Kitap Künyesi
Yazar: Ahmed Hulûsi
Yayın Evi: Kitsan Yayınları
İSBN: 2008101800008
Sayfa Sayısı: 400
--reklam--
Dua ve Zikir Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Bu kitapta bakın neler bulacaksınız:
- Beyninizdeki olağanüstü kuvvetten haberiniz var mı?..
- Beynin yönlendirilmiş Mikrodalga üretme tekniği dua!..
- Beynin, kuvvet, beceri ve ek kapasite kazanma tekniği zikir!..
- Kur'ân ve Hadîslere dayanan dua ve zikir örnekleri, özel zikir formülleri...
- Zikir niçin Arapça orijinali ile yapılmak zorundadır?
- Zikir çeken deli mi olur?..
- Niçin kişiye özel zikir?..
- Dua ve zikrin kaderle bağlantısı ve açıklamaları...
(Arka Kapak)
--reklam--
Dua ve Zikir Alıntıları - Sözleri
- DUA esas itibarıyla, beynin yönlendirilmiş dalgalarıdır.
- "Sahip olduklarınızın en faziletlisi, Allâh'ı zikreden dil, şükreden kalp, imanında yardımcı olan eştir."
- ALLÂH’ın HALİFESİ olarak sana, gönlüne, BEYNİNE bahşedilmiş yüce güçlerden haberin var mı?.. DUA ve ZİKİR ile, o muhteşem BEYNİN ile, kendindeki mekanizmayı harekete geçirebileceğinden haberin var mı?.. “EN GÜÇLÜ SİLAH” olarak sana bağışlanmış DUA mekanizmasını biliyor musun?.. Fakir, garîp, nice kişiler DUA ve ZİKİR ile nice ZÂLİM SULTANLARI helâk ettiler! Nice yoksullar, büyük zenginliklere hep DUA ve ZİKİR ile eriştiler!.. Nice dertli, sıkıntılı, hastalıklı, ezâ, çile çekenler kurtuluşu, selâmeti hep DUA ve ZİKİR’de buldular!.. Bil ki dostum; SENDE, Dünya’nın en güçlü silahı olan DUA ve ZİKİR cihazı mevcuttur... BEYNİNDEKİ, GÖNLÜNDEKİ bu en güçlü silahı kullanmasını öğrenerek; bu yaşadığın Dünya’nın ve ölüm ötesi yaşamın tüm güzelliklerine erişebilirsin!.. Ya da, DUA ve ZİKİR mekanizmasını kullanmaz, paslandırıp, bir kenara terk edersin ki bunun cezasını da sonsuza dek çekersin!.. Sana, karşılıksız, bedava verilmiş bir mekanizmadır bu! Hibedir!.. DUA ve ZİKİR için kimseye muhtaç değilsin ve kimseyi aracı koymak zorunda da değilsin! İster, bu kitaptan yararlan; ister gönlünden geldiği gibi yönel!.. Ama kesinlikle, kendindeki, bu Dünya’nın en kıymetli cihazı olan DUA ve ZİKİR cihazını kullanmasını öğren... Göreceksin dünyan nasıl güzelleşecek.
- Allâh, asla dışarıda ötelerde bir yerde olup, fizik beden ya da ruh ile yanına gidilecek bir varlık olmayıp; kendi özünde hissedilmesi zorunlu olan, sonra da her zerrede varlığı algılanabilen sonsuz-sınırsız “TEK”tir!.. Bu anlayışa uymayan bütün fikirler, şeytanî vasıflı cinlerin vesveseleridir!
- Nitekim, bu açıdan olaya bakıldığı içindir ki, önde gelen evliyaullâhdan İmamı Rabbanî Ahmed Faruk Serhendî şöyle demiştir: “Bir şeyi istemek, ona nail olmak demektir. Zira Allâhû Teâlâ kabul etmeyeceği duayı kuluna ettirmez.” Esasen dua etmek söz konusu olduğunda, bir şey isteyeceğimizde, hemen şu âyeti kerîmeyi hatırlamamız gerekmektedir: “RABB-ÜL ÂLEMÎN OLAN ALLÂH DİLEMEDİKÇE, SİZ DİLEYEMEZSİNİZ.” (81.Tekviyr: 29) Yani, sizde ortaya çıkan bu istek, gerçekte Allâh istemiş olduğu için sizde ortaya çıkmaktadır! Eğer, Allâh istememiş olsaydı, siz dahi o şeyi isteyemezdiniz. En kolay, en ucuz -yani bedava- ve en tesirli şey DUA’dır... İşte bu yüzdendir ki, DUA için, “Müminin silahıdır” buyurulmuştur.
- Senin dışında; yukarıda; ötede; seni uzaktan duyan, gören; kâh senin yaptıklarına karışan, kâh müdahale etmeyen; senin yaptıklarına bakıp, ona göre seni tanıyıp, hakkında karar verecek olan; kızdırırsan seni cehenneme atacak; bir punduna getirip onu kandırabilirsen cenneti sana ikram edecek olan; kâh celâlli, kâh da çok tonton merhametli büyükbaba gibi bir TANRI var sanmak! İşte şirk denen olayın ta kendisi budur! Ve tabiidir ki, buna bağlı olan tanrılık ve tanrıya tapınma kavramları, şirkin detaylarını teşkil etmektedir. İslâm dininin, insanı ŞİRK kavramından kurtaracak anlayışı, sistemi ise Allâh Rasûlü Muhammed Mustafa Efendimiz AleyhisSelâm tarafından şöyle tarif edilmiş ve formüllendirilmiştir: “Tanrı YOKTUR, sadece ALLÂH vardır.”
- “Kaderi ancak dua değiştirir. Ömrü ise ancak iyilik uzatır.”
- İnsan, ÖTEDE BİR TANRI ya da ÖTESİNDE BİR TANRI şirkinden arınmaya başladığı zaman; SONSUZ-SINIRSIZ ALLÂH kavramını yavaş yavaş fark etmeye, idrak etmeye ve hissedip, yaşamaya başlar... İdrak eder ki, SONSUZ-SINIRSIZ ALLÂH, her zerrede, tüm varlığıyla mevcuttur; ve dolayısıyla kendi benliğinde, özünde, her zerresinde kemâliyle, Zât’ına yakışır şekilde “O” vardır!.. Yıllardır ötelerde sandığı; özünden, benliğinden yüz gösterivermiştir kendisine!.. “Ben taşrada arar idim, O’l cân içre cânan imiş!..” mısraları dökülüverir ağzından... Sonra bakar görür ki, her zerre de yüz gösteren “O”!.. “...Ne yana dönersen VECHULLÂH karşındadır (Allâh Esmâ’sının açığa çıkışıyla karşı karşıyasın)!..” (2.Bakara: 115) âyetinin “Sır”rını idrak eder ve her yerde ve her şeyde O’nu sevmeye başlar. Kimseye kızmaz, küsmez; kimsenin hakkını yemez; kimseye dil uzatmaz; kimseyi istemediği bir işe zorlamaz; geçici değerlerle vakit harcamak yerine, kalıcı hizmetlerle vaktini değerlendirip; hem fiilleriyle, hem diliyle, hem bilinciyle hep sevdiğini zikreder hâle gelir. Eskiden, İslâmiyet kendisine çok zor gelirken; şimdi kendisine çok basit ve çok kolay geliverir!
- Peki, biz dua ettiğimiz zaman, kabul olur mu?.. “Eğer kulum, bana ellerini kaldırır da dua ederse, ben o elleri boş olarak geri çevirmekten hayâ ederim.” Evet, bu bir hadîs-î kudsî... Bu konudaki bir başka hadîs-î kudsî de şöyle: “Ey Âdemoğlu, dua senden, icabet benden; istiğfar senden, bağışlamak benden; tövbe senden, kabul etmek benden; şükür senden, fazlasıyla vermek benden; sabır senden, yardım benden... Ne istedin ki benden sana vermedim...” İşte yukarıdaki hadîs-î kudsî’yi destekleyen bir âyeti kerîme: “BANA DUA EDİN, SİZE İCABET EDEYİM!” (40.Mu’min: 60)
- Kim olursan ol; işin, meşgalen ne olursa olsun; hangi dinden olursan ol; bil ki Rabbin seni beklemektedir ve kapısı sana açıktır!.. Sorma, Rabbimin kapısı nerede diye; sende “O” kapı; gönlünde!.. Senden sana açılan bir kapının ardında!.. Bu kapı, DUA ve ZİKİR kapısıdır!.. Gönlünden Rabbine açılan kapıdır!.. Rabbine yöneliş ve HÂCET kapısıdır!.. Gökte ve ötende sandığın TANRI’nı terk et; sonsuz-sınırsız ALLÂH’a yönel; O’nun, her noktada ve zerrede mevcut olduğunu fark et; ve O’nu GÖNLÜNDE bulmaya çalış! Sonra iste O’ndan, ne istersen!.. Eşini, işini, aşını; ister Mevlânı, ister şifanı! Bil ki seni, her isteğine ve her arzuna kavuşturacak tek şey DUA ve ZİKİR’dir... Bil ki dostum; her zerrede tüm özellikleriyle mevcut olan ve kendinden gayrının varlığı asla söz konusu olmayan ALLÂH, SENDEN SANA İCABET EDECEKTİR!..
--reklam--
Dua ve Zikir İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Hediye gelen bir kitaptı. Uzun zaman kitaplıkta dursa da, sonunda okudum. Zikirlerin çoğu hadis kaynaklı olsa da, bunun belirtilmesini tercih ederdim. Zira malum yazar hakkında pek iyi şeyler okumadım. Bu sebepten dolayı okurken dikkatli olunması gerektiğini düşünüyorum. Bazı zikirlerde özellikle rakamlar verilmiş bunu eleştirmiyorum çünkü alimlerimiz arasında bir ihtilaf konusu.. Onun dışında zikir ve duaların kaynaklarının verilmemesi büyük eksiklik bence. (• F İ Z Â N E •)
Nasıl dua edilir? Dua neden var? Duanın işleyişi nasıl? İbadet neden var? Kimin için var? Zikir nedir? Neden yapılmalı? Nasıl yapılmalı? Normal de ibadet enerji toplamak ve bunları beyinde ki sonsuzluğa kaydetmektir. En iyi şekilde kitap anlatıyor. (-d)
Önemli zikirler ve dualar, mealleriyle beraber bulunuyor, çok faydalandım, Ahmed Hulusi'nin eserlerini ücretsiz internetten indirebiliyor veya adresinize isteyebiliyorsunuz, parayla satılmıyor, Allah razı olsun. (Nagihan Turan)
--reklam--
Dua ve Zikir PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Ahmed Hulûsi - Dua ve Zikir kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Dua ve Zikir PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Ahmed Hulûsi Kimdir?
Ahmed Hulûsi (d. 21 Ocak 1945, İstanbul) yazar. 1965 yılından itibaren bugüne kadar, tasavvuf bakış açısıyla, İslam'ı bilimsel gerçeklerle açıklamaya çalışan otuza yakın kitap yazan Ahmed Hulusi, Allah ilminin karşılığı alınmaz prensibiyle eserlerinin hiçbirinden telif hakkı almayıp, tüm kitap ve makaleleriyle birlikte sesli ve görüntülü sohbetlerinin tamamını internet üzerinden okuyucuları ile ücretsiz ve tam metin olarak indirilebilir şekilde paylaşmaktadır. Kitapları birçok yabancı dile de çevrilmiştir. Son çalışması olan Allah İlminden Yansımalarla Kur'an-ı Kerim Çözümü adlı eserin altıncı yüz bin adetlik baskısı ücretsiz olarak hediye edilmiş, aynı eser yazarın kendi resmi web sitesinden de Eylül 2011 itibarıyla yaklaşık 966 bin kişi tarafından indirilmiştir.
--reklam--
Ahmed Hulûsi Kitapları - Eserleri
- Yaşamın Gerçeği
- Dua ve Zikir
- İnsan ve Sırları Cilt: 1
- Evrensel Sırlar
- Ruh İnsan Cin
- Hazreti Muhammed'in Açıkladığı Allah
- İslam'ın Temel Esasları
- Akıl Ve İman
- İnsan ve Sırları Cilt: 2
- Allah İlminden Yansımalarla Kur'an-ı Kerim Çözümü
- Tek'in Seyri
- Kendini Tanı
- Hz. Muhammed Neyi 'Oku'du
- Tecelliyat
- Dinin Temel Gerçekleri
- Gavsiye Açıklaması
- Yenilen!
- Bilincin Arınışı
- Yaşamın Gerçeği
- İslamın Temel Esasları
- Sistemin Seslenişi 2
- Hammâmî Yâsîn-i Şerîf Tefsiri
- Sistemin Seslenişi 1
- Dost'tan Dosta
- Akıl Ve İman
- Mesajlar
- Ebu Bekr Es Sıddık
- İnsan ve Din
- Esma Ül Hüsna
- Mesajlar
- Cuma Sohbetleri
- İslam
- Muhammed Mustafa (Aleyhisselam) - 1
- Okyanus Ötesinden 3
- Muhammed Mustafa 2
- Okyanus Ötesinden 2
- Okyanus Ötesinden 1
- Dua ve Zikir
--reklam--
Ahmed Hulûsi Alıntıları - Sözleri
- Allâh’ın yaratmış olduğu her bir birimde bir hikmet, bir kemâlât, bir güzellik vardır. Ama, yanlış işler yapıyor? Yapar! Hepimiz yanlış iş yapıyoruz. Yanlış iş yapıyor diye başkasını suçlayacağımıza, önce kendi yanlışlarımızı görelim, onları düzeltelim. Öbür tarafa gittiğimizde bize falancanın, filancanın yanlışlarını sormayacaklar. Kendi yanlışlarımızın pahasını ödeyeceğiz. Öyleyse, burada kendi yanlışlarımızı düzeltmeye bakalım. Allâh, bizi, başkalarını terbiye edelim diye yaratmadı. Kendi kendimizi terbiye edip, geliştirip, Allâh’ı bilip, bulup, anlayıp, O’na yakîn elde edelim diye yarattı! (Cuma Sohbetleri)
- Argoda bir tâbir vardır, “paran kadar konuş!” derler... Ya, “cebindeki ilmin kadar konuş” derlerse ne yapacağız?.. Dönüp dolaşıp, “falancanın dediğine veya falanca yerde yazılı olana GÖRE böyleymiş” diyerek imtihanı geçeceğimizi mi sanıyoruz!.. Kabre girenlere sorulan sorulara, münafıkların verdiği cevap olarak hadislerde şu açıklama vardır: “Duyduğuma göre Rabbim Allâh’mış; Muhammed Rasûlullâh’mış; kitabım Kur’ân...” Okuyup ne olduğunu anlamadığın şeyi nasıl tasdik veya reddedersin ki?.. İçindeki vurgulanmak istenen mânâyı anlamadıkça, kitabın sayfaları veya kapağı mıdır, senin kitap sahibi olman demek?.. Görmediğine nasıl şehâdet edip yani şahitlik yapıp, “Eşhedü”yü söyleyebilirsin?.. (Okyanus Ötesinden 2)
- Bir köpek , sahibinden samimi duygularla ve sadakatle mama isterken ; bir münafık, menfeati olan kişiye samimi olmayan ve yalnızca çıkar elde etmek amaçlı olarak yanaşır. (Esma Ül Hüsna)
- Yüz bin ya da on milyon yıl önce de, sonra da “ALLÂH SÜNNETİ” değişmediğine göre... Allâh Rasûlü’nün “SÜNNETİ” de “ALLÂH SÜNNETİ” olduğuna göre; hâlâ sadece, Rasûlullâh’ın biçim, kıyafet ya da davranışlarını mı anlayacağız “SÜNNET” kelimesinden?.. Yoksa, “ALLÂH”ın zamanüstü yaratış hüküm ve sisteminin Allâh Rasûlü tarafından fark edilip; ALLÂH sistem ve düzeninin zamanüstü değerlerinin benimseniş ve bize fark ettirilmek istenişinden mi söz edebileceğiz? (Akıl Ve İman)
- Yani, Âdem ile Havva’nın, Cennet’ten dünyaya indirilmesi bir “mekânsal” indirilme olmayıp; içinde yaşadıkları ruhanî güçlerle tahakkuk etme hâlinden, bedenî kayıtlar ve kısıtlamalar yaşamına geçmeleridir... “Ahseni Takvim”in, “Esfeli sâfîliyn”e indirilmeleri de denmektedir buna... (Bilincin Arınışı)
- Buna dair çok basit bir misal vermek gerekirse şunu söyleyebiliriz: Siz, oturduğunuz yerde, düşüncenizde bir dünya hayal ediyorsunuz... Düşüncenizde var ettiğiniz, hayal ettiğiniz bu dünya üzerinde de çeşitli özelliklere sahip insanlar oluşturuyorsunuz... Bu oluşturduğunuz insanlar ve varlıklar sizin ilminizde, hayalinizde mevcuttur ve yoktan var olmuştur. Eğer “var” kabul edilirlerse, onlar yalnızca sizin varlığınızla mevcuttur; ve neticede de “yok”turlar! İşte, tüm “evren”ler ve onların içindeki tüm boyutlar, katmanlar ve tüm varlıklar, böylesine, ilmi ilâhî’de var edilmiş, O’nun varlığı ile kaîm olan, gerçekte “yok”tan var olup “el an yok olan” varlıklardır! (Tek'in Seyri)
- Kaderi, biz iki manâda inceleyeceğiz!.. Bir, istidadın oluşması; bir, kabiliyetin oluşması istidat da kaderdir, kabiliyette kaderdir. Fakat o istidat ve kabiliyetin, kader olmasına karşılık; hakkında takdir biçilen varlık da, ilahî isimlerden meydana gelmesi hasebiyle ve o ilâhî isimlerin kuvvetlerinin kendisinde varolması sebebiyle; orada belli bir iş yapabilme, belli bir gücü ortaya çıkarabilme gücü de söz konusudur!.. İstidadın ve kâbiliyetin, ilahi güç tarafından tesbiti kader; buna mukabil, o mahalde, o birim adını verdiğimiz nesnede varlık, ilâhî isimlerin terkibi olması hasebiyle mevcut olan irade de "iradei cüz" diye adlandırılmıştır!.. Yani "irâdei cüz" kelimesiyle kastedilen manâ, o mahalde mevcut olan ilahi isimlerin varlığıdır!.. İlahi isimlerin manâlarını sen ortaya koyarsın, bu ortaya koyuşun "irade-i cüz"ünü kullanışın diye tarif edilir!.. (İnsan ve Sırları Cilt: 2)
- Evren içre evrenleri sayısız boyutlar içinde yaratmış “ALLÂH” adıyla işaret edilenin, senin ibadetine ihtiyacı yoktur!.. Kesinlikle bil ki, ne yapacaksan hep, kendi orijinini tanımak, varlığına bahşedilmiş özellikleri ve kuvveleri açığa çıkarıp sonuçlarını yaşamak için yapacaksın!.. (İnsan ve Din)
- Allâh Rasûlü Muhammed Mustafa (aleyhisselâm) hiçbir puta ve tanrıya inanmayan hanîf iken, vahiy ile, tüm varlıkların aslı, hakikati, özü ve zâhiri olan; ancak tüm bu anlamlarla da kayıtlanmaktan berî, Orijini müşahede edip; bundan sonra da insanları putlardan arındırmaya çalışmış 1400 küsur yıl önce... Anlatmaya çalışmış ki, dışa yönelik tapınılacak hiçbir varlık yoktur!.. Yalnızca her birim kendi özü ve hakikati olan “ALLÂH” adıyla isimlenmişe biçimsel-mekânsal olmayan anlamda ulaşma imkânına sahiptir!.. Mi’râc yolu, “salât”ın yaşanmasıyla, birimin özüne dönük olarak, tüm inananlara açıktır!.. Göklerde ise ulaşılacak bir hedef veya tanrı asla mevcut değildir!.. Keza, dıştaki bir varlığa yönelik herhangi bir ibadet de asla söz konusu değildir!.. (İnsan ve Din)
- İslâm Dini’nde “mevlid” diye bir ibadet mevcut değildir! “Mevlid”, Hz. Rasûlullâh Efendimiz (aleyhisselâm)’ın âhirete intikâlinden yüzlerce yıl sonra, O’nu övme amacıyla yazılmış bir şiir olup; bu şiirin gazel havasında okunmasının da ibadet olması, elbette kesinlikle söz konusu değildir! Hz. Rasûlullâh, ancak “Âlemlerin Rabbi olan ALLÂH” tarafından övülebilirdi ki; bu da Kur’ân-ı Kerîm’de gerçekleşmiştir: “SENİ ÂLEMLER (insanlar) İÇİN SADECE RAHMET OLARAK İRSÂL ETTİK!” (21.Enbiyâ’: 107) Hükmü, O’nun yüce şanını gösterir! Bizim gibi sınırlı anlayışlı insanların, O yüce Zâtı övmeye kalkışı ise, O’nun yüce şanına ancak kısıtlama getirir! Ayrıca Rasûlullâh bizden, kendisini övmemizi değil; getirdiklerini anlayarak çevremize olabildiğince verici olmamızı istiyor ve bekliyor!.. O’nun ulvî şahsiyetini, kendimize geçim kaynağı yapmamızı değil! (İslamın Temel Esasları)
- Karşınızdakini saygıyla dinleyin... İlminize uyanı alın; uymayanı kendisine iade edin. Kimseyi hor hakir görmeyin; ayıplamayın ve dil uzatmayın; dedikodusunu yapmayın! Ondaki de Allâh’ın bir tecellisidir; ve hikmeti vardır! Her şey yerli yerindedir! “Görelim mevlâ neyler; neylerse güzel eyler!” (Mesajlar)
- Eğer siz, Uzakdoğu’da Çin’de, Hindistan’da dünyaya geldiyseniz, o yörenin değer yargılarıyla, şartlanmaları ile şartlanır ve çevrenize o değer yargılarına göre hüküm verirsiniz. Günlük davranışlarınızdan tutun, toplumsal bakış açınıza, yaşamı ve olayları değerlendirmelerinize kadar her hâliniz çevrenin sizi programladığı bu şartlanmalar ile meydana gelir. Bulunduğunuz çevre totemist ise, sizde totemist bir bilinç oluşur! Ateist ise, ateist bir bilinç oluşur. Bir Musevî, bir Hristiyan veya bir Müslüman şartlanması ile yetişmişseniz, bu türden bir değer yargısına bürünür bilinciniz!.. Oysa bir bilincin ulaşabileceği gerçek değerler nelerdir acaba?.. Bir bilincin erişebileceği değerlerden de öte, bilincin gerçek değerleri ve kapasitesi ne kadardır? (Bilincin Arınışı)
- Allâh” ismini verdiğiniz “tanrı”NIZdan; nasıl arıtıp şuurunuzu “Allâh İsmiyle İşaret Olunan”a geçeceksiniz ve bunun sonucunda sizin için “HANÎF”lik söz konusu olabilecek?.. (Okyanus Ötesinden 2)
- Din, meslek değildir ! Meslek olmaz ! Mesleği Din olanın, İşi de ticarettir .! (Yenilen!)
- Ahmak takmış anahtarı ipe, geçirmiş boynuna; bir yandan kuru ekmeği kemirirken, bir yandan da zil çalıp oynuyormuş... Ben çok zenginim, yeryüzünün halifesi benim!.. diye... “ALLÂH” sohbeti yapıp; “tanrı” kulu olarak yaşamak da ne demek ki acaba?.. Bal kavanozu yalayıp da, aç kalmak nasıl bir şey ola ki! (Okyanus Ötesinden 2)
- Musalla taşında paşalar için de söyleniyor aynı cümle: -ER kişi niyetine!. (Sistemin Seslenişi 2)
- Evet, her birim, gerçek mânâsıyla “Allâh”a kulluk hâlindedir. İnsanlar ve cinler için zaten bu, Kurân’da çok açık ve seçik vurgulanmıştır. “BEN CİNİ VE İNSİ YALNIZCA (Esmâ özelliklerimi açığa çıkarmak suretiyle) KULLUK ETMELERİ İÇİN YARATTIM!” (51.Zâriyat: 56) Allâh’ın bir gaye için yarattığının, o gayeye hizmet vermemesi mümkün değildir!.. Muhaldir! Dikkat ediniz, buradaki âyette hiçbir sınırlama yoktur!.. “Müminleri kulluk etsinler diye yarattım” demiyor!.. “Sadece insanları...”da demiyor!.. (İslamın Temel Esasları)
- İslâm inancına göre, kişinin muhatabı Allâh’tır; Rasûlullâh’tır! Bunların dışında inancını kimseye ispatlama mecburiyeti yoktur!.. Kişi inanır veya inanmaz, bunun sonuçlarını da ölüm ötesi yaşamda görür!.. Çünkü bu dünya zorlama değil, “TEKLİF” dünyasıdır! Kimsenin başkalarını herhangi bir konuda inanmaya zorlama hakkı yoktur!.. Nitekim aşağıdaki âyette bu konuya açıklık getirilmiştir: “‘DİN’de (Allâh yaratısı sistem ve düzeni {Sünnetullâh} kabul konusunda) zorlama yoktur!..” (2.Bakara: 256) Ne var ki Kur’ân-ı Kerîm’in bu açık hükmünü ifade eden âyet, birçok müslüman olduğunu ifade eden kişi tarafından benimsenmemekte; çeşitli mantık oyunlarıyla insanlara zorla-baskıyla İslâm önerileri uygulattırılmak istenmektedir... Yani, insanlar, inanmadıkları şeyi yapmaya zorlanarak, “münafık-ikiyüzlü” hâle getirilmektedirler! Oysa, yaşadığımız dünya “TEKLİF-ÖNERİ” dünyasıdır; “İMAN EDEN” imanının gereğini “iman”ı kadarıyla yapar; “iman”ı olmayan da dilediği gibi yaşar ve ölüm ötesinde de bunun sonuçlarına katlanır! “CEZA” yani yapılan veya yapılmayanın karşılığı, ölüm ötesinde ALLÂH sistemi içinde alınacaktır! (İslamın Temel Esasları)
- "Zerre küllün aynasıdır." (Allah İlminden Yansımalarla Kur'an-ı Kerim Çözümü)
- Bilinen madde dünyasını ötesinde, bilinmeyen ve idrakın kavrayamayacağı kadar muazzam bir madde ötesi boyut mevcuttur... (Ruh İnsan Cin)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin