Kitap Künyesi
Yazar: Ali Şeriati
Yayın Evi: Fecr Yayınevi
İSBN: 6055482176
Sayfa Sayısı: 377
Dünya Görüşü ve İdeoloji Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Dünya ince bir hesaplamaya göre ve somut bir amaç ve hedef için yaratılmıştır. Eğer böyle bir dünyagörüşüne sahipsem, her adımımda, her davranışımda inceden inceye düşünmem ve bu adımı atmam gerektiği gibi atıp atmadığıma bakmam gerekir. Çünkü ben de bu büyük dünyanın bir parçası, unsuruyum. Her bir zerresi ince bir hesaplama üzerine ve dakik bir hesapla olması gereken yere konmuş büyük bir dünya. Büyük bir makine; insanların hepsi de bir hedefin gerçekleşmesinin çalışanları, bu evrensel makinenin araçlarıdır. Şu halde ben dünyayı böyle görürsem artık ganimet anını, “hoşa giden ne varsa”yı, tesadüf ve absürd olanı hayata sokamam. Gönlümün istediği şekilde yaşayamam, hoşça vakit geçirme ve haz ile hayatımı dolduramam; neyi seçtiysem ve nasıl olursa olsun onu doğru sayamam. Bunlar, akıl ve mantığın dünyagörüşüne sığmaz.
Bu durumda anlıyoruz ki biz, insan olarak, nasılsak dünyayı öyle görüyoruz. Sartre’ın ifadesiyle: “Herkes, dünyayı tanıdığı biçimde yaşar.” Ömer Hayyam, Hâfız, Mevlevi, Molla Sadra, Ebu Müslim Horasani, Jean Paul Sartre, Albert Camus ve benzerleri arasındaki fark, onların dünyagörüşlerine göredir. Yani varlığı nasıl telakki ettiklerine göre.
Dünya Görüşü ve İdeoloji Alıntıları - Sözleri
- ...hepimiz Kâbil'in çocukları olduk.
- Dünya ve ondaki her şey hiçliğin içindeki hiçtir. Öyleyse şu anı ganimet bil!
- Duyguları olmayan evrende hiçbir şeyin anlamı yoktur...
- Bindiğim tren hiçbir yere gitmiyorsa içinde oturduğum kompartımandaki ben, hangi yönü seçersem seçeyim aptalca bir iş yapmış olurum...
- Bir de bakıyoruz en iyi insanlar inanmayanlardan, en habis (kötü,soysuz) insanlar ise inananlardan çıkabiliyor...
- İnsanlığın birliği anlayışı artık tarihte hükmünü yitirmiştir.
- ...hepimiz Kâbil'in çocukları olduk.
- İnsanın, insan olmasının zemininde savaş vardır, varlığının zemininde savaş vardır, varlığının kendi varlığıyla bağında savaş vardır, nefsinin ilişkisinde savaş vardır, varlığının bir yönü kötülüğü emredendir, diğer yönü ise iyiliği...
- Hissettiğim ruhsal hal veya nesnel durum, her ne ise, sanki yolun sonuna gelmekteyim ve istikbalimden emin değilim...
- Halbuki bilgeler, filozoflar ve sanatçılar hep egemen güçlerin vekili, "evet efendim"cisi, meşrulaştırıcısı ve dikkat gağıtıcısı olmuşlardır.
- ''Adalet, varlık ve yaratılışın temelidir.'' Bundan dolayı da adalet olmayan toplum, hasta ve doğaya zıt bir toplumdur.
- ' Cenneti uygulamada inşa eden biziz. Vaat edilen cenneti biz var ediyoruz. Allah (Sadece) zeminini yaratmıştır. Bu, bizim var ettiğimiz bir cennettir. Herkes kendisi yapmaktadır. Tek tek tuğlasını, çimentosunu, betonunu kendim zahmetle, kendi başıma inşa etmeliyim; ibadetimle, takvamla, mücadelemle, cihadımla, zekiliğimle, gayretimle, kaygımla, devamlı haşyet ve sürekli ürpertiyle var etmeliyim. '
- Kun lizzalimi hamsen ve lilmazlumi hısmen. ''Zalime hasım, mazluma hısım ol''
- Halk, tarihi yönlendiren, yani tarihi kendi çıkarı doğrultusunda durduran sınıfın elinde esirdi. Halkı zorbaca itaate mecbur bıraktıkları ve parayla onları sömürdükleri gibi, aynı şekilde dinle de uyuşturuyorlardı. Biri başını tutuyor, diğeri de cebini boşaltıyor, öteki de kulağına eğilip ''Kardeşim, yarın Tanrı ödülünü verecek, üzülme, sesini çıkarma.'' diyordu.
- Zahid der ki : Dünya ve ondaki herşey hiçliğin içindeki hiçtir. Öyleyse şu anı ganiment bil.
Dünya Görüşü ve İdeoloji İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Efendim Ali Şeriati bu kitabında bir ideolojiyi anlatmaya çalışır. Ama garip bir şekilde İslam Dini’nin bir ideoloji olduğu savunusuna geçer. Zannedersem bu savunu özellikle 80’li yıllarda gelişen sağcı ve solcu kavgası arasında İran Devrimi de tam denk geldiğinde gerçek manada bir ayağa kalkış, bir haykırış, İslamcı cı dünyanın kendine gelişi gibi adlandırılır. Gerçi Ali Şeriati Cezayir davasında savaş verdiği savaş meydanına indiği söylense de daha ziyade bunu kendi şahsi ideolojileri doğrultusunda yaptığını bu kitaplardan çok net anlıyoruz. Ama bir diğer taraftan unutmamız gereken bir şey var. İran’da yaşanan devrim sürecini gerçek bir İslam hareketiymiş gibi kabullendirme gayreti ülkemizin üzerinde her zaman bir kara bulut gibi dolaşmaya çalıştı, ta ki Hakikat Erleri hakkı söyleyene kadar. O günden sonra bu işin de tamamen menfaat üzerine tezgahlanmış yapı olduğunu hepimiz anladık. Zira Ehli Beyt’i sevmek başka bir şey, Ehli Beyt’i severken bir şeye düşmanlık etmek bambaşka bir şey. İşin hakikatine gelince dünya görüşünün çeşitli türleri vardır, diyerek dünya görüşlerinden bir maddecidir, materyalizm diyerek Ali Şeriati başlıyor şimdi bize geçmişi anlatmaya. İşte temel problemlerimizden biriyle karşılaşıyoruz Ali Şeriati’yle. Demek ki bu hastalık öyle bir virüs ki bugün geçen hafta, ondan önceki haftalarda da yaptığımız isimlerdeki hastalıklarla birebir örtüşüyor. Şöyle diyor Ali Şeriati, Albert Camus’un Veba kitabını okuduğumuzda orada birkaç şahsiyeti göreceksiniz. Biz de okuyup değerlendireceğiz tabi bu arada. Çünkü seyircimizden talep vardı. Bunlardan biri bir rahiptir. Dini dünya görüşünü temsil eder. Bir diğeri bilimsel ve toplumcu bir filozoftur. Başkası bu iki dünya görüşünden hiçbirine inanmayan düşünürdür, diyen Ali Şeriati Avrupa hayatında Avrupa felsefesiyle İslam’ın hakikatini birbirine karıştırıp yine İslam’daki felsefeyi oluşturma gayretindedir. Hep söylüyoruz, sevgili gençler İslam Dini’nde felsefe olmaz. Felsefe ararken aç kalan, düşünce nasıl doyacağını bilen adamdır. İkincisi diyerek devam eder iddiasına; maddecidir ve böyle algılar, derken Hayderger’in ifadesiyle varlık sahasına fırlatılmış taş parçası hiç kimse hiçbir sığınak hiçbir korunak hiç umut yoktur der. Umudun kendi elinde olduğunu anlatmaya çalışırken. Üçüncüsünün dünya görüşü sonsuzluk, ürkütücülük, mantıksal sonsuzluk ve doğruluk içeren akıl yürütmeye dayalıdır. Bu üçüncü şahsiyet Albert Camus’un ta kendisidir der. Sizler sanki bu isimleri karşı gibi zannedersiniz onu ama hakikat hiç bu değil. Çünkü kendi dünya görüşü dini anlamda şöyle adlandırır Ali Şeriati, burada asıl anlatmak istediğimi arz edeceğim der, bekliyoruz. Zihninizde var olan şey çoğunuzda veya pek azınızda mevcut olan yargı benim de zihnimden geçiyor. Ben ne dinin tebliğcisiyim, ne miras kalmış dini tebliğ ediyorum ne de dini tebliğ etme sorumluluğum var. Bu benim belli bir yere gelmiş bilimsel ve araştırmaya dayalı düşünce şeklimdir. Onu anlatıyorum, der. Size yabancı geldi mi? Valla bana hiç gelmedi. Haftalardır sizlere anlattığımız adamların hepsi aynı. Akıllarıyla bu dinin yaşanabileceğine inanan, akıllarıyla bu gençliği bir çukura daha batırma gayretindeler. Aha bu da onların amcaları. Tanrının veya tanrının iradesinin elinde oyuncak, insan sadece ve sadece tanrının iradesinin dilediği yere doğru hareket ettirdiği iradesi bir bilyedir. O halde dini dünya görüşünde bir tür fatalizm vardır yani insanın absürtlüğü. Yani iradesizlik, yani şahsiyetsizlik insanın temel unsur olmayışıdır, der. Peki bu şahsiyete nasıl kavuşacağız diye soruyoruz şimdi. Bunun içinde dinin geçmiş tarihten beri akıp gelen yargısal unsurunu biraz ön plana getirir ve şöyle der; efendim diyor, din hakkında sahip olduğumuz yargıyı ne yazık ki iki yerden alıyoruz. Bakalım ne yazık ki dediği o iki yer ne? Bir diyor, bize kadar gelmiş insan karşıtı yozlaşmış olumsuz bir din olan tarihsel geçmişimizden, iki dini orta çağla birlikte ortaya çıkaran Rönesans’tan sonraki modern çağların aydın ve bilginlerinin tecrübesinden. Halbuki din aydın ve bilgin tanımaz. Halbuki din belki Şia çerçevesinden bakılsa böyle ama Ehli Sünnet’in hakikati, Ehli Beyt’in sevgisi açısından bakılsa tarihsel bir geçmişle yenilik algısını oluşturma gayretinde olmaz. Bizde tarihselcilik olmaz. Eğer bir tarihselcilikten bahsediyorsak en büyük tarihselci haşa sümmü haşa Kuran’ı Azimuşşan’da Hazreti Peygamber’e Nuh Aleyhisselam’ı, Musa Aleyhisselam’ı, Davud Aleyhisselam’ı anlatan Hazreti Allahu Zülcelal midir diyeceğiz. Haşa ve kella. Bundan dolayı diyor ben iman veya küfürden, inanç yoksunluğundan bahsetmiyorum. Bununla işim yok. Mesele sorunun bilimsel analizidir. Tebliğ ve telkin değil. Bugün tanımaya ihtiyacımız var. Sonra inanıp inanmamaya, kaldı ki çoğunlukla inanıyoruz der. İman diyerek bir açıklama getiriyor şimdi. Kendi başına değersizdir. İmana değer katan bilgidir. Ali taparlığın, Muhammed taparlığın, Allah taparlığın hiçbir değeri yoktur. Aksine olumsuzluğun ve yozlaşmanın sebebidir diyor. Beyefendiler, hakikaten siz bu adamı İslam Dini’nin bir önderi olarak mı okudunuz? Yahu kusura bakmayın. Bunu okuduktan sonra çok devam etmeye gerek yok ama laf etmesinler diye hadi devam edelim kazmaya. Yani insanların tamamıyla, yani insanlığın çoğunluğuyla bu kutup o kutupla tarih boyunca insanlığın başlangıcından bu yana yarın ve her zaman mücadele içindedir. Üstelik her ikisinin de silahı, düşüncesi ve fikri vardır. Bu kutbun bir tek silahı olmuştur, din. Ben bunu Masonlardan da duyuyorum. Ben bunu Yahudilerden de duyuyorum. Ben bunu Ali Şeriati ve benzerlerinden de duyuyorum. Bu Ali Bey ne yazık ki adı Ali olması da bir garip tezat tabii ki, hakikat ne Hazreti Ali Efendimiz’i anlamış ne bu dini anlamış. Dinin karşısında var olan küfrün adını da bir din demiş. Sözüm ona bunu bir ideolojik kavramsal düzeye getirmek istiyor. Kusura bakmayın din komünizm, sosyalizm, kapitalizm gibi bir izm çerçevesine koyabileceğiniz bir değer algoritmasında değil çünkü tanrısal, insanı değil. Hatta bu işi biraz derine götürmeye çalışır Ali Şeriati. Battıkça batacağı bir yetmiş sayfayı da bu kurgusu üzerine yapılandırmaya çalışır. Öyleyse Habil, insanlık tarihinde hayatın tabiata bağlı, ava ve hayvanları evcilleştirme temelinde sürdüğü yani üretim kaynağının doğa olduğu aşamasını temsil etmektedir. Kabilse üretim kaynağının tekelleştiği, bireysel ve şahsın mülkiyet ve tekelciliği ortaya çıktığı tarih dönemini temsil etmektedir. Biliyoruz ki tarihte insan türü için iki merhale tabiatta avlanma aşasıydı, diyen Ali Şeriati burada komünizm düşüncesiyle bugünlerde antikapitalist tırnak içindeki söylemleriyle Müslüman olduğu iddiasıyla gençlerimizi mahvı perişan etmeye çalışan gruba da zannımca çok öncelerden göz kırpmış olur. Kendisi de bu manada bir sol devrimci özelliğini İslam çerçevesi altında örtme çabasındadır. Buna Avrupa’da yaşayan bir Müslüman’ın aşağılık kompleksi de diyebilirsiniz. O halde tarihte dinin bütün insanların kalbinde bulunan bir güç olduğunu görüyoruz. Öyle ki hem Kabil’in kalbindeydi hem de Habil’in kalbindeydi, derken Habil’de var olan iman hakikatine karşılık günah işlemiş olmasını Ali Şeriati henüz kavrayamamıştır. Tarih boyunca bu hareketin kurucusu ve tebliğcisi, hak Peygamberlerin babası bizim açımızdan İbrahim’dir, derken bu Hazreti Adem Efendimiz nerede kaldı sorusunu bize sorduruyor. Ama cevabı bizde. Fransız ekolü bütün dinlerde Tevhid İnancı’nın İbrahimi olduğunu beyan eder. Bu Fransız ekolü ise bir Yahudi teşkilatlandırmasının sonucu bu hale gelmiştir. Çünkü İncil ve Tevrat’ın anlaşabildiği tek alan Hazreti İbrahim’dir. Halbuki bizler İbrahimi olan bir dinler kavramını bizim dinimizin içerisine yediremeyiz. Biz Hazreti Adem Efendimiz’den beri Tevhid İnancı’yla yaşamış ve bunun üzerine tek bir din olan indallahil İslam, Allah’ın katındaki tek din İslam’ı yaşamış olanlarız. Ali Şeriati burada göz kırparken gözüne gözüne ben sizden değilim sevgili gençler der de o devrimci duruş pompası altında sevgili, önemli, cihatçı bir adam gibi gösterilir. İngilizler tarafından İran savağına haber edilip öyle öldürüldüğü iddia edilir. Tarihsel geçmişlere girmeyeceğim. Ama hakikat İngiliz, işine yarayacağı adamı başkasının avuncuna çok da bırakacağını düşünemeyiz. İşin içinde bir şey var da hadi geçtik. Geriye kalan her şey bunun üzerine bina edilecektir diyen Ali Şeriati şimdi İslam Dini’nin yeni şartlarını sayar. Bu da bize söylenilenin aksine inanç ilkelerinin, hani biz diyoruz ya İslam’ın şartları, imanın şartları diye. Şimdi sayıyor. Bir diyor Tevhid, iki adalet, üç nübüvvet, dört imamet, beş ahiret. İmamet meselesine hiç girmeyeceğiz. Bu noktadaki mesele apayrı bir konu. Ama işin hakikati İslam’ın özüne ait olan bir değeri şimdi kendi saydıklarıyla yeni bir değer algoritmasına çekiyor ve bunu şöylelikle örtmeye çalışıyor. Yani diyor itikadi yapımızın şeklini zihnimizde tasavvur etmeliyiz. Hani ben diyor kötü bir şey yapmıyorum ki, yeni bir din getirmiyorum ama yeni bir algıya ihtiyacımız var. Bu yeni lafıyla gelen herkese iyice gıcık olmamızın sebebi de bu zaten. Çünkü din yenilenmeye muhtaç olan değil, din zaten her dem yeni olandır. Eskiyen insanın nefsine müptela olup ruhuyla yenilenme talebine uzak durmasıdır. Beş tane temel ve sütun yan yana dizilmemiştir. Bir sütun alt yapı olarak vardır. Sembolü Hacerül Esved derken burada zannımca yıllar sonra gelecek Dücanecilere de göz kırpmaktadır. Tanıdığımız bu büyük Peygamberimizden hiçbirinin toplumlarda tanrıya tapmayı tebliğ etmek için gelmedikleri sonucuna varabiliriz, derken bize yeni bir din tarihi anlatır Ali Şeriati. Tanrıya tapmayı tebliğ etmek için gelmedikleri sonucuna varabiliriz çünkü bütün toplumlar hiç tereddütsüz tanıdığımız Peygamberler gönderilmeden önce zaten tanrıya tapıyorlardı. O halde ne yapmak üzere gelmişlerdi? Hiç doğru bir soru değil ama bakalım cevabı ne olmuş Ali Bey’in? Bir tek işi yapmak için geldiler. Başka hiçbir şey için değil. Bundan başka yaptıkları her iş o temel işin gerçekleşmesi içindir. Yaptıkları iş Tevhid’i şirkin yerine geçirmektir. Bak burası doğru. Ama anlattığımız temel mesele bu sevgili gençler. Bir doğrunun arka planında size öyle bir iğrençliği veriyor ki bu paragraftaki doğru sebebiyle zihniniz bu alanı kabul ediyor. Peygamberler medeniyet kurmuştur. Peygamberler sosyolojiyi etkilemiştir. Peygamberler insanı Ahseni Takvim üzere geri döndürmüştür. Dolayısıyla onların Tevhid akidesi üzerine bina ettikleri sistem Hazreti Adem’den beri aynıdır. Size sonra doğruyu söyleyip arkada öyle bir kazığı sokar ki siz ömrünüz boyunca çıkartamazsınız bunu. Aklınıza giren bu çivi ne yazık ki pas tutar, bir gün sizi imanınızdan alıkoyar. Şirkin tanımına gidecek ve şöyle diyecek; insanın her zaman ve hep mevcut olmuş umumi dinidir. Şirkin adını bir din koydu. Dini bir yaşam biçimi olduğu için açmadı orayı, kapalı bıraktı. Sen öyle anlıyorsun şimdi. Veriyor şimdi inceden inceden. Sonra da insanlığın toplumsal düzeninde insanlar arasındaki ilişki Habil suretinden Kabil suretine dönüştüğünde din de Tevhid’den şirke döner. İyi ama günaha düşen şirke düşmez Ali Bey. Bu konudaki akide probleminiz ne yazık ki Ortadoğu coğrafyasındaki bütün savaşların temelinde. Bugün Ortadoğu’da siyah sarıklar takarak gezen o Müslüman diyemeyeceğimiz kadar vahşileşmiş tipler aynı şeyi söylüyorlar. Sizler o vahşetin ağa babaları olduğunuz için farkında mısınız? Bu zulümden etkilenen halkınızın o gün temelini oluşturuyordunuz. Eh ne demişler men dakka dukka. Efendim meselesi uzun Ali Bey’in. Hep özet özet gidiyoruz. İnanın bana kaldırılası şeyler değil. Hepsini genç kardeşlerimiz için tek tek okuyoruz, en önemli kısımlarını anlatıyoruz. Bugün arz etmek istediğim şey ideolojidir der, Ali Bey sahneye çıkar. Fransız yazarlardan birinin ifadesiyle insanlar arasında özellikle de gençlerde, bilhassa eğitimli gençler arasında hayat ve düşünce vesvesesini icat eden ve onları kendilerini yok etmeyi bile çağırabilen büyülü bir kelimedir, diyen ideolojiyi böyle adlandıran Ali Şeriati zannedersem kimin suyunu içtiğini anlatıyor. Çünkü birazdan bize kaktırmak isteyeceği anlayış yine felsefe. Öyleyse felsefe bilimdir. E öyle ya Fransızla yatarsan kalkarsan İslam Dini’ndeki felsefe algoritmasını beyan edeceksin. Nihayetinde bilim ötesi bir bilim ululaştırdı şimdi. Yani bilinmeyenlerin ve gerçeklerin ardındadır. Jochman Defaitenin peşindedir ve foyteler bilimin laboratuvarlarda incelediği fayteler ve gerçekliklerden daha yüksekteki faytelerdir. Dolayısıyla felsefe bir bilimdir. Sonuçta daha temel ve daha genel meselelerle ilgili olarak daha yüksek aşamadaki bilim der. Buna olan müptelalığını bir sarhoş edasıyla ifade eder. Hepsi aynı, aynı. Bir takoz gibi aynı makineden çıkmışlar. Ama ideoloji inançtır, der. Allah Allah. İdeoloji dediğiniz şahsidir. Dini değil ki. Dinde ideolojiye yer yoktur. Din ideolojileri altüst etmiştir derken o da inancı bu sefer ideolojileştirir. Hoş, İran için normal bir durum. Daha doğrusu İran’ın derin Pers yapılanmasında Şiacılık oyunu oynayıp hakiki Ehli Beyt sevdalılarının da kendi postalı altında ezenlerden bahsediyoruz. Bu cümleyi birkaç defa dinlemeniz lazım ama neyse geçtim şimdi. Dünya, hayat ve insan hakkında sahip olduğumuz tasavvur türüdür, der. Hayır, inançta tasvir yoktur. İki, bu esasa göre irtibatta olduğumuz toplumsal ve fikri çerçevemizde inşa eden meselelerle ilgili kendine özgü algı ve değerlendirmemiz türüdür, der. Bu da yanlış. Algıladığımız nasıl yaşayacağımız üzerinedir. Emirde algı olmaz. Geçiyoruz çünkü üçüncü aşamada şöyle diyor; önermeler, çözüm yolları ve aynı şekilde ideal örnekleri göstermektedir. Şimdi ideal olmayan ve kabul etmediğimiz şeyi o esasa göre değiştirmemiz için. Bundan daha açık ne söyleyebilir ki Ali Şeriati? Değiştirmek zorundayım diyor. islam’ı önce bir ideoloji yapacağım diyor. Sonra bu ideolojiyi modernize edeceğim diyor. Peki bu modernizm için komünizmin sınırlarına, kıyılarına varıyor. Kimisi ülkücülükte geliyor kimisi komünizmle geliyor kimisi oradan geliyor, buradan geliyor da kimse hakkıyla Ehli Beyt’in, sünnetin ve şeriatin esasından çıkıp gelmeyi bilmiyor. Bahsettiğimiz isimler için söylüyorum tabii ki. Bu yüzdendir ki ideolojinin en seçkin ve en yapıcı önderleri, planlayıcıları ve mesaj getirenleri Kuran’ın izahına ve tarihin teyidine göre halk kitleleri arasından çıkmış olan Peygamberlerdir diyor. Peygamberleri de halk hareketinin merkezine koyuyor. Beyefendiler Peygamberler devrimci değildir. Onlar zaten devri değiştirenlerdir. Devri değiştirene devrimci denmez. Devrimci, değişmiş devri kabul eden ya da reddeden adamdır. Geleneksel din kelimesi ağızlarından düşmez. Bakın tarihte nerelere gittik hala aynılar. O yüzden söylüyorum size ne Dücane orijinal ne Elif Şafak orijinal ne ondan öncekiler ne bundan sonra sayacaklarımız orijinal. Hepsi tıpatıp, birebir aynı. Özne, fiil, yüklem, sıfat değişiyor. Geleneksel din bir toplumun kolektif grup ruhunun tecellisidir. Geleneksel din, bir toplumun birkaç nesil, birkaç yüzyıl ve birkaç devre boyunca milli sürekliliğini gerçekleştiren bağdan ibarettir diyor. Keşke sen de İran’a gidip o hücrede yatmadan önce o bağları bir kontrol etseydin Ali. Ama ideoloji olarak din, bakın artık dini ideolojileştirdi. Bilinçli biçimde, mevcut ve nesnel ihtiyaçlar ve anormallikler temelinde ve bu birey, bu grup ve bu sınıfın gitmeye daima aşk duyduğu ideallerin tahakkuku için seçilen akidedir diyor. Akidede bir farklılığımız var. Efendim biraz ilerleyeceğim çünkü bu ideoloji kısmı gerçekleri anlamanız için kafi. İman hakikati için şöyle diyor mesela, çok komik bir ifadeyle. Bu imanların bütün liderleri de ümmiydi. Halk kitlesi içinden çıkmıştı, çobanlardandı. Geçmişte egemen düzenlerin kurbanı olmuş en mahrum sanayi işçilerindendi diyor. Evet komünizmi okuyoruz Ali Bey’den ama din motifleriyle. Bakı öyleyse diyor bizzat kendim batılı birikimim ve tarihsel mirasım arasından hemen şu anda seçim yapmalıyım. Bak çok güzel söyledi. Bu sefer itiraf ediyor. Benim diyor bir batılı birikimim var, bir de tarihsel mirasım var. Mirasının tarihsel değil gerçek, birikiminin batıdan gelen pislik olduğunun birebir farkında olan Ali bilinçli bir şekilde zerk ediyor zehrini. Ve şöyle diyor; bugünün dünyası ve günümüz ideolojilerinin görüş ve tecrübesiyle kendi geleneksel kültürüm ve dinimin içindeki öğe ve konulardan bilinçli ideolojimin öğelerini bulmalıyım. Bulup çıkarmalıyım. Son nefesini vermek üzere olan bu yüzyılda ve inançsız nesilde yeni bir bilinç yaratmalıyım. Teşekkürler. Lütfen ama lütfen gençlerimize dokunmayın. Allah’tan yaşamıyor Ali Şeriati ama temsilcileri burada, sevenleri burada. Onlar da aynı kafada. İslam, daha başlangıcında iki kanada ayrıldı diyerek işte Pers Derin Devleti’nin zihniyetini veriyor şimdi. Dikkat, Şia’nın değil Pers Derin Devleti’nin. Şia’daki aksilikler zaten hepimizce malum. Ama burada Pers Derin Devleti’nin içindeki garezi göreceğiz. Bir kanat sağa eğilim gösterdi diyor. Ebubekir ve Ömer’le başladı. Osman’la zirveye ulaştı. Sonra Beni Ümeyye ve Beni Abbas biçiminde tarihin geleneksel sınıfının düzenini kabul etti. Ama devrimci İslam Ali’yle başladı. Hazreti Ali Efendimiz’e hakaret etti ne yazık ki. Devrimci kaldı, devrimci kimliğini bin yıl korudu ve Safavi devrinden itibaren irticai ve devletçi şekle büründü. Evet biz de ondan bahsediyoruz. Sizler Hazreti Ali’yi değil, Hazreti Ali Efendimiz’in örtüsü altındakini, onun örtüsü altındaki hakikati değil, onun tabelasıyla, onun ismiyle kendi Pers Derin Devletinizin üstünü örttünüz. Ateşperestliğini örttünüz. Oraları İslam’a kavuşturan Hazreti Ömer Efendimiz’e, canımıza, ciğerimize, Hazreti Osman’a, Hazreti Ebubekir Efendimiz’e halkınıza değil kendiniz küfrettiniz. Bu hakikat dairesinde bir şeyin altını çizmek lazım. Şia kafirdir diyenler bambaşka bir berbatlıktalar. Bu bambaşka bir berbatlıkta. Biri ifratta, biri tefritte. Hakikat, orta olanda. Orta olan şu ki, Ehli Beyt’in sevgisi olmadan bir adamda hakikaten iman olmaz. Ama Hazreti Ebubekir, Hazreti Ömer, Hazreti Osman gibi başımızın tacına laf edenden de bu dinde hayır beklenmez. Burada fikri ve ruhi bakımdan meydan okuyan bir devrime, takılmış bir kere devrime, ihtiyacımız var diyor. Hadi bakalım ne yapacağız? Kendimize karşı ayaklanmaya, bu işte mutlak ihlasa sahip olmak gerekir diyen Ali Şeriati kitabının neredeyse tamamı boyunca bunu yapacak isimlere karşı saldırıda. Hakikatin dosdoğru merkezi gerçekliktir der. Heh ne güzel. Bu gerçeğe nasıl kavuşacağız? Gel de bak şimdi. Öyleyse kendi zihinselliğimize dayanmak ya da kendi zihnimizde teori ve felsefe üretmek ideoloji, tarih felsefesi ve antropoloji adına bir şey elde etmek ve sonra bu esasa göre insanı anlamlandırmak yerine tarihi yorumlamalı. İnsan türünün gelişiminden söz etmeli ve daha sonra da tercihi sorumluluk, cephe ve ciheti belirlemeyiz. Tam tersine hareket etmeliyiz diyen Ali Şeriati tasavvufçuluk oyunu oynayanların ben de babalarından biriyim demiş olmuyor mu? Avrupalılardan örnek veriyor. Medeniyetin içindeki ayrıcalıklı bir taraf olmadığına inanıyor. Yeni medeniyetlere değil zaten bir medeniyet vardır diyor. Zannımızca batı medeniyetini kendisine ilah ediniyor ya da önder diyelim daha doğrusuyla. Onlar iftira ediyorlar, biz yanlışa düşmeyelim. İrfani ve dini vicdan derken aman biraz hakikat mi anlatacak diye bekliyoruz. Özel bir duygudur diyor. Evet, hepiniz aynı şeyi söylüyorsunuz. Yaşamadan hissedilen duygu diyorsunuz. Efendim detaylar oldukça fazla. Her bir detay bunu yeniden daha da kötü bir hale getiriyor. Bakın kanaatime göre ideoloji alanında ideolojik ve fikri alanda en büyük ve en acil iş İslami ideoloji için kamil bir sima oluşturmaktır diyor. Herhalde bu kitapların simasına da kendisini koymaları bir başka hikmeti beyan ediyor. Tekfir, özel bir grubun tekelinde değildir diyor. Teşekkür ediyoruz. Keşke sen de yapmasaydın. Gerçi kitabında net bir şekilde yapmıyor hakkını yemeyelim ama her seferinde ona kapıyı açık bırakıyor. Meşhur Pers Derin Devleti’nin elemanları gibi. Biz de öğreniyoruz. Osman gibi yaşayıp, Ebu Zer için gözyaşı döken kimse bu sınırın dışındadır. Şia sınırının dışındadır diyerek Şia’ya kafir demeyen kafir olur diyen zihniyetin Şia tarafını seyrediyorsunuz şimdi. Al bir de buradan yak diyoruz. Sonra bu adamlar medeniyet kurgusunda Müslümanları bir araya getireceklermiş. Gençleri ayağa kaldıracaklarmış. Beyefendiler yeter yeter. Gençleri ayağa kaldırmayın. Biz gençleri bir masa başına oturtup tefekkür, tezekkür ve bir hakikat uğrunda mücahede için önce nefisleriyle mücadeleleri için gayret sarf ederken sizlerin hep ayağa kaldıracağız dediğiniz o gençleri yol ortasında gezinen tavus kuşları gibi vurdurma gayretinde olduğunuzu iyi biliyoruz. Ama hakikat, bu iş böyle olmayacak Allah’ın izniyle. Diyalektiğe giriyor. Kozmolojiye giriyor. Bu kelimeleri niye söylüyorum hiç detaya girmeden, Dücane’den hatırlayacaksınız. Orijinal değiller diyorum ben her seferinde ama dinleyicisi çok orijinal olduğunu zannediyor çünkü dinleyiciler sadece onu dinliyor. Bizim kadar geniş yelpazeden bakamıyorlar. Efendim İslam, yeni bir tarih geliyor şimdi, kendi ifadesiyle bir davettir. Ne güzel. Davet kelimesinde ne gizlidir ve ne uyumaktadır? Hadi bakalım uyandır bizi Ali. İdeoloji, sorumluluk ve hareket. İslam’ın içinde ideoloji yok, sorumluluk var. Hareket, kendine karşı var. Bu üç öğe davet kelimesini oluşturur derken kendi hayal dünyasında sıçrayıp gelmiş. O üniversitelerde nasıl hoca olmuş bir de onun araştırılması gerekiyor. Sadece insan iğrençtir diyor. Bilmem kimden bahsediyor. İğrenç bir bit yoktur. Bütün hayvanlar güzeldir, kutsaldır, günahsızdır, masumdur. Hatta kurt bile insanı parçaladığında masumdur çünkü fıtratının yapısına göre hareket etmektedir. O cinayeti seçmez, aksine sizin hamburger yerken ki masumiyetinizle sizi yer diyor. Hep gençlere bir göz kırpma hikayesi var. Tutuyordu çünkü bu Amerikan karşıtlığı o tarihlerde. Bugün de tutuyor bazen. O yüzden yapıyorlar böyle. Salih amel, neymiş? Hepsinden önemlisi salihat ve hasenat arasındaki ilişkidir. Hasenat hayırlı işlerdir. Salihat ise devrimci eylemlerdir. Devrimci eylem ve hayırlı eylem. Bir kere de şu eylemi kendinize yapaydınız ya. Göremedik, göremeyiz çünkü başka bir kibir kutusu. İnsanın cevherindeki değişim Allah’a ricat, Allah’la buluşma ve Allah’a yaklaşma olan, kendinden başlayıp başka bir kendine doğru değişimdir derler. Her seferinde bu kendilik meselesini anlayamadı bu garipler. Kendimizden içeriye var olan kendimizi beyan eden Yunus Emre Hazretleri nefse karşı mücadeleyi anlattı. Bu garibanlar kendi içinde bir tane daha kendini arıyorlar. Devam, aramaya devam. Yanlış yerde, yanlış delikte. Efendim bu kitabın sonuna gidip öbür kitaptan küçük bir örnek vereceğim. Konuyu da kapatacağım aslında Ali Şeriati mevzusunda çünkü akidede problem, anlayışta problem, Müslüman’ı kirletmekte her türlü bir iğrençlik akıyor. Hyderger’in sözündeki gibi insan günah işleyebilen bir melektir diyor. Bugünkü deizme de kapı aralıyorsun ya Ali, helal olsun. (Tevhid Ocağı)
Dünya hedefine nasıl bakarsan öyle görürsün Sorgulayarak öğrenmenin kendi iradenle yaratıcının dünya nın ve insanların yaratmasının bir sebep oluşması (Mücahit Aydın)
Kitabın Yazarı Ali Şeriati Kimdir?
Ali Şeriati (Farsça: علی شريعتی) (d. 1933, Sabzevar - ö. 1977), İranlı Müslüman sosyolog, aktivist, düşünür ve yazar; özellikle din sosyolojisi ve çağdaş İslam düşüncesi üzerine eserler vermiştir. Marksist düşünceden yaptığı alıntılar ve türetmeler ve bunların kendi zamanındaki İran'a ve çevresine adapte edilmesi ve Marksizm kritiği ile birlikte çağdaş İslam düşüncesi ve devrimcilik açısından ortaya koyduğu çeşitli sonuçlar ve yarattığı ilgi sebebiyle, gerek önemli çağdaş İslam düşünürleri arasında gerekse İran'daki devrimci İslam'ın babası ve İran İslam Devrimi'nin baş düşünürü olarak anıldığı olmuştur. Düşünceleri genel olarak "İslam'a dönüş" -"öz"e dönüş- başlığı altında toplanabilir ve bilimsel kaynaklara dayanması, sosyoloji vurgusu yapması ve Batı metodolojisini, çeşitli açılardan eleştirmekle birlikte çeşitli açılardan yapıcı bir şekilde kullanması (ki sosyoloji gibi çeşitli bilimler ve Batı düşüncesinde ortaya çıkan çeşitli fikirlerin, örneğin bazı Marksist fikirlerin, İslam'ın özünde de daha farklı bir şekilde ortaya konduğunu da savunur) sebebiyle moderndir ve gelenekçilikten uzak olduğu gibi gelenekçi görüş ve kesimlere eleştirel yaklaşır nitekim bu sebeple eleştirildiği veya çelişki ile suçlandığı olmuştur. Bu tarzından yola çıkarak kendisi hakkında "sosyolojiyi İslamlaştırmaktan" ziyade "İslam'ın sosyolojik" bir okumasını yaptığı da söylenmiştir.
Hayatı
Çocukluğu
Şeriati 1933 yılında Mazinan, Sabzevar, İran'da doğdu. Babası ilerici milliyetçi bir öğretmen olan Muhammed Taki'dir. Eğitim yıllarında ilk kez İran'ın daha aşağı sınıflarından insanlarla tanıştı, var olan fakat bilmediği yoksulluk ve zorluklarla tanışması bu dönemde oldu. Ayrıca aynı dönemde Batı felsefi ve siyasi düşüncesiyle de tanışmıştır. Modern sosyoloji ve felsefenin bakış açısı ve bunun geleneksel İslami prensipler ile harmanlanması aracılığıyla Müslüman toplum ve toplulukların karşılaştığı sorunları açıklamaya ve çözümler bulmaya çalışmıştır. Şeriati Mevlana ve Muhammed İkbal'den büyük ölçüde etkilenmiştir.
Eğitimi
Lisansını İran'da bitirdikten sonra, Paris Üniversitesi'nde doktorasına başladı. Burada, 1964 yılında Sayfuddin'den "Belh'in Faziletleri Tarihi" isimli bir el yazmasının notlandırılmış bir Farsça çevirisini yaparak Edebiyat dalında doktor olmuştur. Daha sonra İran'a dönmüş, fakat hemen şah yönetimi tarafından tutuklanıp hapsedilmiştir. Yönetim onuFransa'dayken devleti yıkıcı siyasi aktivitelerde bulunmakla suçlamıştır. Daha sonra 1965'te serbest bırakılmış ve Meşhed Üniversitesi'nde eğitim vermeye başlamıştır.
Ölümü ve etkileri
Dersleri kısa sürede farklı toplumun farklı kesimlerinden öğrenciler tarafından beğenilmiş ve popülerleşmiştir. Bunun sonucu yönetim Üniversite'yi zorlayarak onun eğitim vermesini engellemiştir. Bunun üzerine Şeriati Tahran'a giderek Hüseyniye-i İrşad Enstitüsü'nde ders vermeye başlamıştır. Yine büyük bir popüleriteye ulaşan dersleri, yine toplumun her kesiminden öğrencileri etkilemiştir. Şeriati'nin görüşlerine ilginin arttığı orta ve yüksek sınıflardan öğrencilerin olması dikkat çekiciydi. Bu ilgi de şah yönetiminin Şeriati ile bazı öğrencilerinin tutkulanması emrini vermesine neden oldu. Gerek yurt içinden gerekse yurt dışından gelen tepkiler üzerine yönetim onu serbest bıraksa da çeşitli şartlarla tahliye edilmişti: kesinlikle herhangi bir eğitim aktivitesinde yer almayacak, hiçbir şey yayımlamayacak ve özel veya genel hiçbir toplantı yapmayacaktı. Ayrıca devletin güvenlik örgütlerinden SAVAK onun yakın çevresini yakın gözetim ve denetim altında tutacaktı. Şeriati bu şartlara karşı çıkarak ülkesini İngiltere'ye gitmek üzere terk etmeye karar verdi. Üç hafta sonra, 19 Haziran 1977'de SAVAK tarafından öldürüldü.
Tahran'ın büyük hastanelerinden birine Şeriati'nin ismi verilmiştir.
Devrim öncesi İran'ın en önemli ve etkili felsefi liderlerinden sayılan Şeriati'nin görüşleri bugün hâlâ İran toplumunda popüler ve etkindir. Özellikle bugünki İslami Cumhuriyet rejiminin biçimi, ruhban sınıfının konumu ve eşitlik anlayışına karşı çıkan kesimler tarafından beğenilmektedir.
Şeriati'nin düşünsel çalışmaları sadece devrim öncesi ve sonrası İran'ı değil, dünya çapında İslamcı topluluk ve düşünceler başta olmak üzere birçok kişi ve grubu etkilemiştir. Çeşitli dini kavramlara yaklaşımı, ruhban sınıfının eleştirisi ve İslamcılık hareketinin içinde kabul edilen çeşitli çıkarımlarıyla ilgi çekmiştir.
Şeriati, ayrıca Martinikli Marksist düşünür ve şair Frantz Fanon'un "Yeryüzünün Lanetlileri" isimli eserini, Jacques Derrida'dan "Şiir Nedir" ve Fransız oryantalist ve aynı zamanda katolik papaz olan Louis Massignon'dan "Selman-ı Pak" adlı eserleri Farsçaya çevirmiştir.
Birçok eseri bulunan Ali Şeriati'nin eserlerinin neredeyse tümü Türkçeye çevrilmiştir.
wikipedia
Ali Şeriati Kitapları - Eserleri
- Hac
- İnsanın Dört Zindanı
- Ali
- Dine Karşı Din
- Kendini Devrimci Yetiştirmek
- Ebuzer
- Anne Baba Biz Suçluyuz
- Kadın (Fatıma Fatımadır)
- Her Hicret Bir İnkılaptır
- Muhammed Kimdir
- Kendisi Olmayan İnsan
- İnsan
- Bilinç ve Eşekleştirme
- Dua
- Çocuklar ve Gençler
- Dinler Tarihi 1
- Dinler Tarihi 2
- Şehadet
- Aydın
- İslam ve Sınıfsal Yapı
- Marksizm
- Kur'an'a Bakış
- Hangi Şia?
- Kapitalizm
- İran ve İslam
- İslam Bilimi (Ciltli) I-II
- İbrahim'le Buluşma
- İslam'ı Tanıma Metodu
- Dünya Görüşü ve İdeoloji
- Yeni Çağ'ın Özellikleri
- Ne Yapmalı
- Yalnızlık Sözleri 1
- İslambilim 1
- İslambilim 2
- Biz ve İkbal
- Aydınlara Umut Çağrısı
- Ali Şiası Safevi Şiası
- Hür Düşünce Mektebi
- İslam Nedir Muhammed Kimdir
- Mektuplar
- Çöle İniş
- İslam'ı Anlamak
- İnsan Olmak
- Kevir/ Bir Tarih Olarak Beliren Coğrafya
- Muhammed'i Tanıyalım
- Kültür ve İdeoloji
- Kendini Bilmek
- Yalnızlık Sözleri 2
- Medeniyet ve Modernizm
- Medeniyet Tarihi 1
- Medeniyet Tarihi 2
- İdeallerin Yenilgisi
- Kapitalizm Uyanıyor mu?
- Şia
- Mükemmel Bir Cemaat Ali Şiası
- Sanat
- Dine Karşı Din / Anne Baba Biz Suçluyuz
- Ümmet ve İmamet
- Adem'in Varisi Hüseyin
- Aşina Yüzlerle Ailesine ve Dostlarına Mektuplar
- Kavramlar Sözlüğü
- Muhtelif Eserler- I
- Muhtelif Eserler- II
- İslambilim 3
- Bir Önünde Sonsuz Sayıda Sıfırlar
- Tevhidi Altyapı
- Bekleyiş - Karşı Tepki Dini
- İslam Ekonomisi
- İslam'ın Tarih Felsefesi
- İslam Sosyolojisi Üzerine
- Sizi Rahatsız Etmeye Geldim
- Marksizm ve Diğer Batı Düşünceleri
- Yarının Tarihine Bakış
- Sevmek Aşktan Üstündür
- Terimler Sözlüğü
- Gençler İçin İnanç ve Ahlak Prensipleri
- Dine Dayanmak
- Siret
- Ali Şeriati'den Aforizmalar
- Dinleri Tanımak
- İki Sûre İki Yorum
- Çağımızın Müslüman Kadından Beklentisi - Emperyalizme Karşı Müslüman Kadın
- Toplumbilim Üzerine
- Çar Zindanen İnsan-Eli Şerieti
- Aşk ve Devrim
- Ve Cevap Veriyorum
- Öze Dönüş
- Ayet Yorumları
Ali Şeriati Alıntıları - Sözleri
- Diğer canlılar niçin yaşadıklarını anlamaları gerekmeksizin yaşarlar. Ama insana: "Yaşa!" dedikleri zaman "Nasıl?" diye sormadan önce "Niçin?" diye soruyor. Bundan dolayı insana,sadece nasıl yaşayacağını öğretmek yetmiyor. İnsan, aç olduğu sürece alışılmış hayat nimetlerinin peşinden gider ve gündelik dertlerini gidermek için çabalar; bu durumda bu sorulardan az ya da çok uzaklaşır. Fakat bu ihtiyaçlar giderildiğinde onun için insan olmanın temel ihtiyaçları ve nerede olması gerektiği gündeme gelir.Gercekten de gerçek din ve mutlak din duygusu bugün daha çok, daha ciddi ve daha hayatı bir ihtiyaç konusudur. (Dinler Tarihi 1)
- Bu dünyada şu üç şeyi şunlarla ara: Gerçekliği, düşünce ve ilimle; iyiliği, ahlak ve dinle; güzelliği, sanatla. Ve aşk sana bu üç dünyanın da kapılarını açabilir. (Aşina Yüzlerle Ailesine ve Dostlarına Mektuplar)
- Başkalarıyla oldukça kendimi yalnız görüyordum. Yalnız kendimle, yalnız değildim. (Çöle İniş)
- Diyorlar ki kafir, ölümden sonraki dünyaya inancı olmayan kimse demektir. Mümin ise bunlara inancı olan kimsedir. (Dine Dayanmak)
- Peygamber, ağır düşüncelerin baskısı altında bunaldığında ve ruhunun çetin dalgaları ve düşüncelerinin yüksek miraçları karşısında takatsiz kaldığında, Ayşe' yi çağırıp " Benimle konuş ey Hümeyra( pembelim) ! diyordu. (İslam Nedir Muhammed Kimdir)
- “Sezgisel ve tahmini değil, aksine gözle görme şeklinde olan kesim bilimsel ölçülere dayanarak ikinci neslimiz bizimle yabancılaştığını biliniz.” (İbrahim'le Buluşma)
- Dua; öğreten, bilinçlendiren, iyilik ve güzelliği telkin eden bir metin, ruhu ruhani miraca götüren, ölüm gününden kurtaran, Allaha yaklaştıran, eğitip öğreten bir ilimdir. (Kavramlar Sözlüğü)
- Kıyamette görmeye başlayıp başkalarını görme azabına uğrayacağımdan korkuyorum. [Ebulala Maarri] (İslambilim 2)
- İbrahim'e bak! Sevgili evladını aşka kurban ediyor. (Ali Şeriati'den Aforizmalar)
- "O sıfır aleminin içinde bir gibiydi." (Çocuklar ve Gençler)
- Netice, yine umutsuzluk, nefret, sorumluluktan kaçma, kendi köşesine çekilme, mistik hayat, varoluşçu oyunlar vb .. (Medeniyet ve Modernizm)
- Dua, yüzüne açılmayan hiçbir kapıyı çalmaz.. Dua, en yüksek ifade zirvesini, aklın karanlık gecesinde, Akıl bineğinin ayağı topalladığında, Aşk uçuşu sırasında bulur.. (Dua)
- lnsan ne kadar daha fazla anlar ve ne kadar daha derin hissederse daha çok acı çeker ve sorumluluğu ağırlaşır. (Yalnızlık Sözleri 2)
- Yarının tarihini yazarsak ancak, tarih değer kazanacaktır. Tarih, eğer yarını bilmemize, bugünün insanını ya da ortaya çıkacak insanı bilmemize yardımcı olmuyorsa, faydasız olacaktır. Çünkü tüm bilimler; insanları, geleceğin insanının hayatını ve bugün ile yarının insanının idealini anlamada, en azından yararlı olmak zorundadır. Geçmişteki insanı anlamak, kendimizi ve geleceğimizi anlamada bir başlangıç olmalıdır... (Yarının Tarihine Bakış)
- Şüphe yok ki, bu memlekette aç olanlar en çok çalışanlardır. Bununla şerefiyle çalışan, hırsızlık, yan kesicilik, aldatma, dalkavukluk, rüşvet, nüfuz sömürücülüğü, kadın ticareti, insanı kısa yoldan seçkin kılacak herhangi ber şeyi yapmayan namusluları kastediyorum. (Kapitalizm Uyanıyor mu?)
- Komünizm ve kapitalizmin her ikisi de şekil farklılıklarına rağmen insana "ekonomik bir hayvan" olarak bakmaktadırlar. Aralarındaki bu şekil farkı bu hayvanın ihtiyaçlarını karşılamada hangisinin daha başarılı olabileceği meselesi üzerinedir. (İnsan)
- Aydın ; son peygamberden sonra, peygambere benzeme eylemidir. Ümmi olmak ; halkın adamı olmaktır. Ümmetin hem içinde hem de dışında ayaklanmaktır. (Ne Yapmalı)
- "Bir toplum kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez." (Bilinç ve Eşekleştirme)
- Halkın eleştirilerini özgürce yapamadığı bir toplumda eleştiriler, mizahla yapılır ve bu mizahlar bir araçtır. (Medeniyet Tarihi 1)
- Kuran'ın Allah'ı insana yakındır, herkesle birliktedir. (İslam Nedir Muhammed Kimdir)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin