felsefi bir boyutu var ama okurken çok sıkıldım.Bir daha bu yazarın kitabını okur muyum bilmiyorum. (Hande K.)
Kitabın ana karakteri duygularını öyle yoğun ve kararlı yaşıyor ki bir an için kitabı elimden bırakıp istemsizce “ böyle bir kişiliğin var olup olamayacağını düşünüyorum” Bu sadece bir düşünce gibi okunabilir ama, bu tezim kolay çürüyebilecek türden bir düşünce de değil.. Kadın karakter Edith, kitabın başından sonunda kadar senden hoşlanmadım, dengeyi kuramadın, sadece kendi çıkarın için Andrea’ yı hayatına dahil ettin. (Tubiş)
Kitabın Yazarı Susanna Tamaro Kimdir?
Susanna Tamaro, İtalyan kent soylu bir ailenin kızı. Trieste'de 1957 yılında doğdu, Orvieto yakınlarında kedileri ve köpeğiyle birlikte yaşamaktadır. Zor bir çocukluk dönemi geçiren Tamaro, 18 yaşındayken, bir depreme tanık olur, 25 yaşındayken ölümcül bir hastalık geçirir ve 27 yaşında yazmaya başlar.
Her başarıya ulaşmış yazarın yaşamış olduklarını o da yaşar. İlk denemelerinde başarısız olur ama bunlara aldırmadan yoluna devam eden Tamaro “Tek Bir Ses İçin” adlı kitabıyla büyük ses getirir. ”Yüreğinin Götürdüğü Yere Git” adlı bu eser de ona daha büyük bir ün kazandırır. (Bu kitap aylarca İtalya'da liste başı olmuştur.) Genelde günlük ya da mektuplar şeklinde yazar. Olayları birinci ağızdan anlatır. Eserlerinde hep bir hüzün vardır. Kahramanları genellikle ölümün eşiğine gelmiş ama bu durumu kabullenmiş; hayatta aradığını bulamamış insanlardır.
Susanna Tamaro Kitapları - Eserleri
- Yüreğinin Götürdüğü Yere Git
- Kitaplardan Korkan Çocuk
- Yüreğimin Sesini Dinle
- Kökler, Yollar ve Yitik Benler
- Anima Mundi
- Luisito: Bir Sevgi Öyküsü
- Sonsuza Kadar
- Sevgili Mathilda, İnsanın Yürümesini Dört Gözle Bekliyorum
- Tek Ses İçin
- Kaplan ve Cambaz
- Her Melek Korkunçtur
- Aklı Bir Karış Havada
- Düşünen Bir Yürek
- Büyülü Çember
- Daha Çok Ateş Daha Çok Rüzgar
- Yanıtla Beni
- Rüzgar Ne Diyor
- Tombul Yürek
- Ulu Ağaç
- Her Sözcük Bir Tohumdur
- Bakışınla Aydınlanır Dünya
- Büyük Bir Aşk Hikâyesi
- Sessizlik Bir Erdemdir
- Var Olan Ada
- Tobia ve Melek
- Atla, Bart!
- Eve Doğru
- Rüzgar Ne Diyor
Susanna Tamaro Alıntıları - Sözleri
- Benim için gerçekten her kitap son kitaptı. Sonuncuydu çünkü ufka baktığımda hiçbir şey göremiyordum, belki de yazmanın bıraktığı yorgunluk ve halsizlik içindeydim; öte yandan- belirişi ve işlenişiyle- her kitabın çevresinde bir mucize halesi oluyordu. Bilindiği üzere mucizenin, buyrukla yaratılması mümkün değildir. (Her Melek Korkunçtur)
- O ekim ayında, bir parçam- umut etmiş, hayal kurmuş olan parçam- bütünüyle ölmüştü. O günden sonra artık onunla birlikte yaşamayı öğrenmem gerektiğini biliyordum. Belki bir süreliğine gizli tutabilirdim ama sonra güçlü çürüme kokusu gerçek durumumu başkalarına da açık edecekti. (Her Melek Korkunçtur)
- "Uyku sırları ortaya çıkartıyor." (Rüzgar Ne Diyor)
- (...) "Eh, en azından senin bir sürü kardeşin var." "O kadar çok olunca yok sayılır. Zaten artık yoklar." "Nereye gittiler?" "Derin donduruculara herhalde." O anda yeniden utanç yüklü bir sessizlik oldu. Bart, Zoe'nin akrabasını yemiş olma olasılığını düşündü. (...) (Atla, Bart!)
- Sakin, korunaklı ve ufuksuz. Kesinlikle benden, senden daha iyi yaşayacaklardır ama hayat gerçekten o mudur? Bu, arzu duyulacak bir yaşam mıdır? Ölüm döşeğinde "Bu olağanüstü bir serüven miydi?" diye sordurabilecek bir yaşam mıdır? Yoksa bir yaşam putu mudur? Gizemi olmayan —ve bununla karşılaşma hevesi taşımayan— hayat bitmek bilmeyen esnemelerden başka nedir ki? (Luisito: Bir Sevgi Öyküsü)
- Gerçekte insan hayatı nedir? İki karanlık arasındaki ışıklı bir yarılmadır... Nereden geliyoruz? Nereye gidiyoruz? (Var Olan Ada)
- Düzen ve saygı bizi hayvanlardan ayıran biricik değerlerdi. (Rüzgar Ne Diyor)
- Sözcüklerin arkasında sözcükler gizlidir, ama sessizliğin içinde "herhangi bir şey" yuvalanmış olabilir. (Rüzgar Ne Diyor)
- Büyüklerin dünyasında yasalar, sevgiden daha ağır basar.. (Luisito: Bir Sevgi Öyküsü)
- Ansızın kollarını göğe doğru kaldırdı, ellerini bir orkestra şefi gibi sallayarak şöyle dedi: " Ve sonra hayata şükrediyorum! Ağaçlara, çuha çiçeklerine, boraya, üveyiklere ve serçelere, çocuklara, otlara şükrediyorum ve tümünü kutsuyorum! Çünkü her şey kutsaldır ve bir lütuftur." (Her Melek Korkunçtur)
- ‘Eğer’ler dünyası bir girdap, bir hortum, bir kara deliktir. İnsan bir an dengesini yitirirse, içine yuvarlanmaması olanaksızdır. (Daha Çok Ateş Daha Çok Rüzgar)
- Demekle yapmak arasında uçurumlar var. (Büyük Bir Aşk Hikâyesi)
- Sonra, belki de ölmeden bir an önce, hayatımızı bir an için seyredeceğiz ve gerçekten bizim olan, gerçekten dolu geçen anların farkına varacağız;bunlar belki de bir çiçeğe bakarak,bir ağacın biçimini seyrederek,yanımızdan geçen bir çocuğun başını okşayarak zaman yitirdiğimiz anlar olacaklar. (Her Sözcük Bir Tohumdur)
- “ Bilgelik dolu yazılara bakarsanız işin hoş yanı da sürprizlerdir ama hele bunu gerçekte yaşayın da görün. “ (Tombul Yürek)
- Bir hayvan neydi gerçekten? Günlük konuşmanın küçümseyici tavrında bu sözcüğün kökeninde yatan öz kolayca unutuluyordu. Can. Evet, hayvan can sahibi olan biriydi. İnsanların büyük bölümü için aynı şeyin söylenebileceğinden ise emin değildi. (Luisito: Bir Sevgi Öyküsü)
- "Gitmek ya da gitmemek, beslediğin ateşe bağlıdır." "Ateş beslenir mi?" "Yakıp yok eden buz gibi bir ateş vardır, bir de sıcak, yeniden yapan bir ateş. Her ikisi de bizim yüreğimizdedir. Hangisinin alevleneceğine biz karar veririz." (Kaplan ve Cambaz)
- "Gerçek yüzlerini en baştan gösterseler, büyük bir olasılıkla hiçbir zaman evlenemezler." (Anima Mundi)
- "Boşuna yaşadım, ölümümde boşuna olacak " (Tek Ses İçin)
- "Her şeye içine girmeden yukarıdan bakabilmenin ne güzel olacağını düşündü." (Rüzgar Ne Diyor)
- “Kovalayandan kaçarım, kaçanı kovalarım.” (Büyük Bir Aşk Hikâyesi)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin