Kitap Künyesi
Yazar: Ingeborg Bachmann
Çevirmen: Mustafa Ziyalan
Orijinal Adı: Die gestundete Zeit
Yayın Evi: Artshop Yayıncılık
İSBN: 9789756038536
Sayfa Sayısı: 64
--reklam--
Dar Zaman Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
İlk şiir kitabı "Dar Zaman"ı 1953 yılında yayımlayan yazar, şiirin yanı sıra roman, öykü ve deneme ve radyo oyunlarıyla yüzyılımızın önde gelen yazarları arasında girdi.
--reklam--
Dar Zaman Alıntıları - Sözleri
- Seni soluğumun ipliğiyle bağlamaya korkuyorum daha, seni düşlerin mavi bayraklarına bürümeye, karanlık şatomun sisten kapılarında beni bulasın diye meşaleler yakmaya korkuyorum ...
- Şu kısa, korkutucu zaman boyunca, yalnız düşüncelerle mi uğraşsaydım, sevdiğim hiçbir şeyi yapmasa mıydım? Düşünmek zorunda mı kişi?
- Ceplerimizde değersiz yaz parasıyla yatarız yine alaycı horgörünün sapı samanı içinde, güz kıpırtılarında zamanın.
- Neyi anlatır yüreğin, neyin tanığıdır? Titrer arasında dünle yarının, salınır, sessiz sessiz, yabancı yabancı, vurduğu dökülüp gidişidir zamandan.
- Üretim bandındaki kağıtla kendimden geçip bir daha tanıyamam dalları,
- Tüm yıldızlardan çok daha görkemli güzellikleri barındıran güneştir, Senin, benim, onun yaşamını her gün elinde tuttuğundan.
- Artık hiçbir şey gelmeyecek. İlk yaz olmayacak artık. Binlerce yıllık takvimler herkese bildirir bunu.
- Ağaç göremiyorum artık ağaçlarda. Dalların rüzgarlara açtığı yaprakları yok. Meyveler tatlı ama sevgisiz. Doyurmuyor bile. Bundan sonra olacak ne? Gözlerimin önünde kaçıyor orman, kulaklarımın önünde kapıyor kuşlar gagalarını, hiçbir çayır döşek değil bana. Her şeye tokum çağın önünde, çağlara aç. Bundan sonra olacak ne? Ateşler yanacak dağlarda geceleri. Açayım mı kendimi, yanaştırayım mı her şeye? Yol göremiyorum artık yolların hiçbirinde.
- Derinden derine hep her şeyi anlatmak isterim sakınmasız, seçmek anahtarlarını çevremde oynaşan ezgilerin.
--reklam--
Dar Zaman İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Dar Zaman: İngeborg Bachmann'ın 34 şiirinden oluşan 64 sayfa kitabı. Peki kitabı ve yazarını farklı kılan ne? Maalesef (bazı) şairlerin kaderi gibi düşünülen erken ölümü. Daha da kötüsü ilaç bağımlısı haline gelip en son, kimilerine göre şüpheli bir şekilde yanarak ölümünün de oldukça trajik olması. Kitabın giriş kısmında bu konularla ilgili bilgi verilmiş. "Büyülemek ve büyülenmek için herkesin ödemek zorunda olduğu pahayı gözardı etmek olası değil." Peter Beicken Tabi bu cümle kesinlikle böyle bir ölümü içermemeli. (Cavitas)
20. yüzyılın en önemli Avusturyalı kadın yazarlarından İngeborg Bachman.1926 yılında Avusturya’nın Klagenfurt kentinde doğmuş, 1945-1950 yılları arasında felsefe, psikoloji ve Alman filolojisi okumuştur. Çalışmalarında özellikle Heidegger ve Wittgenstein üzerinde yoğunlaşmış, 1973’te çıktığı Polonya yolculuğunda Auschwitz ve Birkenau toplama kamplarını görmüş ve aynı yıl Roma’daki evinde çıkan yangında ağır yaralanarak hayatını kaybetmiş. Kitabın giriş bölümünde ölümüyle ilgili geçen kısımda elindeki sigara külünden çıkan yangın yüzünden can vermiş olabileceğini yazmış. "Yazılanlara bakılırsa Ingeborg Bachmann gecelerden bir gece yanık bir sigarayla uyuyakaldı-naylon geceliği tutuştu-" (syf-5) Nasıl bir ruh halinde olduğunu bağımlılığının derecesinden de az çok tahmin edebiliyorsunuz; "Bachmann'ın ailesinin bir tıp hatasının sonucu olarak gördüğü, yıllardır süren madde bağımlılığı konusunda anlaşılan ozanın yakın dostu Alfred G.'nin kişisel gözlemleri de oldu. Bachman'la Ağustos 1973'te son kez görüşmelerine ilişkin bu kişi şöyle diyor:"Hap bağımlılığının boyutları beni çok korkuttu. Günde yüz taneden çok olsa gerekti, çöp kovası boş ilaç kutularıyla dolup taşıyordu. Kötü görünüyordu, mum gibiydi. Bedeni lekelerle doluydu. Anlayamadım, ne olabilir diye önce düşündüm bir süre, sonra içtiği Gauloise'ın elinden kayıp kolunda söndüğünü görünce, anladım: Düşen sigaraların bıraktığı yanık izleriydi o lekeler. Haplar bedenini acıya duyarsız kılmıştı. ilk kez yürek indirip konuyu kendisiyle konuştum. Doktorlar tedavinin denenebileceğini söylemişler; iki yıl sürüyormuş, başarı olasılığı yüzde beşmiş."O zaman nesine?" demişti." Ama Bachman hiç de yaşam yorgunu değilmiş, 'Yüreğim beygir gibi' diyormuş... "(syf-6) Benim 'Yüreği Beygir Gibi Kadın' la tanışmam "Sürgün" adındaki şiiriyle oldu. Yüzünde tanımlayamadığım tedirginlik hissi içime işledi. https://youtu.be/7wrOQpVdGPQ Kitapta bu şiiri yok ancak onunla bu şiirle tanışmak ayrı bir yer edinmesine sebep oldu. Yüzündeki tedirginligi mısralarına da taşımış ve umutsuzluk mu yoksa çaresizlik mi yaşadığı ayırt edemiyor insan. "BİLMECEMSİ Artık hiçbir şey gelmeyecek İlkyaz olmayacak artık Binlerce yıllık takvim herkese bildirir bunu. ... Ağlamamalısın işte, Der bir ezgi Başkaca Hiç Bir Şey Demez Kimse " (SYF-63) Okuyun, okutturun. Keyifli olur mu bilmiyorum ama iyi okumalar... (Kader Yıldız)
--reklam--
Dar Zaman PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Ingeborg Bachmann - Dar Zaman kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Dar Zaman PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Ingeborg Bachmann Kimdir?
Ingeborg Bachmann 20. yüzyılın en önemli Avusturyalı kadın yazarlarındandır. Avusturya’nın Klagenfurt kentinde doğdu. 1945-1950 yılları arasında Innsbruck, Graz ve Viyana Üniversitelerinde felsefe, psikoloji ve Alman filolojisi okudu. Çalışmalarında özellikle Heidegger ve Wittgenstein üzerinde yoğunlaştı. Heidegger’in varoluşçuluk felsefesi üzerine yazdığı tezle doktorasını verdi. İlk şiirleri 1948/49 yıllarında yayımlandı. 1959/60 yıllarında doçent unvanıyla Frankfurt Üniversitesi’nde şiir konulu dersler verdi. 1964’te Georg Büchner Ödülü’nü aldı. Aralarında Fransa, İngiltere, İtalya ve A.B.D.’nin de bulunduğu pek çok ülkeye yolculuk etti. 1965’ten itibaren Roma’da yaşamaya başladı. 1973’te çıktığı Polonya yolculuğunda Auschwitz ve Birkenau toplama kamplarını gördü. Aynı yıl Roma’daki evinde çıkan yangında ağır yaralanarak hayatını kaybetti.
--reklam--
Ingeborg Bachmann Kitapları - Eserleri
- Malina
- Toplu Şiirler
- Dar Zaman
- Otuzuncu Yaş
- Radyo Oyunları
- Frankfurt Dersleri
- Bu Tufandan Sonra
- Manhattan'ın İyi Tanrısı
- Seçmeler
- Dar Zaman
--reklam--
Ingeborg Bachmann Alıntıları - Sözleri
- Burada olmadığında, nerede oluyor bu kendim? Bu boşluk hem içimde, hem de dışımda. (Malina)
- bir gece hem pek çoktur, hem de pek azdır. (Manhattan'ın İyi Tanrısı)
- Peki, okunanlardan geriye kalan? diye soracaksınız, ama önemli olan, geriye bir şeylerin kalması değil ki! Yalnızca birkaç cümle, birkaç sözcük insanın kafasında yeniden uyanıyor, aradan yıllar geçse bile sesini duyuruyor. (Malina)
- "Kalbim, saatte iki yüz kilometreyle kanıyor." (Radyo Oyunları)
- Çıkış noktasına dönmek istiyordu, çünkü dünya denen şeyi yeterince görmüştü. (Otuzuncu Yaş)
- "Yaşamın bütünü, o yaşamı elde tutabilme çabasından başka bir şey değildir." (Radyo Oyunları)
- “Wenn einer in sein dreissigstes Jahr geht , wird man nicht aufhören, in jung zu nennen. Er selber aber, obgleich er keine Veränderungen an sich entdecken kann, wird unsicher.” (Seçmeler)
- Sanki bir kişiyi ismiyle tanıtmak çok ilkelmişcesine, belki de en önemli yapıtı olan "Ses ve Öfke"de umarsızlığa düşürüyor Faulkner okurlarını. Hemen hiç kimsenin, bu kitabın örgü ağı içerisinde yolunu gerçekten bulabileceğini sanmıyorum. Üstelik bunun nedeni William Faulkner'in zamanı kullanma biçimi de değil - üç farklı zaman arasında sıçrayıp duruluyor kitapta, bir kaç cümle 1928 yılına gönderme yapıyorsa eğer, bir sonrakiler 1910 yılından söz ediyorlar. Zamandizimsel zamanı örnek almayan metinleri çoktandır tanıdığımızdan, buradan kaynaklanmıyor güçlük, tersine, isimleri yakalamak istediğimizde, yarı yolda bırakılmamızdan kaynaklanıyor. Romanın içeriğini bir aile romanı içeriği gibi veren kapak yazısının yazarına imrenerek hayran olmamak elde değil. (Frankfurt Dersleri)
- Seni soluğumun ipliğiyle bağlamaya korkuyorum daha, seni düşlerin mavi bayraklarına bürümeye, karanlık şatomun sisten kapılarında beni bulasın diye meşaleler yakmaya korkuyorum ... (Dar Zaman)
- „Der Faschismus ist das erste in der Beziehung zwischen einem Mann und einer Frau, und ich habe versucht zu sagen, in diesem Kapitel, hier in dieser Gesellschaft ist immer Krieg.“ (Seçmeler)
- Dili iyi bildiğimizi iddia ederiz hepimiz, oysa yalnızca kullanırız onu; bir yazar ise kullanamaz. Dil ürkütür ona, yazar onu doğal kabul edemez, zaten edebiyattan önce dil vardır, hareketlidir, kullanılmak için vardır, ancak yazar yararlanamaz ondan. Dil, yazar için istediğini alabileceği bitip tükenmeyen bir malzeme deposu değildir, toplumsal bir nesne değildir, bütün insanlara ait paylaştırılmamış bir mal değildir. (Frankfurt Dersleri)
- Ben, hep ölümü düşünmek gibiyim. (Toplu Şiirler)
- Kafka’nın harika bir mektubu var, bir kitaptan ne beklediği hakkında: okuduğumuz kitap, başımıza yumruk vurarak bizi kendimize getirmiyorsa o zaman neden okuyoruz onu? Bizi mutlu etsin diye mi? Şu işe bakın, kitabımız olmasa da mutlu olabiliriz ve bizi mutlu edecek kitapları gerekirse kendimiz de yazabiliriz…Bir kitap, içimizdeki donmuş denizi parçalayacak balta olmalı. Ben buna inanıyorum. (Frankfurt Dersleri)
- "Yanmış elimle ateşin doğası üzerine yazıyorum." Çünkü insan elini yakmadan bu konuda yazamaz. (Bu Tufandan Sonra)
- Nesneler bir yerlerde bir yuvaya kavuşabilmek için bizim gibi yersiz yurtsuzları gereksinirler. (Bu Tufandan Sonra)
- Konuşabilseydik, dilimiz olsaydı silahlara ihtiyacımız kalmazdı. (Frankfurt Dersleri)
- “Halkın şiiri de ekmek kadar ihtiyacı var” - Bu dokunaklı cümleye, bir zamanlar Simone Weil yazmıştı, herhalde bir dilekti bu. (Frankfurt Dersleri)
- Bir keresinde, annesi tarafından yaptığı şeyi itiraf etmeye zorlanan bir çocuk gördüm; önceleri duraklıyor ve belki ondan bekleneni anlamıyordu. 'Yaptığını itiraf et' diye diretiyordu kadın. 'Söyle, ben yaptım de!' Ve birden, sanki beyninde bir ışık çakmış ya da artık susup kendini savunmaktan bıkmışcasına, 'ben yaptım', dedi çocuk, ve sonra söylediği sözden daha doğrusu o can alıcı sözcükten çok hoşlanmış gibi, 'ben yaptım, ben, ben ben' diye yineledi. Artık susmak istemiyor, bağırıyor, sonunda gülmekten sara krizi geçiren biri gibi kendini debelenerek annesinin kolları arasında bulana değin ciyaklıyordu. 'Ben yaptım, ben, ben, ben!' Bir benin keşfedilerek tüm çıplaklığı, anlamı ve anlamsızlığı ile ortaya çıkışını gösterdiği için ilginç bir sahneydi, beni keşfetmekten duyulan sonsuz bir haz, ben demeye zorlandıktan, bu sözcük eskitilerek olağanlaştıktan, bir kullanım sözcüğüne dönüştükten ve isimlendirmesi gereken her şeyin değerini giderek düşürdükten sonra duyulması bir daha olanaklı olmayan şekilde duyulan delirtici bir zevk. (Frankfurt Dersleri)
- Yokla beni iyice. Senden hiçbir gizlim olamaz çünkü. (Manhattan'ın İyi Tanrısı)
- Ne kadar çeşitli merak varsa o kadar çeşitli hayal kırıklığı yaşanabilir,… (Frankfurt Dersleri)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin