Kitap Künyesi
Yazar: William Faulkner
Çevirmen: Kolektif
Derleyen: Güven Turan
Yayın Evi: Yapı Kredi Yayınları
İSBN: 9789750846144
Sayfa Sayısı: 288
--reklam--
Emily’ye Bir Gül Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Yirminci yüzyıl dünya edebiyatının tartışmasız en büyük yaratıcılarından biri olan Faulkner’dan, her biri roman derinliğinde, akıldan çıkmayacak öyküler.
William Faulkner, Amerikan Güneyi’ni romanlarında destanlaştırmakla kalmadı, yarattığı zengin dünyaya öyküleriyle yeni halkalar ekledi. Elinizdeki seçki, “Emily’ye Bir Gül”, “Ambar Kundakçısı” ve “O Akşam Güneşi” gibi en ünlülerinin de yer aldığı on yedi Faulkner öyküsünü bir araya getiriyor. Aralarında edebiyatımızın usta isimlerinin de bulunduğu, farklı kuşaklara mensup çevirmenlerin elinden çıkan bu çeviriler, Faulkner’ın romancılığına oranla gölgede kalmış öykücü yanını ortaya çıkarmalarının yanı sıra, bu büyük yazarın Türkçede ne kadar uzun zamandır ağırlandığının da kanıtı niteliğinde.
Ben başarısız bir şairim. Belki her romancı önce şiir yazmak ister, yazamadığını anlayınca da şiirden sonra en zor tür olan öyküyü dener. Ancak onda da başarısız olduktan sonra roman yazmaya başlar.
Faulkner’dan başka hiç kimse yazıya yüreğinden ve ruhundan bu kadar çok şey katmamıştır.
– Eudora Welty
--reklam--
Emily’ye Bir Gül Alıntıları - Sözleri
- “Ama korktuğun şeyleri yapmaktan korkarsan, işte o zaman ölmüş sayılırsın.”
- Daha ileri bir yaşta olsaydı, çocuk buna dikkat eder, neden daha büyük bir ateş yakmadığını anlamaya çalışırdı- yalnızca savaştaki savurganlığı ve yıkımı görmekle kalmayıp kanında kendisinin olmayan nesneleri hoyratça harcama eğilimi de taşıyan bir adam, neden önüne çıkan her şeyi yakmıyordu ki?
- “Bir şeyi yapmaktan korktuğun zaman yaşadığını bilirsin “ dedi.
- Önceden bilmemiz gerekeni sonradan söyleyen ilk kişi sen değilsin. Siz parlak zekalı adamlardan birkaçı bunu önlemek için dün neden hiçbir şey yapmadınız?
- "Ama belki Adam, Herman'a bir at vermiştir bile." "Hayır"demiş Herman Basket."Ruhum hala yürüyor."
- Yaşlı insanlar için tüm geçmiş, matematiksel bir düzen içinde gitgide uzaklaşan bir yol değil,en çetin kışlardan bile pek etkilenmeyen ve şimdi artık kendilerinden son on yılın darboğazıyla ayrılmış bulunan koskoca bir çayırlıktır.
- Çocuk olmanın yarattığı korkunç engel ve küçük yaşının yetersiz kalan ağırlığı dışında ona hiçbir şey söylemiyordu-bu ağırlığın,ne havalanarak dünyanın kurulu düzeninden kurtulmasını sağlayacak ölçüde hafif,ne de o düzen içinde yere sağlam basmasına, düzene karşı çıkarak olayların gidiş yönünü değiştirmesine elverecek kadar güçlü olmadığı dışında hiçbir şey.
- "Beyaz adamın mutfağında dolaşamam ben"dedi Jesus."Ama beyaz adam benimkinde dolaşır.Beyaz adam evime girer benim,onu durduramam.Beyaz adam evime girmek istediği zaman evim yoktur benim.Durduramam onu,ama o da beni dışarı atamaz.Yapamaz bunu."
- Heç vaxt ucuz şeyə getmək olmaz; qarşıya qoyduğunuz məqsəd həmişə ciddi olmalıdır.
- İnsana, onun duruş gətirəcəyinə həmişə inanin; bütün məşəqqət və fəlakətlərə baxmayaraq, dünyada elə bir faciə mövcud deyil ki, insan onunla bacarmasın; əgər insan həqiqətən ciddi mübarizə aparmaq əzmində olsa, hökmən bunun öhdəsindən gələcək.
- Ben başarısız bir şairim. Belki her romancı önce şiir yazmak ister, yazamadığını anlayınca da şiirden sonra en zor tür olan öyküyü dener. Ancak onda da başarısız olduktan sonra roman yazmaya başlar.
- Sen beyazları anlamıyorsun. Çocuk gibidir bu adamlar, dikkatli davranman gerekir, çünkü bir adım sonra me yapacaklarını asla bilemezsin.
- “Mahvolup gidecek bu dünya” dedi. “Beyaz adamlar tarafından yıkılacak.
- “Demek ki ölmedi daha” dedi Zenci; iki sesi duyabiliyordu, kendini ve kendini: “Kim ölü değil?” “Sen ölüsün.” “Evet ben ölüyüm” dedi sessize
- “Bir şeyi yapmaktan korktuğun zaman yaşadığını bilirsin” dedi. “Ama korktuğun şeyleri yapmaktan korkarsan, işte o zaman ölmüş sayılırsın.
--reklam--
Emily’ye Bir Gül İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Yapı Kredi Yayınları, 2012 yılında çıkardığı "Yenilmeyenler" adlı Faulkner kitabından 7 sene sonra yazarın ilk kez 1950 yılında basılan ve ABD'de Ulusal Kitap Ödülü'nü kazanan Toplu Öyküler kitabından alınan öykülerini basmış. Bu kitabın orijinali Faulkner tarafından Ülke, Köy, Yaban, Çorak Topraklar, Orta Yer, ve Ötesi adıyla altı bölümde toplanmış ve yazarın yazma sürecini krolonojik olarak takip eden bir eser. Türkiye'de Talât Sait Halman'ın "Duman" adıyla basılan, Yaşar Kemal'e İnce Memed'i yazma ilhamı da veren eseriyle başlayan Faulkner çevirisi gayretleri, Ülkü Tamer'in Kırmızı Yapraklar, Bilge Karasu'nun Doktor Martino, Hamdi Koç'un O Akşam Güneşi gibi her biri toplama Faulkner öykü seçkileri olan çeviri girişimleriyle devam etmiş. Yapı Kredi Yayınları'nın Emily'ye Bir Gül adlı son girişimi ise bir anlamda tarihsel bir önem de taşıyor, çünkü kitap Talat Sait Halman ve Hamdi Koç hariç bütün öykü çevirmenlerini bir araya getiriyor bir yandan, bir yandan da yeni çevirmenleri bu sürece ve cesaret mücadelesine davet ediyor. Görünen o ki; Aysun Arslan, Ayberk Erkay, Gül Ülker Gül, Burcu Uğuz bundan sonra Faulkner çevirileri okuyabileceğimiz, ve işin altından kalkabilecek bir üslûp, anlatım gücüne sahip çevirmenler. "Emily'ye Bir Gül" aslında "William Faulkner'ın Toplu Öyküleri" kitabından seçilmiş 17 öyküden oluşuyor. Kitabın orijinalinde 42 öykü var. Seçilen öykülerde parmak ısırtacak denli güzel, muhteşem ve yazarın en ünlü öykülerinin de yer aldığı örnekler var: Emily'ye Bir Gül, Kuru Eylül, O Akşam Güneşi, Bilge Karasu çevirisinde yanlışlıkla Felly diye çevrilen Elly, anlaması başlarda zor ama sonra şaşırtıcı derecede etkileyici Kırmızı Yapraklar...ve bu öykülerin yanında ilk kez çevrilen muazzam öyküler var bu sefer: Ambar Kundakçısı, komik Bir Ayı Avı, Avludaki Katır, Bir Kraliçe Vardı, Dağdaki Zafer ve birkaç öykü daha. Ancak... buradaki öyküler aslında Faulkner'ın Sartoris kitabıyla kurmaya başladığı Yoknapataphwa'da geçen olaylar, orada yaşayan ailelerle ilgili yan öykülerden oluşuyor. Bu yüzden, bence, diğer bir çok romanını okumuş okurların daha fazla ilgi gösterebileceği ve daha az sıkıcı bulabileceği öyküler. örneğin açılış yaptığımız Ambar Kundakçısı adlı öykü, yazarın Snopes Üçlemesi diye bilinen serinin ilk kitabı olan ve okuması inanılmaz zor ve son elli altmış sayfada pes ettiğim- ama muazzam güzel pasajlar içeren, iyi bir çeviri örneği olan- Köy kitabının başında anlatılan kundaklama olayını anlatıyor. "Emily'ye Bir Gül" boyunca en çok Ses ve Öfke'deki Quentin'le zaman geçiriyoruz diyebilirim. Ama onun yanında Kurtar Halkımı Musa ve özellikle Ayı'da (ki o da Kurtar Halkımı Musa'da yer alan bir öykü-roman aslında) karşılaştığımız Ike Mc Caslin, De Spain; yine Köy romanından Ratliff, Sartoris ve Yenilmeyenler'de, ayrıca Ayı'daki Bayard da burada. Bu kitap, Faulkner'ın hem mekân hem ruh olarak kurduğu dünyanın sakinleriyle dolu, eskiler ve yeniler bir aradalar. Kitabı okurken çok yoruldum. Önceden okuduğum öyküleri yeniden okurken daha büyük bir keyif aldım, çünkü anladığım şeyler arttı. Yeni öykülerden bazılarının klasik bir Faulkner özelliği olarak anlatılan öykülerden okurun doğal bir şekilde haberdarmış ve her şeyi ve bağlantıyı biliyormuş gibi bir tarzı olması sebebiyle zorlayıcı olduğunu, anlaşılmasının zor olduğunu söyleyebilirim. Bu anlamda kitap ilerledikçe Köy romanının bazı bölümlerini yeniden okuyormuşum hissini yaşadım diyebilirim. Kitabın yazarın ana meselelerinden olan ırk ayrımı, ABD'nin iç savaşının güneye bedeli, zamanla yerini kaybeden ve önemsizleşen değerler karşısında kalakalmış bireyleri anlattığını söyleyebiliriz. Emily'ye Bir Gül öyküsünde Emily'nin iç savaşta kaybeden güney, ve bütün o ırkçı, üstünlükçü değerleriyle zamana ve değişime inat edip direnmesi ve ama kaybetmesine benziyor kitaptaki nice karakterin durumu; bütün bu karakterler muhakkak ki yazarın ülkesinin değişimlerini, sancılarını, sürçmelerini karakterleri üzerinden anlatıyor ve belki de orijinal kitaptan alınan on yedi öykünün özellikle bu nitelikleri taşıyor olmasına dikkat edilmiş diye de düşünebiliriz. Çeviri konusunda söylenmesi gereken bir kaç şey var. Yeni çevirmenlerin metinlere yaklaşımının oldukça iyi olduğunu düşünüyorum. Faulkner metinlerinde yerel ağız, zencilerin dil kullanımı vb konular çok büyük bir çeviri sıkıntısı demek. Bugüne kadar gördüğüm en iyi çeviri, bütün o insana batan ve sürekli devrik cümlelerle dolu Murat Belge çevirisiydi, Ağustos Işığı bence orijinaline en yakın bir türkçeye çevirme çabasıydı. Ünal ve Necla Aytür'ün yerel ve zenci ağzını verme konusunda ısrarı ege şivesine benziyor ama tuhaflıklarla dolu ve okuru yabancılaştırıyor metine, ve bu yabancılaşma durumu, aldığımız edebi tadı bozan, rahatsız edici bir nitelik taşıyan bir soruna dönüşüyor: "O heç bi yire gitmemiş, heç bi şey görmemiş de ondan. Duman bile göremediğniz cılbak bi tepede yaşayınca" gibi cümlelerle dolu Aytür çevirileri. Bir örnek daha: Kim burda kalacağmış? Ben mi? Ben olmadan eve nasıl gidersiniz kim? Soğra sizsiz eve gider de Hamfendi bağa nirde galdığnızı sorarsa, ben ne dirim oğa?" Bu tür cümleler metni gerçekten çirkinleştiriyor. Çünkü tutmuyor, oturmuyor. İki çevirmenin de teklediği tek nokta burası. Emily'ye Bir Gül, umarım Yapı Kredi Yayınları'nın Faulkner çevirilerine öncelik vereceğinin bir işareti olur. İlk kez okumayı düşünenlere de, sadece bir veya iki kitabını okuyanlara da kitabı önermiyorum. Bir kaç kez daha yazmıştım bunu ama, Faulkner okumaya öykülerinden başlayarak hazırlanmak çok doğru bir seçim kesinlikle, bu yüzden şu sırayı takip edebilirsiniz ilk kez okuyacaksanız: -Duman -Doktor Martino -O Akşam Güneşi (Abşalom Abşalom!'dan alınan kısmı es geçerek örneğin) -Kırmızı Yapraklar Ardından romanlarına geçebilirsiniz. "Kurtar Halkımı Musa" öykü kitabı olsa da aynen Yapı Kredi Yayınları'nın bu kitapta yapmaya çalıştığı gibi bir roman olarak görülüyormuş, bunu da söylemek gerek. Bu anlamda belki en azından Türkçeye çevrilen neredeyse bütün kitaplarında yazarın birbirine yakın, birbiriyle alakalı aileler ve kişilerden, aynı mekânlarda ya da yakın yerlerde yaşayan aile ve bireyler üzerinden bir çok öykü ve romanı beraber yazdığını, birbirinde diğer öykü ve hikâyeleri sürdürdüğünü çok rahatça söyleyebiliriz. Hepsi aynı romanın devamı gibiler. Ya da yan eserleri, kolları gibi. Bu yola girmeyi, Faulkner okumayı düşünen herkese şimdiden bol şans, bol sabır ve iyi okumalar. (CemCBG)
Bu kitaptaki öyküler yalın bir şekilde ele alınmış. Derin bir anlam bulamadım. Oku geç oku geç şeklinde olmuş. Zaten kısa olan öykü türünde oku geç çok iyi olmuyor. Bana göre güzel bir öykü kitabı değildi. Ama her zaman dediğim gibi zevkler ve renkler asla tartışılmaz. Kitapla kalın. Edebiyatla kalın... (Melek Kaçak)
Faulkner edebiyatın en önemli isimlerinden birisi. Öykü konusunda sınırları zorlamış, elinden gelenin fazlasını yapmış bir kalem. Bu kitabı okuduktan sonra yerli ve yabancı bloglarda gerek Faulkner hakkında gerekse Emily'e Bir Gül öyküsü hakkında yazılanları da mutlaka okumalısınız. (Melisa Parlak)
--reklam--
Emily’ye Bir Gül PDF indirme linki var mı?
--reklam--
William Faulkner - Emily’ye Bir Gül kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Emily’ye Bir Gül PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı William Faulkner Kimdir?
Amerikan Modernist yazarların babası sayılan Faulkner, rakip gördüğü Ernest Hemingway'den farklı olarak, uzun ve karmaşık anlatımları benimsemiştir. Uyguladığı teknikler arasında bilinç akışı tekniği ve çoğul anlatı (multiple narration) teknikleri bulunur. 1930'larda Avrupa'daki deneysel geleneği izleyen ilk Amerikan yazarıdır.
25 Eylül 1897'de Mississippi'de doğan Faulkner, buradaki Güney geleneğinden oldukça etkilendiği bir çocukluk geçirdi. Daha sonra hayatının büyük bir bölümünü geçirdiği Oxford'daki Lafayette kasabasına taşındılar. Eserlerinde bahsettiği "Jefferson" Oxford'u, "Yoknapatawpha kasabası" ise Lafayette'i temsil eder. Büyük-büyük babası William Clark Falkner Konfederasyon ordusunda görev yapmış, tren yolu yaptırmış ve adını Tippah kasabası yakınındaki Falkner şehrine verdirmiş Mississippi'nin önemli karakterlerinden biridir. Aile soyadları Falkner olmasına rağmen, büyük ihtimalle görevli memurun hatası sonucu Faulkner olmuştur. Liseyi terkettikten sonra bir işte tutunamayıp "wastrel" (defolu mal) olarak anılmaya başlanmıştır. 1918'de, iki ailenin Faulkner'ın ev geçindiremeyeceğine karar verip ayırdıkları nişanlısı Estella Oldham'ın zengin ve yaşlıca olan Cornell Franklin'le evlenip Çin'e yerleşmesiyle büyük bir üzüntü yaşamış ve Yale öğrencisi olan Oxford'dan arkadaşı Phil Stone'un yanına, New Haven'a gitmiştir. Burada katiplik yapmış, Phil Stone'un onun için hazırladığı okuma programıyla klasikleri ve çağdaş yazarları okumuş, bu sayede Melville, Cervantes, Dostoyevski ve Conrad'ın eserlerine büyük hayranlığı oluşmuştur.
Daha sonra Toronto'da yardımcı pilotluk yapıp Oxford'a geri dönen yazar bu sefer Mississippi Üniversitesi'ne girmiş, burada "Marionettes" adlı bir grup kurup aynı adı taşıyan bir oyun yazmaya çalışmış fakat başaramamış ve 1921'de okulu bırakıp New York'a gitmiştir. Burada bir kitapçıda çalışmış ve Sheerwood Anderson'ın ileride eşi olacak olan Elizabeth Prall'la tanışıp arkadaşlık kurmuştur. Aynı yılın Aralık ayında Oxford'a geri dönmüş ve bu sefer de üniversitede postane müdürü olarak çalışmaya başlamıştır. 1924'de The Marble Faun(Mermer Tanrıça) adlı şiir kitabını basmıştır.
1925'de New Orleans'a gidip arkadaşı olan Elizabeth Prall sayesinde Sherwood Anderson'ın "çırağı" olmuş ve onun yönlendirmeleriyle Birinci Dünya Savaşı sonunda entellektüellerde ve toplumda görülen sıkıntı ve büyük üzüntüyü benimseyip, yine Anderson'ın yönlendirmesiyle 1926'da Soldier's Pay'i yazmıştır.
1929'a dek olan yazılarında şeytani özellikler taşıyan karanlık kötü kadın karakterler görülürken, 1928'de Estella'nın boşanıp dönmesi ve William Faulkner'ın onunla evlenmesiyle bu kadın modeli değişmiştir. 1929'da Sartoris'i yazmıştır. Bu eserinin önemli özelliği, Faulkner'ın ünlü Yoknapatawpha kasabası sembolünü ilk kullandığı kitabı olmasıdır. Aynı yıl ünlü eseri The Sound and the Fury'yi (Ses ve Öfke) yazmış ve büyük bir başarı kazanmıştır. 1930'da ise As I Lay Dying'de (Döşeğimde Ölürken) 40 mil ötedeki Jefferson'a gömülmek istediğini söyleyen Addie Bundren'in cenazesinin ailesi tarafında buraya götürülmesi anlatılır.
Paraya sıkıştığı bir dönemde, sırf satış yapması için 1931'de yayımlanan Sanctuary'yi (Kutsal Sığınak) yazar fakat beklediği kadar büyük satışı sağlayamaz. Daha sonra devam eden maddi sıkıntıları yüzünden ara ara Hollywood'da senaryo yazarlığı yapar. 1932'de ise Light in August'u (Ağustos Işığı) yazar. Bu eserde, Lena Grave, Joe Christmas ve Peder Hightower'ın geçmişe saptantılı hikayeleri birçok anlatıcı kullanılarak anlatılır. 1936'da Absalom! Absalom!'u yazar.
Faulkner eserlerinde genel olarak Güney kültürünün çöküşü ve bozuluşunu, ve aile sevgisi ve gururunun yok oluşunu ele alır.
1949 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandıktan sonra, 1955'de Pulitzer Ödülü'nü alan Faulkner, 1962'de bir kalp krizi sonucu ölmüştür.
--reklam--
William Faulkner Kitapları - Eserleri
- Ses ve Öfke
- Döşeğimde Ölürken
- Kutsal Sığınak
- Ağustos Işığı
- Dilek Ağacı
- Abşalom, Abşalom!
- Çılgın Palmiyeler
- Yenilmeyenler
- Ayı
- Emily’ye Bir Gül
- Duman
- Kurtar Halkımı Musa
- Köy
- O Akşam Güneşi
- Mektuplar
- Aşk ve Ölüm
- Sartoris
- Kırmızı Yapraklar
- Doktor Martino
- Mayday
- Intruder in the Dust
- Kurtar Halkımı Musa
- Ağustos Işığı
- Seçilmiş Eserleri
- The Mansion
- Pylon
- These 13
--reklam--
William Faulkner Alıntıları - Sözleri
- Daha ileri bir yaşta olsaydı, çocuk buna dikkat eder, neden daha büyük bir ateş yakmadığını anlamaya çalışırdı- yalnızca savaştaki savurganlığı ve yıkımı görmekle kalmayıp kanında kendisinin olmayan nesneleri hoyratça harcama eğilimi de taşıyan bir adam, neden önüne çıkan her şeyi yakmıyordu ki? (Emily’ye Bir Gül)
- Ben Tanrıyı hep bir adam gibi düşledim dedi kadın. (Kutsal Sığınak)
- ve çoktandır öğrenmişki insan özgür olamaz ve olsa da buna dayanamaz. (Ayı)
- Haksızlık yapılırken oturup bakamam. (Kutsal Sığınak)
- Yaşlı insanlar için tüm geçmiş, matematiksel bir düzen içinde gitgide uzaklaşan bir yol değil,en çetin kışlardan bile pek etkilenmeyen ve şimdi artık kendilerinden son on yılın darboğazıyla ayrılmış bulunan koskoca bir çayırlıktır. (Emily’ye Bir Gül)
- Onun gölgesi bende olsa ben de kendi gölgemden korkardım. (Kutsal Sığınak)
--reklam--
- ... hayat her zaman sen tüm olanakları yaşayıp tüketmeden önce biter. Ve bütün bunlar bir yerlerde var olmayı sürmeli, bütün bunlar yalnızca bir yana atılmak için icat edilmiş, yaratılmış olamaz. (Kurtar Halkımı Musa)
- Ben, insanın son bulacağını kabul etmiyorum. Dayanacağını düşünerek, insanın ölümsüz olduğunu söylemek kolaydır. (Kırmızı Yapraklar)
- Çünkü bir insan yüreğinin tarihindeki, birbiriyle çelişen giderek birbirini çürüten olayların sanat yoluyla bir düzene sokulup perçinleştirilmesi, böylelikle gerçeğe benzer, inanılır bir duruma getirilebilmesi ancak ve ancak yazında olur. (Duman)
- “Bir şeyi yapmaktan korktuğun zaman yaşadığını bilirsin “ dedi. (Emily’ye Bir Gül)
- "Çünkü bir insan her zaman şimdi çektiği sıkıntılardan çok ileride çekebileceği sıkıntılardan korkar. Bir değişikliği göze alamaz da, alışık olduğu sıkıntılarına dört elle sarılır. Evet. Çoğu adam yaşayan insanlardan nasıl kaçıp kurtulmak istediğini anlatır. Ama ölü insanlardır zarar veren. Sessizce bir yerlerde yatıp onu yakalamaya çalışmayan ölülerdir, kaçamadığı." (Ağustos Işığı)
- Benim kızdığım bir şey varsa, o da namussuzca ikiyüzlülük. (Ses ve Öfke)
- ...toprak, insanlar ancak ona karşı doğru davranırlarsa, üstünde yaşamalarına, onu kullanmalarına, ondan yararlanmaIarına izin verir, öyle davranmazlarsa, tıpkı pirelerinden kurtulmak isteyen 1köpek gibi, silkelenip onları sırtından atarmış... (Yenilmeyenler)
--reklam--
- Aynı anda birden fazla erkekle oynaşmaya kalkan kadın budalanın biridir. Erkekler derttir. Ne diye derdini ikiye katlasın ki insan? (Kutsal Sığınak)
- "Günaydın. "Biz Dilek Ağacı'nı arıyoruz," dedi kızıl saçlı oğlan. "Çok uzaklarda," diye yanıtladı yaşlı adam. Ciddi ciddi başını salladı. "Onu bulabileceğinizi hiç sanmam." (Dilek Ağacı)
- Sen beyazları anlamıyorsun. Çocuk gibidir bu adamlar, dikkatli davranman gerekir, çünkü bir adım sonra me yapacaklarını asla bilemezsin. (Emily’ye Bir Gül)
- Çünkü şimdiye kadar hiçbir savaş kazanılmamıştır demişti.Dahası savaşılmamıştır bile. Savaş alanı insanların delilikleri ile umutsuzluklarını ortaya çıkarır ve zafer felsefecilerle budalaların hayalidir. (Ses ve Öfke)
- ... yaşamla edebiyat arasında derin bir uçurum bulunduğunu anladım - anladım ki, hayatı her yönüyle yaşayabilenler, yaşıyor; yaşayamayıp da bunun açısını içlerinde yeterince derinden duyanlar, yazar oluyorlar. (Yenilmeyenler)
- Sevgili Bama Hala , kitabımı beyaz adamlar basacak artık. Harcourt &Brace A.Ş beni Liveright' dan satın aldı. Burası çok daha iyi. Kitap Şubatta çıkacak. Ayrıca şimdiye kadar okuduğum en korkunç kitap. (Mektuplar)
- Çünkü insan daha önce çektiği acılardan hep bir parça korkar. (Çılgın Palmiyeler)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin