Dinler Tarihi 2 - Ali Şeriati Kitap özeti, konusu ve incelemesi

Kitap

Dinler Tarihi 2 kimin eseri? Dinler Tarihi 2 kitabının yazarı kimdir? Dinler Tarihi 2 konusu ve anafikri nedir? Dinler Tarihi 2 kitabı ne anlatıyor? Dinler Tarihi 2 kitabının yazarı Ali Şeriati kimdir? İşte Dinler Tarihi 2 kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

Kitap Künyesi

Yazar: Ali Şeriati

Çevirmen: Ejder Okumuş

Orijinal Adı: Tarih ve Şenaht-i Edyan 2

Yayın Evi: Fecr Yayınları

İSBN: 9789756004920

Sayfa Sayısı: 256

Dinler Tarihi 2 Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Önceki peygamberlerin evrensel bir risaleti yoktu. Mesih, yahudi kavminin vaat edilenidir, diğer milletlerin vaat edileni değil. Musa, İsrailoğullarını Firavun ve Kıptilerin esaretinden kurtarmak, onları vaat edilen arza götürmek ve orada hür bir toplum kurmak için gönderilmiştir. Risaleti başladı, ondan başka bir şey yapmadan sonuçlandı. Musa, asla dünyanın bütün kullarını özgürleştirme risalet ve misyonuna sahip olmadı. Belli bir zaman ve mekanda, Kıpti'ye karşı bir sibti; savaş sahnesi de sınırlı. Tevrat'ın kendisi, Yahudi kavminin kitabının olduğuna ve onların ihtiyaçlarına göre vücuda geldiğine işaret ediyor

Dinler Tarihi 2 Alıntıları - Sözleri

  • Boş insan, her zaman kendini toplumun kalabalığı içinde kaybeder. Varlığı başkalarının varlıgındadır. Başkaları olmasa o yoktur. Zira onun beni diğerlerininki ile aynıdır.
  • Şirk dinlerinde, tanrıların tanrısı olması ve doğa fenomenleri ile varlıkların her birinin küçük bir tanrısının olması ve de bu küçük tanrıların büyük tanrının ferman ve iradesi altında olması gibi bizim büyük İslami şahsiyetlerimiz de, şirke bulaşmış sapkın dinlerin etkisi altında, tür tanrılarının temsilcileri olan ve insanın yaratılışıyla evrenin idaresini yürüten şahsiyetlere dönüşüyor. Böyle bir dinin adı da, İslam oluyor. Sorunca ve itiraz edince, şöyle bir açıklama yapıyorlar: Sadece Allah birdir, fakat Allah'ın izniyle bunlar yaratılış ve idare işini yürütürler. Bunlar şirktir: Silsile-i merâtibe tabi olan ve bazıları memur, bazıları genel müdür, bazıları reis, bazıları bakan olan tanrılardan birikmiş şirk.
  • Eğitimsiz, okuma yazması olmayan insan, bilmeyen insandır; eğitimli, okuma yazma bilen, bilgin insan ise ilmi arttıkça "bilmiyorum"ları da artan insandır.
  • Şahsın dinî, ruhani ve ilmi şahsiyetinin en büyük alameti, kutsal metinleri ezberlemekti. En büyük günah ise, bir metni yanlış okumak, hatta dil sürçmesi idi. Çünkü kutsal metinleri, Tanrı'nın zatından biliyorlar ve her kim yanlış okursa Tanrı'nın zatına ihanet etmiştir, diyorlardı. Bu, bizim aramızda da hâlâ var olan resmin aynısıdır; bizde de bir kimse Kur'an'ı yanlış okursa, örneğin ona bir kırbaç vurulması gerektiğine inanırlar. İşte bu, insanların yanlış okuyup da kırbaç yememek için okumamasına sebep olmuştur.
  • ... Bu toprakların, şahsiyetlerin ve olayların dışında kalanlar, kâfiristan ve karanlıklardır. Bu kapalı bir dünya görüşüdür.
  • Bu sözlerin, (iki sene önce radyodan işittim, nereden nakledildiğini bilmiyorum), ne kadar çok Budacı olduguna bakın: "... Kimin malı yoksa haysiyeti de yoktur. Kimin evladı yoksa göz nuru da yoktur. Kim bunların hiçbirine sahip değilse, onun da gamı yoktur."
  • Talihli ve mutlu olmanın eşiğine ulaşmışız, fakat "olmak"ın kendisi ne içindir?
  • Tarihte daima yenik ve aldatılmış olduğumuzu görüyoruz! Bir defa Allah yolunda savaşmalısın demişler, bir defa Firavun'un yolunda. Bir defa da başka bir yolda vs. Ben onları artık anlamıyorum. Her zaman görüyoruz ki, herkes geldi ve yeni bir hareketi işbaşına getirdi; bizi hep "süründürmüşler, uyutmuşlar"! Sadece efendiler, patronlar değişmiş. Zindana saldıranlar beni kurtarmaya gelmiyorlardı. Zindancıyı kovup onun yerine geçmek için geliyorlardı.
  • ... Allah'ın bir sınıf ve ırkın zararına, bir azınlığın da faydasına davranması mümkün değildir. Sen eğer böyle yaparsa adalettir, diyorsun; ben ise zulümdür ve dolayısıyla yapmaz, böyle davranmaz, diyorum; egemen sınıfın adaleti mevcut durumdur, olan şeydir. Mahkûm sınıfın adaleti ise, zalimce mevcut durumun yok olması ve sosyal ilişkiler ve insani kayıtlardan muayyen bir şekildir. O gerçekleşmediği sürece her şekil, her durum ve her ilişki biçimi, zalimcedir. Allah da o şekle uygun amel ediyor, başka şekilde amel etmesi mümkün değil. Gördüğümüz gibi hem onlar, hem de biz adalete inanıyoruz. Fakat onların adaleti, hâkim sınıfın adaleti, bizim adaletimiz ise mahkûm sınıfın adaletidir.
  • İbrahimî olmayan dinlerin aristokratik kurucularının dininin, zahitlik ve serveti hakir görme yönünde olduğunu görüyoruz. Hâlbuki Kur'an, servet ve paraya "hayır" adını veriyor. Bu, servet için en büyük övgüdür (İslam Peygamberi şöyle buyuruyor): "Ben, insanların hayrı (malı) sevmelerini severim". Malı sevmek, altın biriktirmekten, sömürücü tekelciliğin bireysel mülkiyetinden ayrı bir şeydir. Çünkü tekelci bireysel mülkiyet (Roma'daki biçimiyle), Roma hukukunda var olmuştur, İslam'da değil; bu, genel mülkiyete, genel servete ve mal sevmeye aykırıdır. Mal sevgisi bütün insanlara özgüdür; fakat Proudhon'un deyimiyle bireysel mülkiyet herkes için mümkün değildir; zira böyle bir şey mülkiyete aykırıdır. Eğer mülkiyet kutsal ise herkes için kutsal olmalı.
  • Buda'nın ulaştığı bilinç, bilgi ve tanıma tek bir esastan ibarettir, o da şudur: Ey insan! Ne ölüm sonrası dağdağa ve endişesine sahip ol, ne ölüm öncesi dağdağasına; ne riyazet çek, ne de zevk ve lezzete esir ol. Bilakis sadece tanı. Hangi şeyi? Bir şeyi; o da şu: İnsan, bir unsurdan yapılmıştır . O da şundan ibarettir: Istırap, ıstırap! Dolayısıyla bir hedefinin olması gerek: "Istıraptan kurtuluş". Bu iş için dört büyük hakikati tanımak gerek: Birincisi, Istırap nedir? -Istırabı tanımak-; ikincisi, ıstırabın kökenini tanımak; üçüncüsü, ıstıraptan kurtuluş ve dördüncüsü, ıstıraptan kurtuluş yolu ve nirvana sükûnetine ulaşmak ve bütün Buda mektebinin can damarı olan şu büyük ilk ve esası tanımak: İnsanın, ıstırabın ne gibi bir şeyden kaynaklandığını bilmesi: İhtiyaçtan, tat ve zevke susamışlıktan." Bağlanmak zevk vericidir, ama ıstırap doğurur, acı verir; her bağ kopunca acı ve ıstırap verir. Çünkü her kavuşma, daha sonra hicreti getirir. Tokluk, ıstırap doğurur. Çünkü her tokluktan sonra tekrar bir açlık gelir. Suya kanmak, ıstırap verir. Heves de ıstırap verir. Çünkü her hevesten sonra bıkkınlık gelir. Aşinalık, ıstırap vericidir. Çünkü her tanışmadan sonra düşmanlık gelir. Dostluk ve sevgi ıstırap doğurur; çünkü her dostluktan sonra ayrılık gelir. O halde ıstırabın bütün yollarını tanıyabilirsin. Zira butün acı ve ıstırap yolları lezzet ve zevkten geçer. Tek kurtuluş yolu ise, ihtiyaç, arzu ve zevkin üzerinden geçtiği bütün o yolları terk etmekten geçer ve böylece ruh, şundan bundan veya oradan buradan kaynaklanan bütün kaygılardan kurtulur ve o zaman "sen" bir ada olursun...
  • Liderlerin, rehberlerin, sorumluların ve temsilcilerin fakir olduğu bir toplum, mutlu ve varlıklı bir toplumdur. Fakir toplum ise, kapitalist ve varlıklı lider ve sorumluları olan, ama fakir ve meteliksiz halkı olan bir toplumdur.
  • İmanları -hakikat bildikleri şey- yolunda canlarından vazgeçen kimseler çoktur; fakat kendi isim, haysiyet ve şerefinden de vazgeçecek kimseler çok azdır.
  • France söyle diyor :Alim, "ben biliyorum" ile "ben sanıyorum" arasındaki farkı bilen kimsedir. Bu çok ince bir tariftir.

Dinler Tarihi 2 İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Epey bir zaman önce (yaklaşık 7 ay önce) ilk cildini okuduğum ve fazlaca etkilendiğim bu eserin nihayet ikinci ve son cildini de okuma fırsatı bulduğum için mutluyum. Ali Şeriati, eserinin ilk kitabında din olgusunun zuhur ediş aşamalarını ve ilkel dinleri ele alarak Çin'de ve Hint'te ortaya çıkmış dinleri açıklamıştı. (İlk cildin incelemesi için bknz: gonderi/108559957 ) Bu kitabında ise Hint ve İran dinlerini etraflıca (tevhit, şirk, ruhaniyet, realite vs. açılarından) inceleyip aynı metodla karşılaştırmalar yaptığına tanık oluyoruz. Ayrıca her iki kitapta da Müslüman-Şiî kimliğinden sebep, İslam dinine çokça atıf yaptığını gözlemliyoruz. Kendi diniyle diğer dünya dinlerini karşılaştırmasıysa asla bir adaletsizliğe veya taraflılığa mahal vermemektedir, çünkü Ali Şeriati bir taraftan da sosyolog kimliğinin gerektirdiği şekliyle bilimin ilkelerine sadık kalarak bu dinleri ele almaktadır. Her iki kitapta da eleştirel ve çok yönlü düşünme yetisini ortaya koymasıyla da klasik bir Ali Şeriati eseri ortaya koymuştur diyebiliriz. Sonuç olarak dinî, felsefî, sosyolojik, eleştirel bir dile sahip olan eserlerden hoşlanan arkadaşların hiç sıkılmadan okuyabilecekleri bir yapıt. Bir dinler tarihi ancak bu kadar zevkli ve tarafsız ele alınırdı... Okuyacaklara keyifli okumalar dilerim! (Mustafa Gökduman)

Çok düşündüm bu nasıl anlatılır diye ama bulamadım... Çok yazar tanırız, pek çok öğretmen, halk kahramanı, şair, filozof. Hepsinin büyük değeri vardır, herbiri kaybedildiğinde şöyle hissederim "insan olmanın yapı taşların dan biri daha gitti" Ama bir adam la bunların pek çoğu birden gitmişse, işte büyük kayıplar bunlardır... Hiç bir fikrim olmayan pek çok şey öğrendim, bildiğim ama inanmadığım unsurlara neden inanmadığımı, bana kendi cümleleri ile anlattıp haklı olduğumu söyledi... "Sev yada sevme, inan yada inanma ama her inanca hakkı ile muamele et" cümlesinin tam karşılığı Ali Şeriati... Islâm'a, islam peygamberine, ve Ali ye olan tutkusu, aslen adalete olan tutkusuydu. Bu nedenle sadece kitaplarında değil, bizzat yaşamında, eylemlerinde ve ölümünde bile hak ve adalet savaşı görüyoruz... Kadim dinleri merak ediyorsanız okuyun... Ibrahim'i dinleri merak ediyorsanız okuyun... Bir yaratıcı ve din gercekten gereklimidir? Sorunuz varsa okuyun... Son derece bilimlesel, mantiksal ve ne kadar olabilirse o kadar anlaşılabilir bir dille yazılmış. fakat yazarın çok iyi anlatması kadar önemli olan bir unsur da " cevirmen" dir... Prof.dr. Ejder Okumuş gercekten teşekkür edilmeden gecilmeyecek kadar güzel bir iş çıkarmış... Istemeden merak ediyorum. Yaşasaydın kimbilir daha ne cevherler çağlayacaktı o kocaman yüreğinden ALI ŞERİATI... (Arzu Yilmaz)

Bu kitabı, kitabın birinci cildinde var olan Ali Şeriati'nin güzel tespitleri için okudum . ilk ciltteki gibi anlatım bütünlüğünün olamaması kitabı sıkıcı yapıyor. Dinler tarihine başlayanlar önerebileceğim bir kitap değil. (şevket türktaş)

Kitabın Yazarı Ali Şeriati Kimdir?

Ali Şeriati (Farsça: علی شريعتی‎) (d. 1933, Sabzevar - ö. 1977), İranlı Müslüman sosyolog, aktivist, düşünür ve yazar; özellikle din sosyolojisi ve çağdaş İslam düşüncesi üzerine eserler vermiştir. Marksist düşünceden yaptığı alıntılar ve türetmeler ve bunların kendi zamanındaki İran'a ve çevresine adapte edilmesi ve Marksizm kritiği ile birlikte çağdaş İslam düşüncesi ve devrimcilik açısından ortaya koyduğu çeşitli sonuçlar ve yarattığı ilgi sebebiyle, gerek önemli çağdaş İslam düşünürleri arasında gerekse İran'daki devrimci İslam'ın babası ve İran İslam Devrimi'nin baş düşünürü olarak anıldığı olmuştur. Düşünceleri genel olarak "İslam'a dönüş" -"öz"e dönüş- başlığı altında toplanabilir ve bilimsel kaynaklara dayanması, sosyoloji vurgusu yapması ve Batı metodolojisini, çeşitli açılardan eleştirmekle birlikte çeşitli açılardan yapıcı bir şekilde kullanması (ki sosyoloji gibi çeşitli bilimler ve Batı düşüncesinde ortaya çıkan çeşitli fikirlerin, örneğin bazı Marksist fikirlerin, İslam'ın özünde de daha farklı bir şekilde ortaya konduğunu da savunur) sebebiyle moderndir ve gelenekçilikten uzak olduğu gibi gelenekçi görüş ve kesimlere eleştirel yaklaşır nitekim bu sebeple eleştirildiği veya çelişki ile suçlandığı olmuştur. Bu tarzından yola çıkarak kendisi hakkında "sosyolojiyi İslamlaştırmaktan" ziyade "İslam'ın sosyolojik" bir okumasını yaptığı da söylenmiştir.

Hayatı

Çocukluğu

Şeriati 1933 yılında Mazinan, Sabzevar, İran'da doğdu. Babası ilerici milliyetçi bir öğretmen olan Muhammed Taki'dir. Eğitim yıllarında ilk kez İran'ın daha aşağı sınıflarından insanlarla tanıştı, var olan fakat bilmediği yoksulluk ve zorluklarla tanışması bu dönemde oldu. Ayrıca aynı dönemde Batı felsefi ve siyasi düşüncesiyle de tanışmıştır. Modern sosyoloji ve felsefenin bakış açısı ve bunun geleneksel İslami prensipler ile harmanlanması aracılığıyla Müslüman toplum ve toplulukların karşılaştığı sorunları açıklamaya ve çözümler bulmaya çalışmıştır. Şeriati Mevlana ve Muhammed İkbal'den büyük ölçüde etkilenmiştir.

Eğitimi

Lisansını İran'da bitirdikten sonra, Paris Üniversitesi'nde doktorasına başladı. Burada, 1964 yılında Sayfuddin'den "Belh'in Faziletleri Tarihi" isimli bir el yazmasının notlandırılmış bir Farsça çevirisini yaparak Edebiyat dalında doktor olmuştur. Daha sonra İran'a dönmüş, fakat hemen şah yönetimi tarafından tutuklanıp hapsedilmiştir. Yönetim onuFransa'dayken devleti yıkıcı siyasi aktivitelerde bulunmakla suçlamıştır. Daha sonra 1965'te serbest bırakılmış ve Meşhed Üniversitesi'nde eğitim vermeye başlamıştır.

Ölümü ve etkileri

Dersleri kısa sürede farklı toplumun farklı kesimlerinden öğrenciler tarafından beğenilmiş ve popülerleşmiştir. Bunun sonucu yönetim Üniversite'yi zorlayarak onun eğitim vermesini engellemiştir. Bunun üzerine Şeriati Tahran'a giderek Hüseyniye-i İrşad Enstitüsü'nde ders vermeye başlamıştır. Yine büyük bir popüleriteye ulaşan dersleri, yine toplumun her kesiminden öğrencileri etkilemiştir. Şeriati'nin görüşlerine ilginin arttığı orta ve yüksek sınıflardan öğrencilerin olması dikkat çekiciydi. Bu ilgi de şah yönetiminin Şeriati ile bazı öğrencilerinin tutkulanması emrini vermesine neden oldu. Gerek yurt içinden gerekse yurt dışından gelen tepkiler üzerine yönetim onu serbest bıraksa da çeşitli şartlarla tahliye edilmişti: kesinlikle herhangi bir eğitim aktivitesinde yer almayacak, hiçbir şey yayımlamayacak ve özel veya genel hiçbir toplantı yapmayacaktı. Ayrıca devletin güvenlik örgütlerinden SAVAK onun yakın çevresini yakın gözetim ve denetim altında tutacaktı. Şeriati bu şartlara karşı çıkarak ülkesini İngiltere'ye gitmek üzere terk etmeye karar verdi. Üç hafta sonra, 19 Haziran 1977'de SAVAK tarafından öldürüldü.

Tahran'ın büyük hastanelerinden birine Şeriati'nin ismi verilmiştir.

Devrim öncesi İran'ın en önemli ve etkili felsefi liderlerinden sayılan Şeriati'nin görüşleri bugün hâlâ İran toplumunda popüler ve etkindir. Özellikle bugünki İslami Cumhuriyet rejiminin biçimi, ruhban sınıfının konumu ve eşitlik anlayışına karşı çıkan kesimler tarafından beğenilmektedir.

Şeriati'nin düşünsel çalışmaları sadece devrim öncesi ve sonrası İran'ı değil, dünya çapında İslamcı topluluk ve düşünceler başta olmak üzere birçok kişi ve grubu etkilemiştir. Çeşitli dini kavramlara yaklaşımı, ruhban sınıfının eleştirisi ve İslamcılık hareketinin içinde kabul edilen çeşitli çıkarımlarıyla ilgi çekmiştir.

Şeriati, ayrıca Martinikli Marksist düşünür ve şair Frantz Fanon'un "Yeryüzünün Lanetlileri" isimli eserini, Jacques Derrida'dan "Şiir Nedir" ve Fransız oryantalist ve aynı zamanda katolik papaz olan Louis Massignon'dan "Selman-ı Pak" adlı eserleri Farsçaya çevirmiştir.

Birçok eseri bulunan Ali Şeriati'nin eserlerinin neredeyse tümü Türkçeye çevrilmiştir.

wikipedia

Ali Şeriati Kitapları - Eserleri

  • Hac
  • İnsanın Dört Zindanı
  • Ali
  • Dine Karşı Din
  • Kendini Devrimci Yetiştirmek
  • Ebuzer

  • Anne Baba Biz Suçluyuz
  • Kadın (Fatıma Fatımadır)
  • Her Hicret Bir İnkılaptır
  • Muhammed Kimdir
  • Kendisi Olmayan İnsan
  • İnsan
  • Bilinç ve Eşekleştirme

  • Dua
  • Çocuklar ve Gençler
  • Dinler Tarihi 1
  • Dinler Tarihi 2
  • Şehadet
  • Aydın
  • İslam ve Sınıfsal Yapı

  • Marksizm
  • Kur'an'a Bakış
  • Hangi Şia?
  • Kapitalizm
  • İran ve İslam
  • İslam Bilimi (Ciltli) I-II
  • İbrahim'le Buluşma

  • İslam'ı Tanıma Metodu
  • Dünya Görüşü ve İdeoloji
  • Yeni Çağ'ın Özellikleri
  • Ne Yapmalı
  • Yalnızlık Sözleri 1
  • İslambilim 1
  • İslambilim 2

  • Biz ve İkbal
  • Aydınlara Umut Çağrısı
  • Ali Şiası Safevi Şiası
  • Hür Düşünce Mektebi
  • İslam Nedir Muhammed Kimdir
  • Mektuplar
  • Çöle İniş

  • İslam'ı Anlamak
  • İnsan Olmak
  • Kevir/ Bir Tarih Olarak Beliren Coğrafya
  • Muhammed'i Tanıyalım
  • Kültür ve İdeoloji
  • Kendini Bilmek
  • Yalnızlık Sözleri 2

  • Medeniyet ve Modernizm
  • Medeniyet Tarihi 1
  • Medeniyet Tarihi 2
  • İdeallerin Yenilgisi
  • Kapitalizm Uyanıyor mu?
  • Şia
  • Mükemmel Bir Cemaat Ali Şiası

  • Sanat
  • Dine Karşı Din / Anne Baba Biz Suçluyuz
  • Ümmet ve İmamet
  • Adem'in Varisi Hüseyin
  • Aşina Yüzlerle Ailesine ve Dostlarına Mektuplar
  • Kavramlar Sözlüğü
  • Muhtelif Eserler- I

  • Muhtelif Eserler- II
  • İslambilim 3
  • Bir Önünde Sonsuz Sayıda Sıfırlar
  • Tevhidi Altyapı
  • Bekleyiş - Karşı Tepki Dini
  • İslam Ekonomisi
  • İslam'ın Tarih Felsefesi

  • İslam Sosyolojisi Üzerine
  • Sizi Rahatsız Etmeye Geldim
  • Marksizm ve Diğer Batı Düşünceleri
  • Yarının Tarihine Bakış
  • Sevmek Aşktan Üstündür
  • Terimler Sözlüğü
  • Gençler İçin İnanç ve Ahlak Prensipleri

  • Dine Dayanmak
  • Siret
  • Ali Şeriati'den Aforizmalar
  • Dinleri Tanımak
  • İki Sûre İki Yorum
  • Çağımızın Müslüman Kadından Beklentisi - Emperyalizme Karşı Müslüman Kadın
  • Toplumbilim Üzerine

  • Çar Zindanen İnsan-Eli Şerieti
  • Aşk ve Devrim
  • Ve Cevap Veriyorum
  • Öze Dönüş
  • Ayet Yorumları

Ali Şeriati Alıntıları - Sözleri

  • Diğer canlılar niçin yaşadıklarını anlamaları gerekmeksizin yaşarlar. Ama insana: "Yaşa!" dedikleri zaman "Nasıl?" diye sormadan önce "Niçin?" diye soruyor. Bundan dolayı insana,sadece nasıl yaşayacağını öğretmek yetmiyor. İnsan, aç olduğu sürece alışılmış hayat nimetlerinin peşinden gider ve gündelik dertlerini gidermek için çabalar; bu durumda bu sorulardan az ya da çok uzaklaşır. Fakat bu ihtiyaçlar giderildiğinde onun için insan olmanın temel ihtiyaçları ve nerede olması gerektiği gündeme gelir.Gercekten de gerçek din ve mutlak din duygusu bugün daha çok, daha ciddi ve daha hayatı bir ihtiyaç konusudur. (Dinler Tarihi 1)
  • Bu dünyada şu üç şeyi şunlarla ara: Gerçekliği, düşünce ve ilimle; iyiliği, ahlak ve dinle; güzelliği, sanatla. Ve aşk sana bu üç dünyanın da kapılarını açabilir. (Aşina Yüzlerle Ailesine ve Dostlarına Mektuplar)
  • Başkalarıyla oldukça kendimi yalnız görüyordum. Yalnız kendimle, yalnız değildim. (Çöle İniş)
  • Diyorlar ki kafir, ölümden sonraki dünyaya inancı olmayan kimse demektir. Mümin ise bunlara inancı olan kimsedir. (Dine Dayanmak)
  • Peygamber, ağır düşüncelerin baskısı altında bunaldığında ve ruhunun çetin dalgaları ve düşüncelerinin yüksek miraçları karşısında takatsiz kaldığında, Ayşe' yi çağırıp " Benimle konuş ey Hümeyra( pembelim) ! diyordu. (İslam Nedir Muhammed Kimdir)
  • “Sezgisel ve tahmini değil, aksine gözle görme şeklinde olan kesim bilimsel ölçülere dayanarak ikinci neslimiz bizimle yabancılaştığını biliniz.” (İbrahim'le Buluşma)

  • Dua; öğreten, bilinçlendiren, iyilik ve güzelliği telkin eden bir metin, ruhu ruhani miraca götüren, ölüm gününden kurtaran, Allaha yaklaştıran, eğitip öğreten bir ilimdir. (Kavramlar Sözlüğü)
  • Kıyamette görmeye başlayıp başkalarını görme azabına uğrayacağımdan korkuyorum. [Ebulala Maarri] (İslambilim 2)
  • İbrahim'e bak! Sevgili evladını aşka kurban ediyor. (Ali Şeriati'den Aforizmalar)
  • "O sıfır aleminin içinde bir gibiydi." (Çocuklar ve Gençler)
  • Netice, yine umutsuzluk, nefret, sorumlu­luktan kaçma, kendi köşesine çekilme, mistik hayat, varoluşçu oyunlar vb .. (Medeniyet ve Modernizm)
  • Dua, yüzüne açılmayan hiçbir kapıyı çalmaz.. Dua, en yüksek ifade zirvesini, aklın karanlık gecesinde, Akıl bineğinin ayağı topalladığında, Aşk uçuşu sırasında bulur.. (Dua)
  • lnsan ne kadar daha fazla anlar ve ne kadar daha derin hissederse daha çok acı çeker ve sorumluluğu ağırlaşır. (Yalnızlık Sözleri 2)

  • Yarının tarihini yazarsak ancak, tarih değer kazanacaktır. Tarih, eğer yarını bilmemize, bugünün insanını ya da ortaya çıkacak insanı bilmemize yardımcı olmuyorsa, faydasız olacaktır. Çünkü tüm bilimler; insanları, geleceğin insanının hayatını ve bugün ile yarının insanının idealini anlamada, en azından yararlı olmak zorundadır. Geçmişteki insanı anlamak, kendimizi ve geleceğimizi anlamada bir başlangıç olmalıdır... (Yarının Tarihine Bakış)
  • Şüphe yok ki, bu memlekette aç olanlar en çok çalışanlardır. Bununla şerefiyle çalışan, hırsızlık, yan kesicilik, aldatma, dalkavukluk, rüşvet, nüfuz sömürücülüğü, kadın ticareti, insanı kısa yoldan seçkin kılacak herhangi ber şeyi yapmayan namusluları kastediyorum. (Kapitalizm Uyanıyor mu?)
  • Komünizm ve kapitalizmin her ikisi de şekil farklılıklarına rağmen insana "ekonomik bir hayvan" olarak bakmaktadırlar. Aralarındaki bu şekil farkı bu hayvanın ihtiyaçlarını karşılamada hangisinin daha başarılı olabileceği meselesi üzerinedir. (İnsan)
  • Aydın ; son peygamberden sonra, peygambere benzeme eylemidir. Ümmi olmak ; halkın adamı olmaktır. Ümmetin hem içinde hem de dışında ayaklanmaktır. (Ne Yapmalı)
  • "Bir toplum kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez." (Bilinç ve Eşekleştirme)
  • Halkın eleştirilerini özgürce yapamadığı bir toplumda eleştiriler, mizahla yapılır ve bu mizahlar bir araçtır. (Medeniyet Tarihi 1)
  • Kuran'ın Allah'ı insana yakındır, herkesle birliktedir. (İslam Nedir Muhammed Kimdir)