Kitap Künyesi

Yazar: Yılmaz Güney

Yayın Evi: Güney Yayınları

İSBN: 9789757956252

Sayfa Sayısı: 180

--reklam--

Endişe Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

"Endişe" 1975 yılının Eylül ayında yapılan 12. Antalya Film Festivali'nde, en iyi film, en iyi yönetmen, en başarılı senaryo, en iyi görüntü yönetmeni ve en iyi erkek oyuncu ödüllerini kazandı.

Türkiye gerçeklerinden yana olan bütün başarılara faşizm bir kere daha tahammül edemedi ve Festivali ödül dağıtım töreninde kendilerini komando diye adlandıran kişiler, ödül almış sanatçılara saldırdılar; "Endişe"yi taşladılar.

Endişe'nin Türkiye sinemasında önemli geçiş noktalarından biri olduğunu belirtmek gerekir. Çünkü, Türkiye sinemasının kamerası "Endişe" filmiyle ilk kez tarım işçilerine çevrilmiş, onların ilişki ve çelişkilerini beyazperdede vurgulamaya çalışmıştır. Yani pamuk işçileri, ilk kez bütün gerçeklikleri ile bir filmde görülmüşlerdir. Filmin bir başka önemli yanı, tarım işçileri yerine oyuncu kullanılmaması, belgesel unsurların bir filmin içine yerleştirilmiş olmasıdır.

(Kitap'tan sf.7)

--reklam--

Endişe Alıntıları - Sözleri

  • “İnsanları asıyorlar, mapusa atıyorlar. Önemli değil. Hepsi ‘hakkını arama duygusunu’ miras bırakıyor. Kimse engel olamaz buna”
  • “İnsanları asıyorlar, mahpusa atıyorlar, önemli değil. Hepsi hakkını arama duygusunu miras bırakıyor. Kimse engel olamaz buna…”
  • “Kimi zaman da aralarında kan davası olan iki ailenin arasını bir kız bulur. Bir ölüye karşılık bir kız verirler, olur biter. Bütün bunlara aşk adını verirler. Hayatın en önemli eylemidir aşk.”
  • “Bir baba,fazla pamuk toplamayan çocuğunu öldürdü…”
  • "Bir baba,fazla pamuk toplamayan çocuğunu öldürdü."
  • Bir baba yeteri kadar pamuk toplamayan çocuğunu öldürdü.
  • Ova haindir, bakma bereketlidir, suludur, ama haindir. Ekmek verir can alır.
  • Çocuklar telef oluyor. Çocuklar ölüyor. Ana babaların da umurunda değil. Alışmışlar artık.
  • LOKMAN HEKİM Lokman Hekim bir Çukurova efsanesi. Eskiler anlattı. Yaşar Kemal de yazdı bunu bir yerlerde... Lokman Hekim hastalıklara ilaç bulmak için dün¬ yayı dolaşırmış. Bütün çiçeklerin, otların dilinden anladığı için ilaç bulmakta zorluk çekmezmiş. Lokman Hekim bir dağa çıktığında bir çiçek ba¬ şını kaldırır, «Nereye Lokman Baba. Ben falan hastalığın ilacıyım, al beni yanına hastalığı ke¬ serim» dermiş. Bütün çiçekler öyle yaparmış. Lokman da alır onların dediklerini yapar, has¬ talıklara çare bulurmuş. Bu Lokman en sonunda Çukurova'ya gelmiş, «iş¬ te aradığım toprak burası» demiş. Çünkü yeryü¬ zünde ne kadar ot çiçek bitki varsa hepsi Çuku¬ rova'da varmış. Lokman başlamış Çukurova'yı do¬ laşmaya. Ovanın çiçekleri yüzünden yeryüzünde¬ ki bütün hastalıklar ortadan kalkmış. Ama insan¬ ların bir tek şikayeti varmış: ölüm. ölüme çare bulunamıyormuş. Lokman demiş ki «Madem ki burası Çukurova'dır. Neden ölümün ilacı da ol¬ masın.» Başlamış dolaşmaya. Dağları, ovanın hepsini yürümüş. Hastalık ilacı olan çiçeklerin yüzüne bile bakmamış. Çünkü o ölümün ilacını arıyor-muş. Bir gün ulu bir çınarın yanından şimşek gibi bir ateş kalkmış. Sonra bir ses gelmiş. «Ben ölümün ilacıyım... Ben ölümün ilacıyım...» He¬ men oradaki otu defterine yazmış Lokman. Gel¬ miş evinin olduğu Misis'e. Herkes duymuş bu¬ nu, Çukurova'ya inmiş, ölümün ilacına, can ila¬ cına kavuşmak için. Lokman çıkmış Misis köp¬ rüsünün başına, kalabalığın karşısına. Defterini açmış, tam ilacın tarifini yapacak, bir kuş gelmiş, bir karga, deftere vurmuş, ve defter oracıktan ge¬ çen ırmağa düşmüş. Lokman ve kalabalık kal¬ mış öyle. Bir daha çiçekler ölümün sırrını ver¬ memişler Lokman'a. Derler ki, o günden sonra insanlar can ilacı için gelirlermiş Çukurova'ya.
  • Kimi zaman konuşmak anlamsız oluyor.
  • Çocuklar telef oluyor. Çocuklar ölüyor. Ana-babaların da umurumda değil. Alışmışlar artık.
  • Herkes, İstanbul'lara, denizlere gidip, deniz kıyısına uzanır, yanmaya çalışır. Ben de bu fotoğrafa bakarak yanıyorum.
  • Ah şu kaval sesi, insan sesi. Bir zamanlar otuzüç kişiyi kurşuna dizdiler buralarda. Ova haindir, bakma bereketlidir, suludur, ama haindir.
  • Daha Türk parası doğru dürüst elimize geçmez Ameriken parasını nerede göreceğiz. Hem de 200 dolar. Yalandır.
  • Çocuklar telef oluyor. Çocuklar ölüyor. Ana babaların da umurunda değil. Alışmışlar artık.

--reklam--

Endişe İncelemesi - Şahsi Yorumlar

çok güzel oluşturulmuş bir kitaptı ya evet bu bir senaryoydu ama senaryo kısmına gelene kadar o kadar roman tadında ilerliyor ki kitaba hayran kalmamak elde değil. Endişe isimli filmin oluşturulma sürecini en ince ayrıntısına kadar yaşatıyor bize bu eser. Yılmaz Güney'in gerçek oyuncu kullanmayıp pamuk işçilerini oynatmak istemesine karşı işçilerin gösterdiği direniş, işçilerin ikna edilmesi, karakterlerin seçilmesi ve motor... ama olay bir tek bu kadar değil tabiki. Pamuk işçisi olmanın ne demek olduğunu anlıyoruz aslında kitapta. Üç kuruş için Adana sıcağında çalışmaları, verdikleri can kayıpları, dolandırılmaları... daha neler neler. Gerçekler suratımıza çarpıyor bir bir. En hoşuma giden kısım ise çocuklardan yetişkinlere kadar yapılan röportajlardı. Galiba Yılmaz Güney'in filmlerinin başarısı burdan geliyor. Hayatı olduğu gibi eksiksiz aktarmasından. Kaçak dövüşmüyor Yılmaz Güney. Korkmuyor. Benim için çok keyifli bir okuma oldu millet. Tavsiye ederim #tavsiyekitap (Cüneyt Canver Turhan)

Sizde De Endişe Var Mı?: Çukurova bereket ve bolluğun diyarı. Kitap büyük yoklukların yaşandığı dönemi 1974 yılını anlatıyor. Urfadan Adana'ya gelen pamuk işçilerinin yaşadıkları çaresizlik dönemin sorunlarını gözler önüne seriyor. Yılmaz Güney devrim yapmak istiyorum diyordu. Hapisten çıktıktan sonra Çukurova'ya indiğinde farkına vardı. Beraber devrim yapmayı düşündüğü insanlar okuma yazması dahi olmayan insanlardı. Bırakın devrim yapmayı en basit haklarını bile savunamıyorlardı. Bu insanların düzenleri de farklıydı. Bir sürü sorunları vardı. En zoru da karşılaştıkları zulme karşı çıkabilecek güçleri yoktu. Yapılabilecek tek bir şey kalıyordu onların bu durumunu herkesin görmesi. Yaptığı filmle bu insanlar için içinde duyduğu endişeyi anlatabilirdi. Son olarak insanlar düşüncelerinden veya kimliklerinden dolayı yargılanamaz. Öncelik her zaman eğitim, düşünce ve ifade özgürlüğü diyorum bu kitaptan sonra. Her ne kadar şartlar değişmiş görünse de bugün de benzer hatalar yapılıyor. Bizim bir şeyin farkında olmamız gerekiyor. Bizi kurtaracak hiç kimse yok. Kurtuluş hepimizin içindeki azimde. (Dark Queen)

--reklam--

Endişe PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Yılmaz Güney - Endişe kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Endişe PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Yılmaz Güney Kimdir?

Babası Siverekli Zaza, annesi ise Vartolu bir Kürt olan Yılmaz Güney, özellikle Çirkin Kral dönemi sonrasında çektiği ve önemli bir sinemacı olarak kabul edilmesini sağlayan Cannes ödüllü Yol, Sürü, Umutsuzlar gibi filmleriyle tanınır.

Yılmaz Güney'in gerçek adı Yılmaz Pütün'dür. Kendi ifadesine göre Pütün kırılması zor sert meyve çekirdeği demektir. 1937 yılında, köylü bir ailenin iki çocuğundan biri olarak dünyaya geldi. Babası Siverek Desman Köyü'nden olup Annesi Muş'un Varto ilçesindendir. Kendisi Adana'da büyümüş ve Adana birçok filmine konu olmuştur. Adana'da bir süre Kemal ve And Film şirketlerinin bölge temsilcisi olarak çalıştı. Üniversite okumak üzere İstanbul'a gitti ve Atıf Yılmaz ile tanıştı. Bu süreçte bir yandan da hikâyeler yazıyordu. Daha sonra Atıf Yılmaz'ın da desteğiyle sinemada çalışmalarına başladı.

Yılmaz Güney, 1959 yılında Atıf Yılmaz'ın yönetmenliğini yaptığı "Bu Vatanın Çocukları" ve "Alageyik" isimli filmlerin hem senaryosunu yazar hem de filmlerde rol alır ve oynar. "Karacaoğlan'ın Karasevdası"nda da yönetmen yardımcılığı yapar. Yeni Ufuklar ve On Üç gibi dergilere de öyküler yazan Yılmaz Güney, bir öyküsünde komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle yargılanır ve 1961 yılında bir buçuk yıl hapis cezasına mahkûm olur.

İki yıl sonra tekrar kaldığı yerden devam eden Yılmaz Güney, o dönemde daha çok macera filmleri çeker. Filmlerinde ezilen, hor görülen bir "Anadolu çocuğunun" otoriteye başkaldırısı vardır. Bu dönemde Çirkin Kral lakabını alır. Bu dönemdeki en önemli filmi Lütfü Akad'ın yönettiği ve kendisinin yazdığı "Hudutların Kanunu"dur. Bu dönem boyunca oyunculuğunu geliştiren Yılmaz Güney, abartısız ve yalın oyunculuk anlayışı bu dönemde artık oturtmuştur.

Yılmaz Güney, 1971 yılında Efraim Elrom'un öldürülmesinden sorumlu olan başta Mahir Çayan olmak üzere diğer Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi üyelerini sakladığı gerekçesiyle 2 yıl hapse ve sürgüne mahkûm edildi. Yılmaz Güney içeride kaldığı süre boyunca sinema ve sanat ile ilgili fikirlerini; şiir ve öykülerini o dönemde çıkarmaya başladığı Güney dergisinde yayınlamıştır.

1974'te cezaevinden çıktı. İki yıldan fazla cezaevinde kalan Yılmaz Güney aynı yıl "Arkadaş" filmini çekti. Yine aynı yıl "Endişe" adlı filmi çekerken Yumurtalık ilçesindeki bir gazinoda ilçe yargıcı Sefa Mutlu'yu öldürmekten tutuklandı ve 25 Ekim'de Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde başlayan yargılamaların sonucu 13 Temmuz 1976'da 19 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Beş yıl hapis yattıktan sonra 9 ekim 1981 tarihinde izinli olarak çıktığı Isparta Yarı Açık Cezaevinden yurtdışına firar etti. Yılmaz Güney'in hapisten kaçışı da filmlerini anımsatmıştır. Hapse girmeden önce çekmiş olduğu "Şeytanın Oğlu" filminde: bir günlük bayram izininde dışarı çıkan ve kayıplara karışan bir adamın hikâyesini anlatmıştır. Filmine benzer bir yaşantı tecrübe etmiştir. Bir günlük izin ile hapisten çıkan Güney, Antalya'nın Kaş ilçesinden Yunanistan'a bağlı Meis adasına, oradan da İsviçre'ye kaçmıştır. Daha sonra Fransa'ya geçer ve yaşamının geri kalanını orada geçirir.

Cezaevinde sinema ile olan ilgisi devam etti. Bu dönemde senaryolarını yazdığı ve Zeki Ökten tarafından çekilen "Sürü" ile yurt dışında ve yurt içinde büyük ilgi gören ve Şerif Gören tarafından çekilen "Yol" filmleri büyük ses getirdi. Cezaevindeyken GÜNEY adlı bir sanat-kültür dergisi çıkardı. Yol'un kurgusunu tekrar yaptı ve Cannes Film Festivali'nde ödül aldı. Yurt dışına kaçtıktan sonra Fransa'da "Duvar" filmini çekti. Güney'in, 1976 yılında Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi'nde tanıklık ettiği, çocuklar koğuşunda çıkan ve tüm cezaevine yayılan bir isyanın sinemaya aktarıldığı "Duvar" onun son filmi olmuştur.

Son yıllarını Paris'te geçiren Güney, mide kanseri nedeniyle 9 Eylül 1984'te yaşamını yitirdi ve Paris'te toprağa verildi.

--reklam--

Yılmaz Güney Kitapları - Eserleri

  • Boynu Bükük Öldüler
  • Salpa
  • Sanık
  • Hücrem
  • Arkadaş
  • Soba, Pencere Camı ve İki Ekmek İstiyoruz
  • Ölüm Beni Çağırıyor
  • Selimiye Mektupları
  • Gençlik Öyküleri
  • Umut
  • Yol
  • Sürü
  • Oğluma Hikayeler
  • Ağıt
  • Acı
  • Baba
  • Zavallılar
  • Umutsuzlar
  • Hudutların Kanunu
  • Bir Gün Mutlaka
  • Seyyit Han
  • Aç Kurtlar
  • Endişe
  • İnsan, Militan ve Sanatçı Yılmaz Güney
  • Siyasal Yazılar
  • Duvar
  • Yunan Bıçağı
  • Sonsuz Bekleyiş
  • Selimiye Üçlüsü

--reklam--

Yılmaz Güney Alıntıları - Sözleri

  • Hayat denilen kavgaya girdik. Çelik adimlarla yürüyoruz.! (Bir Gün Mutlaka)
  • Sevgili... Sen de o mahzun yüzünle aklımın mühürüsün... (Selimiye Mektupları)
  • 03-09.12.1973 günlü ve 1169 sayılı L'Express'te "Umut" başlığı altında G.J. imzasıyla yayınlanan yazıda şöyle deniliyor: Sinemalarımızda bir Türk filminin oynaması, hemen dikkatimizi çekecek kadar ender rastlanan bir olaydır. Hele yapımcısı, ülkesinde 20 aydır, cezaevlerinde çürüyen bir tutukluysa. Ya UMUT? İyi bir ad. L'Express (Umut)
  • İnsanları düşünmeye iten, doğasal ve toplumsal ihtiyaçlardır. İnsanlar canları istedikleri için şöyle ya da böyle düşünemezler. Onları, birbirlerinden farklı düşünmeye iten maddi zorunluluklar vardır. Bu nedenler, insan iradesinden bağımsız, varolan nesnel ko­şulların ürünüdürler. Bu koşullardan kaynaklanan zorunluluklar da düşünmenin, düşüncenin, tutum ve davranışlarımızın maddi teme­lidir. (Siyasal Yazılar)
  • Kendimize soralım: Biz kimiz, neyiz, sınıflar arası mücadelede siyasal, ideolojik, kültürel anlamda neyi, hangi değerleri temsil ediyoruz? (Siyasal Yazılar)
  • Biz önceden küçük şeylerle mutlu olan insanlardık. Sonra aklımıza sevda diye bir şey soktular, toparlanamadık... (Sonsuz Bekleyiş)
  • "Sermayenin, gelişen, egemenliğe oynayan en gerici kesimin bugünkü gücü, gelişen halk hareketleri karşısında, uzun vadeli hesaplar yaparak çıkarlarını korumaya yetmiyor, kısa vadede büyük kârlar peşinde koşmak zorundadır o. Bu yüzden kitle hareketleri, grevler, boykotlar, işgaller, halkın uyanışı işine gelmeyecektir. Çünkü kitle hareketleri, artan işsizlik, hayat pahalılığı, kaçınılmaz olarak kapitalist sömürü ile uzlaşamaz sınıf ve tabakaları, devrimin gerekliliğine inandıracaktır. Peki ne yapacaktır sermaye? Baskıya ve zulme başvuracaktır. Kendine en uygun siyasi sisteme başvuracaktır. Bunun adı faşizmdir. "Kahrolsun faşizm!" (Sanık)
  • "Yağmur altında bilmediğim sokaklarda, bir ıslıkla delicesine dolaşmak yahut şapkasını rüzgara kaptırmış bir adamın haline gülmek ihtiyacına duyduğum şu anda, sıcak salebimi yudumluyorum." (Gençlik Öyküleri)
  • Sen dik dur..! Biz unutursak da, Sosyalistler unutmaz seni... (Hücrem)
  • Bazen sevinivermek için öylesine küçük şeyler yetiyor ki insana. Belki sevinmeyi özlemiş olmamızdandır bu. (Selimiye Mektupları)
  • Yazgıdan başkası olmaz oğul. Yüreğine taş basacaksın çaresiz. (Seyyit Han)
  • Emperyalizmin, çeşitli eğilimlere sahip, ulus­lararası tekelci burjuvazinin farklı mihraklarına bağlı işbirlikçi yerli tekellerin, toprak kapitalist­lerinin, toprak ağalarının, bankacıların, aracıla­rın, büyük tefecilerin - bezirgânların, hacıların, hocaların, şıhların ve her türlü soyguncu serma­yenin ve gericiliğin yoğun sömürüsü ve bas­kısı altında ezilen, yoksul, geri bir ülkenin dev­rim acemisi çocuklarıyız (Selimiye Üçlüsü)
  • Kimin saflarında olacağız? Bağımsızlık, demokrasi ve özgürlük isteyen; insanın insana kulluğuna son verilmesini isteyen halkların devrimci saflarında mı, yoksa bağımsızlığa ve demokrasiye karşı çıkan, sömürüyü bir tasma gibi halkların boğazına geçirip onları köleleştiren ve düzeni korumak için her türlü baskı ve zülmü "meşru" gören halk düşmanı saflarda mı? (Siyasal Yazılar)
  • Çocukları çok seviyorum, ama onları bu dünyaya getirip acı çektirme hakkına sahip değiliz. Biz insanlar hayvanlardan beteriz. Kendi zevkimiz için onlara acı çektirmeye hakkımız yok. (Arkadaş)
  • Canım, Sevdiğim, Yüreğim Bu duvarlar yetmiyor bizi ayırmaya bilesin... Bu parmaklıklar, bu demir kapılar, bu hava, inan... Bazen bir yumrukta yıkacak kadar güçlü, Bazen bir serçe kadar güçsüzsem, bir nedeni vardır... Hangi zorluğu yenmemiş insanoğlu. Hele taşıyorsa içinde bu insanca sevgiyi. Güzel günler zorlu duraklardan geçer sevdiğim. Damla damla birikiyor insan. Damla damla sevgili... Bir gün akıp gideceğiz hayata... Duvarlar yıkılacak, açılacak bütün kapılar bilesin. Benim yüreğim sensin şimdi, seni vurur durur... Ve yine damla damla çoğalıyorsun içimde. ataç ikon (Sonsuz Bekleyiş)
  • Karanlığa saplanmış tüm düşüncelerimi aydınlatacak bir ışığa ihtiyaçım vardı... (Gençlik Öyküleri)
  • ...grev yapsak düzelir mi? (Bir Gün Mutlaka)
  • Kimsesizin ardından gidenide olmazmış (Boynu Bükük Öldüler)
  • "Kavgayı göze almadan barış da olmaz." (Oğluma Hikayeler)
  • Onu ilk gördüğü günü hatırlıyordu. Onunla geçen sıcak ve unutul­maz günleri, ürpertiler duyarak... Birbirinden kopuk anılar, düşünüldükçe daha canlılık ka­zanıyor, birbirini tamamlayan yeni anıları doğuruyordu. (Umutsuzlar)