Kitap Künyesi

Yazar: Zygmunt Bauman

Çevirmen: Nurdan Soysal

Yayın Evi: Say Yayınları

İSBN: 9786050205473

Sayfa Sayısı: 168

--reklam--

Cemaatler Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

İnsanlar niçin bir cemaatin parçası olmak ister? Zygmunt Bauman bu soruya "hiçbir zaman tam olarak elde edemeyecekleri güvenceye ulaşabilmek için" yanıtını veriyor.

Yazara göre cemaat şiddetli yağmurda altına sığındığımız bir saçağa, dondurucu soğukta içinden çıkmak istemediğimiz şömineli bir odaya benzer. Dışında olduğumuz zaman hemen ona sığınmak ister, sığınınca tüm sorunlarımızın çözüleceğini düşünürüz. Ama sığındıktan sonra, bu sığınmanın bir bedeli olduğunu görürüz. Özgürlüğümüzü yitirir, içeridekilerle aynılaşır ve dışarıda kalanlarla bitmek bilmeyen bir kavgaya tutuşuruz.

Bu arayış mistiği Yunan mitolojisinde anlatılan öykülerden birine konu olmuştur. Tanrılar kendilerine ölümsüzlük veren yiyecek ve içeceklerden ölümlülere tattırarak büyük bir suç işleyen Tantalos'a öyle bir ceza verirler ki, Tantalos ırmağın içinde boğazına kadar suya batmış halde duracak, fakat su içmek için başını her eğişinde sular Tantalos'tan kaçacaktır.

İşte ideal cemaat de böyledir; ona ne zaman elimizi uzatsak, elimizden kaçıp kurtulacak, yana yakıla aradığımız güvenceyi bize vermeyecektir.

--reklam--

Cemaatler Alıntıları - Sözleri

  • Güvenliğin artırılması, daima özgürlüğün feda edilmesini gerektirir çünkü özgürlük ancak güvenlik pahasına genişletilebilir. Oysa özgürlüksüz güvenlik, Köleliğe eşittir. Oysa güvenliğin olmadığı bir özgürlükte terk edilmeye ve kaybolmaya eşittir.
  • Kimlik arayışına adanmış bir hayat, kargaşa doludur. Kimlik, göze çarpmak demektir: farklı olmak ve bu fark vasıtasıyla benzersiz olmak demektir. Bu yüzden kimlik arayışı, bölmek ve ayırmaktan başka bir şey olamaz.
  • Seçilmiş ilişkiler, onları devam ettirme isteği yok olma tehlikesiyle karşı korunmadığı sürece devam etmez.
  • Mutlulukta istikrarlı bir artış vaat eden modernitenin gelişi ile yaşam standartları değişmedi ve göze görünür bir iyileşme olmadı ki bu da başlı başına bir mahrumiyet işareti olabilirdi.
  • Bizi geçici olarak en çok üzen şeylerden kurtulmak rahatlama getirir. Fakat bu mola, genellikle kısa ömürlüdürler çünkü yeni ve iyileşmiş şartlar önceden görünmeyen ve kestirilemeyen kendi nahoş yanlarını ortaya çıkarırlar ve kaygılanacak yeni sebepler doğururlar.
  • Mantık ile hayal nadiren aynı yolu izler.
  • Masumiyet bir kez kaybedildi mi o el değilmemiş saf mutluluğa bir daha ulaşmak mümkün değildi.
  • Tarih düz bir hat ya da kümülatif bir süreç değildir; aynı şey insanın mutluluğu için de geçerlidir.
  • Başarının büyük olasılık olduğu bir arayış zevkli bir uğraştır ve henüz bulamamış olmak veya bu seferlik yanlışı bulmuş olmak uzun keşif yolculuğuna heyecan katar.
  • "Başarılıların ayrılması" en başta cemaatten kaçıştır.
  • Hüsrana uğramış aşk, en iyi ihtimalle umursamazlıkla fakat çoğu kez de şüphe ve küskünlükle biter.
  • Beyhude çaba, işçilik içgüdüsünün insanı daima içerlemeye ve nefret etmeye ittiği şeydi.
  • Birinin çok beğendiği bir şey başka biri için zehir olabilir ve kaçış esnasında dikkat ve düzeltme gerektiren gerçeklerin seçiminde pek hemfikir olamazlar.
  • Her iki tarafın da birlikte uzun bir zaman geçirmek üzere birbirlerine bağlandıklarını ve ayrılma özgürlüklerinin olmadığını bildikleri bir evlilik, zorunlu olarak sürekli bir çatışma alanıdır.

--reklam--

Cemaatler İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Güvenlik mi? Özgürlük mü?: İnsanlar niçin bir cemaatin parçası olmak ister? Zygmut Bauman bu soruya “hiçbir zaman tam olarak elde edemeyecekleri güvenceye ulaşabilmek için” yanıtını veriyor. Kitap bizi, “Giriş ya da Zor Bulunan Cemaate Merhaba” diyerek gayet sade bir dil ile karşılıyor. Yazar bu bölümde “bir cemaatin içinde yer almak”, “bir cemaate dahil olmanın” doğru yoldan sapmış marjinal bireylerin saygın bir topluma kazandırılmasını ve bunun ancak bir cemaat vasıtası ile olabileceğini ileri sürüyor. Yazar, cemaatin sıcak bir ortam, dışarıdaki tehlikelere karşı koruyan güvenli bir sığınak olduğu görüşünde. Yazara göre güvenliğin arttırılması için özgürlüğün feda edilmesi gerekir. “ Çünkü, özgürlük ancak güvenlik pahasına genişletilebilir.” Oysa özgürlüksüz güvenlik köleliğe eşittir. (Ayrıca, içine özgürlük katılmamış bir güvenliğin, sonunda son derece güvenliksiz bir güvenliğin olduğu ortaya çıkar.) Kitapta dikkatimi çeken en önemli kavramlardan biri de “Panoptikondur”. “Bütünü gözlemleme” anlamı taşıyan  Panoptikon: İngiliz filozof ve toplum kuramcısı Jeremy Bentham'ın 1785 yılında tasarlamış olduğu hapishane inşa modelidir. Tasarımın konsepti gözetlemeye izin verir. Şöyle ki; bütünü (pan) gözlemlemek (opticon) anlamına gelen bu tasarım birkaç katlık tek odalı hücrelerden oluşan bir halka üzerine kuruluydu. Panoptikon'un temelinde yatan ilke, tek odalı hücrenin içindeki sakine saklanacak hiçbir yer bırakmaması, buna karşılık dış cephedeki duvarın penceresinden gelen dış ışığın kuledeki nöbetçilere mahpusun her hareketinin bir silüetini izleme olanağını sağlamasıydı. Bentham'ın yaklaşımına göre, gözlemlenen her yanlış davranışının ceza getireceğini bilen, ama davranışlarının aslında ne zaman gözlemlendiğini bilmeyen mahpusun, aklını başına toplayarak her zaman izleniyormuşçasına davranmaktan başka seçeneği yoktu. Böylece mahkûm bizzat kendi hareketlerini kollamak durumunda kalacaktı. Yazara göre cemaat içerisinde bir panoptikon tasarlamak; sürekli gözleme ve denetleme yaparak cemaat üzerinde disiplini dayatmak ve rutin dışı bir şeyin asla gözden kaçmayacağına inandırmaktır.  Olası kural ihlalinde ise ya cezalandırmak ya da aforoz etmektir.   Kitapta sürekli olarak zikredilen, “Yönetim”, “Kimlik”,”Yabancılık” ve”Güven” aşağı yukarı cemaat kavramının ne olduğunu, toplum tarafından nasıl idrak edildiğini, bunlara sahip olmak için bir cemaatin içinde yer almamız gerektiğini açıkça gözler önüne seriyor. Ki zaten kitabı hatmettikten sonra cemaat kavramına en azından kavram olarak hakim olabiliyorsunuz. Bir cemaate hakim olmak isterseniz eğer, üzülerek söylüyorum ki; güvenlik ve kimliğinizden feragat etmeniz gerekebilir. Modern dünya şartlarında bunun pek mümkün olmadığını siz de çok iyi biliyorsunuz sevgili okur. Konuya dönecek olursak... Yazara göre, hızla küreselleşen dünyada hepimiz birbirimize bağımlıyız ve bu karşılıklı bağlılık yüzünden hiçbirimiz, kaderimizin tek başına efendisi olamayız. Mücadele ettiğimiz koşullar üzerinde kontrolü ancak kolektif olarak sağlayabiliriz. Bunun içinse özgürlük ve kimliklerimizden feragat etmemiz gerekecektir. Bauman, eğer bir cemaat olacaksa paylaşım, hoşgörü, saygı ve karşılıklı önemseme olan bir cemaat olabileceğini ifade ediyor. Ve cemaatin bu hakları herkese eşit şekilde sunma endişesini taşıması gerektiğini belirtiyor.   Say yayınlarından iki baskı yapan, editörlüğünü Sinan Köseoğlu’nun üstlendiği kitap son derece akıcı bir dil kullanan Bauman ve bu dili büyük bir özveriyle çeviren Nurdan Soysal'ın çevirisiyle bıkmadan, sıkılmadan her sayfasını didik didik okuyacağınız bir kitap. Okurunu bulması dileğiyle.   (Furkan Çeri)

Toplumda, etik ya da estetik gerekcelerle olusan, kitleleri, cemaatleri inceliyor. Eric hoffer in kesin inanclilar kitabina cok az benziyor.sosyolojik kelime ve kavramlar ve alintilarla suslenmis guzel bir eser (Ali Rıza MALKOÇ)

Postmodernizm Tüketim Cemaat üzerine çalışan Baumanın kitapları çok zengin bilgilerin yanında lafı çok dolandıran cümle yapılarını da içeriyor. Okurken keyif aliyorsunuz ama bir yandan da malesef bir türlü noktalamak bilmeyen cümlelerin sahibi kendisi. Toplu olarak hareket etme ve cemaat tipi oluşumları anlayabilmek için gayet güzel bir kitap. Sosyoloji insana çok şey katıyor. Şiddetle tavsiyemdir. (Ümit Demirbolat)

--reklam--

Cemaatler PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Zygmunt Bauman - Cemaatler kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Cemaatler PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Zygmunt Bauman Kimdir?

Zygmunt Bauman, 19 Ekim 1925'te Polonya Poznan'da doğdu. Sosyolog ve filozoftur. Postmodern felsefenin hem sosyoloji alanında uyarlanmasını hem de genel kuramsal düzeyde sağlıklı bir şekilde değerlendirmesini ortaya koyan yapıtlarıyla tanınmaktadır.

Zygmunt Bauman, II. Dünya Savaşı patlak verene kadar, Polonya-Poznan'da yaşamını sürdürmüştür. Daha sonra Sovyetler Birliği'ne taşındı ve savaşın ardından Varşova Üniversitesi'nde doktorasını yaparak Doçentlik sınavını verdi.1954'ten itibaren aynı üniversitede Sosyoloji dersleri verdi. 1968 yılında Polonya Komünist Partisi'nden ayrıldı. Aynı yıl, politik nedenlerden dolayı sosyoloji prefesörlük unvanını kaybetti. İsaril'e göç etmek zorunda kaldı. 1971 yılında Bauman, Büyük Brintanya'nın çağrısı üzerine, Leeds Üniversitesi'nde yeniden sosyoloji kürsüsüne sahip oldu. 1990'lara kadar orada çalışmalarını sürdürdü.

Zygmunt Bauman, 1980'li yıllardan itibaren, Modernizm ile Totaliterizm arasındaki bağlantılar üzerine hem kuramsal hem de sosyolojik incelemeleriyle öne çıktı. Özellikle Almanya'daki Nasyonalsosyalizm üzerinden Holocaust hakkındaki çözümlemeleri bu bağlamda önemli bir etki yaptı. Böylelikle, Modernizme içkin kavram ve kategorilerin Totaliterlikle doğrudan ya da dolaylı ilişkileri derinlikli olarak ve disiplinlerarası bir yöntemle ortaya konulmuş olundu.

Bauman, aynı zamanda postmodernizm hakkındaki çalışmalarıyla da önemli bir yer tutmaktadır. Siyasal, etik ya da genel olarak kuramsal düzlemde postmodernizmin değerlendirilmesini yapmış ve açık anlaşılır fakat derinlikli de olan metinleriyle postmodernizmin ne olup olmadığını, ne tür olanaklar sağladığını göstermeye ve netleştirmeye çalışmıştır

1989 yılında Amalfi Ödülünü ve 1998 yılında Theodor Adorno Ödülünü almıştır.

--reklam--

Zygmunt Bauman Kitapları - Eserleri

  • Sosyolojik Düşünmek
  • Yaşam Sanatı
  • Azınlığın Zenginliği Hepimizin Çıkarına mıdır?
  • Küreselleşme
  • Akışkan Aşk
  • Özgürlük
  • Kimlik
  • Kapımızdaki Yabancılar
  • Akışkan Gözetim
  • Bireyselleşmiş Toplum
  • Iskarta Hayatlar
  • Akışkan Modern Dünyadan 44 Mektup
  • Akışkan Modernite
  • Eğitim Üzerine
  • Modernite, Kapitalizm, Sosyalizm
  • Tanrı'ya ve İnsana Dair
  • Retrotopya
  • Yasa Koyucular ve Yorumcular
  • Cemaatler
  • Modernite ve Holocaust
  • Modernlik ve Müphemlik
  • Akışkan Hayat
  • Postmodern Etik
  • Ahlaki Körlük
  • Ölümlülük Ölümsüzlük ve Diğer Hayat Stratejileri
  • Sosyoloji Ne İşe Yarar?
  • Siyaset Arayışı
  • Parçalanmış Hayat
  • Edebiyata Övgü
  • Postmodernlik ve Hoşnutsuzlukları
  • Kuşatılmış Toplum
  • Avrupa
  • Çalışma, Tüketicilik ve Yeni Yoksullar
  • Dünyaya ve Kendimize Dair
  • Hermenötik ve Sosyal Bilimler
  • Bu Bir Günlük Değildir
  • Akışkan Modern Dünyada Kültür
  • Sosyalizm - Aktif Ütopya
  • Kriz Hali ve Devlet
  • Akışkan Korku
  • Borçlu Zamanlarda Yaşamak
  • Zygmunt Bauman ile Söyleşiler
  • Akışkan Doğanlar
  • Etiğin Tüketiciler Dünyasında Bir Şansı Var mı?
  • Kültür Teorisinde Eskizler

--reklam--

Zygmunt Bauman Alıntıları - Sözleri

  • Büyük servet olan yerde büyük eşitsizlik vardır. Bir kişinin çok zengin olabilmesi için en az beş yüz fakir gerekir! (Azınlığın Zenginliği Hepimizin Çıkarına mıdır?)
  • Görünür olmak birey olmanın yoludur; belki de biri olmanın tek yolu. Herkes gizliden gizliye var olmadığından korkar, çünkü başkaları farkına varmadığı sürece aslında o yoktur. (Ölümlülük Ölümsüzlük ve Diğer Hayat Stratejileri)
  • "Dünya düşününenler için bir komedi, Hissedenler için bir trajadi." (Zygmunt Bauman ile Söyleşiler)
  • Bütün aşklar insan - yiyici bir açlık çekerler. (Akışkan Aşk)
  • müritlerinize verdiğiniz şey hakikat değil, sadece hakikatin suretidir. Birçok şeyin işiticileri olacaklar ama hiçbir şeyi öğrenmeyecekler. Her şeyi biliyormuş gibi görünecekler ama genel olarak hiçbir şey bilmeyeceklerdir. Sinir bozucu, bezdirici insanlar olacaklar, gerçekliği olmayan bir bilgeliğin taşıyıcıları gibi davranacaklardır. (Tanrı'ya ve İnsana Dair)
  • “Uzaklık coğrafi olmaktan çok zihinsel bir mesele olabilir.” . (Sosyolojik Düşünmek)
  • Eskiden uzun süreli bir aşk ilişkisinde be­lirleyici unsur seks iken, artık odak noktası güvenliğe kaymıştır. Bu yalnızlık asrında aşk bir dermandır.. (Retrotopya)
  • Robert Winder'in zekice belirttiği gibi, "İstediğimiz kadar sandalyemizi kumsala koyup, yaklaşmakta olan dalgalara bağıralım, ne gelgit dinleyecek ne de deniz geri çekilecektir." Göçmenleri "kendi arka bahçemiz'den uzak tutmak için duvarlar inşa etmek, gülünç şekilde antik filozof Diogenes'in eski Sinop'un sokaklarında içinde yaşadığı fıçıyı bir o yana bir bu yana yuvarlaması hikâyesine benziyor. Bu tuhaf davranışının nedeni sorulduğunda, Diogenes komşularının kapılarına barikat yapmak ve kılıçlarını keskinleştirmekle meşgul olduğunu gördüğünü ve Makedonyalı İskender'in yaklaşan askerleri tarafından işgal edilmesine karşı şehrin savunmasına katkı yapmak istediğini söyler. (Kapımızdaki Yabancılar)
  • "hiçbir şey bahşedilmediği" için "her şey kazanılmalıydı." (Modernlik ve Müphemlik)
  • "Cepteki ilişkiler" anlık olmanın ve fırlatılıp atılabilirliğin cisimleşmiş hâlleridir. (Akışkan Aşk)
  • Tüketim toplumunda seri imalat artık kitlesel emek gücüne ihtiyaç duymuyor ve bir zamanlar "yedek sanayi ordusu" olan yoksullar şimdi "defolu tüketiciler"e dönüştürülmüştür. (Çalışma, Tüketicilik ve Yeni Yoksullar)
  • "Geriye ya da yukarıya değil; becerinin, iradenin, gücün toplanması gereken yere, kendi içine bakmalı insan. Oradan başlamalı. Bir ‘savunma stratejisi’ olarak daima orada kalmalı." (Akışkan Modernite)
  • Göçmenler (yerkürenin uzak köşelerinden "arka bahçemiz"e boca edilen atık insanlar) ile kendi imalatımız olan dayanılmaz korkularımız arasında bir seçici yakınlık mevcuttur. (Iskarta Hayatlar)
  • Hayatının her günü kösteklenen ve hakir görülen birey kişisel narsisizmine “kolektif narsisizm” içinde barınak bulur. Bu ağır yara almış bireyselliğin kurtuluşu ne oranda aranıyorsa o derece aldatıcı olabilecek bir güvenlik vaadidir. Kefaret umudu hüsranla sona ermeye mahkumdur... (Akışkan Hayat)
  • Gezegende her şey birbirine bağlı olduğundan, yerkürenin belli bir kısmında güvenlik, ancak güvenli bir insanlık içinde temin edilebilir. İnsanların aşağılanmasına her yerde karşı çıkan, artan fırsat eşitsizliğiyle büyüyen toplumsal adetsizlik ve insani aşağılanmaları hafifletecek, etik açıdan aydınlanmış bir küresel eylem, her açıdan ortak sağ kalımımızın en temel koşuludur. (Avrupa)
  • Oxford Üniversitesi'nin saygın sosyologlarından John Goldthorpe yönetiminde on üç güçlü ekibin Ingilte­re, Şili, Macaristan ve Hollanda'da yürüttüğü bir çalışmanın bulgularına göre, kültürel seçkinlerle, kültürel hiyerarşide daha altta olanların, günümüzde artık eskiden olduğu gibi bazı işaretlerle kolayca ayırt edilemediği görülmektedir. Bu eski işaretler, düzenli olarak opera ve tiyatroya gitmek, 'yük­sek sanat' sayılan her şey karşısında her zaman duyulan coş­ku ve bir pop şarkısı ya da popüler bir televizyon dizisi gibi sıradan sayılan her şeye burun kıvırmak gibi unsurlardan oluşmaktadır. Elbette bu durum, dışarıdan kültürel seçkin­ler, gerçek sanatseverler, kültürün ne olduğu, nelerden oluş­tuğu ve bir kültür adamı ya da kadını için (comme il faut ya da comme il ne faut pas) -neyin uygun olup neyin olmadı­ğı gibi konularda, pek de o kadar kültürlü olmayan akranlarından daha bilgili kabul edilen kişilerle artık karşılaşma­ yacağımız anlamına gelmez. (Akışkan Modern Dünyada Kültür)
  • Tüketim toplumunun bir üyesi olmak göz korkutucu bir görev ve hiç bitmeyen Çetin bir mücadeledir. Ayak uyduramama korkusu yetersizlik korkusu tarafından kenara itilmiş ama rahatsız edici iliğinden bir şey kaybetmemiştir. (Akışkan Gözetim)
  • Devlet her şeyden önce bir yeniden metalaştırma aracıdır. (Yasa Koyucular ve Yorumcular)
  • "dış görünüş benim için hem gerçekleştiren hem de yaşayandır" diye yazdı Nietzsche. (Akışkan Doğanlar)
  • "Farkında olalım veya olmayalım, hoşumuza gitsin veya gitmesin, yaşamlarımız sanat yapıtıdır." (Yaşam Sanatı)