Kitap Künyesi
Yazar: İsmail Bilgin
Yayın Evi: Timaş Yayınları
İSBN: 9789752636798
Sayfa Sayısı: 352
--reklam--
Elveda Balkanlar Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Sarıkamış-Beyaz Hüzün kitabının yazarından…
Balkanlar tam 500 sene boyunca, dağıyla taşıyla, kurduyla kuşuyla, tozuyla toprağıyla bize yar olmuş diyarlardı. Bu nazlı diyarlar 93 Harbi diye bilinen 1877-78 Osmanlı-Rus savaşı ile elimizden çıkmaya başlamış, fetih için başlayan gidiş, son yüzyılda büyük bir muhacerete dönüşmüştü.
“Elveda Balkanlar” unutulan vatanı, Balkan Harbi′ni, Balkan Göçü′nü, Edirne′nin işgal edilişini ve kurtuluşunu tüm ayrıntılarıyla anlatmak amacıyla kaleme alınmıştır.
Bu kitap Balkanlar′dan, anavatanlarından göç edenlerin ve Kuşçubaşı Eşref′in etrafında bir avuç isimsiz kahramanın Edirne′nin işgalden kurtarılması için verdiği insanüstü mücadelenin öyküsüdür.
"Ey Balkanlar, bu ayrılık yürekten midir? Nasıl gideceğiz? Neyle gideceğiz? Biz gitsek, yüreğimiz burada kalacak. En önemlisi buralar bizsiz, buralar öksüz kalacak. Hey gidi Koca Osmanlı. Buralar sensiz kalacak. Aysız, yıldızsız kalacak. Kur’an’sız, mescitsiz, camisiz kalacak. En önemlisi hey Koca Osmanlı, Balkanlar duasız kalacak! Bizler yetim, bu diyarlar da öksüz kalacak. Bir yanımız hep eksik olacak…" Balkan Muhacirlerinden Yusuf
“Enver Bey siz şimdi İstanbul’a dönün… Biz de başımızı alıp gidelim. Ne olacak? Belki bir yerde beklenilmeyen bir savaş olur, erir gideriz; zaten Edirne’yi kurtarmak için yola çıktığımız zaman ahdimiz bu değil miydi? Biz bu yola çıkarken, başımıza geleceklere peşin peşin razı olmuş insanlarız… Ama bugün elimize geçen fırsatı kaçırırsak, tarih bize lanet eder. Bu fırsat, düşmanın kucağında ve bıçağında olan milletdaşlarımızın son ümididir. Tarihin tükürüğünü yüzümde duymak istemiyorum.” Kuşçubaşı Eşref
--reklam--
Elveda Balkanlar Alıntıları - Sözleri
- “Bulutlar Edirne için, bu vatan için, muhacirler için, ölen ve öldürülen gelinlikli kızlar için, bebekler için ağlayın. Kırılan, kaybolan ümitlerimiz ve hayallerimiz için ağlayın. Bulutlar benim yerime siz ağlayın. Ben ki askerim, erkeğim. Ağlayamam. Ağlamak bana yasak…”
- Komşuluk: ‘Zaten annesi bugüne dek herkese, komşularına, din, dil ayrımı yapmadan hep yardım etmişti. Komşuluk çok önemlidir. Kendi dinimizden, kendi milletimizden olmasa da, komşularımızın bizlerin üzerinde hakları vardır’, derdi. Her kandilde yaptığı helvadan komşularına birer tabak gönderirdi. Onlar da tabağı geri verirken yaptıkları pekmezden, bulgurdan tabağın içine koyarlardı. Komşuya verilen tabak boş getirilmezdi. Tabağı boş getiren komşunun ‘gönlü de boş’ denirdi o zamanlar.. Yağmur, benim yerime ağla. Ben bir askerim, erkeğim. Ağlayamam.. Dünyanın başka hiçbir yerinde yenilmiş, büyük kıymetlerini kaybetmiş, sahipsiz kalmış başka bir askerin (Türk askerin) hareketlerinde ve çehresinde böylesine bir asalet ve dostluk bulmak kabil değildir.. Önemli olan, var iken değil, yokken bölüşmek, paylaşmaktır. Önemli olan yokken verebilmektir. Yokken dağıtabilmektir. Varı herkes dağıtır.. ‘Balkan’ın üstünde sızan her pınar, Bir yaradır durmadan kanar içten!, Hangi taşın kalbini deşsen: mezar!, Gör ne mübarek yer, uğurlar ola (M.A. Ersoy).. Evet, ben bir hayale ölesiye sevdalıyım, ama bir gerçeğe de sevdalıyım: O da vatanım!.. ’Atın iyisine doru, yiğidin iyisine de deli derler’.. ’Kader’ içinde yaşadığımız bugün, yaşayacağımız yarınlardır. Hangi yarınlar? Aydınlık, güneşli, sıcacık, insana ümit veren, insanı sevindiren yarınlar. Bugünler de dünlerin yarınları değil miydi?...
- Dünyanın başka hiçbir yerinde yenilmiş, bütün kıymetlerini kaybetmiş, sahipsiz kalmış başka bir askerin (Türk askeri) hareketlerinde ve çehresinde böylesine bir asaletlik ve dostluk bulmak kabil değildir.
- 1 Ekim 1912, salı günü İstanbul halkı önceki günlerin aksine gazetelerini bir başka ilgi ile okumuşlardı. Gazetelerin yazdığı bir telgraf metni ahalinin heyecanlanmasına yol açmıştı. Bulgar ve Sırp orduları seferberlik ilân etmişti. Haber sürpriz değildi. Daha yaz ayları başında Osmanlı Devleti'ne karşı Balkan İttifakı kurulmuştu. Ancak bu ittifak başkentte küçümsenmişti. İstanbul'da yaşayanlar, ilkbahar ve yaz aylarında Arnavut isyanını, özellikle de Makedonya sınırındaki çete savaşlarını, Yunanistan ile Girit çıkmazını ve yanı başlarındaki Bulgaristan'ın savaş istediğini iyi biliyordu. Bütün bunlar halk tarafından bilinmesine rağmen kurulan ittifaka karşı Osmanlı Devleti'nde askeri bir hazırlık görülmüyordu. Aslında askeri hazırlıkların yapılmaması insanları endişeye değil bilâkis gizli bir güvene sevk ediyordu. Her bireyin aklında dört küçük devletin hiçbir zaman Osmanlı Devleti ile başa çıkamayacağı fikri hakimdi.
- Georges Remon Balkan Savaşı'nı izleyen bir gazeteciydi. 16 Kasım 1912 tarihinde defterine şunları karalamaktaydı: Buraya gelen gazetelerden öğreniyorum ki bir büyük katliamdan söz edilmektedir. Onlara göre Türkler çekildikleri yerlerde Hıristiyan ahaliyi katletmiş ve her şeye saldırmışlardır. Illustration okuyucuları, elbette hislerime yenilip mağlup Türkler hakkında aleyhte ve lehte hayal gücümün işletmemi benden beklemeyeceklerdir. Türklerin ricatı sırasında kendileri ile birlikte bulundum. Çorlu ve Çerkezköy felaketlerini onlarla birlikte yaşadım. Şunu hemen söyleyeyim ki çekildikleri sırada her şeylerini yitirmiş hatta Hıristiyan ahalinin kinine hedef olmuş Türk askerinin tek bir şiddet hareketine, yağmasına ve katil olayına rastlamış değilim. Aksine otuz kadar gazeteci bu yenilmiş askerin ortasında kaldık. Türkçe bilmiyorduk. Şapkalarımıza, pelerinlerimize ve konserve kutularımıza bakıyorlardı Türk askerleri. Ama saldırma asla... Asla... Aksine zaman zaman çadırlarımızı kurmaya ve paketlerimizi taşımaya bile yardım ettiler. Dünyanın başka hiçbir yerinde yenilmiş, bütün kıymetlerini kaybetmiş, sahipsiz kalmış başka bir askerin hareketlerinde ve çehresinde böylesine bir asaletlik ve dostluk bulmak kabil değildir.
- Edirne şehri ve kalesi bildiğiniz gibi Bulgarlar tarafından kuşatılmıştır. Ancak düşman bu şehri kolayca teslim alacağını düşünüyorsa, yanılıyor. Doğru, yiyecek sıkıntısı çekiyoruz. Silahımız az. Cephanemiz de... Yağmur durmadan yağıyor. Her yer çamur içinde. Yakında kar da yağmaya başlayacak. Her şey bizden yana tükeniyor. Lâkin tükenmeyen bir şey daha var ki; ümidimiz, heyecanımız, direnme azmimiz... Daha düne kadar bir Osmanlı tebaasını oluşturanlar, bize "Teslim olun." deme cüretini ve gafletini kendilerinde buluyorlar... Binlerce topları varmış. Şaşarım! Bizim de binlerce, on binlerce göğsümüz var! Silahlan çokmuş. Askeri de... Biz de çoğuz. Askerlerim! Hiçbir zaman yeise ve karamsarlığa düşmeyiniz... Düşman bundan daha ileri geçemez... geçemeyecektir. Farz edelim ki geçti... "Düşman hatlarımızı geçtikten sonra ölürsem, kendimi şehit kabul etmiyorum. Beni mezara koymayın. Etimi itler ve kuşlar çeke çeke yesinler. Fakat müdafaa hattımız bozulmadan şehit olursam, kefenim, lifim, sabunum çantamdadır. Beni bu mahalde gömeceksiniz ve gelen nesiller üzerime bir abide dikeceklerdir."
- Devletler arasında uzun süreli dostane ilişkiler yoktur. Yarın bakarsın, durum değişir. Devletler arasında çıkar ilişkisi vardır... Çıkarı çakışan her devlet birbiri ile ittifak kurar. İyi ilişkiler içinde olur...
- ..gönlü ve gözü dolu olanlar kaderden yana şikâyet etmez. Kader içinde yaşadığımız bugün, yaşayacağımız yarınlardır.
- "Dağlar dağlar Viran dağlar Yüzüm güler Kalbim ağlar"
- Allah her şeye kadirdir.
- "Zaten annesi bugüne dek herkese, komşularına din, dil ayırımı yapmadan hep yardım etmişti.' Komşuluk çok önemlidir. Kendi dinimizden, kendi milletimizden olmasa da komşularımızın bizlerin üzerinde hakkı vardır.' derdi. Her kandilde yaptığı helvadan komşularına birer tabak gönerirdi. Onlar da tabağı geri verirken, yaptıkları pekmezden, bulgurdan tabağın içine koyarlardı. Komşuya verilen tabak boş getirilmezdi. Tabağı boş getiren komşunun 'gönlü de boş' denirdi o zamanlar."
- Ayrılık gayrılık dağlara da sinmiş.
- Toprak avuç içi kadar da gitse elemimiz dağ kadar olur kızım. Kanlı gözyaşlarımızı dökeriz. Toprak her şeyimizdir.
- Önemli olan, var iken değil yokken bölüşmek, paylaşmaktır. Önemli olan yokken verebilmektir. Yokken dağıtabilmektir. Varı herkes dağıtır.
- Balkan'ın üstünde sızan her pınar Bir yaradır durmadan içten kanar! Hangi taşın kalbini deşsen: Mezar! Gör ne mübarek yer, uğurlar ola.
--reklam--
Elveda Balkanlar İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Balkanlar içimizdeki yetim evlat. Bırakıp giderken bir yanımızı bıraktığımız topraklar. Ben büyük nino dan dinledim güzel toprakları çileleri acıları. Bu kitap bana Nino dan dinlediklerimden bir kesit sondu tekrar hatırlattı. Osmanlının yetim çocuğu Balkanlar (Pınar)
“Elveda Balkanlar...”: Ezelden beri Balkan ülkelerine olan hayranlığım, beni bu kitabı okumaya teşvik etti.. Yahya Kemal Beyatlı, Balkanlar için: “Türkler, bir deniz gibi Balkanlardan çekilmiş, lakin tuzunu bırakmış, bütün topraklar Türklük kokuyor”, demişti. Bu ne kadar güzel bir söz. Balkanları görmüş biri olarak diyebilirim ki, orada hala Osmanlı’nın izlerini taşıyan yapıtlar görebiliriz. Oradaki yaşayan insanlarımıza ‘Biz Türkiye’den geliyoruz’ denilince, gözlerinde hep bir ışıltı parlar. Belki hala aynı sınırlar dahilinde olmasak da, 500 yıllık ortak geçmişimiz bizi bir yapıyor. Peki neden unutuldu bu eski vatan? Anzaklar bile Çanakkale’de ölen askerlerine sahip çıkarken, her yıl onlar için o kadar mesafeyi göz ardı edip atalarını ziyaret edip anarken, bizi oradaki atalarımızı anmaktan alıkoyan nedir? Günümüzde her ülkenin sınırı belli, fakat bir zamanlar dedelerimizin şehitlerimizin yaşadığı ve can verdiği yerleri unutmamak için öğrenmeliyiz. “Balkanların nasıl kaybedildiğini” öğrenelim ki, Doğu Anadolu’yu, Ege’yi, Karadeniz’i de aynı şekilde kaybetmeyelim.. Bu romanda, Osmanlıların son dönemlerinde Bulgarların Edirne’ye kadar ilerleyişini, 500 yıllık yurdu Balkanların yitirilişini okuyacaksınız. Bu kitap, Edirne’nin işgal edilmesini, göçleri, Balkan Savaşında ecdadımızın yaşadığı tüm sıkıntıları, zulmü gözler önüne seriyor. Zorla vatanımızdan çıkışı anlatan bir kitap. Romanda karakterlerin hikayesi bitip, tarihi bir hikaye anlatılıyor, son 30 sayfa buna ayrılmış. Kitabın türü roman, fakat bilgi ağırlıklı olmasından dolayı ve faydalanılan kaynaklar bakımından, tarih kitabı özelliği de taşıyor. Yazarımız hepsini toplayıp harmanlamış ve bizlere geçmişimizi hatırlatıcı, gurur duyacağımız bir gerçeği sunmuş... (Funda Usta)
Balkan Savaşı sırası göç eden halkın ve birliklerin yaşadıklarını akıcı dili ile anlattı İsmail Bilgin. Edirne'nin kaybı ile alevlenen yeni umutlar, yeni birlikler Kurtuluş Savaşın öncüsü olarak canını ve kanını feda ederek esas değerlerimizi bu günlerde ne denli kaybettiğimizi göz önüne getiriyor. Muhacir Halil' in sözleri ile asıl durumu özetleyebiliriz: "Kimse siz hiç kimse yok Var herkesin bir kimsesi. Kimsesiz kaldım yetiş Ey kimsesizler kimsesi.” (Gamze)
--reklam--
Elveda Balkanlar PDF indirme linki var mı?
--reklam--
İsmail Bilgin - Elveda Balkanlar kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Elveda Balkanlar PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı İsmail Bilgin Kimdir?
1964 yılında Gelibolu'nun Evreşe bucağında doğdu. İlk ve ortaokulu Evreşe'de, liseyi Gelibolu'da bitirdi ve İstanbul Üniversitesi Mühendislik Fakültesi, Jeoloji Mühendisliği Bölümünü kazandı. Fakülteye devam ederken, iki sene süreyle Türkiye Çocuk dergisinde çalıştı. Daha sonra, mezun olduğu üniversiteye asistan olarak girdi. 1993 yılında yüksek lisansını, 1999 yılında doktorasını tamamlayarak jeoloji doktoru unvanını aldı.
2000 yılında, akademik hayatını sürdürdüğü İstanbul Üniversitesi'nden ayrıldı. Hâlen bir kamu kurumunda jeoloji mühendisi olarak çalışmaktadır. Yayınlanmış makaleleri bulunan yazarın, edebî faaliyetlerinin yanı sıra bilimsel çalışmaları da sürmektedir.
Küçüklüğünden beri okuma yazmaya karşı büyük tutkusu olan yazar, 2000'de Ömer Seyfettin Hikâye yarışmasında İstanbul Depremi’ni anlattığı “Ne Oluyor Dendiği Zaman” adlı hikâyesi ile birinci oldu. Bu tarihten itibaren artan bir gayretle yazı hayatını sürdüren İsmail Bilgin, 2014'te Eskader tarafından tarih dalında "Kut’ül Amare" romanıyla; 2015'te de Yazarlar Birliği tarafından tarihî roman dalında ilk defa verilen büyük ödüle Çanakkale Romanları/Araştırmaları sebebiyle layık görüldü. Daha çok yakın tarih konularını, özellikle de 1. Dünya Savaşı dönemini ele alan eserlerle çocuklarda tarih bilincinin oluşmasına katkıda bulunmak için tarihî hikâyeler ve gençlik romanları yazdı ve yazmaya devam ediyor.
--reklam--
İsmail Bilgin Kitapları - Eserleri
- Sarıkamış
- Medine Müdafaası / Çöl Kaplanı Fahrettin Paşa
- Kut'ül Amare
- Kuşçubaşı Eşref
- 57. Alay Çanakkale
- 57. Alay Filistin
- Çanakkale Destanı
- Elveda Balkanlar
- Gelibolu
- 57. Alay Galiçya
- Diriliş / Osmanlılar Geliyor
- Sütçü İmam - Kahramanmaraş
- Safiye Hüseyin
- Zenci Musa
- Şerife Bacı / Kastamonu
- Şahin Bey / Gaziantep
- Çanakkale'ye Gidenler
- Küçük Yusuf / İstanbul
- Çanakkale'nin İsimsiz Kahramanları
- Hasan Tahsin / İzmir
- Ankara'nın Ateştir Yolu
- Onbaşı Nezahat / Kütahya
- İpsiz Recep / Karadeniz
- Çanakkale İçinde Vurdular Beni
- Yörük Ali Efe / Aydın
- Fatma Seher Hanım / Erzurum - İzmit
- Binbaşı Emire Ayşe / Aydın
- Sultan Alparslan
- Mehmet Fazıl Paşa
- Kara Yılan / Gaziantep
- Kurtuluşa Koşanlar
- Kambur Kerim / Adapazarı - Eskişehir
- Kudüs’teki Son Osmanlı
- Asker Saime / İstanbul - İzmit
- Cafer Efe / Soke
- Casus Mehmet / Tarsus
- Ahmet Hulusi Efendi / Denizli
- Tayyar Rahime / Osmaniye
- Hamdi Bey / Eceabat
- Hatice Bacı / Pozanti
- Evliya Çelebi'nin Maceraları
- Yahya Kaptan / İzmit
- Gizemli Ok
- Kurtuluş Savaşı Hikayeleri
- Alparslan'ın Akıncısı Alperen - Saklı Hazine
- Özgürlük Savaşı
- Fetih Yolunda
- Cesur Hemşire
- Gizli Görev
- Esirler Kalesi
- Esrarengiz Bilgin
- Çanakkale Tufanı
- Cezeri
- Tarihimizi Yazanlar
- Çaka Bey
- Biruni
- Ayrılmaz İkili
- Alparslan'ın Akıncısı Alperen - Oyunun Sonu
- İngiliz Kıskacı
- Deli Dumrul
- Evliya Çelebi Maceraları / Hazarfen Ahmet Çelebi Uçuyor
- Bedeli Çanakkale’de Ödenmiştir
- Destan Yazanlar
- Kayıp Ferman
- Çanakkale Savaşı Günlüğü
- Harizmi
- Zafer Getiren Mayınlar
- Korkusuz Pilot
- Osman Gazi / Aşiretten Beyliğe
- Oruç Reis - Kahraman Türk Denizcileri
- Tepegöz
- Oğuz Kağan Destanı
- Büyük Türk Gezgini Evliya Çelebi’nin Dünya Turu - 3. Kitap / Azak Kalesi'nin Fethi
- Denizaltıyı Vuran Kahraman
- Düşmana Göğüs Gerenler
- Dünyayı Sırtlayan Yiğitler
- Orhan Gazi / Beylikten Devlete
- Büyük Türk Gezgini Evliya Çelebi’nin Dünya Turu - 8. Kitap / Mısır Piramitlerinde
- Büyük Türk Gezgini Evliya Çelebi’nin Dünya Turu - 10. Kitap / Hollanda Macerası
- Büyük Türk Gezgini Evliya Çelebi’nin Dünya Turu - 4. Kitap / Kırım’ın Buzlu Denizi
- Düşmana Korku Salanlar
- Esaretten Kurtulan Nefer
- Ertuğrul Gazi / Aşiretten Beyliğe
- Barbaros Hayreddin Paşa - Kahraman Türk Denizcileri
- Kemal Reis - Kahraman Türk Denizcileri
- Büyük Türk Gezgini Evliya Çelebi’nin Dünya Turu - 1. Kitap / Marmara Korsanları
- Büyük Türk Gezgini Evliya Çelebi’nin Dünya Turu - 7. Kitap / Bağdat Çekirgeleri
- Büyük Türk Gezgini Evliya Çelebi’nin Dünya Turu - 6. Kitap / Dicle Serüveni
- Büyük Türk Gezgini Evliya Çelebi’nin Dünya Turu - 5. Kitap / Eşkıya Peşinde
- Büyük Türk Gezgini Evliya Çelebi’nin Dünya Turu - Çalınan Ferman
- Evliya Çelebi Mecaraları / Çocukluğu Ve Rüyası
- Evliya Çelebi Maceraları / Siyah Lale'nin Peşinde
- Evliya Çelebi Mecaraları / Karadenizde Fırtına
- Evliya Çelebi Mecaraları / Marmara Korsanları
- Masal Ormanı
- Sihirli Nar
- Evliya Çelebi Mecaraları / Balkanlarda
- Denizlerin Ejderhası - Turgut Reis
- Kara Mürsel Reis(Kahraman Türk Denizcileri)
- Umur Bey-Kahraman Türk Denizcileri
- Piri Reis - Kahraman Türk Denizcileri
- Bamsı Beyrek
- Battal Gazi
- Boğaç Han
- Büyük Türk Gezgini Evliya Çelebi’nin Dünya Turu
- Çelebi Mehmet
- Evliya Çelebi Mecaraları / Buz Tutan Denizde
- Mehmet Kamil
- Mehmet Nuri Efendi - Kurtuluşun Kahramanları 3
- Anadolu ve Balkanlara Vurulan Mühür Yıldırım Beyazıd
- Evliya Çelebi Mecaraları / Edirne'de
- Satuk Buğra Han Destanı
- Uluç Reis
- Büyük Türk Gezgini Evliya Çelebi’nin Dünya Turu - 9. Kitap / Foncistan Yolunda
- Evliya Çelebi Mecaraları / Afrika Ormanlarında
- Evliya Çelebi Mecaraları / Yol Kesen Kara Haydaroğlu
- Kurtuluşun Kahramanları 2 (10 Kitap)
- KURTULUŞUN KAHRAMANLARI 3
- Halide Edip
- Küçük Şükriye
- Mehmet Nuri Efendi
- Onikiler
- Tülütabaklar
- Tek Kurşun Atmadan
- Taş Bebek
- Devletten İmparatorluğa Sultan 1.Murad
- Buz Adaları
- Kuşların Dilinden Hikayeler
- Kelile ile Dimne'den Aslan ile Tilki
- Evliya Çelebi Mecaraları / Piramitlerdeki Hazine
- Seydi Ali Reis - Osmanlı'nın Hint ve Mısır Donanmalarının Kaptanı
- Çanakkale'nin Kahramanları Set 1
- Sarıkamış
- Evliya Çelebi - Buz Adaları
- Evliya Çelebi Mecaraları / Bitlis Diyarında
- Evliya Çelebi Mecaraları / Foncistan'da
- Evliya Çelebi Mecaraları / Ege Macerası
- Evliya Çelebi Mecaraları / Ferman Peşinde
- Evliya Çelebi Mecaraları / Gelibolu'da
- Evliya Çelebi Mecaraları / Diyarbakır'a Kelekle Yolculuk
- Evliya Çelebi Mecaraları / Bağdat'ta
- Fatih Sultan Mehmet
- Evliya Çelebi Mecaraları / Mısır Çöllerinde
- Evliya Çelebi Mecaraları / Battal Gazi İstanbul´da
- Hasret Hikayeleri
--reklam--
İsmail Bilgin Alıntıları - Sözleri
- Düşenin dostu olmazmış…Doğru ,çok doğru bir söz. (Kut'ül Amare)
- "Bakalım gelecek günler kimi haklı çıkaracak göreceğiz.. " (57. Alay Çanakkale)
- Mehmed Akif'in dudakları kapır kıpır duadaydı. Sık sık dua ederdi. Namazlarını hiç aksatmaz,vakit geldi mi hemen yer ve mekân tanımaksızın namaza dururdu. Kumluk, taşlık, çimenlik onun için fark etmezdi. Çok görmüştü, kuru katılaşmış kum tabakaları üzerinde namaz kıldığını ve alnında pek çok kum tanesiyle namazına son verdiğini. (Zenci Musa)
- - Yiğit şu hançerini bana sat, -Olmaz -İyi fiyata alırım -Olmaz dedim ya, bizde silah satılmaz . Silahsız yiğit çıplaktır, bilmez misin ? Çekil yolumdan! -Omzundaki Şahini sat o zaman. -Olmaz dedim ya . Biz dostlarımızı da satmayız. -Şahin’den dost mu olurmuş . -Olur ya ... Haydi çekil şimdi yolumdan! (Diriliş / Osmanlılar Geliyor)
- Orta Asya ülkeleriyle de ilişkileri iyi... Rusya ile aralarını bozduk ama şimdi adeta ittifak halindeler. S-400 füzelerini almak için çalışıyorlar. Korkarım en büyük kozumuz da elimizden alınacak." "Neymiş o koz?" “NATO olarak füze sistemiyle sizi koruyoruz diyorduk. Onlar şimdi ilk defa kendi milli füze sistemlerini geliştiriyorlar. Üstelik bunları terör örgütleriyle savaşırken yapıyorlar." (Zenci Musa)
- Çeşmeye yaklaştığında, arkadaşlarının su içmek isteyen bir taşladıklarını görmüştü. Köpek bu taşlardan korunmak için acı acı havlayarak kaçıyordu. Arkadaşları yavruyu taşlamaya devam ediyorlardı.bu hareketini gören Hasan onlara çıkıştı: -Ne yapıyorsunuz, rahat bırakın o köpeği! -Sen Karışma! -Niye karışmicakmışım, o da su içmek istiyor? -o içemez. -neden içemezmiş ? -içtikten sonra içebilir. -Siz içtiniz ya... -olsun, o köpek su içemez. -Birgül demiş ve daha sonra arkadaşları ile köpek için kavga bile etmiş. Ama neticede köpek çeşmeden su içememişti. Hasanda yavruyu alıp ona bir kapta su vermişti. Kana kana su içen Köpek teşekkür etmek etmek ister gibi Hasan'ın karşına geçip tatlı tatlı havlama havlayıp Durmuştu. (Çanakkale İçinde Vurdular Beni)
- Gönüllerde, yüreklerde açan yaralar da kabuk bağlar mı? (Zenci Musa)
- Yaran ağır değil. Çabuk iyileşirsin bak sen de gazi oldun -Arkadaşlarım daha yüksek bir rütbeye kavuştular.Lakin ben ulaşamadım Hasan hoca anlamamış gibi sordu: -Neymiş o rütbe -Şehitlik (Gelibolu)
- "Sonrada adamların dikkatini dağıtmak için; asıl siz kim oluyorsunuz da bize hesap soruyorsunuz." (Fatma Seher Hanım / Erzurum - İzmit)
- Gönlüm yine bir afet-i hicrana dolaştı Sevda'yı muhabbet başıma gör neler açtı Bu hal-i perişanıma düşman bile şaştı Yine sevda'yı muhabbet gör neler açtı... (Sarıkamış)
- Pirincin içindeki siyah taşlardan değil beyaz taşlardan kork. (Sultan Alparslan)
- Çanakkale boğazı ile izmir körfezinin kapatılması için hazırlık emri verildi. (Çanakkale Savaşı Günlüğü)
- Dikkatlice ellerime bakardım, defalarca parmaklarımı sayardım; bir, iki, üç, dört, beş. “Tamam” derdim içimden. Sonra diğer elimin parmaklarını sayardım. “Bir, iki, üç, dört, beş parmaklarım tamam” derdim. Gizli bir sevinç yaşarken, gözlerimin önünde elini, kolunu, bacağını, gözünü, kafasını yitirenler bitiverirdi. O zaman içimde büyük tezat yaşar, sevincim kursağımda kalır, derin kederler içinde kaybolurdum. (57. Alay Galiçya)
- Herkes adamın gösterdiği yere baktı. -Fransız karakolunda bir Türk bayrağı. -Bayrağımız sallanıyor. -Bakın bakın. -Bayrağımız dalgalanıyor. -Hem de düşman karakolunda! (Küçük Yusuf / İstanbul)
- Olaylar çok hızlı gelişti.. (57. Alay Çanakkale)
- Allah her şeye kadirdir. (Elveda Balkanlar)
- Şimdi düşman boğazımıza hançerini dayamış, son yurdunda milletimizi ve İslam'ı esir etmek istiyor. Eller koştu, biz yerimizde saydık. Birbirimize, 'Ah, vah!' ederek tefrika içinde bölündük. Çalışmadan ilerleyemezsin, geride kalırsın viraneler ülkesine dönersin. Başına akbabalar toplanır, seni durmadan didikler. (Ankara'nın Ateştir Yolu)
- İnanmış dört adam bütün dünyayı etkiler. İnanmak, bir davaya inanmak her işin başıdır. (Kuşçubaşı Eşref)
- Osmanlı hükümeti, harbiye nezaretinin 1.Ordu dahilinde bir müstakil süvari tugayı kurulması için emir verdi. (Çanakkale Savaşı Günlüğü)
- "Ailelerinden, vatanlarından uzaktaki bu adaya getirilenler, yaklaşık altı yüz yıldır köklü ama şimdilerde ayakta ölmeye başlamış bir çınarı andıran devletin evlatları, ilk defa esareti tadıyor, bu esaret rüzgarının esmesiyle, içlerinde yeşillenen ümit yaprakları titriyordu." (Medine Müdafaası / Çöl Kaplanı Fahrettin Paşa)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin