Kitap Künyesi
Yazar: Mehmet Azimli
Yayın Evi: Ankara Okulu Yayınları
İSBN: 9789944162906
Sayfa Sayısı: 160
--reklam--
Cahiliyye'yi Farklı Okumak Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
İslam dinini tanıtma amacındaki kitapların çoğundaki anlatım tarzı genelde şu şekildedir: "Hz. Peygamber'in getirdiği sistem, yepyeni bir dindir. Eskilerin hepsini ortadan kaldırıp, yeni hükümler vaz eden bir inkılaptır. Hz. Peygamber Cahiliyye'yi tamamen yok edip yepyeni bir devrim yapmıştır."
Esasen böyle bir anlayışın yaygın bir şekilde kullanılmasının sebebini resmi tarih algısıyla ifade edebiliriz. Nasıl ki resmi tarih algısında Cumhuriyet ile birlikte sanki herşey sıfırdan kurulmuş gibi anlatılıyor ve Osmanlı bütün kötülüklerin anasıymış gibi ifade ediliyorsa, aynı mantık İslam Tarihi yazılırken de uygulanmıştır. İslam'ın güzelliklerini ortaya koyma adına önceki dönem olan Cahiliyye çağı tamamen kötü, vahşi insanların yaşadığı bir dönem, kızların diri diri toprağa gömüldüğü bir süreç olarak aktarılmalıydı ve maalesef böyle de yapıldı.
(Tanıtım Bülteninden)
--reklam--
Cahiliyye'yi Farklı Okumak Alıntıları - Sözleri
- Kurban olayı bütün tarih boyunca bilinen bir ritüeldir. İnsanlar tanrıya karşı en sevdiklerini adayıp kurban etmeye büyük önem atfetmişlerdir. Bu tavrın Kur'an'a yansıması bir anlamda şu ayette tezahür etmektedir: “Sevdiğiniz şeylerden sarf etmedikçe iyiliğe erişemezsiniz. Her ne sarf ederseniz, şüphesiz Allah onu bilir." Bu sebeple insanlar en sevdikleri varlık olan çocuklarını Bike tanrı adına kurban etmekten sakınmamışlardır. Hatta öyle ki ; tapınaklar, sunaklar binlerce çocuk cesetleri ile dolmuştur. Bu adetin kaldırılabilmesi ve adamanın insanlar üzerinden hayvan kesmeye yönelebilmesi için, Hz. İbrahim'e koyun kesmesi tavsiye edilmiş olmalıdır. Kur'an bunu sembolize ederek tasvir eder.
- Ama ben size diyorum ki, bir kadına şehvetle bakan her adam, yüreğinde o kadınla zina etmiş olur.
- Cafer b. Ebi Talib Necaşi’ye Kureyşlilerin kabalıklarını, vahşiliklerini anlatırken, "...ölü eti yer, komşuya kötülük eder, haramları helal sayar, birbirimizin ve başkalarının kanını dökerdik...” diyerek Cahiliyye’nin barbarlığına vurgu yapmıştı. Farabi de kaba ve barbar toplulukların yaşadığı şehirleri “Medine-i Cahile” olarak nitelendirmektedir.
- Mekke'deki Müşriklerde de namazın rükünleri biliniyordu. Kıyam, rüku ve sucud bulunuyordu. Bu sebeple Kur'an bunlar konusunda detay vermez. Çünkü bilinmektedir. Malumu ilama (bilineni tekrarlamaya) gerek. duyulmamıştır. Nitekim “Onlara “Rüku edin!” denildiğinde rükuya varmazlar." "Artık secdeye varın, Allah'a kulluk edin." ayetleri nazil olduğu zaman Müşrikler, “Rüku, secde neymiş?” demediler. Çünkü ibadetlerinde rüku edip secdeye eğiliyorlar, yanaklarını yere koyuyorlardı. Hz. Peygamber'in Kabe'de Necm suresini okuması sonrası hepsi birden secdeye varmışlardı.
- Yahudilikte su bulunamadığı zaman kum kullanılmasıyla ilgili hükümler bulunmaktadır. Hıristiyanlarda da su bulunmadığı zaman kum ile vaftiz yapıldığı anlatılmaktadır. Bu uygulama ellerin toprağa konulup vücuda mesh edilmesi şeklinde Mecusilikte de bulunmaktadır. İslam'da ise “... su bulamamışsanız temiz toprakla teyemmüm edin de yüzünüzü ve (dirseklere kadar) ellerinizi onunla meshedin." şeklindeki ayet gereği teyemmüm hükmü konulmuştur
- Araplar da cünüplükten ve hayız-nifastan dolayı gusül abdesti alırlardı. Cünüp ve hayız olanlar, ibadet yerlerine giremez, putlara dokunamaz uzakta beklerlerdi. Cahiliyye dönemi şiirlerinde bu net olarak vurgulanmaktadır. “... Hayızlı kadınların Menaf'ın çevresinde beklemesi gibi... " şeklinde kullanımlar vardır. Hayızlı kadınların Kabe'ye ziyareti yasaklanmıştır. Hz. Peygamber sonrası dönemde bu anlayışın benzeri şekilde, kadın ve erkeklerin cünüp hallerinde mescide giremeyeceği, kutsal kitaba dokunamayacağı gibi hükümlere dönüştürülmüştür.
- Bazı Hristiyani anlayışa göre; doksan dokuz ismi bilinen Allah'ın, yüzüncü adını bulmak ve öğrenmek kurtuluşun işaretidir.
- Hz. Peygamber de mesajını Arapların kötülük odağı algisi olan şeytan üzerinden vermiştir. Örneğin Hz. Peygamber elbette şeytanın burun deliklerinde gecelemeyeceğini bilmektedir. Ancak bunu topluma anlatabilmek ve temizliği öğretebilmek için şu sözü söylemek zorunda kalmıştır: “Biriniz uykusundan uyandığı vakit hemen üç defa burnunu temizlesin. Çünkü şeytan onun genzinde geceler.
- İslam, nevzuhur bir din değildir. Müslümanların inancına göre “İslam Hz. Âdem'den son nebiye değin gelen peygamberlerin dinidir. Bütün peygamberler, Allah'ın tek dini olan İslam'ı tebliğ etmişler, ancak getirmiş oldukları bu dini, kendi mensupları tahrif ederek Hıristiyanlık, Yahudilik gibi isimlendirmelerle bozup yaşamaya devam etmişlerdir. İşte bu sebepten Allah, dini yeniden düzeltsin diye tekrar peygamberler göndermiştir. Hz. Peygamber de bu şekilde gönderilen son elçidir.”
- De ki: "Ben peygamberlerin ilki değilim..." (Ahkaf 9) "Bu Kur'an'ı, daha önce gelenleri tasdik eden ve onların doğrularını korumak üzere hak olarak indirdik... "(Maide 48) Hz. İsa da İncil'de benzer bir şekilde şöyle demiştir: "Kutsal yasayı ya da peygamberin sözlerini geçersiz kılmak için geldiğimi sanmayın. Ben öncekini geçersiz kılmaya değil, tamamlamaya geldim. (Matta, V, 17)
- Kimi peygamberlerin getirdikleri vahiylerin benzerleri de Kur'an'a yansımıştır. Bunlardan biri olan ve Hz. Peygamber'den hemen önce Arabistan'da yaşayan Halid isimli bir Arap peygamberlerin kızı, Hz. Peygamber'den İhlas Sûresini dinleyince, "babam bu sûreyi okurdu, " demiştir. Hz. Peygamber, Hz. İbrahim'in de "Fâtiha" sûresini okuduğunu zikretmektedir.
- Hz. Peygamber'in putları yıkmaya gönderdiği kimseleri kendi kabilelerinden veya anlaşmalı olduklarından seçmesi dikkat çekicidir. Örnegin Taiflilerin taptığı Lat putunu kırmaya bir Taifli olan Muğire b. Şube, Huzaalılarla ve Medinelilerin putu Menat'ı kırmaya Huzaalılarla anlaşmalı ve Medinelilerin yeğeni olan Abdülmuttalib'in torunlarından Hz. Ali'nin gönderilmesi, Hz. Peygamber'in toplumsal duyarlılıkları göz ardı etmediğinin göstergelerinden olmalıdır.
- Bilhassa aşağı tabakalarda kadının değeri, kişinin hayvanına verdiğinden daha az idi. Ancak asil ve zenginlerin kadınları itibarlı sayılırlarsa da kadınların miras alma hakkı yoktu. Erkekler istedikleri sayıda kadınla evlenebiliyorlardı. İslamiyet bu evlenme usulünü kaldırarak, aynı anda ancak dört kadınla evlenilebileceği sınırını getirmiştir. Araplarda çok az görülmekle birlikte, Temim gibi bazı kabilelerde kız çocuklarını diri diri gömme adeti de vardı. Cariyeler, alınıp satılır, fuhuş yaptırılarak para kazanılırdı. Evlatlık, evlat edinenin varisi olurdu.
--reklam--
Cahiliyye'yi Farklı Okumak İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Aldım elime ve benim bildiğimden başka neler yazabilir diyerek başladım. Arkadaş bu neydi böyle yahu? Ben kızların gömüldüğü, şarapların su gibi içildiği, her pisliğin yapıldığı ve her türlü iğrençlikliğin meşru kıldığı dönem sanıyordum. Arkadaşlar, bildiğiniz her şeyi unutun ve alıp okuyun! Adam öyle bilgi birikimine sahip ki kaynakçaları dayayıp döşemiş, aklınıza gelebilecek her türlü dini kitaptan. Bilhassa referans kullandığı kitaplar ise: İncil ve Tevrat.. İslâm'ın yeni bir din olmayıp bütün her şeyi tek kalemde silmediğinin en büyük örneklerinden bu güzide eser. Meraklısına naçizane tavsiyemdir. Iyi okumalar. (uçuşan bir kağıt parçası)
Cahiliyeyi Farklı Okumak: yazar/mehmet-azimli 'nin diğer kitapları gibi bu kitapta 'farklı okumalar' içeriyor. Peki, 'Cahiliyye'yi Farklı Okumak' diyerek ne anlatmaya çalışıyor? O zaman son da söyleyeceğim cümleyi başta söyleyeyim: Mutlaka alın ve okuyun. Ali Şeriati hani 'sizi rahatsız etmeye geldim' diyor ya!, Mehmet Azimli de buna benzer bir şekilde birilerini rahatsız ediyor (edecek). Çünkü, çok söylenmeyen, dokunulmayan, anlatılmayan, yazılmayan şeyler hakkında bilgiler veriyor. Okudukça, irkilip 'yahu, ne diyor bu adam bre' diyebilirsiniz. Önce 'cahiliye' nedir, ne değildir kavramlarını açıklıyor. Ardından coğrafya ve tarih olarak kısa Arap tarihinden bahsediyor. Arapların tarihini, 'ben ne yapayım demeden' okunmalı. Çünkü bazı şeylerin 'temeli' de orada. İnançlar, ibadetler ve hukuk kısımlarıyla kitap devam ediyor. Ana konular çeşitli alt başlıklara ayrılarak konunun daha iyi anlaşılması yanında, kitabın da daha derli toplu olması sağlanmış. Resmi din anlatımındaki bilgilerin çoğuyla çelişip, 'ne yani, binlerce yıl, biz yanlış mı öğrendik' diyebilirsiniz. Neden olmasın. Kitap her açıdan tartışmaya açık. Arap cahiliye dönemi anlatılırken, kitaplarda geçen klasik tanıma öncelikle yer veriyor. Durumu tespit etmek için, anlatılan, öğretilen, vurgulanan bu diyor. Peki, gerçekler de bu mu? Temel nokta da burada başlayıp kademe kademe bilgiler aktarılıyor. İslam'dan Önce (İ.Ö) ve İslam'dan sonra (İ.S) kıyaslaması yapılarak bazı durumlar aydınlatılmaya çalışılıyor. Cahiliyeden anlaşılan ya da bilinen ile kastedilen (zorba, kaba, kötü) arasındaki farklara değiniliyor. Çoğu kişinin (kitaplarla alakası olmayan sadece nakil üzerine konuşanlar) hoşuna gitmeyebilir. İslam dini sonuçta boş bir tarlaya gelmedi. Var olan, yaşayan bir topluma geldi. O yüzden de o toplumun dinle uyumlu gelenekleri korunurken dine ters uygulamalar kaldırılmış, değiştirilmiş. Klasik İslam tarihi anlatıcıların anlatmadığı ya da menkıbelerle, hadislerle laf kalabalığı yaptığı bazı kavramlar hakkında 'geçmiş' bilginin 'kökeni' nin açıklaması yapılıyor. İslam'daki bazı uygulamaların İslam'dan önce de uygulandığı ve bunlar hakkında bilgi verirken gayet sarih açıklamalar da bulunuyor. Okumaya devam ettikçe özellikle bazı yerlerde şaşırıp, 'ne oluyor' diyebilirsiniz. Çünkü yüzyıllardır anlatılanlara ters ifadeler ile karşılaşılır (Bu normal okuyucu için geçerli ama akademik camia zaten biliyor; bilenlerin büyük kısmı da susar, görmemezlikten, duymamazlıktan gelir. Bunun yerine menkıbelerden oluşturulan bir din ve onun sözcüleri ortaya çıkar…). Cahiliyye'yi Farklı Okumak ile cahiliyeye farklı bakmaya bir fırsat verilmesinde fayda var. Tabi kitabın hacmi küçük olduğundan bazı başlıklar tam dolu değil. Bu da kitabın hacmini küçük tutmak için, pratik ve hızlı cevap vermeye yönelik olabilir. Yazarın kullandığı dil de anlaşılır. Tabi bazı örfi ve dini terminoloji kullanılacak. Ama cümle yapısı gayet net ifadeler içeriyor. Çünkü bazı kitaplarda yer alan eski kelimeleri kullanma geleneği bu kitapta yer almıyor. Bu kitaptan hareketle, özellikle bazı başlıkların daha da derinlemesinin incelemesi de okuyucuya kalsın. Hep hazıra konulmaz, biraz da araştırma yapalım. Yazar sayfa altlarında kaynakçayı vermesi yanında, kitap sonunda da toplu kaynakçayı da yayımlamış. Ayrıca dizin kısmının da olması gayet iyi. Ankara Okulu yayınlarını takip edenler biliyor ama bilmeyenler için kısaca söylemek gerekirse, akademik düzeyde kitaplar çıkar ama bunların hepsi de akademisyenlere yönelik de değil. Örneğin, benim gibi normal okurlara da yönelik bol miktarda kitap var. Elimde de yine çok sayıda kitabı olmakla beraber yeni yayınlarını da takip ediyorum. Ayrıca nev-i şahsına münhasır kitap kapağı tasarımlarına da sahip. Kitabın ilk baskısı 2015 yılında yapılmış. Okuduğum kitap 3.basım Haziran 2016 tarihlidir. Tavsiye ederim. Bu kitabı 16 - 17 Ekim 2019 tarihleri arasında okuyup inceleme yazısı ise 24 Şubat 2020 tarihinde 1000Kitap sitesine eklenmiştir. (S. Ali)
"... Farklı Okumak" serisiyle dikkat çeken, İslam Tarihçisi Prof. Azimli’nin kitabı, sanılanın aksine, İslam’ın kendinden önceki dönemden ve zamanından kopmadığını; Cahiliyye çağı kadar Yahudi ve Mezopotamya kültürlerinden de etkilendiğini savunan, kısa ama şaşırtıcı detaylarla zengin bir çalışma. Alternatif bir perspektif edinmek, ezberleri sorgulamak ve biraz üzerinde düşünmek açısından, okumakta fayda var... (Mehmet Akif Koç)
--reklam--
Cahiliyye'yi Farklı Okumak PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Mehmet Azimli - Cahiliyye'yi Farklı Okumak kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Cahiliyye'yi Farklı Okumak PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Mehmet Azimli Kimdir?
1968 yılında Sille’de (Konya) doğdu. İlköğrenimini Sille İlkokulu’nda, orta öğrenimini Konya İHL’de tamamladı. 1991’de Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden mezun oldu. 1991-1998 yılları arasında Ordu-Ulubey İHL’de ve Konya-Karapınar İHL’de çalıştı. Selçuk Üniversitesi’nde 1994’te yüksek lisansını, 1999’da doktorasını tamamladı. 1998-2012 yılları arası Dicle Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde İslam Tarihi Anabilimdalı’nda çalıştı. 2005 yılında doçent oldu. Yazdığı eserler yüzünden geciktirilen profesörlük ünvanını 2013 yılında Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde aldı. Azimli, üç çocuk sahibi olup Arapça ve İngilizce bilmektedir.
--reklam--
Mehmet Azimli Kitapları - Eserleri
- Siyeri Farklı Okumak
- Cahiliyye'yi Farklı Okumak
- Hz. Ebu Bekir
- Hz. Ömer
- Hz.Ali
- Hz.Osman
- Müslümanların Engizisyonu - 1
- Halifelik Tarihine Giriş
- Tarih Okumaları
- Hasan ve Muaviye
- Babek Bir Direnişci
- Benim Gözümle Coğrafyalar
- İslam Medeniyeti Tarihi
- Siyer
- Müslümanların Engizisyonu - 2
- Hz. Ali Neslinin İsyanları
- Hz. Safvan Bin Muattal
- Siyer Okumaları
- Abbasiler Dönemi Babek İsyanı
- Diyarbakır ve Çevresinin Müslümanlaşma Süreci
- Farklı Okumak / Hüseyin - Yezit
- Zirveden Dramatik Sona
- Farklı Okumalar
- Son Müderris
--reklam--
Mehmet Azimli Alıntıları - Sözleri
- Belki de bu Mazdeki anlayışın, (kadın ve mal ortaklığı) bölge halkının mutayı daha kolay kabul etmesinde bir etkisi olduğu söylenilebilir. (Babek Bir Direnişci)
- Dört halife ve Emeviler döneminde üzerlerindeki şoku atlatarak fetihlerin ve İslam'ın bölgede kalıcı olduğunu gören gerek Güney Azerbaycan gerek Kuzey İran bölgesi insanlar, tepkilerini muhalefet hareketlerini destekleyerek ortaya koydular. Bu bölgede Arap kültürünün yayılmaması için çok çalıştılar. İmparatorlukları yıkılmış ve bir anda esir bir millet durumuna düşmüş olan bölge insanı, isyan edemeseler de tepkilerini bu şekilde ortaya koymaya çalıştılar. (Babek Bir Direnişci)
- Şia doktrininin İran'da revaç bulmasında İran'ın Araplar tarafından fethedilmesine karşı sessiz bir protesto tavrı sezmişimdir hep. Bu kanaatimi İranlıların Ömeri diğer iki gasıptan Ebu Bekir ve Osman'dan daha derin bir kinle anmaları da desteklemektedir. Doktriner açıdan Ebu Bekr'in baş mütecaviz olarak görülmesi gerekirken, ikinci halife Ömer'in böylesine şiddetli bir kine hedef olması onun İran fatihi olmasından ileri geliyor olmalı herhalde. Hz. Ali soyunun İran'da öylesine büyük bir saygı ve tazimle anılmasının sebebi de buydu sanırım. Ali taraftarlığı adeta Müslüman Araplara karşı iranlıların sembolik intikam harekatını temsil ediyordu. Gerçekte Şia doktrini İran'da doğmamıştı ve öteki Müslüman beldelerde de Şii gruplar vardı. Fakat bu doktrin hiçbir yerde halkın duygu ve düşünceleri üzerinde İran'daki kadar derin ve kuşatıcı bir etki bırakmamıştı. İranlılar Ali, Hasan ve Hüseyin'in ölümü için duyduklan acıyı vurunup, dövünerek açığa vurdukları zaman sadece Ehl-i Beyt'in uğradığı yıkım için ağlamıyorlar. Fakat aynı zamanda kendileri için ve kaybolan o eski İran ihtişamı için de ağlıyorlardı adeta...* (Hz. Ömer)
- Biz yüceliğin soy ve sopla değil, insani değerlerle olduğunu bildiren dinin mensubuyuz. (Siyeri Farklı Okumak)
- " Doğru söylersek senden, yalan söylersek Allah'tan korkarız." (Hasan ve Muaviye)
- (Muaviye) İhtiyaç gerekirse Tahkim'de olduğu gibi; Kurandan ayet kullanmasını bilmiş, menfaat gerektiğinde ise içki ticareti yaparak İslamın en keskin emirlerini hiç umursamadan çiğneyebilmiştir. (Hasan ve Muaviye)
- "Zaten yönetim denen yapı, vahiy ile muhatap olabilecek bir yapı değilidir. İnsan vahiyle muhataptır ve vahyin getirdikleri ile sorumludur.." (Hz. Ebu Bekir)
- De ki: "Ben peygamberlerin ilki değilim..." (Ahkaf 9) "Bu Kur'an'ı, daha önce gelenleri tasdik eden ve onların doğrularını korumak üzere hak olarak indirdik... "(Maide 48) Hz. İsa da İncil'de benzer bir şekilde şöyle demiştir: "Kutsal yasayı ya da peygamberin sözlerini geçersiz kılmak için geldiğimi sanmayın. Ben öncekini geçersiz kılmaya değil, tamamlamaya geldim. (Matta, V, 17) (Cahiliyye'yi Farklı Okumak)
- İslam Tarihi siyasi olaylarının sonraki yıllarda rivayetler manzumesine dönüştürüldü bir gerçektir. Siyasi gruplar çok sonraki yıllarda gerçekleşen olayları Hz. Peygamber'in dilinden söylenmiş gibi zikrederek kendilerinin haklılığını ispatlamaya çalışmışlardır. (Hasan ve Muaviye)
- Sahabeden Amr b. As, Mısır'da vefat etmiştir. Fakat İstanbul'da ona atfedilen mezar bulunmaktadır. (Hz. Safvan Bin Muattal)
- ...hayatını, genelde elinde kılıç, hep kızgın ve birilerini öldürmeyi düşünen, akli melekelert ön planda olmayan bir tiplemeyle anlatmışlardır. Şibli'nin yerinde deyimiyle: "Bunlar edebi anlatımlardır ki gerçekte tarih ile edebiyatı birbirinden ayırmak icab eder. Tarihçi haritacı gibi olup yerküreyi olduğu gibi aktarır. Ressam ise aynı yerküreyi kendi ruhuna yansıyan cüziyyatı ortaya koyacak şekilde abartılı aktarıp bazı yönlerini ön plana çıkarır." (Hz. Ömer)
- İkinci halife, İran bölgesindeki savaşların sürekliliğinden rahatsızlığını "bizimle onlar arasında bir set olsaydı, ne biz onlara ne onlar bize ulaşsaydı" sözleriyle ortaya koyuyordu. (Babek Bir Direnişci)
- Fil Olayı; tarihteki bir çok örnekte olduğu gibi Allah Kabe'yi korumaz iken, üstelik Kabe o gün itibariyle bir putperest mabedi gelen ordu ise mümin bir ordu ( İslam gelmeden önceki son din olan Hristiyanlık) iken Kabe ve müşrikler korunmuş, bu mümin ordu yok edilmiştir! (Siyer Okumaları)
- Hz. Ali ümmetin büyük bir çoğunluğu tarafından halife olarak kabul edilmiştir Onun halifeliğini sadece Muaviye'nin sözlerine inanan Şam halkı kabul etmemiştir. (Halifelik Tarihine Giriş)
- ...kaderci anlayış, Emevilerin halka karşı kullandıkları mantıktır. Nitekim Muaviye, Kufe'de haklı olarak itirazlarda bulunan kimselere Allah'ın Kureyş'i (dolayısıyla o dönemde hakim unsur olan Emevileri) özel olarak seçtiğini söyleyerek bu sebeple Allah'ın işine karışmamalarını tavsiye etmiştir. Böylece Allah'ın takdiri ile başa geçen şahısların eline geçen mal da, "Allah'ın malı" olacaktır. Bu mantığın devamı niteliğinde yaptıkları katliamları da Allah'ın üzerine atmaktan çekinmeyeceklerdir. Nitekim Abdülmelik b. Mervan, öldürdüğü bir muhalif için, "Onu Allah'ın takdiriyle öldürdüğü" tezini işleyecektir. Bu anlayışın uzantısı Cahiliyye dönemine kadar götürülebilir. Müşrikler başlarına gelen olayları "Bizi öldüren, dirilten zamandır." diyerek yaşadıkları olayların failinin ve düzenleyicisinin "dehr" olduğunu söylerlerdi ve bunlara "dehriler" denilirdi. (Hz.Osman)
- İlk Dört Halife döneminden sonra Emevîlerin ''Halifetullah" lakabını almaları üzerine' Müslümanları yöneten şahsa "Allah'ın halifesi" denilip denilemeyeceği konusunda bir tartışma oluştu. (Halifelik Tarihine Giriş)
- Küçük yaştan beri insanların farklı inançlara sahip olmasına, her kesimin kendi görüşüne sıkıca bağlanmasına hep şüphe ile baktım. Çok iyi biliyorum ki hakîkat tektir ; o konuda görüş ayrılıkları farklı yöntem kullanmaktan kaynaklanmaktadır. Akli bilgileri kavrayacak düzeye gelince gerçeğin kaynağını aramaya başladım. Olanca hırsımla zan ve şüphenin aldatmasından kurtaracak bir yöntem aradım. Çünkü gerçeği bulmak zor, ona giden yol sarp ve hakikat şüphelerle örtülüdür. Ulemaya iyimser gözle bakmak ise insanın yapısında vardır.. Dolayısıyla önceki nesillerin kitaplarını inceleyen ve onlara iyimser gözle bakan hakikat arayıcısı olamaz.Gerçekte hakikat arayıcısı, kendisini n onlar hakkındaki görüşünü eleştirdiği gibi okuduklarını da eleştirip delillerle kanıtlayandır.. Hakikat doğrudan amaçtır, onu arayan kimseyi onun varlığından başka bir şey ilgilendirmez. Zira Allah ulemayı hata ve kusurdan korumuş değildir ; eğer öyle olsaydı ulema arasında hiçbir ilim dalında ihtilaf bulunmaz ve herhangi bir konuda gerçeğe ilişkin görüşleri farklı olmazdı. Halbuki durum bunun tersidir. Bu sebeple ilmî eserleri inceleyen kimsenin amacı gerçeğin bilgisine ulaşmaksa, kendisini o eserdeki fikirlerin hasmı (antitezi) yerine koyup o gözle okumalı ve bütün yönleriyle sorgulayıp eleştirmeli ; aynı zamanda kendi görüşünü de eleştirerek müellife karşı hoşgörüsüz davranmamalı. Böyle bir yöntem izleyecek olursa hakikatler apaçık ortaya çıkar. Bütün bunları dikkate alarak farklı düşünce ve inançları, çeşitli ilim ve dinleri araştırmaya koyuldum.Bunlar bana fazla bir şey vermediği gibi gerçeğe ulaşmak için bir yöntem, kesin bilgiye kavuşturacak yeni bir anlayış da kazandırmadı. Gerçeği bulmak için duyu verilerinden hareket ederek akli bilgiye ulaşmam gerektiğini anladım. (İbnül Heysem-1039) (Müslümanların Engizisyonu - 2)
- İranlı unsurların, ülkelerini fetheden Hz. Ömer'e karşı öfkeleri onun ölümünden sonra da devam etti. Hz. Ömer'in ismini çocuklarına vermeyerek bu tepkilerini en basit bir şekilde ortaya koydular. Şu anda bile İran'da Hz. Ömer'i öldüren Ebu Lü'lü'nün türbesi ziyaret edilmektedir. (Babek Bir Direnişci)
- Eğer Hz. Peygamber Hz. Ali'yi kendinden sonra halife olarak atamak istiyorsa bunun için gizli konuşma yapmasına, fısıldaşmasına veya burada olduğu gibi yol üstünde tesadüfen gelişen bir olay üzerine bu iddia edilen sözleri söylemesine ve hiç kimseden çekinmesine de gerek yoktu. Veda Hutbesi'nde binlerce sahabe huzurunda bunu açıkça ilan ederdi. mesele biterdi. 133 Dahası eğer bu ayet bunun için geldiyse Medine'de de minbere cikar bunu teyiden ilan ederdi. (Hz.Ali)
- Ebu Hanife, "beni gasp edilmemiş topraklara gömün" şeklindeki vasiyeti ile de adeta yapılan haksızlıklara ölümünden sonra da karşı çıkmayı sürdürmüştür. Nitekim Ebu Hanife'nin bu vasiyetini duyan Halife Mansur, "Bedenin gibi cesedin de bana karşı" demek zorunda kalmıştır. (Sayfa 78) (Müslümanların Engizisyonu - 1)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin