Kitap Künyesi
Yazar: Yaşar Kemal
Yayın Evi: Toros Yayınları
İSBN: 9789754330151
Sayfa Sayısı: 208
Denizler Kurudu Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Bu sefer Yaşar Kemal'in röportajlarını "Bu Diyar Baştanbaşa" ana başlığı altında dört kitapta ve "Peri Bacaları", "Denizler Kurudu", "Nuhun Gemisi", "Bir Bulut Kaynıyor" adlarıyla yayımlamayı uygun gördük.
Roman ve hikayeleriyle çağdaş dünya edebiyatçıları arasında seçkin bir yeri olan Yaşar Kemal, aynı zamanda usta bir röportaj yazarıdır. Yayımladığı röportajlarını Hüseyin Cahit Yalçın, "Bir Gazetecinin Zaferi" olarak selamlamış, bunlardan "Dünyanın En Büyük Çiftliğinde 7 Gün" yazara Gazetecilik Başarı Armağanını kazandırmıştır.
Yaşar Kemal için modern röportajcılığımızın kurucusudur diyebiliriz.
Yazar, kitabın ilk bölümüyle ormanlarımızı tüm yönleriyle mercek altına yatırıyor. Orman katliamını, orman muhafızlarından, orman köylülerine, tarla açmak için yakılan ormanlardan, yalabukla boğulan ormanlara, geniş bir perspektiften gözler önüne seriyor.
İkinci bölümünde ise Yaşar Kemal küçük balıkçısından, trolcusuna, lambacısından Topal Hasan'ına dostuyla, düşmanıyla denizlerimizi; özellikle de Marmara'yı, 40 yıl öncesinden bugünün sorunlarını irdeliyor. Yanıtlarını aramakla kalmıyor, küçük balıkçının ağzından, trolcunun dilinden ve en sonunda kendi serzenişiyle haykırıyor.
Denizler Kurudu Alıntıları - Sözleri
- Adamlar kanunu yutmuşlar.Bana o kadar çok kanun maddesi okudular ki ezberden şaşkına çevirdiler.Bütün ormanları bir günde tıraşlasalar bile hakları var, diyesim geldi.
- Bilmezsin bey, bu ağaç sevgisi başka şeye benzemez. Çocuk sevgisi gibi bir şey…
- Hey be anası. İşte böyle. İşte böyle böyle memleket yanıyor. Bir memleket yanıyor biz seyirci kalıyoruz.
- “Bu dünyada her şey iflah olur. Her zulüm bağışlanır.” “Fıkaranın ekmeğini kesenin...” “Fıkaranın gecekondusunu yıkanın...” “Fıkaranın ekmeğiyle oynayanın...” “Fıkaranın evinin dumanını kesenin...” “Fıkaranın azığının kokusunu yele verenin...” “Zulmünden başka...” “Zulmünden başka...” “Zulmünden başka...”
- İsmail Efendi. Göster de iyice görsün. Bu dağlarda yaşanmaz. Bu dağlarda yaşayan adamın vatana hayrı olmaz. Bu dağlarda yaşayan insan vatana yüktür. Bunu görsün de yazsın. Bu dağlardaki adam hem ormanını yakar vatanın. Hem keçisine yedirir. Hem okumaz. hem yazmaz. Hem vergi vermez. İşe yaramaz. Yaramaz otlu yaramaz. Benim diyeceğim bu kadar.
- Sürün ha sürün... Buna can mı dayanır. Bizimki ölüm artık.
- Her ağaç bir insan olmuş, basıyor ağıdı, basıyor çığlığı.
- Türkiyenin hemen her yerinde sel olayı vardır. Toprak taşınması var. Son yıllarda sel basmaları gittikçe çoğalıyor ve afet halini alıyor. Bu, ormanların bitmesindendir. Dallardaki bir iki ağaç da biterse, ki çok az zaman kalmıştır, sellerin önünü ne barajla, ne de başka suni tedbirlerle alamayacağız. Tekrar orman yapmak zorunda kalacağız. Toprağı taşınmış dallarda da orman yetişmez... Korkunç bir şey bu…
- Sesinde bir ölüm kederi vardı!
- Ya ben aç kalacağım, ya orman gidecek. Bunun ikisi ortası yok. Bu dağlarda keçiden başka hayvan iyi yetişmez. Bu dağların hayvanı keçidir. Ya keçi besleyeceğim, ya açlıktan öleceğim . Keçi de ormanını yiyecek devletin. Çare 'yok. Başka çare yok.
- Manavgat, Elmalı, Kaş, Fethiye, Silifke ve daha birçok ormanlarımızı bu tapulu kesim yok etmiş. Bereket versinki kırk yıllık kahvenin hatırı o kadar uzun sürmeyip 5653 sayılı kanun için ,sonradan bir izahname gönderilmiş de durum kurtarılmış. Şu orman üzerinde nice menfaatler dönmüş inanılmaz. Veyl saf olanlara...
- Efendim, bir vatanın toprakları müstevliler tarafından işgal edilebilir... Evet efendim, o milletin çocukları, millet millet olarak kaldıkça, mücadelelerini yaparak yurtlarını kurtarabilirler. İşte biz, Yunanlıları denize döküverdik. Bırakalım bizi, işte Hindistan, işte Mısır, işte Yunanistan. . . Daha yüzlerce millet. Ama sonunda her millet vatanını müstevliden kurtarmıştır. Ama orman gidince, toprak da gidiyor. Yurdun ikli mi, bereketi gidiyor. Toprak gidiyor, kayalar kalıyor. Bu giden toprak bir daha gelmemek üzere gidiyor. · Yağmurlarla, sellerle gidiyor . Vatan parçası sabun gibi elimizden kayıp kayıp gidiyor. Orman davasının bir kurtuluş davasından da ha üstün olduğunu anlatabildim mi efendim?
- İnsanlığın savaşı dünyanın bu bozuk düzeninden bir de doğayı kurtarmaktır. Düzeni zorla bozulmuş toprakları, denizleri, ağaçları kurtarmaktır. Düzeni bozulmuş, doğaya yeniden düzen vermektir.
- “Bu dünyada her şey iflah olur. Her zulüm bağışlanır.” “Fıkaranın ekmeğini kesenin...” “Fıkaranın gecekondusunu yıkanın...” “Fıkaranın ekmeğiyle oynayanın...” “Fıkaranın evinin dumanını kesenin...” “Fıkaranın azığının kokusunu yele verenin...” “Zulmünden başka...” “Zulmünden başka...” “Zulmünden başka...”
- Türkiyede ne kadar orman kanunu çıkmışsa, her kanundan sonra bir orman tıraşlaması olmuştur. Ormanları orman kanunları bitirmiştir.
Denizler Kurudu İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Denizler Kurudu: Yaşar Kemal, kitabın ilk bölümüyle ormanlarımızı tüm yönleriyle mercek altına yatırıyor. Orman katliamını, orman muhafızlarından, orman köylülerine, tarla açmak için yakılan ormanlardan, yalabukla boğulan ormanlara, geniş bir perspektiften gözler önüne seriyor. İkinci bölümünde ise Yaşar Kemal küçük balıkçısından, trolcusuna, lambacısından Topal Hasan'ına dostuyla, düşmanıyla denizlerimizi; özellikle de Marmara'yı, 40 yıl öncesinden bugünün sorunlarını irdeliyor. Yanıtlarını aramakla kalmıyor, küçük balıkçının ağzından, trolcunun dilinden ve en sonunda kendi serzenişiyle haykırıyor. (Avukat Bilal Sevmiş)
Yaşar Kemal ülkemizin belki de tüm dünyanın değişmez sorunu olan ormanlar ve denizlerin korunması konusunu ele almış. Röportaj türündeki bu eserde ilk kısımda yanan boğulan ormanlar ikinci kısımda kuruyan denizler, ölen balıklar farklı konumlarda bulunan insanların farklı bakış açılarından kaleme alınmıştır. (zzz)
Yaşar Kemal'in röportaj serisine 2. Kitapla devam ettim. Yaşar Kemal'in neden bu kadar büyük romancı olduğunu bu röportaj serisi ile alıyoruz. Çok titiz bir gözlemci var karşımızda. Her şeyi, doğayı, insanları, hayvanları, bitkileri en ince ayrıntısına kadar gözlemlenen, analiz eden, onlardan farklı farklı anlamlar çıkaran bir usta var karşımızda. Romanlarında yaptığı doğa tasvirlerinin öylesine değil de yaşayarak görerek yapıldığını anlıyoruz. Kitabın yazıldığı, röportajların yapıldığı dönemde ulaşım imkanları bu kadar kıtken o yine canla başla bir yerlere gitmek, bazen riske girerek, çoğu zaman rahatını feda ederek bu işleri kotarıyor. İlk kitaptan sonra şimdi de orman yangınları ile ilgili çok derin araştırma ile başlıyor ikinci kitaba. Yangınlar neden çıkıyor, köylü neden ormanı yakıyor, günlerce bunun peşinde koşuyor, saatlerce köyden köye yürüyor, dağ taş, kayalık demeden gidiyor. Bu kadar fedakar bir yazar var mıdır başka? Hatta olayı daha iyi anlamak için orman söndürme işine katılıyor. Bu kadar hırsla çalışmasından sonradır ki olayların iç yüzünü öğrenebiliyor. Sanırım o bu yüzden çok büyük bir anlatıcı. Orman yangını işinin iç yüzünü öğrendikten sonra Yaşar Kemal bu sefer Çukurova 'ya yüzünü dönüyor. Toprasız insanların zorluklarını, traktörün ortaya çıkışıyla yaşanan sosyal ve ekonomik bunalımları anlatıyor. Traktörün etkilerini her kesimden insanla konuşarak aktarıyor. Çukurun sıcağını ve sineğini, göçebelerin yerleşik hayata geçirilmesi ve yaşanan olayları da canlı bir anlatımla aktarıyor. Çukurova'ya gelince Yaşar Kemal'in kalemine bir haller oluyor. Bir sihir, bir farklılık, bir lirizm, bir çoşkunluk, bir taşma hali geliyor. Anlatım, kelimeler, tasvirler bambaşka bir hale geliyor. Tam olarak Yaşar Kemal ve Çukurova arasındaki dinamik ilişkiyi hissediyorsunuz. Hani çok önemli olaylara İnce Memed'in gözüne bir ışık gelir oturur ya aynen öyle de anlatılan Çukurova olunca Yaşar Kemal'in kalemine bir şeyler gelip oturuyor. Büyülü bir hal alıyor her anlatılan. Daha sonra usta Ceylanpınar çiftliğini anlatıyor. Gayet başarılı bir anlatım. Daha sonra kitabın son kısmında balıkçılar ve balıkçılık üzerinde duruyor. Yine iflah olmaz bir hırsla konuyu anlamlak için ordan oraya gidiyor. Herkesle konuşuyor. Bu konuyu anlatırken de anlatım tarzını romana, hikayeye yaklaştırıyor. Anlatım daha lirik bir hale geliyor. Bir sürü kişinin anlattığı şeyler hızlı bir akışla geçip gidiyor. Burada da usta anlatımı yukarı taşımış. Ve nihayet balık ve balıkçılık ile ilgili sorunları da ortaya çıkarıyor. Uzmanlardan ve balıkçılardan çözüm önerilerini alıyor. Böylece ortaya iyi, sorumlu gazetecilik örneği koyuyor. Yaşar Kemal neden büyük bir yazardır sorusuna cevap arayanlar için bence iyi bir cevap bu seri. (okuyucu)
Kitabın Yazarı Yaşar Kemal Kimdir?
Yaşar Kemal (d. Kemal Sadık Gökçeli,] 1923; Gökçedam, Osmaniye), Kürt asıllı Türk romancı, senaryo ve öykü yazarı. Türk edebiyatının en önde gelen kalemlerinden biridir. İlk öykü kitabı Sarı Sıcak'ta da yer alan Bebek öyküsü ile ilk romanı İnce Memed, Cumhuriyet'te tefrika edildi. İnce Memed, yaklaşık kırk dile çevrilerek yayımlandı ve kitaplarının yurtdışındaki baskısı yüz kırktan fazladır.
Yaşar Kemal pek çok yapıtında Anadolu'nun efsane ve masallarından yararlanmıştır. PEN Yazarlar Derneği üyesidir. Nobel Edebiyat Ödülü'ne aday gösterilen ilk Türk yazardır.
Çocukluğu
Yaşar Kemal, Nigâr Hanım ile çiftçi Sadık Efendi'nin oğlu olarak aslen Van-Erciş yolu üzerinde ve Van Gölü'ne yakın Muradiye ilçesine bağlı Ernis (bugün Ünseli) köyünden olan bir aileden dünyaya geldi. Kendi anlatımına göre bir Türkmen köyünde tek Kürt ailenin çocuğu olarak doğup büyüyen Yaşar Kemal, evde sadece Kürtçe köyde ise Türkçe konuşurdu. Ailesi, Birinci Dünya Savaşı'ndan dolayı Adana'nın Osmaniye ilçesine bağlı Hemite (bugün Gökçedam) köyüne yerleşti. Beş yaşındayken, babasının camide öldürülüşüne tanık oldu. Orta okul döneminde çeşitli işlerde çalıştı. Kuzucuoğlu Pamuk Üretme Çiftliği'nde ırgat kâtipliği (1941), Adana Halkevi Ramazanoğlu kitaplığında memurluk (1942), Zirai Mücadele'de ırgatbaşlığı, daha sonra Kadirli'nin Bahçe köyünde öğretmen vekilliği (1941-42), pamuk tarlalarında, batozlarda ırgatlık, traktör sürücülüğü, çeltik tarlalarında kontrolörlük yaptı.
Sanat hayatı
1978 yılındaki yaptığı bir söyleşide sanat çalışmalarına ilkokula başlamadan önce şiirle işe koyulduğunu ve okula başladığında "yaşlı halk şairleriyle çakıştığını" anımsadığını belirtti. İlkokulun son sınıfındayken arkadaşı Aşık Mecit, çok iyi saz çalarken kendisi annesinden ötürü sazı "berbat" çalmaktaydı. Bunun nedenini şu sözlerle dile getirdi:
"Benim saz çalamamamın sebebi var, anam aşık olacağım da diyar diyar dolaşacağım diye saza, aşıklığa düşman olmuştu. Onun tek çocuğuydum ve gözünden ayırmıyordu beni. Okulda, düğünlerde bayramlarda beni hep Aşık Mecitle çakıştırırlardı. Aşık Mecitle Kadirlide bir kahvede bir gece sabaha kadar çakıştığımı şimdi iyice anımsıyorum."
Ortaokuldan ayrıldıktan sonra folklor derlemelerine başladı ve 1940-1941 yılları arasında Çukurovadan ile Toroslardan derlediği ağıtları içeren ilk kitabı olan Ağıtlar, Adana Halkevi tarafından 1943 yılında yayınladı. 1944 yılında ilk hikâyesi Pis Hikâye'yi yayınladı. Bunu, Kayseri'de askerlik yaparken yazmıştı. Bebek, Dükkâncı, Memet ile Memet öyküleri 1950'lerde yayımlandı.
Kemal Sadık Göğceli adı ile çeşitli yayımlarda yazarken Yaşar Kemal adını Cumhuriyet gazetesine girince kullanmaya başladı. 1952 yılında yayımlanan ilk öykü kitabı olan Sarı Sıcak'ta da yer alan Bebek öyküsü burada tefrika edildi.
1947'de İnce Memed'i yazdı fakat yarım bıraktı ve 1953-54’te bitirdi. Romanı yazma nedeni eşkiya olan ve dağda vurulan amcasının oğlunun vurulması olduğunu 1987 yılındaki bir söyleşisinde belirtti. Ayrıca aynı söyleşide, çocukluğunun eşkiyalığın içinde geçtiğini, dayısının "en büyük" eşkiyalardan biri olduğunu, o çevrede 1936'lara kadar beş yüze yakın eşkiya bulunduğunu ve bunlardan birinin de Kurtuluş Savaşı'nda Kadirli'yi ilk örgütleyenlerden olan Karamüftüoğlu ailesinden ünlü Remzi Bey olduğunu söyledi. Remzi Bey'in kendisine, ilk İnce Memed hikayesinde "Çakırdikeni" diye yer alan diken hikâyesini anlattı ve Yaşar Kemal'le "eşkıyalığın felsefesini" yaptı.
Yaşar Kemal'in dünyada ilk kez yayımlanan seri, Bebek öyküsüdür ve önce Fransızcaya, sonra İngilizceye, İtalyancaya, Rusçaya, Romenceye ve diğer dillere çevrildi.
Siyaset
17 yaşından bu yana sosyalist politikanın içindedir. 1961 Anayasası'ndan sonra kurulan Türkiye İşçi Partisi'ne 1962'de katıldı. Emekçi sınıfının tamamen yönetime gelmesini isteyen Kemal, TİP'te sekiz yıl çalıştı ve yöneticilerden biriydi. 1987'deki bir söyleşisinde Türkiye'de bir Marksist partiye ihtiyaç olduğunu belirtmiştir. Aynı söyleşideki "Nasıl bir sol modelden yanasınız?" sorusuna, şu cevabı vermiştir:
"Her ülke sosyalist modelini kendisi kurar. Sovyetlerin 70 yıldır yaşama geçmiş modelini kabul edemeyiz. Yüzde yüz bağımsızlıktır sosyalizm. Kişi bağımsızlığı, ülke bağımsızlığı, politik bağımsızlık, ekonomik bağımsızlık, özellikle de kültürel bağımsızlık... Sosyalizmin başka bir anlamı yok benim için. Bu çağa gelinceye kadar kültürler birbirlerini beslemişlerdir, yok etmemişlerdir. Oysa çağımızda, kültürler kültürleri yok etmek için, bilinçli olarak kullanılmışlardır, emperyalistler tarafından. Benim için dünya bin çiçekli bir kültür bahçesidir; bir çiçeğin bile yok olmasını, dünya için büyük bir kayıp sayarım."
TİP'ten ayrılan yazar, nedenini partinin niteliğini yitirmesine, bürokratların eline geçmesine ve emekçilerden kopmasına bağladı. Sovyetler Birliği çökmesinin, sosyalizmin de çökmesi değil, tam tersine dünya sosyalizminin zaferi olduğunu 1993'teki bir söyleşisinde dile getirmiştir.
Temalar
« Halka kim zulmediyorsa, etmişse, halkı kim eziyor, ezmişse, onu kim sömürmüş, sömürüyorsa, feodalite mi, burjuvazi mi... Halkın mutluluğunun önüne kim geçiyorsa ben sanatımla ve bütün hayatımla onun karşısındayım. [...] Ben etle kemik nasıl biribirinden ayrılmazsa, sanatımın halktan ayrılmamasını isterim. Bu çağda halktan kopmuş bir sanata inanmıyorum. »
Yaşar Kemal'im edebi çalışmalarında halka dönük bir düşünce hakim oldu ve bunu, bir yerde politik düşünce ile birleştirerek yürüttü. Yapıtlarıda halk şiirinde, epopelerde olduğu gibi insan değerlerinden kopmamaya çalıştı. Yaşar Kemal, siyasi görüşü ile sanatının paralel olduğunu, "halk ve doğa"ya inandığını, sanatının proletaryanın çıkarlarının emrinde olduğunu dile getirmiştir.
Yaşar Kemal Kitapları - Eserleri
- Teneke
- Çakırcalı Efe
- İnce Memed 1
- İnce Memed 2
- İnce Memed 3
- İnce Memed 4
- Ağacın Çürüğü
- Ağıtlar
- Ağrıdağı Efsanesi
- Al Gözüm Seyreyle Salih
- Yılanı Öldürseler
- Çıplak Deniz Çıplak Ada
- Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana
- Karıncanın Su İçtiği
- Tanyeri Horozları
- Demirciler Çarşısı Cinayeti
- Yusufçuk Yusuf
- Allahın Askerleri
- Hüyükteki Nar Ağacı
- Zulmün Artsın
- Üç Anadolu Efsanesi
- Binboğalar Efsanesi
- Ortadirek
- Denizler Kurudu
- Kuşlar da Gitti
- Deniz Küstü
- Tek Kanatlı Bir Kuş
- Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca
- Yağmurcuk Kuşu
- Kale Kapısı
- Kanın Sesi
- Ölmez Otu
- Yer Demir Gök Bakır
- Gökyüzü Mavi Kaldı
- Sarı Sıcak
- Yanan Ormanlarda Elli Gün
- Nuhun Gemisi
- Peri Bacaları
- Bir Bulut Kaynıyor
- Neredesin Arkadaşım
- Sevmek, Sevinmek, İyi Şeyler Üstüne
- Baldaki Tuz
- Bugünlerde Bahar İndi
- Yolda
- Yağmurla Gelen
- Binbir Çiçekli Bahçe
- Pis Hikaye
- Kalemler
- Ustadır Arı
- Bu Bir Çağrıdır
- Yüzler
- Yaşar Kemal Kendini Anlatıyor
- Dağın Öte Yüzü
- Beyaz Pantolon
- Sarı Defterdekiler
- Don Quijote ve Roman Sanatı
- Bu Diyar Baştan Başa
- Röportaj Yazarlığında 60 Yıl
- Yeşil Kertenkele
- İnce Memed
- Taş Çatlasa
- Çukurova Yana Yana
- Teneke, Sarı Sıcak, Pis Hikaye ve Ötekiler
- Bütün Hikayeler
- Memed, mein Falke
- Van
Yaşar Kemal Alıntıları - Sözleri
- " Keşke zelzelede ölseydik de bu hallere düşmeseydik." (Nuhun Gemisi)
- İçinden her şeyi bırakıp kaçmak geldi. Yapamadı. (Beyaz Pantolon)
- Kaçamıyordu kimseden, kendini yitirip gitmişti. (Yılanı Öldürseler)
- Cehennem yerinde hiç ateş yoktur, herkes ateşini buradan götürür... (Kuşlar da Gitti)
- Ve sonra Sait Faik… Yeşil, çocuksu gözleri vardı. Onulmaz öfkesi vardı. Hikayeleri kadar da, kendi kişiliğinin tadı vardı. Küfürleri vardı. Ve İstanbul Sait Faiksiz edemezdi. (Peri Bacaları)
- "Oğlum, diyordu.Sen sen ol görünüşe aldanma. İnsanlar iki yüzlüdür..." (Teneke)
- Şu insanoğluna akıl ermez. (Ağrıdağı Efsanesi)
- Yeni yüzler, yeni dünyalar görmek onu kendine çekiyordu. Yeni yeni insanlara, yeni yeni şeyler söylemek. (Üç Anadolu Efsanesi)
- İnsana ne olursa olsun, başına ne gelirse gelsin, insan umudunu kesmemeli. Yalnız kalmış, umudunu yitirmiş insan yarı ölü bir insandır. Bana kalırsa insan yaratım gücünü hiçbir yerde yitirmemelidir. (Çıplak Deniz Çıplak Ada)
- Korku, insanın yerleşmiş, büyük duygularından bir tanesi… Bana göre, insanlar korkuyu inkar ettikçe korkuyorlar. (Ağacın Çürüğü)
- İnsan doğar, büyür ve ölür. Sınıf da doğar, büyür ve ölür. Ama büyük insanlık ölmez. Doğada da böyle bir oluşum var. Doğanın parçaları da doğar, büyür, ölürler. (Binbir Çiçekli Bahçe)
- Çöplükler, şehirlerin tıpa tıp aynasıdır. (Yolda)
- insanın katlandığına dağlar katlanmaz. (Bu Bir Çağrıdır)
- "Benim Ustam," dedi, "benim ustamda böyle yapardı.Emek varsa yemek vardır" (Yağmurla Gelen)
- “Bir insan ne kadar yürekliyse, o kadar korkaktır. Ya da bir insan ne kadar korkaksa o kadar yüreklidir. Bunun böyle olduğunu bir insan ancak seksenine gelince anlar.” (İnce Memed 2)
- "Bugünlerde öğretmenlik, doğru dürüst vicdanlı öğretmenlik bir kahramanlık değil mi, bu kadar kıyımdan, sürgünden, zulümden sonra… Ve aldıkları para ayın on beşine kadar yetmezken… Baskı, baskı, baskı… Bugünlerde öğretmenlik yapılır mı?" (Baldaki Tuz)
- Tanışmadan görüşmeden bir insan bir ıssız ada gibidir.. (Tek Kanatlı Bir Kuş)
- "Susmak sövmektir." (İnce Memed 4)
- Çok özlem çeken insanlardır çocuklar (Neredesin Arkadaşım)
- Umutsuzluk,kötülüğe karşı savasma gücünü yokeden, kıran en büyük silahtır. (Taş Çatlasa)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin