Kitap Künyesi
Yazar: Dino Buzzati
Çevirmen: Elçin Kumru
Orijinal Adı: Bàrnabo delle montagne
Yayın Evi: Timaş Yayınları
İSBN: 9786051141770
Sayfa Sayısı: 149
--reklam--
Dağların Adamı Barnabo Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Dino Buzzati'nin ilk romanı ilk kez Türkçede!
İnsanın yalnızlıkla imtihanı...
Gazeteci, ressam ve hepsinin ötesinde ünlü romancı Dino Buzzati'nin ilk romanı Dağların Adamı Barnabo ilk kez Türkçede... Yazar, sembollerle dolu gerçeküstü bir dünyayı, gerçek dünyanın yanına yerleştiriyor; gerçeği inceden inceye istila eden o iç sıkıntısı ve yalnızlığı hikâyelerindeki kahramanlar ve nesneler aracılığıyla aktarıyor.
"Ormanın kuytu bir yamacında, hiç bir işe yaramayan bir cephaneliği beklemekle görevlendirilmiş bekçilerin hikâyesinin anlatıldığı Dağların Adamı Barnabo, yazarın ilk kitabı. Kitabı okuyanlar, Buzzati'nin daha başından beri temel meselesinin değişmediğini, San Nicola kasabasının uzak bir yamacındaki cephaneliğin, Tatar Çölü'ne bakan Bastiani Kalesi'nin bir ilk taslağı olduğunu göreceklerdir. Bir de, bir ustanın çıraklığındaki güzelliği!
On yedi yıl önce, Dino Buzzati'nin bir kitabına önsöz yazabileceğim, aklımın ucundan bile geçmezdi."
-Ali Ayçil-
"Barnabo'nun yolculuğu aracılığıyla temsil edilen hayat yolculuğu ve daha ilk romanından itibaren işlemeye başladığı tipik Buzzati konularındandır uzun bekleyişler, geçen zamanın ritmi, korku veren belirsiz bir şeye doğru geriye dönüşü olmayan bir ilerleyiş, baskı yapan geçmişin hatırası, geride kalan yılların bıraktığı boşluk ve nihai kurtuluş. Eğer bir Buzzati hayranıysanız bu kitabı mutlaka okumalısınız çünkü yazar Buzzati'nin doğuşuna tanıklık edeceksiniz. Buzzati'yle yeni tanışıyorsanız, doğru yerden başlıyorsunuz."
-Elçin Kumru-
(Tanıtım Bülteninden)
--reklam--
Dağların Adamı Barnabo Alıntıları - Sözleri
- Düşünebiliyor musun, ne büyük başarı!
- Kimse farkına varmadan zaman geçip gitmeye devam ediyor
- Dağlara ve kayalıklara giderken eski şeyler giymekte fayda var.
- acısından ağzını sıkmasından belli oluyor. Teslim olması onun için büyük bir utanç olur.
- Hepsi hikaye:Gayet iyi biliyor.Her şey şimdiye dek olduğu gibi devam edecek,hiç kimse farkına bile varmadan birbiri ardına yıllar geçecek.
- Güneş daha batmadı.
- Her şey eskisi gibi. Gerçekten hiçbir şey olmadı.
- “Evet, birisini bulmak gerekecek.”
- “Sen de mi uyanıksın? Herhalde taş düştü.
- “Kendini boş hayallere kaptırmadın umarım. ... Tanrıya emanet ol.”
- Ne aptal zevkleriniz var!
- Sana söylüyorum, sakın kıpırdama; duyacağım ilk kıpırtıda kendini vurulmuş bil.
- Boşuna uğraşıyorum, olmuyor. Böyle olacağını biliyordum.
- intikam alma ihtiyacını gerçekten hissetmiyor. O alçaklık anı artık uzaklarda kalan bir olay.
- “Yok, düşündüm de, nafile...” “Söyle işte, nazlanma.”
--reklam--
Dağların Adamı Barnabo İncelemesi - Şahsi Yorumlar
ZAMAN AKIP GİDERKEN Yazarı kitap/tatar-colu--8558 kitabıyla tanıyıp tabiri caizse mest olmuştum. Zaman kavramını ve zamanın yan unsurlarını muhteşem bir şekilde işleyen bir kitaptı. Bu kitap ise yine benzer şekilde ilerliyor ve daha önce yazılmış, Tatar Çölü için adeta bir taslak ve ayak sesleri olmuş, haber vermiş. Tatar Çölü'nde mesleği askerlik olan bir adamın yıllara yayılan mücadelesi ve bekleyişi söz konusuydu. Bu kitapta ise bir orman bekçisinin hayatı benzer şekilde ve kısmen daha kısa bir zamana yayılma meselesiyle birlikte ön plana çıkıyor. Barnabo, kahramanımız. İtalyan yazarın, doğal olarak İtalya kırsalındaki sıradan bir insan tekinin birkaç senesini anlattığı bir uzun öykü-novella diyebiliriz, her ne kadar roman olarak geçse de bende bıraktığı izlenim bu oldu. Orman bekçisi olarak görev alır Barnabo, diğer birkaç bekçi arkadaşıyla beraber. Ormanda, taşrada bir genç olarak ne hisseder nasıl geçer zaman? Bunlara değiniyor yazar ve Buzzati üslubu söz konusu olunca bana göre yine çok güzel bir eser ortaya çıkıyor. “Dün gibi geliyor,ama duvardaki leke yavaş yavaş oluşmuş. Zaman işte böyle gelip geçiyor.” Monotonlukla dolu bir iştir ormandaki görevi, dağlardadır ve dağlarla arkadaştır en çok Barnabo. Doğayla iç içedir, herkes gibi değildir, hassastır ince ruhludur farklıdır. Bir cephaneliği koruma görevi de onun ve arkadaşlarının üzerindedir.Bir gün saldırıya uğrar cephanelik ve Barnabo o sırada nöbetçi arkadaşlarıyla beraber olması gerekirken başka bir yerde oyalanmıştır ve biraz geç de olsa saldırı anına yetişmiştir ama silahların patlamasıyla bir köşeye çekilir saklanır ve ortaya çıkmaz. Onu da kimse görmez fakat sonradan olaylar yatışıp arkadaşlarının yanına geldiğinde ona fena halde ters davranırlar niye bizi yalnız bıraktın diyerek. Gelip de oralarda saklandığını söyleyemez iyice rezil olmamak ve utanmamak için. Fakat içten içe kendi bildiği utanç kendisine yüktür. Bu gerçek kendisinde sır olarak kalsa da yine de işine son verilir yerinde olması gerekirken olmadığı için. İşte bu başka yerde olduğunda, dağlarda daha doğrusu oyalandığı sırada onu alıkoyan yaralı bir kargadır. Bu yaralı kargayı da ceketin cebinde getirmiştir ve işine son verilip başka bir şehre doğru giderken karganın da ondan ayrılmayıp peşinden geldiğini görür. Arkadaş olurlar kargayla. Böylece gelecek 4 yılını geçireceği kuzeninin çiftlik evine gider çalışmak için. Karga öyle bir yer tutar ki hayatında ve kitapta öyle bir motif haline gelir ki okurken anlaşılır bu ancak. Bir de bekçiler arasında yakın arkadaşı olan Berton vardır, 4 senelik ayrılık ardından yeniden Berton onu geri dönmesi için çağırır ve Barnabo döner. Artık cephanelik kapanmış, işlerin şekli değişmiştir. Fakat Barnabo için biraz daha farklı bir bekçilik görevi vardır, aradan geçen yıllar iş arkadaşlarının öfkesini soğutmuştur ama çok sıcak ilişkileri de kalmamıştır. Gerçi Barnabo her zaman “yalnız” bir adamdı.. Kitapta anlatılan ufak tefek yaralanmaları da hayattaki yaralarla bağ kurarak anlatması da ayrı bir tat katmış. Mesela şöyle, "Barnabo şimdi de o geçen zamanı ona hatırlatan,yüksek tepelerden bir şeyleri içinde taşıyan her ne olursa olsun telaşlı ve kör bir ümitle arıyor. Baş parmağındaki yaraya bile sevgi duyuyor, zirvedeki kayalar yaralamıştı onu. Çoktan kapanmış ve kurumuş yaraya bakıyor. Bu iz hemen yok olursa çok yazık olacak. Bu yüzden yaranın iki kenarını açıyor, deriyi çekip kopartıyor ve birkaç damla kan çıkmasını sağlıyor. Yarayı yeniden açmakla geçmişe döndüğü,zamanı geri çevirdiği,hala geçmişte olduğu izlenimini yaşıyor.” Bir yerde de arkadaşı Berton’un yarasını sorar, “Barnabo ayağa kalkıyor,ne diyeceğini bilemiyor,elini uzatarak ‘yaran nasıl oldu?’ diye soruyor. Sessizlik; bulutlar güneşin önüne geçiyor.” Buradaki anlatım çok ilgimi çekti. Arkadaşına yarasının durumunu soruyor ama cevap alamıyor, sessizlik oluyor ve bulutun güneşi kapaması gibi adeta arkadaşı da ağzını kapıyor.. Yine zaman hep zaman, “Geçen zamanı duyduğunu sandığı o gecelerden birisi.” “Rüzgarın sesi onlara kadar ulaşıyor. Yıllardan beri hep o saatte hep bu alışılageldik ses oluyor.Bütün orman bekçileri artık bu sesi tanıyor ve kimi zaman bir insan çığlığını andırsa da artık hiç birisi bu sese aldırış etmiyor.” “Belki de farkına bile varmadan Barnabo zamanın ilerleyişinde geriye sürüklenmişti.Bazı akşamlar yaşadığı o iç sıkıntısı geri dönmüştü.” “Barnabo kırlara,yeşil ovalara sığınmıştı ve belki de hayatını bezgin bir nafile bekleyiş içerisinde tüketmesi gerekecekti.” “Geldiği günden bu yana çıkınını açmamıştı. Barnabo çıkınını özellikle böyle olduğu gibi bırakmak istemişti ki, yeniden bulduğunda aradan zaman geçmemiş hayaline kapılsın. Ancak şimdi çıkını eline alınca,üzerinde biriken onca tozu görüp,kumaşının sertleştiğini hissedince,aradan geçen yılların açtığı boşluğun farkına vardı.” “Başka birisi olmuş gibi hissediyor,o gün nasıl o kadar alçakça davrandığını bile anlayamıyor.” “Zaman geçmek bilmiyor gibi görünüyor ama aslında rüzgar gibi uçup gidiyor.” “Ormana girmeden önce dönüp eve tekrar baktı, evin önündeki bank,duvara dayanmış bir merdiven ve gündelik hayatta kullanılan her şey bekleyişe dalmış duruyor.” Biraz uzattım ama buraya kadar okuyan herkese teşekkür ederim. Başta Tatar Çölü olmak üzere yazarı okumakta fayda olduğunu düşünüyorum ve okumaya devam etmek istiyorum. Herkese iyi okumalar. (Osman Y.)
Timaş Yayınları tarafından Türkçe'ye ilk defa çevrilen bir ilk romanla karşınızdayım. İtalyan ve Latin Amerika edebiyatı oldum olası ulaşılmaz, yüksek bir noktada duruyormuş gibi gelmiştir. Sanki onları okumaya başlamak için özel yeteneklere ya da ciddi bir bilgi birikimine sahip olmalıydınız. Elbette bu gülünç ön yargımı yenerek geç kalınmışlığın kıyısından döndüm. Tanrıyı Gören Köpek ve Tatar Çölü'nü öneren bir hocamız vardı. Onları satın alacakken bir yoruma denk geldim. O yorumda, Buzzati okumaya bu kitaptan başlanırsa kaleminin daha iyi özümseneceğinden bahsetmişti. Ben de ilk sıraya bu romanını aldım. Kitap öylesine sade ama şaşırtıcı derecede derinlikli bir anlatıyla kaleme alınmış ki, bir çırpıda okunabilir. İçinde çok farklı bir üslupla karşılaştım. Galiba bu üslup sadece bizim yazara özgü ama sağlamlığıyla da dimağları dolduran bir yapıya sahip. Mesela kitabın ekseriyetini erkek karakterlerin oluşturması ve erkek psikolojisinin iyi bir dille anlatılması Buzzati'ye has bir özellik olmalı. Kadınlarla çok kesişmemiş hayatı bu konuda bize fikir veriyor. Alt metninde yalnızlık ve korkuyu yakalamak da zor olmamalı. Kitabın kapağını kapatttığınızda zihninizde hoş cümleler kalıyor. Bu yüzden ben de Buzzati okuması yapacak arkadaşlara bu kitapla başlamalarını öneriyorum. (A)
Dino Buzzati' nin ilk romanı. Tatar Çölü' ne giden yolda ilk durak. Zamanını kötü yönettiğini düşünenler, kafayı taktığı her ne olursa olsun uzun süre unutamayanlar ve hayatı yeterince dolu dolu yaşamayanlar bu kitabı okuyarak ürperebilirler, tavsiye ederim. -- spoiler -- Hikaye hiçbir şey olmadan akıp geçen zaman ve anıları sadece üç beş eşyadan oluşan Barnabo' dan oluşuyor. Sırf kendini hayatının boşa gitmediğini inandırmak için, artık önemi kalmamış eski hatıralardan başka bir şey olmayan, cephaneliğe geri döner ve gerçekle ancak o zaman yüzleşir. Hayatının en güzel yılları aslında o kadar da önemli olmayan bir şeyi beklemekle geçirmiştir ve artık bu konuda yapılabilecek bir şey yoktur. Yazgıdan intikamını alması gibi bir durum yoktur. Zaman kafayı öne eğip olan biteni kabullenme zamanıdır. -- spoiler -- (Barnabo)
--reklam--
Dağların Adamı Barnabo PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Dino Buzzati - Dağların Adamı Barnabo kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Dağların Adamı Barnabo PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Dino Buzzati Kimdir?
Dino Buzatti, 16 Ekim 1906 tarihinde İtalya'da San Pellegrino'da doğdu. Ailesi sonradan Milano'ya yerleşti. Buzzati, hukuk fakültesini bitirdikten sonra, Corriera della sera gazetesinde çalışmaya başladı. Onu sonraki yazarlık yaşamına hazırlayan üç tutkusu vardı: Dağ, resim, şiir. İlk romanı olan Barnabo delle Montagne'yi 1935'te yazdı. Başyapıtı sayılan Tatar Çölü'nü 1940'da yayınladı. 1939'da Corriera della sera adıans avaş muhabiri olarak Addis Ababa'ya gitti ve gözlemci olarak da olsa, katıldığı çarpışmaları yazdı. Buzzatı'nin ayrıca Il Segreto del Bosco, Vecchio, I sette messaggeri, Paula alla Scala, Il gtande ritratto, Sessanta racconti Il Colombre gibi yapıtları yanında tiyatroya uyarlanmış çalışmaları ve resimleri de vardır.
Üslubu, birçok bakımdan Kafka'ya benzetilen Buzzati değeri geç anlaşılmış bir yazardır. Hatta önce kendi memleketi olan İtalya'da değil, Fransa'da ilgi görmüştür.
28 Ocak 1972'de Milano'da ölmüştür.
--reklam--
Dino Buzzati Kitapları - Eserleri
- Tatar Çölü
- Tanrı'yı Gören Köpek
- Bir Aşk
- Yaşlı Ormanın Gizemi
- Dağların Adamı Barnabo
- Colombre
- Yedi Ulak
- Tam O Anda
- Ayıların Meşhur Sicilya Baskını
- K. Balığı
- Büyülü Öyküler
- Fırçanın Ucundaki Hikayeler
- Büyücü
- Catastrophe
--reklam--
Dino Buzzati Alıntıları - Sözleri
- N'aparsın? Böyleyiz biz işte, günahkârız Tanrı'nın bağışlamasına gereksinme duyan zavallı günahkâr böcekleriz. (Büyülü Öyküler)
- Her şey eskisi gibi. Gerçekten hiçbir şey olmadı. (Dağların Adamı Barnabo)
- Ama bir başka aydınlık pencereden bildik bir tıkırtı geliyor. Daktilo. Sanki soluklanmak için verdiği küçük esler dışında coşkuyla tıkırdıyor, hiç durmuyor, tereddüt etmiyor... Hangi acıya doğru koşuyor? Bana bazı geceleri anımsatıyor, ah yıllar önceydi, ne çok zaman geçti. (Tam O Anda)
- "O yaşlı görünümüyle çekişen hafif, hızlı adımlarla, sadece yirmi yaşlarındaki mutlu insanlara özgü bir neşeyle yürüyordu." (Yedi Ulak)
- Tanrı aşkına umuyorum bize bu avuntu bırakılır. Sonunda elimizde kalacak somut şey, yapmayı başardıklarımızdır. (Tam O Anda)
- Fazlasıyla bir öncekine benzeyen günler artık birbirine karışıyordu. (Yedi Ulak)
- Büyük bir engeldir büyümek. Genellikle insanın başına uykusunda gelir. (Yaşlı Ormanın Gizemi)
- Yitirdiğin savaşların madalyalarıyla süslüsün; yarınki savaşta talih senden yana olacaktı ama tam o gün ölüverdin. (Colombre)
- "Doğanın yüce bir gösterisi karşısında bizim ruhsal coşkumuz sadece kendimizi ilgilendirse ve başka bir varlığa doğru yayılamasa ne kadar acıklı olurdu." (Bir Aşk)
- Ruhların ve nesnelerin birbirine benzeyen sesleri ve ışıkları arasındaki çöküşte apartmanların kasvetli gölgesinde, beton ve kireç duvarlar arasında, dizginlenemeyen yalnızlık içinde bir tür çiçekti o. (Bir Aşk)
- Sadece yalanın uydurulmaya ihtiyacı vardır. (Yaşlı Ormanın Gizemi)
- intikam alma ihtiyacını gerçekten hissetmiyor. O alçaklık anı artık uzaklarda kalan bir olay. (Dağların Adamı Barnabo)
- Her sabah uyandığımda kendime şunu sorarım: bugün, o gün olacak mı? Her akşam yatağa yeni bir hayal kırıklığı ile girerim. Ve hayat gelip geçer. Güneşten mahrumiyet nedeniyle solan yüzlerimizde derin çizgiler belirir. (Tam O Anda)
- “İkindi vaktiydi daha, oldukça güneşliydi hava. Sokakta biriyle karşılaştım. “Günaydın” dedim. Baktı bana ve “İyi akşamlar” cevabını verdi.” (Tanrı'yı Gören Köpek)
- “Sıkmayın canınızı. Artık çok geç. Umut ışığı kalmadı bizim için.” (Büyülü Öyküler)
- "Senin gibiler cehennemi çocukluklarından beri içlerinde taşır." (Colombre)
- "Sen başkalarının kederlerini ödünç aldın." (Colombre)
- Gene de içimde her şeyin yeniden başlayabileceğine ilişkin hiç dinmeyen bir duygu var. (Tam O Anda)
- Elbette, doğan güneşten ya da görkemli dolunaydan farklı olarak cömert ve dokunaklı yıldızlar, insanı dünyanın mutluluklarını değil, tam aksine nadir görülen şeylerini sevmeye teşvik ediyorlar ve aslında ihtiyaçlarımıza daha çok karşılık veriyor gibi görünüyorlardı. (Yedi Ulak)
- "Henüz dibe vurmadım; küçük bir pay daha kaldı oraya ve umarım onun tadını alabilirim." (Colombre)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin