Kitap Künyesi
Yazar: Selim Gündüzalp
Yayın Evi: Zafer Yayınları
İSBN: 9799752610681
Sayfa Sayısı: 140
--reklam--
Deyimler ve Öyküleri 7 Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Sultan II. Mahmut zamanında bir Halet Efendi varmış. Pek kurnaz, pek zalim ve hırslı bir adam imiş. Böyleyken, saray efradı arasında tanıdığı, seveni çokmuş. Sözü dinlenir, dileği yerine getirilirmiş. Öyle ki, koskoca sadrazam bile onun kadar hükümet işlerinde etkili olamazmış. Nice, devlet adamının canına okumuş, sürdürmüş, katlettirmiş, görevinden aldırtmış.
Aynı zamanda şairliği de olan ve hatta kendisinden geriye bir divan da kalmış bulunan Halet Efendi, pek çok şairi, sanat ve ilim adamını korumasına da almışmış. Ancak, düşmanı ve muhalifi olanın vay haline!
Bir gün, konağının bahçesindeki incir fidanlarının söktüğünü gören hazırcevap bir dostu kendisine şöyle demiş:
'Aman muhterem! Atmayınız o incir ağaçlarını, lazım olur size, birinin ocağına dikersiniz.'
İşte bu Halet Efendi de, her fani gibi geçip gitti. Ardından iyi söyleyenler olduysa da, kötülüğünü görenlerin söyledikleri daha ağır bastı. Onlardan biri de Arif Paşa'dır ki, Halet'in ölümü ardından şu meşhur dizeleri söylemiştir:
'Ne kendi eyledi rahat, ne halka verdi huzur;
Yıkıldı gitti cihandan, dayansın ehl-i kubur.'
Türkçe'nin, deyimler yönüyle zengin bir hazineye sahip olduğu şüphesizdir. Hepimiz konuşmalarımızda ve yazılarımızda bu hazineden faydalanırız, ama çoğumuzun, kullandığımız deyimlerin kaynağından habersiz olduğu da bir gerçek. Bunun en önde gelen sebeplerinden biri, bu deyimlerin ilk kullanıldığı durum ve olayların öykülerine ulaşabileceğimiz derli toplu bir çalışmanın hali hazırda bulunmayışıdır. İşte 'Deyimler ve Öyküleri' dizisi bu sahadaki eksikliği gidermek amacıyla hazırlandı. 'İkinci Öykü Dizisi' okuyucularını, merakla izlenecek, neşeli bilgilerle dolu bir yolculuğa çağırıyor.
--reklam--
Deyimler ve Öyküleri 7 Alıntıları - Sözleri
- Bana söyleyecek, söz mü bıraktın VAKTİYLE bir külhanbeyi varmış. Nargilesinin marpucuna zinhar kimseyi dokundurtmazmış. Kazara, ya da cahilliğinden dokunan olursa da, artık ağzına ne gelirse sövüp sayar, o gafile demediği ağır söz bırakmazmış. Külhanbeyinin sık sık gidip geldiği küllükte herkes onun bu huyunu bildiği için, kimse nargileye elini sürmezmiş . Birgün, bir yeni yetme delikanlı, civardakilerle iddialaşıp: "Ben onun marpucuna dokunurum ağalar!" demiş. "Hem dokunurum, hem de kendime tek bir laf bile ettirmem!" Etraftakiler güıüşmüşler. "Sen o nargileye dokun bak, o da sana nasıl dokunuyor" Ama genç pek bir kararlıymış. "Dokunurum .. " "Dokunursun ama bir araba lafı da yersin .. " "Ağzını açamaz .. " "Dokun da gör .. " "Gelsin de bakın, nasıl dokunuyorum .. " Derken efendim, külhanbeyi, küllüğün kapısından içeriye girmiş. Bıçkın delikanlı, hemen yanı başına koş muş . "Selamunaleyküm dayı!" "Ve aleyküm selam ... " Etraftakiler pür dikkat ikisini seyrediyorlarmış. Genç lafa dalmış: "Şanınızı duymuşluğum vardıL" "Duymayan kaldı mı?" Estağfirullah .. yoktur!" "Bir maruzatım var idi de .. " "Ne imiş .. " "Benim, babam ... " "Eee .. " "Ayyaşın tekidir!" "Bak sen .. "Abim olacak teres ise, ondan daha beter keşhane- den çıkmaz .. " "Allah kurtarsın." "Hele bir annem var.. " "Ona ne olmuş?" "Bohçacıdır kendisi.." "Güzel zanaat, çok kar bırakır." "Ancak her girdiği evden bir şeyler aşırmadan çıkmaz." "Fe subhanallah .. Evladım İblis sizin evde mi ika- met eder!" "Ah efendiciğim ah! Bu kadarla bitse .. " "Daha ne vardı?" "Bacım .. " "Eyvahlar olsun, dur aman kalsın onu söyleme!" "Zevcem .. " "Aman ondan da hiç bahsetme ... " "Vah vah!" "Cenab-ı Allah affeyleye .. " "Ha birde .. " "Bir de ne evladım?" "Bendenizde de, son zamanlarda, bir miktar berduş luk başgösterdi.." "Höst!" "İşte halim böyledir hazret.." "Peki benden ne istiyorsun delikanlı?" "Şu marpuç vaıya .. " "Eee .. " "Ona bir dokunabilir miyim?" Külhanbeyi, bu beklenmedik istek üzerine ne diyeceğini bilememiş. Bir müddet şaşkın şaşkın gencin yüzüne baktıktan sonra: "Dokun evladım dokun! Ben sana şimdi hangi fena sözü söyleyeyim. Sen bana laf bırakmadın ki.." demiş . Küllük halkı, bu cevaptan sonra bir kahkaha patlat-mış. O bıçkın delikanlı da iddiasını böylece kazanmış . ••• Bu deyim, "Artık ben ne söyleyeyim. Söylenecek her şeyi sen tek tek söyledin" manasında kullanılır. 19 "Şu marpuç vaıya .. " "Eee .. " "Ona bir dokunabilir miyim?" Külhanbeyi, bu beklenmedik istek üzerine ne diye- ceğini bilememiş. Bir müddet şaşkın şaşkın gencin yü- züne baktıktan sonra: "Dokun evladım dokun! Ben sana şimdi hangi fena sözü söyleyeyim. Sen bana laf bırakmadın ki.." demiş . Küllük halkı, bu cevaptan sonra bir kahkaha pat1at- mış. O bıçkın delikanlı da iddiasını böylece kazanmış . ••• Bu deyim, "Artık ben ne söyleyeyim. Söylenecek her şeyi sen tek tek söyledin" manasında kullanılır.
- ESKİ zamanlardan birinde ayyaşın tekinin demlenme saati gelmiş. Para kesesini çıkarıp bakmış metelik yok. İnanamamış, keseyi ters yüz edip sallamış, dikiş arasına sıkışmış bir kuruş, şıngırtıyla yere yuvarlanmış . "Eh!" demiş ayyaş . "Bu geceyi kurtardık." Sonra o tek kuruş ile alacağı zıkkımı alıp zıkkırnlanmış. O kafa ile evinin yolunu bulamayacağı için, gidip Karacaahmet mezarlığında bir kabrin kıyısında sinip yatmış. Tam uyuyacakmış ki, kabristanın içinden bazısesler duymuş . Meğer. mal çalan eşkiyalar orada hırsızladıkları eşyaları taksim etmektelermiş . Bizimki, ayyaşlığın verdiği cesaretle: "Heyt ulan!" diye bir nara koparmış. "Siz kimsiniz, burada ne iş işlersiniz?" Hırsızlar ayyaşın narasından ürkmüşler, zaptiyedir. şudur budur korkusuna mall arı bırakıp , kaçakaç dağıl mışlar. Sarhoş gidip bir bakmış ki, keseler dolusu akçe orada öyle kendisini beklemekte. Sarhoşluktan yamulan ağzı, biraz da keyiften eğriimiş ve kendi kendine: "Gün doğmadan neler doğar!" demiş . ••• Bu deyim, "Allah'tan ümid kesilmez" man sında kullanılır.
- ESKiDEN mahkeme işlerine 'kadı'lar bakarmış. Bu kadılardan bir tanesi, pek bir rüşvetçi imiş. Rüşveti aldımı akı kara, karayı ak eder ve haksızı haklı çıkarumış. Birgün, bir dava sırasında, haksız ve suçlu olan kişi, cezaya çarptırılacakken: "Aman kadı efendi!" demiş. "Benim tam yüz tane şahidim var. Müsaade buyurursanız yarın onları getireyim de, hükmünüzü ondan sonra verin." Çakal kadı işi anlamış. "Olur olur! Hay hay! Getir bakalım şahitlerini. Din- leyelim ve hükmümüzü ona göre verelim." O şuçlu ve haksız kişi, daha gün akşama kavuşmadan bir tepsi baklava hazırlatmış. Her bir baklava diliminin altına da bir altın koymuş. Böylece yüz altını bir tepsi ile birlikte kadının evine göndermiş. Kapı çalındığında, mahkeme işlerine yardımcılık eden mübaşir de kadının evindeymiş. Kapıyı açıp tepsiyi almış. Elinde bir tepsi leziz baklava ile merdivenlerden yukarıya doğru çıkarken canı çekmiş ve bir dilim baklavayı ağzına atıvermiş. Tabi dilimin altındaki altın lirayı da görüp cebe indirmiş . Baklava midede, altın lira cepte kadının yanına varıp, tepsiyi vermiş. Ertesi gün, rüşveti alan kadı haksız adama: "Efendi!" demiş "Senin şahitleri dinledim. Sen haklısın. Ancak şahitlerin yüz tane olduklarını söylemiştin. Bana dokson dokuz tanesi geldi!" Rüşvetçi ne diyeceğini bilemez bir halde iken mübaşir lafa atlamış: "Efendi hazretleri o şahitlerden bir tanesi pek bir zayıf idi. Ben merdivende ifadesini aldım gönderdim. Siz merak buyurmayın!" ••• Bu deyim, "Hesap sormak, hakkından gelmek, haddini bildirmek .. " gibi manalarda kullanılır.
- BİR HıRSız, bir gece yarısı, bir dükkanın kepenk- lerinin kilit başına çökmüş, kurcalıyormuş. Mahellenin bekçisi bunu görmüş: "Höyt! Ne yapıyorsun?" "Af buYur bekçi efendi pek fena sıkıştım. Şuracıkta abdest bozayım dediydim!" Bekçi havayı şöyle bir koklamış: "Bre bu nasıl abdest bozmaktır, ortada hiç koku yok!" Hırsız, pişkin pişkin cevap vermiş: "Bekçi efendi merak etme, bana müsaade buyur. Bak gör bunun kokusu yarın sabah nasıl çıkıyor!" ••• Bu deyim, gizli saklı yapılan bir işin, sebeb olduğu kötü sonuçların bir süre sonra gizlenemeyecek bir şekilde ortaya çıkması manasında kullanır
- Bana söyleyecek, söz mü bıraktın VAKTİYLE bir külhanbeyi varmış. Nargilesinin marpucuna zinhar kimseyi dokundurtmazmış. Kazara, ya da cahilliğinden dokunan olursa da, artık ağzına ne gelirse sövüp sayar, o gafile demediği ağır söz bırakmazmış. Külhanbeyinin sık sık gidip geldiği küllükte herkes onun bu huyunu bildiği için, kimse nargileye elini sürmezmiş . Birgün, bir yeni yetme delikanlı, civardakilerle iddialaşıp: "Ben onun marpucuna dokunurum ağalar!" demiş. "Hem dokunurum, hem de kendime tek bir laf bile ettirmem!" Etraftakiler güıüşmüşler. "Sen o nargileye dokun bak, o da sana nasıl dokunuyor" Ama genç pek bir kararlıymış. "Dokunurum .. " "Dokunursun ama bir araba lafı da yersin .. " "Ağzını açamaz .. " "Dokun da gör .. " "Gelsin de bakın, nasıl dokunuyorum .. " Derken efendim, külhanbeyi, küllüğün kapısından içeriye girmiş. Bıçkın delikanlı, hemen yanı başına koş muş . "Selamunaleyküm dayı!" "Ve aleyküm selam ... " Etraftakiler pür dikkat ikisini seyrediyorlarmış. Genç lafa dalmış: "Şanınızı duymuşluğum vardıL" "Duymayan kaldı mı?" Estağfirullah .. yoktur!" "Bir maruzatım var idi de .. " "Ne imiş .. " "Benim, babam ... " "Eee .. " "Ayyaşın tekidir!" "Bak sen .. "Abim olacak teres ise, ondan daha beter keşhane- den çıkmaz .. " "Allah kurtarsın." "Hele bir annem var.. " "Ona ne olmuş?" "Bohçacıdır kendisi.." "Güzel zanaat, çok kar bırakır." "Ancak her girdiği evden bir şeyler aşırmadan çıkmaz." "Fe subhanallah .. Evladım İblis sizin evde mi ika- met eder!" "Ah efendiciğim ah! Bu kadarla bitse .. " "Daha ne vardı?" "Bacım .. " "Eyvahlar olsun, dur aman kalsın onu söyleme!" "Zevcem .. " "Aman ondan da hiç bahsetme ... " "Vah vah!" "Cenab-ı Allah affeyleye .. " "Ha birde .. " "Bir de ne evladım?" "Bendenizde de, son zamanlarda, bir miktar berduş luk başgösterdi.." "Höst!" "İşte halim böyledir hazret.." "Peki benden ne istiyorsun delikanlı?" "Şu marpuç vaıya .. " "Eee .. " "Ona bir dokunabilir miyim?" Külhanbeyi, bu beklenmedik istek üzerine ne diyeceğini bilememiş. Bir müddet şaşkın şaşkın gencin yüzüne baktıktan sonra: "Dokun evladım dokun! Ben sana şimdi hangi fena sözü söyleyeyim. Sen bana laf bırakmadın ki.." demiş . Küllük halkı, bu cevaptan sonra bir kahkaha patlat-mış. O bıçkın delikanlı da iddiasını böylece kazanmış . ••• Bu deyim, "Artık ben ne söyleyeyim. Söylenecek her şeyi sen tek tek söyledin" manasında kullanılır. 19 "Şu marpuç vaıya .. " "Eee .. " "Ona bir dokunabilir miyim?" Külhanbeyi, bu beklenmedik istek üzerine ne diye- ceğini bilememiş. Bir müddet şaşkın şaşkın gencin yü- züne baktıktan sonra: "Dokun evladım dokun! Ben sana şimdi hangi fena sözü söyleyeyim. Sen bana laf bırakmadın ki.." demiş . Küllük halkı, bu cevaptan sonra bir kahkaha pat1at- mış. O bıçkın delikanlı da iddiasını böylece kazanmış . ••• Bu deyim, "Artık ben ne söyleyeyim. Söylenecek her şeyi sen tek tek söyledin" manasında kullanılır. 19 Gün doğmadan neler doğar ESKİ zamanlardan birinde ayyaşın tekinin demlenme saati gelmiş. Para kesesini çıkarıp bakmış metelik yok. İnanamamış, keseyi ters yüz edip sallamış, dikiş arasına sıkışmış bir kuruş, şıngırtıyla yere yuvarlanmış . "Eh!" demiş ayyaş . "Bu geceyi kurtardık." Sonra o tek kuruş ile alacağı zıkkımı alıp zıkkırnlanmış. O kafa ile evinin yolunu bulamayacağı için, gidip Karacaahmet mezarlığında bir kabrin kıyısında sinip yatmış. Tam uyuyacakmış ki, kabristanın içinden bazısesler duymuş . Meğer. mal çalan eşkiyalar orada hırsızladıkları eşyaları taksim etmektelermiş . Bizimki, ayyaşlığın verdiği cesaretle: "Heyt ulan!" diye bir nara koparmış. "Siz kimsiniz, burada ne iş işlersiniz?" Hırsızlar ayyaşın narasından ürkmüşler, zaptiyedir. şudur budur korkusuna mall arı bırakıp , kaçakaç dağıl mışlar. Sarhoş gidip bir bakmış ki, keseler dolusu akçe orada öyle kendisini beklemekte. Sarhoşluktan yamulan ağzı, biraz da keyiften eğriimiş ve kendi kendine: "Gün doğmadan neler doğar!" demiş . ••• Bu deyim, "Allah'tan ümid kesilmez" man sında kullanılır. 55 ifadesini almak ESKiDEN mahkeme işlerine 'kadı'lar bakarmış. Bu kadılardan bir tanesi, pek bir rüşvetçi imiş. Rüşveti aldımı akı kara, karayı ak eder ve haksızı haklı çıkarumış. Birgün, bir dava sırasında, haksız ve suçlu olan kişi, cezaya çarptırılacakken: "Aman kadı efendi!" demiş. "Benim tam yüz tane şahidim var. Müsaade buyurursanız yarın onları getireyim de, hükmünüzü ondan sonra verin." Çakal kadı işi anlamış. "Olur olur! Hay hay! Getir bakalım şahitlerini. Din- leyelim ve hükmümüzü ona göre verelim." O şuçlu ve haksız kişi, daha gün akşama kavuşmadan bir tepsi baklava hazırlatmış. Her bir baklava diliminin altına da bir altın koymuş. Böylece yüz altını bir tepsi ile birlikte kadının evine göndermiş. Kapı çalındığında, mahkeme işlerine yardımcılık eden mübaşir de kadının evindeymiş. Kapıyı açıp tepsiyi almış. Elinde bir tepsi leziz baklava ile merdivenlerden yukarıya doğru çıkarken canı çekmiş ve bir dilim baklavayı ağzına atıvermiş. Tabi dilimin altındaki altın lirayı da görüp cebe indirmiş . Baklava midede, altın lira cepte kadının yanına varıp, tepsiyi vermiş. Ertesi gün, rüşveti alan kadı haksız adama: "Efendi!" demiş "Senin şahitleri dinledim. Sen haklısın. Ancak şahitlerin yüz tane olduklarını söylemiştin. Bana dokson dokuz tanesi geldi!" Rüşvetçi ne diyeceğini bilemez bir halde iken mübaşir lafa atlamış: "Efendi hazretleri o şahitlerden bir tanesi pek bir zayıf idi. Ben merdivende ifadesini aldım gönderdim. Siz merak buyurmayın!" ••• Bu deyim, "Hesap sormak, hakkından gelmek, haddini bildirmek .. " gibi manalarda kullanılır. 67 Kokusu çıkmak BİR HıRSız, bir gece yarısı, bir dükkanın kepenk- lerinin kilit başına çökmüş, kurcalıyormuş. Mahellenin bekçisi bunu görmüş: "Höyt! Ne yapıyorsun?" "Af buYur bekçi efendi pek fena sıkıştım. Şuracıkta abdest bozayım dediydim!" Bekçi havayı şöyle bir koklamış: "Bre bu nasıl abdest bozmaktır, ortada hiç koku yok!" Hırsız, pişkin pişkin cevap vermiş: "Bekçi efendi merak etme, bana müsaade buyur. Bak gör bunun kokusu yarın sabah nasıl çıkıyor!" ••• Bu deyim, gizli saklı yapılan bir işin, sebeb olduğu kötü sonuçların bir süre sonra gizlenemeyecek bir şekilde ortaya çıkması manasında kullanır 81
--reklam--
Deyimler ve Öyküleri 7 İncelemesi - Şahsi Yorumlar
İyiydi: Öncelikle bu serinin 7. kitabı. Bana 5. sınıftaki Türkçe öğretmenim hediye etmişti bu seti. Çok beğenmiştim. Ayrıca günlük hayatta kullandığımız birçok deyimin hikayesi var bu kitabın içinde. Okuyun güzel kitap bence. (Slytherin Cadısı)
Deyimler ve atasözlerinin ortaya cıkış hikayelerini anlatan bir kitabı uzun zamandır okumak istiyordum. Denk gelince hiç kaçırmadım bir çırpıda okudum. Eser 7 ciltten olusuyor. Kitabı cok sevdim, dili akıcı, konuyu kısa ve öz cümlelerle anlatıyor. (red john)
--reklam--
Deyimler ve Öyküleri 7 PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Selim Gündüzalp - Deyimler ve Öyküleri 7 kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Deyimler ve Öyküleri 7 PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Selim Gündüzalp Kimdir?
1951 yılında Adapazarı’nda dünyaya geldi. Sırasıyla Adapazarı Kurtuluş İlkokulu’nu, Adapazarı Merkez Ortaokulu’nu ve Adapazarı Lisesi’ni okudu. 1979 yılında, Marmara Üniversitesi Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümü’nden mezun oldu. 1968 yılında, ortaokul öğrencisiyken, günlük bir gazetenin tertip ettiği, bir şiir yarışmasıyla yazı hayatına başladı. Bir müddet basketbol ile ilgilendi. Zafer Dergisi’nin kurucuları arasında yer aldı. 1977 yılının ilk aylarında ilk sayısı çıkan Zafer Dergisi’nde çalıştı.
“Ölüm ve Ötesi” adlı ilk kitabı 1985’de Cihan Yayınları’nda neşroldu. 1986’da Zafer Yayınları’nda, aile serisinde “Ölüm Son Değildir” adlı kitabı çıktı. 1991 yılında “Ölüm Son Değildir” adlı kitabı, küçük cep kitabı olarak basıldı. Ölüm Son Değildir 1, 2 ve 3 adlı kitapları, sırasıyla 1999, 2001 ve 2002 yıllarında basıldı. 1991 yılında Zafer Yayınları’nın da kurucusu olan Selim Gündüzalp, 2002’den itibaren toplamı 15 adet olan öykü dizisi kitaplarını çıkarmaya başladı.
2003 yılında “Deyimler ve Öyküleri” dizisini oluşturmaya başladı. 2003 yılında Zafer Yayınları’nın bir alt kuruluşu olan Uğurböceği Yayınları’nın kuruculuğunda da bulundu. Uğurböceği Yayınları’nda birçok kitabın yayına hazırlanmasında katkıda bulunmuştur. Ayrıca bu yayınevinde başka bir müstear isimle, çocuklara yönelik çalışmalar da yapmıştır. “Allah ve Dua”, “Allah ve Ümit” ve “Allah ve Aşk” isimli tefekkür kitaplarının, “Serap” isimli bir romanın da yazarıdır. Ayrıca “Asr-ı Saadetten Öyküler” adıyla bilinen bir diğer öykü dizisine ve daha birçok telif ve derleme kitaba da imza atmıştır.
--reklam--
Selim Gündüzalp Kitapları - Eserleri
- Başarı Öyküleri
- Sevgi Öyküleri 1
- Her Gün Özetidir Ömrün
- Deyimler ve Öyküleri 1
- Akıl Öyküleri
- Neşeli Öyküler 1
- Deyimler ve Öyküleri 2
- Düşündüren Öyküler
- Ümit Öyküleri
- Aile Öyküleri
- Sevgi Öyküleri 2
- Serap
- Deyimler ve Öyküleri 3
- Deyimler ve Öyküleri 4
- Neşeli Öyküler 2
- Dostluk Öyküleri
- Deyimler ve Öyküleri 5
- Yaşanmış Öyküler
- Tarih Öyküleri
- Peygamberimizin Hayatından Seçilmiş Öyküler
- Okul Öyküleri
- Deyimler ve Öyküleri 6
- Ölüm Son Değildir 1
- Allah ve Aşk
- Deyimler ve Öyküleri 7
- Adalet Öyküleri
- Kur'an Ayetlerinden Vahiy Öyküleri 1
- Sultan Fatih
- Şifa Öyküleri
- Sahabelerin Hayatlarından Hidayet Öyküleri -1
- Allah ve Ümit
- Ölüm Son Değildir 2
- Allah ve Sen
- Mehmet Akif Ersoy
- Allah ve Dua
- Peygamberimizin Hayatından Seçilmiş Öyküler 3
- Sahabelerin Hayatlarından Hidayet Öyküleri -2
- Peygamberimizin Hayatından Seçilmiş Öyküler 2
- Ölüm Son Değildir 3
- Allah ve Hayat
- Kur'an Ayetlerinden Vahiy Öyküleri - 3
- Muzlu Çikolata ve Kargalar
- Bir Gül Demeti
- Seni Seviyorum Anne
- Kur'an Ayetlerinden Vahiy Öyküleri - 2
- Kudsi Hadisler
- Peygamberimizin Hayatından Seçilmiş Öyküler 4
- Sahabelerin Hayatlarından Hidayet Öyküleri -3
- Sahabelerin Hayatlarından Hidayet Öyküleri 4
- Sahabelerin Hayatlarından Hidayet Öyküleri-5
- Kur'an Ayetlerinden Vahiy Öyküleri - 5
- Kur'an Ayetlerinden Vahiy Öyküleri - 4
- Çağları Aşan Sözler
- Allah'a Dair Sözler
- Fıkralı Atasözleri
- Her Güne Bir Öykü
--reklam--
Selim Gündüzalp Alıntıları - Sözleri
- Bu dalgalar, bizi bir ummana ulaştırır. Biz gibi bir damlayı, yok eder, varlık denizine taşır. Aşkın gücü de burada. Bir günde bitiyorsa sevgiler, olmaz olsun. Hesaba, kitaba, yarın kaygısına dayanan tüccar kalplerle işimiz yok. Böylesi sevgiler, asla yer etmesin, girmesin hiç dünyamıza. Kalplerimiz, kapalı dursun onlara karşı. Ucuz sevgilerin peşinden koşanlar, kendilerine âşıktırlar aslında (Allah ve Aşk)
- “Azrail Azrail Azrail, Sen âdilsin cellât değil.” Sefâ Kaplan (Ölüm Son Değildir 3)
- İman varsa, her şey var. (Allah ve Sen)
- ''Çoğu insan, kör bir hiddet yüzünden, yanından kolayca geçebileceği engellere çarpıp kalıyor.'' (Ümit Öyküleri)
- "En cüz'i hadisat dahi vukua gelmeden evvel hem mukayyeddir, hem yazılmıştır. Demek tesadüf yok, hadisat başıboş gelmiyor, intizamsız değillerdir." (Ölüm Son Değildir 1)
- Belki de seni bugünlere getiren, geç kaldığına yandığın o günlerindir. (Serap)
- İnsan misafirdir, her yerde misafirdir. Evinde de, dünyada da, hayatta da... (Her Gün Özetidir Ömrün)
- ARAPÇA'DA ekmeğin adı, 'nan'dır. Osmanlıca'da "nan-ı aziz" diye geçer. Üç beş medrese talebesi, Ramazan'da köylere teravih kıldırmaya gidiyorlarmış. Köyün birinde muhtardan nan-ı aziz istemişler. Muhtar: "O dediğiniz naneden bizim köyde bulunmaz" demiş . Kamımız aç. bize nan gerek" diyen talebelere; "Açsanız ekmek getireyim, biz öyle nan e yemeyiz" deyince, mollalar gülüşmüşler ve nan ın anlamını açık lamışlar . ••• Bu deyim, hiç olmadık yerde yanlış bir söz söylemek ya da yanlış bir iş yapmak manasında kullanılır. (Deyimler ve Öyküleri 1)
- ''Genç kalmanın,mutlu olmanın ve başarıya ulaşmanın üç sırrı vardır.Her gün gülmek,yaşama katacak mizah bulmak ve bir de rüyalarınız.İnsanın bir rüyası muhakkak olmalı.Rüyalarınızı kaybettiniz mi, ölürsünüz.'' (Başarı Öyküleri)
- Anladım ki; insanlar kendilerini düşünerek yaşıyor görünse de, hakikatte onları yaşatan tek şey sevgidir. Kim severse, Allah'a yaklaşır, Allah da ona yaklaşır. Çünkü O, sevgiyi yaratandır! — Tolstoy (Ölüm Son Değildir 2)
- "O, ismi kitaplarda yazılı olan peygamberdir!" (Sahabelerin Hayatlarından Hidayet Öyküleri 4)
- Ya bu deveyi gütmeli Ya bu diyardan gitmeli (Deyimler ve Öyküleri 1)
- Hayat nasıl bir şey ki, çekirdekte yok ama ondan çıkan ağaçta var; yumurtada yok ama ondan çıkan civcivde var; bedenimizin inşasında kullanılan yapıtaşlarında eseri yok; ama biz canlıyız!.. (Allah ve Hayat)
- İnsan kalbi kadar çabuk değişen ne var ki. (Ölüm Son Değildir 2)
- "Zihnim bu şehirden, bu devirden çok uzakta." (Serap)
- Kişi eşyasını taşıyabiliyorsa, kendi taşımalıdır. (Bir Gül Demeti)
- “Kalbi imanla dolu olduğu halde inkara zorlananlar müstesna, kim iman ettiksen sonra tekrar kafir olur ve gönül rızasıyla küfrü kabul ederse, öylelerinin üzerine Allah’tan bir gazap vardır. Onların hakkı pek büyük bir azaptır.” ( Nahl Suresi 106. Ayet ) (Kur'an Ayetlerinden Vahiy Öyküleri 1)
- İşte dünyanın vaziyeti, programı böyledir: "Giden gelmez, gelen gider." (Ölüm Son Değildir 1)
- Çünkü asıl zehir sizin kafalarınızın içindeydi.. (Sevgi Öyküleri 1)
- SERAP NEDİR BİLMEYEN bir delikanlı, kervana katılmış. Sıcak mı sıcak Konya Ovası'nda giderlerken, çöldeki gibi serap görünmeye başlamış. Delikanlı , ırmaklar, göller, ağaçlar görür olmuş. Oğlancık, bu gördüklerini sahici sanarak, suda ıslanmasın diye paçalarını sıvamaya başlamış . Onu gören ihtiyardan biri: "Oğlum, o gördükleri n seraptır, insanı böyle aldatır. Dereye varmadan, paçaları sıvama demiş." ••• Bu deyim, "Acele etme, hele bir bekle. İş tam olarak ortaya çıksın, ondan sonra harekete geç" manasında kullanılır. (Deyimler ve Öyküleri 3)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin