Kitap Künyesi

Yazar: Carlos Fuentes

Çevirmen: Aslı Biçen

Orijinal Adı: Cristobal Nonato

Yayın Evi: Ayrıntı Yayınları

İSBN: 9789755391854

Sayfa Sayısı: 512

--reklam--

Doğmamış Kristof Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Yirminci yüzyılın ikinci yarısında roman sanatına kendi damgasını vurmuş sayılı yazarlardan biri olan Fuentes'in, onu "önemli" yazar olmaktan "büyük" yazar olmaya çıkardığı söylenen iki başyapıtından biri olan "Doğmamış Kristof"u sunuyoruz sizlere.Roman 1992'de "ters-ütopik" bir Meksika'da geçiyor. Kuzey Amerika'nın Meksamerika olduğu, ABD'li petrol şirketlerinin güney eyaletlerini ele geçirdiği paramparça olmuş bir Meksika bu.

--reklam--

Doğmamış Kristof Alıntıları - Sözleri

  • Nefretinizin içinizde çürümesine izin vermeyin. Kabuğunuzu kırın.
  • Günün her saatinde, her toplumsal sınıfta, bu vahşi ormanın her mahşeri katmanında iki sorun vardır: Nasıl yalnız kalmalı ve nasıl iyi birilerini bulmalı.
  • Eğitim olmadan ne ilerleme ne de mutluluk olur, onun olmadığı yerde çürüme, barbarlık ve utanç vardır.
  • Kendi içinde ve kendi tarihsel karmaşası içinde yaşıyordu...
  • Yargı bağımsız olmadığı müddetçe her şey yanılsamadan ibarettir.
  • Ülkemizin tarihi, hüsrana uğramış gençliğidir. Her ne durumda olursa olsun olgun bir ülke de çürümüş bir ülkedir zaten.
  • Kapitalizm varsa çürüme de vardır...
  • Her şeyin sonu böyle bitiyor, başlangıçta niyetlendiğimizin tam aksi şekilde.
  • Neyi okuyoruz? Neden artık okuduklarımızla yaşadıklarımız birbirine benzemiyor? Artık anlatılacak ortak bir şeyimiz kalmadı mı? Artık söz eylemden ayrıldı mı?
  • Belleğin en büyük düşmanı olduğunu düşünmeye bile başlamıştı, onu geçmiş korkusuna sabitlenmiş biçimde, hiç kımıldatmadan, tepesinde tutan kör ve bulanık dalganın içindeki köpekbalığıydı bellek.
  • Siz aptal adamlarmışsınız, kadınları haksız yere suçlayan aptal adamlar?
  • "Peki ya dünya, dünya konusunda ne düşünüyorsun yüce cücem?" "Birileri anlatınca cennet, kendin yaşayınca cehennem. Ben sana derim, dünya. Sen anlarsın, evren."
  • Hepimiz bütün işlerin ters gittiği günler yaşamışızdır. Seçenekler, hareketler, insanların gördüğü kişi olmak, gözünün önündekini görememek, bildiğine inanmak, her şeyin hata olduğunu düşünmek. 30 gündür böyleyim.
  • Herkes bilsin, kadın hatırlamadığı bir geçmişin bu vahşi tezahüründen yok olma reddesine gelmiş.
  • Yaşayabilmek için dünyayı öldürüyoruz, sonra ondan bizi affetmesini bekliyoruz, onu öldürsek de bizi ölümden kurtarmasını istiyoruz.

--reklam--

Doğmamış Kristof İncelemesi - Şahsi Yorumlar

DOĞUM EN BÜYÜK UNUTUŞ MU?: Doğmamış Kristof olabilecek en özgün ve yazarın kendisine has üslubuyla, yazarın alaycılığıyla aynı zamanda deneysel bir roman. Kesinlikle zor okunan ama bitirince de “harikaydı” denilen türden bir başyapıt. Carlos Fuentes’den okuduğum ilk kitap Doğmamış Kristof. Yazarın hayata bakış açısını, edebiyata hakimiyetini, ustalığını, insanlara ve dünyaya bakış açısını çok sevdim. Nitekim bir romanın en önemli niteliklerinden biri olan özgünlük bu kitapta fazlasıyla var. Kitabın anlatıcı anne karnındaki fetüstür. Namı diğer Doğmamış Kristof. Krsitof’un bu destansı ve bitmek bilmeyen anlatısı da anne ve babasının cinsel ilişkiye girmesi ve babasından çıkan spermin annesinin yumurtasıyla birleşmesiyle başlar. Hatta anlatı bunla da kalmıyor, öncesine de gider ve biz okurlarda bu destansı anlatımın içinde buluruz kendimizi. Doğmamış Kristof’un okura anlattıkları -romanda okura “Oykur” diye seslenir.- genişler. Önce anne babasını tanıyoruz. Sonra babasının zengin ailesini ve bu ailenin Meksika’daki etkisini görüyoruz. Roman bunlarla genişleyerek aynı zamanda bize Meksika’nın da tarihini sunuyor. Sadece geçmişi ve şimdiyi değil, Meksika’nın geleceğini de kurguluyor. Fuentes kitabında hiçbir öğeyi rastlantısal seçmemiş. Amerika’nın keşfinin 500’ncü yıldönümü nedeniyle düzenlenecek olan yarışmada, yani Amerika’nın keşfinin yıldönümü 12 Ekim gecesi 00:00 da doğacak erkek çocuğa ‘Cumhuriyet Oğlu’ unvanının verilmesi ve bu çocuğun birçok haklardan yararlanması, aynı zamanda adının da Krsitof olması koşullarını içeren bir yarışma. Doğmamış Kristof’un da anne babası bu yarışmaya katılmak içinve babasını hesaplamalarına göre 6 Ocak 1992’de annesi hamile kalır. Kitapta edebiyat adına her şey var. Ciddi anlamda tam bir ustalık eseri Doğmamış Krsitof ve büyülü gerçekçilik akımının güzel örneklerinden biri aynı zamanda. Çoğu okurun belki de yarıda bırakacağı ya da Meksika tarihinin ya da bürokrasisinin anlatıldığı yerler sıkabilir hatta bazı okurlar yazarın yaptığı dil oyunları, edebiyattaki deneysel yöntemleri, anlatım tekniklerini anlamadığı/beğenmediği için de yarım bırakabilir. Ama bu kitap okunurken sabırlı olunmalı ve edebiyatın tadını çıkartmaya çalışılmalıdır. Hatta bazen yazar neden bunları anlatıyor, neden sadece anne karnındaki fetüsü anlatmıyor da denilebilir. Fakat bütünün bir ülkenin tarihini ve o ülkedeki bürokratik sorunları, zengin iş adamlarının açgözlülüğünü ve bütün diğer insanları bu şekilde anlatmaya çalışmak çok az sayıda yazarın başarabileceği bir iş. Tam da bu noktada yazarın ustalığının önünde eğilmek gerekiyor. Kitapta sadece karakterlerin hayatını okumak bence sıkıcı olurdu ya da okura bir şey katmazdı gibi hissettiriyor kitabı bitirince. Bunun dememin sebebi Fuentes romanında Meksika’nı geçmişinde ABD’nin sömürüsüne nasıl maruz kaldığını ve geleceğinde de nasıl maruz kalacağını da anlatıyor. Ve bir yerde sömürü varsa orada insanların acıları kat kat üst üste yığılmış demektir. Latin Amerika ülkelerin hemen hemen hepsinde bu acıyı görebiliriz. Kitabın sonuna yaklaştıkça ciddi anlamda elinizde bırakamıyorsunuz. Doğmamış Kristof annesinin karnında dokuz ay geçirir. Okuduğumuz kitapta dokuz bölümden oluşur. Kitabın son bölümlerinde Doğmamış Kristof’un direk okura seslenerek söylediklerine hayran kaldım. Farklı bir bakış açısı, farklı bir düşünce, tuhaf bir güdü uyandırıyor insanda. Son bölümden kısa bir alıntı bırakayım şuraya. “Bütün olguları aynı anda gözlemlemek mümkün değil; gerçekten var olduğu için hayal edelim diye bize bahşedilmiş o uçsuz bucaksız sürekliliğin içinde bir zaman ve bir mekân seçmek zorundayız; küresel olgular bütününden payımıza düşen dilim, hem sınırımız hem de özgürlüğümüz; iyi ya da kötü değiştirebileceğimiz tek şey; gördüklerimiz dokunduklarımız gerçekliğin sadece bir yüzü; bir şeyin ya konumu ya da hareketi, biri ya da diğeri ama asla aynı anda ikisi birden değil; bu bizim sınırımız ama aynı zamanda gücümüz de: Kendi görüş alanımızı tamamlamak için başkalarının görüş alanına muhtacız; tek göz, yarım ağız, yarım yüz, yarım beyniniz; öteki bendir, çünkü beni tamamlıyor.” Böyle kitaplar okudukça iyi ki edebiyat var diyorum. Çünkü bir yazar çıkıp o güne kadar hiç alışık olmadığımız, hatta aklımızın bir köşesinden dahi geçiremediğimiz şeyleri bize anlatabiliyor. Bu kitap da o kitaplardan biri oldu benim için. Belki de bebekler annelerinin karınlarında her şeyi biliyorlardır. Zira Doğmamış Kristof şöyle diyor: “Evet doğum dedikleri bir kandırmaca, küçük yaşlı bir adam olarak öleceğim; kimse dokuz aydan fazla yaşamıyor, dokuz aylıkken ölüyoruz; gerisi ölüm çünkü gerisi unutuş.” Gözünüzü korkutmayın sevgili okurlar, edebiyatın tadını çıkarabileceğiniz bir roman bu. Klasik anlatıma biraz ara verin. Okuyun. (GökHan)

Yoğun fakat keyifli bir okumaydı benim için. Siyasi eleştirilerin edebiyatla harmanlanmasını ben çok seviyorum. Doğmamış Kristof, tarım ürünleri satıp gelişmiş ülkelerin (başta ABD olmak üzere) teknolojik artıklarını alması sağlanarak borçlandırılan, gittikçe büyüyen dış borçlar altında ezilen, ‘borç’ aracılığıyla politik olarak da bağımlı hale getirilen, petrolü ve diğer kaynakları sömürülen, kıyı şehirleri (Acapulco) Hollywood yıldızları ve politikacıların tatil yeri haline getirilsin diye insanların evlerinden kovulup arazilerinin üzerine lüks otellerin dikildiği ve her türlü uyuşturucu ticaretinin döndüğü yerler haline getirilen, ‘ilerleme, modernleşme’ adı altında ABD’nin tahakkümü altına sokulan, her türlü rüşvet ve yolsuzluğun yuvası haline gelen, yoksul halkın Azize Anadok, Papa’nin ziyareti gibi manevi duygu sömürüleriyle avutulduğu ülkesine yaktığı bir ağıt adeta Fuentes’in. Bizim tatlı su solcusu tabir ettiğimiz, yazarın ‘kafe Marksisti’ ve ‘salon komünisti’ dediği, ülkesinin kafası karışık ve fraksiyonlara ayrılmış sol/devrimci kesimi de payına düşen yergiyi almış. Meksika’nın her türlü açmazını yermiş, kimini şüphesiz Meksika tarihine çok vakıf olmadığım için ben de kaçırmışımdır ama ne yazık ki Latin Amerika hatta Üçüncü Dünya’nın siyasi tarihi, kültür ve coğrafyadan bağımsız aslında çok benzer. Okurken yazarın öfkesini her satırda hissediyorsunuz. Bunları aktarırken okuru bu denli yorması gerekli miydi tartışılabilir; ancak şüphesiz eleştirilerini bu şekilde zengin bir hayalgücü ve edebi bir dille deneysel bir metinde aktarabilmesi etkileyici ve bu bence Fuentes’i ayrı bir yere koyuyor. Herkese hitap etmeyecek, karakteristik bir tarzı var yazarın. Ara ara Salman Rushdie’nin Geceyarısı Çocukları’nı da anımsattı bana. Herkese öneremem ama yer yer çok yormasına rağmen ben çok sevdim. (İpek Dadakçı)

~~~KitapAğacıDevrialemKitapKulübü~~~: ~~~Meksika, hüzünlü insanlarla mutlu çocukların ülkesi~~~ diyerek başlayan söz unutulmaz kitap başlangıçları arasında olacaktır benim için... 20. yüzyılın 2.nci yarısında roman sanatına kendi damgasını vurmuş yazarlardan 1i olan Fuentes'in, yazar olma yolundaki 2başyapıtından 1isi ~Doğmamış Kristof~ Meksika tarihini öğrenmeye yönelik 1kitap olup, araştırmadan olayların zihinde oturmasının kesinlikle çok zor olduğu 1kitaptir ama belli 1yerden sonra artık araştırmayı bırakıp cümlelerin tadını çıkarmaya çalıştım yoksa kitap bitmeyecekti ve bana işkence haline gelecekti :-))) Kuzey Amerika'nın, Meksamerika olduğu, ABD'li petrol şirketlerinin güney eyaletlerini ele geçirdiği paramparça olmuş 1Meksika, borç yükü altında ezilen; çevre kirliliginin öldürücü boyutlara ulaştığı; siyasetçilerin yoksul halka simgesel eylemler ve yarışmalarla oyalamaya çalıştığı, başarısız kalınca da katliamlara başvurmaktan kaçınmadığı, yazılanların hepsinin tanıdık olaylar silsilesi olan 1'tatlı vatan' hikayesidir DoğmamışKristof... Yarışmalardan 1inde, Kolomb'un Amerika'yı keşfedişinin 500. yıldönümü olan 12 Ekim 1992'de doğacak ve soyadı Kolomb'a (Ispanyolca ''Palamo'') en çok benzeyen bebeğin 21 yaşında ülkenin yöneticisi olacağını ilan eden yarışmadır ki işte bu yarışmanın ürünü olan, henüz 'Doğmamış Kristof Palomar' romanın anlatıcısıdır. Rahim içinde her şeyi görür ve anlatır cenin Kristof ki kitaptaki cenin iç muhasabe yerleri kitaptaki en çok sevdiğim yerlerdir: annesi Angeles'ı, ~muhafazakar~ babası Angel'i, siyasi ilişkileri sayesinde milyarder olmuş işadamlarını, ülkeyi uzun süre yöneten kâbus parti PRI'yı, nefes alınmaz hale gelmiş, çöp ve lağım kuşatması altındaki yeri, paranın tatil yerlerini, sokak çocuklarını, yok sayılan yerlileri, Meksika dönem tarihine ait tüm olayları görür ve anlatır ki ben en çok oluşum adına konuştuğu yerleri çok sevdim... Cervantes, Rabelais, Sterne, Diderot, Gogol ve Dickens gibi edebiyatçıları anarak da olayları bağlar ki yakın zamanda okuduğum Don Quijote un da önsözünü yazmıştır şimdi neden yazdığını daha iyi anlıyorum... Bu romanı başyapıt kılan Fuentes'in memleketi Meksika'ya duyduğu nefret ve acı yüklü sevgi yoğunluğu ki insanı gülümsetirken epeyce düşündürüyor bu durumlardan ötürü özellikle slogan ve ilanların olduğu özlü söz gibi yerler en çok eğlendiğim bölümlerdi, kahkaha kıvamında söylediği sözlere gülerken tokat gibi 1cümleyle resmen o söylediği hali düşünmeye başlıyor insan ki bu benim Fuentes de en çok sevdiğim durumdur. Hayata, ülkeye, insanlara, yakın ilişkilere dair tüm durumlarin anlatıldığı DoğmamışKristof bence yazardan okunacak en son kitap olmalı. Ben sadece 4 kitap okumama rağmen diğer kitap isimlerini bildiğimden ya da okuduğumda varsa eğer tüm bağlantıları anlayabilmek adına (kitapta geçen Gringo ve İnez karakteri adına acaba dedim) en son mu bu kitabı okumaliydim ki eğer 1gun külliyat bitirsem tüm çizdiğim yerleri tekrardan okuyacağım ki bu da kitabı yeniden okumak gibi olacak zira kitapta çizilmedik yer kalmadı gibi :-))) Carlos Fuentes Latin Amerika Edebiyatı ndan bugüne kadar okuduğum en zor yazarlardan 1i olup eğer mesafeliyseniz bu edebiyata kesinlikle bu yazarla başlamayın hele de Doğmamış Kristof la hiç başlamayin derim zira bence yazarın en zor, en katmanlı kitabı bu olabilir, yazarı tanımak istiyorsanız Aura isimli uzun hikayesi ya da Artemio Cruz un Ölümü ile başlayabilirsiniz benim yazara ait favori kitabım ~Artemio Cruz un Ölümü~ dür aynı zamanda yazarla tanışma kitabimdir... Kitabın en sonu ~Unutuyor~ şeklinde biterken diğer Latin yazarlardan da okuduğumuz gibi Latin Amerika nin herzaman büründüğü hal olduğu için benim için en etkili sonlardan 1iydi... Yazarı tanımama sebep olan Eyyy Kitap Dostu yine teşekkürüm sonsuzdur sana, iyiki okuyalım demişsin :-))) Herkese keyifli mutlu okumalar dilerim... (Ayşe...)

--reklam--

Doğmamış Kristof PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Carlos Fuentes - Doğmamış Kristof kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Doğmamış Kristof PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Carlos Fuentes Kimdir?

1928’de Panama’da doğdu. ABD’de Columbia, Harvard, Princeton ve başka üniversitelerde ders verdi; çok sayıda roman, kısa öykü, deneme, tiyatro eseri ve senaryo yazdı. Bir süre Meksi­ka’nın Fransa büyükelçiliğini yaptı. Fuentes’in romanları arasında en önemlilerinden olan Terra Nostra, Venezuela’da Romulo Gallegos Ödü­lü’nü kazandı. 1987’de, İspanyolca yazan yazarlara verilen en büyük ödül olan Cervantes Ödülü’ne değer bulundu. 2012’de hayatını kaybeden Fuentes adına devlet tarafından ödül konuldu. Her yıl yazarın doğum gününde (11 Kasım) verilen ödülün ilk sahibi, Mario Vargas Llosa’dır.

--reklam--

Carlos Fuentes Kitapları - Eserleri

  • Aura
  • Terra Nostra
  • Körlerin Şarkısı
  • Artemio Cruz'un Ölümü
  • Diana
  • Kaygı Veren Dostluklar
  • Koca Gringo
  • Doğmamış Kristof
  • Cennet'teki Adem
  • Edebiyata Övgü
  • İnez'in Sezgisi
  • Deri Değiştirmek
  • Friedrich Balkonunda
  • Yanık Sular
  • Bütün Mutlu Aileler
  • Sefer
  • Kartal Koltuğu
  • Kutsal Bölge
  • Laura Diaz'lı Yıllar
  • Kendim ve Ötekiler
  • Cam Sınır

--reklam--

Carlos Fuentes Alıntıları - Sözleri

  • ''En sonunda aydınlığa, gün ışığına kavuşmuş gerçek yaşam, tastamam yaşanmış biricik yaşam edebiyattır.'' (Edebiyata Övgü)
  • ...Ve 1erke­ği en çok meraklandıran, en çok heyecanlandıran şey, kendisinden daha iyi sır tutan 1kadındır... (Diana)
  • Düşün bir Luisito, bir düşün, köpekler birbir­lerini anımsasalardı ne olurdu? (Yanık Sular)
  • ...İspanyol olduğundan iletişim kurmamız kolaydı. Yalnızca dil açısından değil, onu ilk gördüğümde sezdi­ğim sonra da doğruladığım 1nitelik yüzünden. Hareket edişini izlediğimde -eline ayağına tezdi, kas bağları belir­gindi, o dönemin kent işçisi üniforması olan etek-bluz- marka giyerdi hep, ama 1çift kaslı, güçlü, kalın bilekli İspanyol bacaklarına sahipti Azucena’nın meşinimsi gö­rünümünün gerisindeki köylü kökeni görebiliyordum. Her şeyin üstünde 1çalışma geleneği vardı, yalnızca ahnteri değil, yapılan işten duyulan gurur vardı. Bu ka­dın, her yaptığından gurur duyuyordu... (Diana)
  • "Şimdi birlikte ,yalnızdınız ama bağlıydınız" (Deri Değiştirmek)
  • ...Geçmiş, taşımak zorunluluğunu duyduğu yerine getirilmemiş 1vaatti, başarısız olsa bile... (Diana)
  • politi­kayla uğraşıyorsan, ortada yazılı belge bırakmayacaksın. (Kartal Koltuğu)
  • Kaosa ahenk katabilmek için bıçak sırtında kurmuş olduğu müzikal denge.. (İnez'in Sezgisi)
  • Gerçeklik kötü bir düştür. (Terra Nostra)
  • ... bilmezler ki yalnızlıkta günah işlemeye daha yatkındır insan. (Körlerin Şarkısı)
  • "Peki ya dünya, dünya konusunda ne düşünüyorsun yüce cücem?" "Birileri anlatınca cennet, kendin yaşayınca cehennem. Ben sana derim, dünya. Sen anlarsın, evren." (Doğmamış Kristof)
  • İyi bir dinleyiciden daha doyurucu bir şey yoktur dünyada (Kartal Koltuğu)
  • Amerika Birleşik Devletleri'nde Nixon, Meksika'da Diaz Ordaz, İtalya'da Berlusconi, Almanya'da Hitler, Rusya'da Stalin; gerçi bu son ikisi kötülüğü kudrete, ötekiler de eski sefil haline dönüştürüyorlar... Bu olayları incele, sevgili Nicolas. Erdemli bir yol tutmak istiyorsan, aşırı uçları öğren aşkım. (Kartal Koltuğu)
  • Benim alıntılarımdan hoşlanmadığını söylüyorsun değil mi ? Öyleyse sen kendi alıntılarını yap ,ben kendiminkileri .. (Deri Değiştirmek)
  • İfademi mazur gör patron, ama bu hanım yüzün­den kendimi eli ayağı tutmaz bir ihtiyar gibi hissediyo­rum. (Kaygı Veren Dostluklar)
  • ulaşılması olası mutluluk; kimi zaman kasvetli kimi zaman komik aile sıcaklığı mıydı? edilgin ve mutlu ya da etkin ve mutsuz bir aile böyle mi oluyordu? sıkıcı olduğu için mi kusursuzdu aile yoksa kusursuz olduğu için mi sıkıcıydı? yoksa hepsi istisnasız kabul edilmiş, edilebilir bir simgenin parçaları mıydı, hep eksik olan ama aynı zamanda hep bütün olan mutluluktan, hak ettikleri mutluluktan paylarına düşenin parçaları mıydı? hem eksikti hem bütündü mutluluk çünkü mutlak bir sınırdı ölüm, ne göçebeydi ne bulanık ve kimse ardında kötü, yıkılmış, kederli aileler bırakarak göçüp gitmeye hazır hissetmezdi kendini. (Bütün Mutlu Aileler)
  • Eser hem kendi evreninin hem de kendi anlamının efendisi olmuş ve her iki durumda da hem yaratıcısına hem de yorumcusuna karşı zafer kazanmıştı. (İnez'in Sezgisi)
  • Dün gitti. Yarın henüz gelmedi, bugün bir an duraklamadan geçip gidiyor; Ben bir Vardım, bir Olacağım, bir de Yorulmaktayım... (Diana)
  • Ayrılık, biraz ölmektir (Laura Diaz'lı Yıllar)
  • Benim sana anlatmak istediğim bu zamanın, senin ve benim bugünümüzün çoktan yaşanıp bittiği. Bu bir yineleme. Etraftaki dekorlar değişebilir. Ama bu zaman sadece yineleniyor. Bugün dün mü yaşanmıştı? Evet; çünkü zaman senin inandığın gibi çizgisel değil. Zaman dairesel. Bir bengi dönüş yaşıyoruz. (Friedrich Balkonunda)