Kitap Künyesi
Yazar: André Gide
Çevirmen: Ömer Bozkurt
Yayın Evi: Can Yayınları
İSBN: 9789750711206
Sayfa Sayısı: 88
--reklam--
Chopin Üzerine Notlar Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Farklı sanat dallarının büyük ustalarını; benzersiz zenginlikteki müziğiyle insan kalbinin gizemli derinliklerine dokunmayı başarmış ölümsüz besteci Chopin'le, Nobel ödüllü edebiyat ustası André Gide'i bir araya getiren Chopin Üzerine Notlar, müzik üzerine yazılmış en değerli kitaplardan biri kabul edilir.
Yapıt, duyarlı bir müzik amatörü olan Gide'in içten tepkileri, kişisel yorumu ve tercihlerinin coşkulu bir dışavurumu olmasının yanısıra, Frederic Chopin'in müzik tarihindeki yerine de ışık tutar.
Büyük bir bestecinin büyüklüğü elbette ancak büyük bir virtüoz tarafından yorumlandığında anlaşılır. İdil Biret'in önsözüyle taçlandırdığı bu kitapla birlikte, kitapta sözü geçen parçalardan İdil Biret'in seçtiği ve yorumladığı Chopin eserlerinden oluşan bir CD'yi okuyucularımıza armağan ediyoruz.
(Tanıtım Bülteninden)
--reklam--
Chopin Üzerine Notlar Alıntıları - Sözleri
- “Chopin’i sadece fazla yetenekli virtüözlerden dinleyenler, onu etkileyici parıltılı parçalar besteleyen biri gibi görebilirler… Oysa, eğer ona sorabilmiş olmasaydım ve o da bana alçak sesle, “Onları dinlemeyiniz, onların aracılığıyla artık hiçbir şey söyleyemezsiniz. Beni yorumlayış biçimleri sizden çok beni üzüyor. Olmadığım gibi görünmektense bilinmemeyi yeğlerdim,” demiş olmasaydı, ondan nefret ederdim.”
- “Chopin’in eserinde (XVII. Prelüd), bundan daha güçlü çok bölüm vardır; ama neşenin daha yumuşak, daha güvenli, daha arı bir havaya büründüğü bir başkası yoktur. Bu mi major ton değişiminde muzaffer bir hava egemen olursa her şey kaybolur. Ben burada kararsız, şaşkınlıkla dolu, beklenilmeyen bir hayranlık isterim. Mi ile başlayan tekrardan hemen sonra gelen fa diyez majör tekrar daha gizemlidir. Yürek bunca neşeyi kaldıramaz, boyun eğer ve si, en son nota, sanki unutulmadık biçimde ulaşılmış gibi duyulur duyulmaz, neşe düşüşe geçer. Bu sinin hiç de görkemli bir yanı yoktur ve başlardaki kreşendodan sonra, yalnızca artakalan güçle çalınmalıdır.”
- “Chopin’in müzik tümceleri ne kadar yalındır! Bunlar, kendisinden önce hiçbir bestecinin yaptıklarıyla kıyaslanamaz. O besteciler (Bach’ı yine de bunlardan ayrı tutuyorum.) bir heyecandan yola çıkıp daha sonra bu heyecanı dile getirmek için sözcükler arayan şairlere benzer. Oysa Chopin, tam tersine sözcüklerden yola çıkan Paul Valery’nin yaptığı gibi, mükemmel bir sanatçı olarak notalardan yola çıkar (aslında “doğaçlama” yaptığının söylenmesine yol açan bir unsur da budur.); ama Valery’den fazlası şudur: Görkemlilik düzeyine çıkarttığı bu çok basit veriyi, hemen, tam anlamıyla insani bir duyguyla doldurur.”
- "Olmadığım gibi gözükmektense bilinmemeyi yeğlerdim."
- Evet kabul ediyorum, kederli bir Chopin vardır ve piyanodan hıçkırıkların en kederlisini duyurur. Ama bazılarına kulak verecek olursanız, minör tonların dışına hiç çıkmamış sanırsınız. Benim sevdiğim ve övdüğüm, işte bu hüzünden geçerek, onun ötesinde gene de sevince ulaşmasıdır, çünkü Chopin'de egemen olan sevinçtir.
- Ama insan sadece kendisi için alçak sesle çaldığında, o tanımlanamaz heyecan bitmek bilemez; sanki, sadece sezinlenen, sevgiye düşman ve insanca yakınlığın giremediği bir dünya karşısında duyulan o neredeyse elle tutulur korkunun da sonu gelmez.
- İnsanla yazgı arasındaki bu uyumsuzluktan, bir bunalım doğar;
- Müzik, madde dünyasının dışındadır ve bize de ondan uzaklaşma olanağı sağlar.
- Chopin, en çok Chopin gibi olmaya çalışmadığında kendisi olmuştur. Hiçbir gereksiz süsleme, müziksel düşünceyi şişirerek daha fazla etki yaratma arzusu yoktur; aksine bu düşüncenin ifadesini en uç noktasına kadar, mükemmeliyete kadar sadeleştirme arzusundadır.
- Athman soruyor: "Müziği kim icat etti?" Yanıtlıyorum: "Müzisyenler." Tatmin olmuyor, ısrar ediyor. Ağırbaşlılıkla müziği icat edenin Tanrı olduğunu söylüyorum. "Hayır," diyor hemen, "şeytan."
- ‘’Hangilerini getirtiyorum dersiniz? Hayır, Bach’ın eserlerini değil, hatta Mozart’ınkileri bile değil… Chopin’in eserlerini, ’’ dedi ve ekledi: ’’ Müziklerin en katıksızı onunkidir.’’
- Ondan daha büyük müzisyenler kuşkusuz varsa da, ondan daha mükemmeli yoktur.
- Ama başka hiç kimseninkine benzemeyen tuhaf bir kaderi olmuştur Chopin’in : Onun eserlerini icra edenler, daha çok tanınması için çaba harcadıkça, o daha az anlaşılmıştır.
- Piyanosunun başında Chopin sanki hep doğaçlama yapar gibiydi diye anlatılır ; başka bir deyişle ,sürekli olarak zihnindeki bir düşünceyi arar, yaratır, biraz biraz keşfeder gibiydi.
- Chopin’in eserleri için ‘’hastalıklı müzik’’ denilirdi.
--reklam--
Chopin Üzerine Notlar İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Chopin'in müziğinin kaynaklarından yararlanışı, onun vatanseverliğini açıkça haykırışına ve ulusal özgürlük çağrısına bağlıdır. Pek çok yapıtında var olan keder duygusu bile salt kişisel bir keder değil, bir ulusun çektiği acının bilincidir. Chopin ile müzik, ilk defa, özgürlüğü uğrunda savaş veren, ezilen bir ulusun anlatımı haline gelir. Fryderyk Chopin 17 yaşında bir konservatuar öğrencisiydi. Okul arkadaşı Y. Fontana ve şair arkadaşı S. Vitvitski ile sık sık "delik" adlı kahveye gidiyordu. Burası, ülkelerini rus işgalinden kurtarmak isteyen "Yurtseverler Derneği" ve "Özgür Polonyalılar Birliği" adlı örgüt sempatizanlarının buluştuğu bir yerdi. Chopin bu sohbetlerde, bir süre hapis yatmış ama özgürlük düşüncesinden vazgeçmemiş gazeteci M. Mohnatski'nin sözlerinden çok etkileniyordu. Mohnatski de Chopin gibi piyano çalıyordu. Piyano o yıllarda modaydı. 1789 Fransız Devrimi, Avrupa'nın sadece siyasi-ticari değil toplumsal hayatını da değiştiriyor, Aristokrasinin yerini alan burjuvalar kendi müziklerini oluşturuyordu. Ünlü sosyolog Max Weber'e göre piyano burjuvazinin çalgısıydı. Piyanoyla halk konserleri veriliyordu. Genç Chopin sadece siyasi olarak devrimci değildi. Müziğinde de devrimciydi. Yapıtlarında Polonya'nin yerel motiflerine yer veriyordu. Aristokrat kültüre karşı ülkesinin mazurkalarını, polonezlerini kullanıyordu. Ancak zorlanıyordu. çobanların, aç insanların değil, prenseslerin hikayelerinin müziğini yapması isteniyordu ondan. Direniyordu. Direniş ruhunu babasından almıştı. Chopin'in babası Nicolas Chopin, Ruslara karşı 1793'te ayaklanan 150.000 Polonyalı'dan biriydi. Üstelik Fransa doğumluydu. Ama kalbi, karnını doyurduğu Polonya için atıyordu. Ülke sevgisi o kadar artmıştı ki zamanla Nicolas adını Mikolaj yapmıştı. Annesi Justyna Chopin ise Polonyalı idi. Chopin kendini hep Polonyalı saydı. Chopin devrimler çağının insanıydı. Özgürlüğe aşıktı, babasının yolundan gidip Polonya'yı özgürleştirmek istiyordu. Diğer yandan müzikte de olağanüstü yetenekliydi. 8 yaşında piyanoda ilk bestesini yapmıştı. Deha olarak görülüyordu. Polonya'nın iftiharıydı ve dünyanın en büyük piyano müziği bestecilerinden biri olacağına inanıyorlardı. En çok inananlar tabi ki anne ve babasıydı. Chopin'i ilk keşfeden, ona piyano çalmayı öğreten annesiydi. Ailesi konservatuvarı bitiren oğullarının Avrupa'ya gitmesini istiyordu. Chopin kararsızdı. İki nedeni vardı: birincisi, konservatuvarın en güzel kızı K. Gladkowska'ya olan platonik aşkıydı. İkincisi, çok yakında başlayacak büyük ayaklanmanın içinde olup Polonya'yı esaretten kurtarmak istiyordu. Ancak babası oğlunu bir an önce Viyana'ya göndermek için pasaport çıkardı. Chopin bu durumu arkadaşlarına üzüntüyle açıkladı. hiç de beklemediği bir tepki aldı. Arkadaşları babasına hak verdi. O bir dehaydı ve tutsak Polonya'yı yaptığı bestelerle, konserlerle dünyaya anlatmalıydı. Chopin 22 kasım 1830'da Viyana'ya vardı. Bir hafta sonra Varşova'da büyük bir ayaklanma başladı. Köylüler, çarın kardeşi Prens Konstantin'in sarayı Belweder'e saldırdı. Gaberi alınca hemen Polonya'ya dönmek istedi. Bilet bulamadı. 3 gün daha beklemesi gerekiyordu. bu arada yakın arkadaşı T. Woyciechowski onu bu kararından vazgeçirmeye çalışıyordu. Babasından gelen bir mektup Chopin'in kararını etkiledi. Babası kariyerini tehlikeye atmasını istemiyordu. Chopin gitmedi. "Devrim etüdünü besteledi. Ve Polonya'da bir ayaklanma daha kanla bastırıldı. (Polonya'daki ayaklanmalar tarihi sürecinde onlarca Polonyalı subay Osmanlı'ya sığındı. Nazım Hikmet'in dedesi Mustafa Celaleddin Paşa -yüzbaşı Konstantin Polzokic Borzecki- bunlardan sadece biriydi.) Polonya'nın bağımsızlığına kavuşamaması Chopin'i çok üzdü. Buna Viyanalıların Polonyalıları küçümser davranışları da eklenince Paris'e gitti. Paris, militan bir eğilim olarak doğan romantizmin kalesiydi. 1830 Devriminin rüzgarı esiyordu sokaklarında. Victor Hugo, Balzac, La Martine, Chateaubriand, Heine gibi yazarlar, şairler; ingres, de la croix gibi ressamlar, Meyerbeer, G. Rossini, Bellini gibi besteciler barındırıyordu bu şehir. Chopin kısa sürede Paris'teki sanatçılarla tanıştı. Kendisi gibi Paris'e gelen yaşıtı müzikdahileri alman Mendelssohn ve macar Franz Liszt(favorim) ile yakın arkadaş oldu. Chopin'in yakın dostlarından biri de Paris'teki mültecilerin önderliğini yapan Prens Adam Czartoryski idi. Polonyalı mültecilerin sohbet konuları hep Polonya'nın geleceği üzerineydi. Czartoryski silahlı ayaklanmayla sonuca gidilemeyeceğini savunanlardandı. Osmanlı himayesinde bir prenslik kurma düşü bile vardı. Hatta bu nedenle 1842'de İstanbul polonezköy'ü kurdu. Polonezköy'ün ilk adı kurucusundan dolayı Adampol idi. Polonyalılar için istanbul sürgündeki ikinci merkezleriydi. Bir sanatçı döneminin olaylarından mutlaka etkilenir. Chopin hayatı boyunca ülkesinin ulusal Kurtuluş Savaşını destekledi. Bu nedenle Rus makamlarınca kendisine sunulan uzlaşma önerilerini reddetti. Ailesini, doğup büyüdüğü vatanına hep özlem duydu ama teklif edilen bütün para ve makamları elinin tersiyle itti. mülteci olarak yaşamını sürdürdü. (karanlıkrüya)
Öncelikle bir Chopin sever olarak şunu belirtmek isterim ki, Chopin’in eserlerini bu kadar güzel anlatan çok az kitap vardır. Ama Gide bir noktada çok büyük hata yapmış. Eğer kitapta bahsedilen Chopin bestelerini dinlememiş olsaydım , hiç bir şey anlamayacaktım kitaptan. Kitapta - doğal olarak- çok fazla piyano terimi var. Piyano bilgisi olmadan okunursa bu kitap , biraz da meraklıysa okuyan ‘’acaba bu ne demek’’ diye araştıra araştıra günlerce elinde gezdirebilir bu incecik kitabı. Kitap hakkındaki diğer bir olumsuzluk ise virtüözleri yerden yere vurması Gide’in. Çok biliyorsan kendin çalsaydın diye serzenişlerimi de ilettim kendisine zaten. Chopin eserleri mükemmelliğe ulaşmış bestelerdir. Bunda Sayın Gide ile hemfikiriz zaten. Anlaşılması zor bestelerdir. Bunda da hemfikiriz. Hemfikir olduğumuz bu iki unsuru göz önünde bulundurarak daha hafif bir dille eleştirebilirdi virtüözleri. Herkes Chopin’in bestelerini Chopin gibi çalabilseydi, bugün herkes Chopin olurdu. Asya kıtasındakilere barbar demesi de ayrı bir sinir bozucu olguydu. Bu ne kendini beğenmişlik ! Kısaca ; kitabın konusuna ve Gide’in müzik hakkındaki bilgisine hayran kaldım. Ama bunları yazarken ki kullandığı üslubu hiç sevmedim. Bundan sonra Gide kitabı okuyabileceğimi sanmıyorum. Çünkü sürekli bu kitaptaki üslup gelecek aklıma. (Hacer)
Chopin sevgim üzerine bu kitaba başlamıştım. Bana göre Chopin'in müziği kelimelere sığmayacak kadar ruha ve akla hitap eden, insanı aynı anda hem gülümsetip hem de hüzünlendirmeyi başaran bir etkiye sahip. Chopin gerçekten de hiçbir zaman konser amaçlı biraz gösterişe yönelik kalabalığa hitap eden müzik icra etmemiştir.Müziklerinden de bu anlaşılır.Wagner,Schubert ve diğer besteciler gibi müzikleri coşkulu değildir tam tersine temposu yavaş, insanın ruhunu sakinleştiren bir yapısı vardır.Besteleri dinlendiğinde insanı farklı bir dünyaya götüren, insanın ruhunda farklı bir ortama kapı açan bir etkisi vardır.Benim de Chopin'i sevmemin nedeni ruhuma ince bir dokunuş yapmasıdır. Kitaba gelirsek kitap Andre Gide'nin Chopin'in eserleri üzerine yaptığı incelemeleri ve duyguları anlatıyor.Kitaptaki terimlerden ve bunların Chopin'in müziği üzerindeki etkilerinden Andre Gide'nin müzik hakkında bilgisi olduğunu görebiliyoruz.Zaten kendisi de kitapta piyano çaldığını ve öğrencilere ders verdiğini belirtiyor. Kitapta katıldığım noktalar olsa da Gide'nin virtüözlere çok yüklendiğini düşünüyorum. Gide virtüözlerin Chopin'in eserlerini olması gibi çalmadığını düşünüyor. Onların sadece kalabalıkları coşturmak için Chopin'in bestelerini gereğinden hızlı çalarak, duygu katmayarak icra ettiklerini neredeyse her sayfada dile getiriyor. Açıkçası bunu fazla gereksiz buldum. Çünkü her sayfada kendisinin kendi görüşünü tekrar tekrar üzerine basarak söylemesi bana biraz dayatma gibi geldi. Nedenlerini açıklasa da açıkçası açıkladığı nedenler beni tatmin etmedi. Çünkü tarih gösteriyor ki Chopin'in eserlerini icra edebilen nice yetenekli ve duygulu virtüözler vardır ve var olmaya da devam edecektir. Chopin'i sevenler ve klasik müziğe ilgi duyanlar varsa bu kitabı önerebilirim.Evet eleştirdiğim noktaları var ama insana hiçbir şey katmayacak bir kitap olduğunu düşünmüyorum.Aksine Chopin'in bestelerinden, terimlerden bahsetmesi ve karşılaştırmalı yaptığı incelemelerin birçok kişi için faydalı olabileceğini düşünüyorum. Keyifli okumalar dilerim! (Ezgi Sezgin)
--reklam--
Kitabın Yazarı André Gide Kimdir?
André Paul Guillaume Gide (22 Kasım 1869 Paris - 19 Şubat 1951 Paris) Fransız yazar. 1947 yılı Nobel Edebiyat Ödülü sahibi.
Gide, 22 Kasım 1869 tarihinde Paris, Fransa`da dünyaya geldi. Babası Protestan ve köylü kökenli, annesi Katolikti. 8 yaşında Paris'te Alsace Okulu'na gönderildi. Sık sık hastalandığı için öğrenimi kesintiye uğradı. Gide henüz 11 yaşındayken (1880) Paris Üniversitesi`nde hukuk profesörü olan babasını kaybetti. Ailedeki kadınların etkisi ve annesinin katı otoritesi altında büyüdü.
1889'da okuldan mezun oldu. Yaşamını yazarak geçirmeye karar verdi.Yazı hayatına 1891’de 21 yaşındayken yayımladığı André Walter'in Günlükleri(Les Cahiers d'André Walter) ve Narsis Üstüne İnceleme ile başladı. Ama ikisi de başarısız bulundu.
1893'te Kuzey Afrika gezisine çıktı. Arap dünyasının tümüyle farklı değerleriyle tanıştı. Fransa'ya döndüğünde oradaki katı Victorya dönemi yaşantısının olumsuzluklarından rahatsız oldu. 1894'te tekrar Kuzey Afrika'ya gitti. Burada Oscar Wilde ve Lord Alfred Douglas'la tanıştı. Onların yüreklendirmesiyle baskı altında tuttuğu eşcinselliğini kabul etti. Annesi hastalanınca Fransa'ya döndü.
1895'te kuzeniyle evlendi. 1896`da Normandiya`da bir komüne belediye başkanı oldu.
1908`de bazı seçkin yazarlarla birlikte Nouvelle Revue Française adında bir edebiyat dergisi kurdu. 1916`da 16 yaşındaki Marc Allégret ile sevgili oldu. Marc Allegret ile eşcinsel ilişkisi ailesinde huzursuzluk yarattı. Eşi Gide'nin kendisine yazdığı mektupları yok etti.
I. Dünya Savaşı yıllarında Kızılhaç ile gönüllü insani kuruluşlarda çalıştı. 1923'te ilk feministlerden ünlü Elizabeth van Byyselberghe ile olan yasak ilişkisinden tek çocuğu kızı Catherine doğdu. 1924 yılında Corydon adlı homoseksüelliği savunan bir kitap yayımladı, fakat eser ilk etapta kınandı.
1925'te Fransız Ekvator Afrikası'na gitti. Burada gördüklerinden de etkilendi. Dönüşünde sömürgeciliği eleştiren yazılar yazdı. 1925 yılında yayımladığı Kalpazanlar Gide`nin en önemli eserlerinden biri olarak görülür. 1926`da otobiyografik eser olan "Si le grain ne meurt"u yayımladı.
Komünizme ilgi duydu. 1936'da büyük umutlarla gittiği Sovyetler Birliği'nden hayal kırıklığı ile döndü. 1938'de eşini kaybetti.
II. Dünya Savaşı'nın başlamasından sonra 1942'de tekrar Kuzey Afrika'ya gitti. Savaşın sonuna kadar burada yaşadı. 1947'de Oxford Üniversitesi'nden "Edebiyat Doktoru" unvanı aldı. Aynı yıl Kasım ayında da Nobel Edebiyat Ödülü'nün sahibi oldu. 19 Şubat 1951'de yaşamını yitirdi.
Yaşamı boyunca toplumsal ve bireysel ahlakın en önemli ölçütünün, bireyin içtenliği ve kendisini tanıması olduğunu savundu. Edebi, siyasal ve toplumsal sorunlara karşı hoşgörülü bir tutum benimsedi. Genel ahlak anlayışının karşısında bireysel özgürlüklerin savunucusu oldu. Ama aynı zamanda 19'uncu Yüzyıl Fransız edebiyatının en önemli hümanist ve ahlakçı yazarı olarak tanındı. Düşüncelerindeki bütünlük ve soyluluk, üslubundaki arılık ve uyumla Fransız edebiyatının saygın isimleri arasında yer aldı.
Katolik kilisesi André Gide'in eserlerini 1952 yılında Yasak kitaplar listesi'ne koymuştur.
--reklam--
André Gide Kitapları - Eserleri
- Kalpazanlar
- Isabelle
- Dar Kapı
- Theseus
- Kadınlar Okulu
- Chopin Üzerine Notlar
--reklam--
- Tohum Ölmezse
- Ayrı Yol
- Vatikan'ın Zindanları
- Dünya Nimetleri ve Yeni Nimetler
- Pastoral Senfoni
- Günlük
- Sapık Sevgi
--reklam--
- Batak
- Henri Michaux'yu Tanımak
- Seçme Yazılar
- Dostoyevski
- Pastoral Senfoni - Dar Kapı
- Denemeler
- SSCB'den Dönüş
--reklam--
- Dünya Nimetleri
- Cinayet Mahkemesi Anıları
- Two Legends: Oedipus and Theseus
- Yeni Nimetler
- Autumn Leaves
- Prometheus ve Theseus
- Bataklık
--reklam--
- Dostoyevski
--reklam--
André Gide Alıntıları - Sözleri
- "Arkadaş, insanların sana sundukları gibi benimseme yaşamı. Yaşamın daha güzel olabileceğine inandır kendini." (Dünya Nimetleri ve Yeni Nimetler)
- "İyi duygularladır ki kötü edebiyat yapılır", "Şeytanın yardımı olmayan sanat eseri yoktur." (Seçme Yazılar)
- . Kendin olmaya cesaret et. Bunun da altını çizmeliyim. Asla yapmacıklık yaparak, insanları sizin gibi yapmak için, taklit ederek ya da çelişme zevki için hiçbir şey yapmayın. ... (Seçme Yazılar)
- Hepimiz Tanrı' ya tek başımıza ulaşmak zorundayız. (Dar Kapı)
- "Mutsuz değilim. Bu hayatta bana öyle çok şey bahşedilmedi ama bu az şeyle de mutlu olmayı bildim." (Bataklık)
- Hasmımı kucaklarım, ama boğmak için. (Denemeler)
--reklam--
- Ömrüm beklemekle geçiyor. Hiç bir şeye başlamağa cesaret edemiyorum. (Günlük)
- "..kuruntu sonucu abartılan keder, gerçekteki olguyu aşar. Ah! Eğer, kapılarımızı düşgücümüzün yarattığı canavarlarla kuruntulara açmasaydık, yalnızca yaşamımızdaki kötülükleri görmekle yetinseydik, mutsuzluklarımıza katlanmamız çok daha kolay olurdu." (Pastoral Senfoni)
- Çocukluğumuzdan beri kim bilir kaç kez engellemişizdir kendimizi yapmak istediğimiz bir şey için, sırf çevremizdekilerin durmadan ‘yapamaz onu’ demelerini işite işite... (Pastoral Senfoni - Dar Kapı)
- "Kurtulduğumu sanırken gittikçe daha çok tutsak olduğumu, gururuma tutsak olduğumu anlamıyordum.Tanrı'nın beni kafese koyduğunu söylerken bunu demek istiyordum işte.Gururumu erdem gibi gösterdi bana.Tanrı benimle alay etti.Eğleniyor.Kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyor benimle." (Kalpazanlar)
- Sanat eseri, daima tektir. (Denemeler)
- Ama insan sadece kendisi için alçak sesle çaldığında, o tanımlanamaz heyecan bitmek bilemez; sanki, sadece sezinlenen, sevgiye düşman ve insanca yakınlığın giremediği bir dünya karşısında duyulan o neredeyse elle tutulur korkunun da sonu gelmez. (Chopin Üzerine Notlar)
- Ah, Tanrım! Ölmek için ölümü beklememeyi bahşet bana. (Yeni Nimetler)
--reklam--
- İş mesut olmakta değil --- mesut olduğumu bilsinler istiyorum. (Günlük)
- Aslında, görebileceğiniz en iyi, en dürüst, başkasının ayağına basmayan ve tıpkı bir şair gibi, para kazanmak için yaratılmamış, tersine harcamaya ve vermeye her an hazır bir çocuktu. (Tohum Ölmezse)
- Ağlamak isterdim. Yazık ki kalbimi bir çölden daha çorak hissediyordum. (Pastoral Senfoni)
- "Düşünceler çiçeklere benzer, bozulmadan en çok dayananlar sabah derilenlerdir." (Isabelle)
- Ruh bedende ihtiyar olarak doğar, beden ruhu gençleştirmek için ihtiyarlar. Eflatun, Sokrates'in gençliğidir. (Denemeler)
- Umudun bir için araladığı o fazlasıyla ağır kapak yeniden kapanıyordu; kuşkusuz bu hep böyle olacaktı: Yasaklıydım. En eşsiz kurtuluşun karşısında durmadan bir gelenekler ve eylemsizlik duvarının yükseldiğini görecektim...Buna boyun eğmek lazım, diyordum kendi kendime ve elbette en iyisi buna gülüp geçmek; kaderin sillesini yiyip hacıyatmaz gibi yeniden dikildiğimiz için kendimize bir gurur payı çıkartmaktaydık; mizacımız buna müsaitti ve tatsız bir havada başlayan yemek şakalaşmalarla son buldu. (Tohum Ölmezse)
- -Demek ki, yataktakiler karı-koca ise yapılanlar sapıklık olmaktan çıkar. -Karı-koca canları ne isterse yapabilirler; buna hakları vardır. Tekrar ediyorum, bu sizleri ilgilendirmez. -"Hakları vardır"; evet, bu sözü "normal" sözünden daha çok beğendim. (Sapık Sevgi)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin