Kitap Künyesi

Yazar: Şevket Süreyya Aydemir

Yayın Evi: Remzi Kitabevi

İSBN: 9789751403322

Sayfa Sayısı: 584

--reklam--

Enver Paşa - Cilt 1 Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

ŞARTLAR, OLAYLAR VE ATMOSFER: Bu kitap, bir insanın değil, bir devrin hikâyesidir. Bu devir ne zaman başlar? Nerede biter? Bunu belirlemek güçtür. Çünkü tarih içinde devirlerle, bu devirlere müdahalesi olan kahramanlar, daha öncelerden gelişen birtakım şartların, oluşların mahsulüdürler. Onları bu şartlar ve bu oluşlar hazırlar. Onların bu şartlardan, bu oluşlardan kesin sınırlarla ayırmak mümkün değildir. Bir devri ve kahramanlarını, kendilerinden evvelki devrin doğum ağrılarından kopardığımız zaman, bu devir ve bu şahsiyetler, köksüz ve havada kalırlar. Bu esasa bağlı kalaraktır ki biz de, <

--reklam--

Enver Paşa - Cilt 1 Alıntıları - Sözleri

  • Namık Kemal bir bayrak adamdır. Ve bayrak adamlar tarihte pek fazla yetişmezler...
  • Genç Türkler hareketini, Abdülhamid devrinin çöküntüsü ve akıl almaz karanlığı doğurdu. Ama bu doğan çocuk, sıhhatli ve istikbal vadedici olarak doğmadı. Mirasına konduğu devrin, hem illetleri, hem zaafları içinde bocaladı. Böylece, Abdülhamid muamması gibi, bir de Genç Türkler muamması devam etti durdu...
  • Kapitalizm, bin başlı bir devdir. Yalnız faizle beslenemez. Ona yeni sahalar, yeni imkanlar, yeni kazanç kaynakları lazımdır.
  • Kemal, 21 aralık 1840’ta Tekirdağ’da doğdu. Asıl adı Mehmet Kemal’di. Babası, Birinci Abdülhamit’in saray mensuplarındandı. Fakat Kemal daha ziyade dedesi Abdüllatif Paşanın yanında büyüdü. Abdüllatif Paşa Arnavutluk’ta Koniçe’dendi. Devlet hizmetlerinde yurdun çeşitli yerlerinde dolaşıyordu.
  • Gene Sultan Abdülmecit zamanında, 1854’te, İngiltere, Fransa ve Sardunya (İtalya) gibi Avrupa devletlerinin safında Rusya’ya karşı Kırım harbine katılan Osmanlı padişahı, 1856’da bir de «ıslahat fermanı» neşretti. Artık Avrupa topluluğu cephesinde yer almak niyetlerini bir daha açıkladı.
  • Rıza Paşa Nazır olduğu gün, masasına getirilen ilk muamele, ordunun buğdayı olmadığıdır. Bunun üzerine hemen Nezaretin kasa mevcudunu öğrenmek ister. Aldığı cevap şudur: "Nezaretin, yani kara ordusunun kasasında, ancak 264 kuruş vardır!.."
  • Enver Paşa nesli genç yaşlarında, hep onun şiir ve eserleri ile beslenecektir...
  • Namık Kemal ve arkadaşları gibi Enver ve arkadaşları da Genç Türklerdir. Namık Kemaller gibi onlar da, meşrutiyet için mücadele ediyorlardı. Meşrutiyet, bu mücadelenin, hem temeli, hem mivheri, hem gayesiydi. Meşrutiyetin mücahitleri ihtilal heyecanlarını, Namık Kemal'in şiirlerinden, Birinci Meşrutiyet hareketinin hatıralarından alırlar.
  • İkinci Meşrutiyet için mücadele eden İttihat ve Terakki, aydın öncülerin çalışmalarında, meşrutiyet genel mefhumundan başka, doktriner bir anlayış bulmak mümkün değildir.
  • Padişahlık sırası ise, şehzade Abdülhamit’teydi. Abdülhamit de gençti. Henüz 34 yaşındaydı. Fakat içine dönük, itimat uyandırmayan, pek de güvenilmez bir insandı. Ama ister istemez onunla temaslara geçildi. Bu temasların konusu Abdülhamit’in Kanun-u Esâsi’yi kabulü şartı ile Meşrutiyetin ilânınım teahhüt etmesi’ydi. Abdülhamit, bütün tekliflere yatkın görünüyordu. Mithat Paşaya ve arkadaşlarına itimat verecek her çareye başvurdu.
  • Mithat Paşa'nın hicaz'da Taif zindanında boğduruluşu darbelerin son safhasını teşkil etti. Mithat Paşa'nın öldürülüşü yalnız onun hayatına son vermekle kalmadı. Bu cinayet Mithat Paşa'nın Önder olduğu Meşrutiyet yenileşme çağın akışına adım uydurma Umut ve gayretinin de sonu ve yenilgisi oldu
  • Ali Şefkati, bizim yakın tarihimizde, idealizmin ve kudrete karşı baş eğmemenin isimsiz, fakat kahraman bir misalidir. Milletlerin inkılap tarihi ise, ancak bu adsız kahramanların çileleriyle yoğrulur.
  • Abdülhamit her başı sıkıldıkça, ülkeden bir parçayı kurban eder. Romanya, Bulgaristan, Sırbistan’ın bir kısmı, Bosna-Hersek, Girit, Kıbrıs, Tunus, onun zamanında imparatorluktan koparlar. Hatta güya zaferle biten 1897 Osmanlı Yunan harbinden sonra bile Yunanistan’a, Osmanlı ülkesinden toprak hediye edilir.
  • Şimdi Rıza Paşadan, [Abdülhamid Devri] Osmanlı ordusunun halini takip edelim: «Giyim için lâzım olan milyonlarca arşın çuha, yabancı memleketlerden getiriliyordu. Ayakkabı ve koşumlar için milyonlarca okka deri, dışarıdan getiriliyordu. Fes dışarıdan geliyordu. Buğday, hatta arpa Romanya'dan, Rusya'dan alınıyordu. Askerin yağı, dışarıdan geliyordu. Maaşlar, son derece intizamsızdı. Senede umum için ancak, beş altı aylık çıkıyordu! Devletin ordu mevcudu 195.000 kişiydi. Ama Harbiye Mektebi senede, ancak 100 subay yetiştiriyordu. Askeri binalar noksan, depolar harap, boş, subayların hali perişan, erler ise sefil ve elden ayaktan sergerdân düşmüş haldeydiler. Maliye, toptan bir şey vermek şöyle dursun, haftalık tahsisatı bile veremiyordu. Müteahhitlerin ise, ötede beride başardıkları intisaplara (yani, şuna buna yamanmak) güvenerek, yapmadıkları kalmıyordu. Hulâsa memleketin dayandığı Osmanlı süngülerinin hayatı, bu haldeydi ve, tamamen dış memleketlere muhtaç bulunuyordu. Merkez; vilâyetlerden ve vilâyetler merkezden daha fakir, kimsesiz, ruhsuz bulunuyordu. Nereye bakılsa, bir kasvet, redầet (ahlâksızlık) ve zulmet (karanlık) görünüyordu. Zaten 1885'te çıkan Şarkî Rumeli hadisesinde de, askerlerin çırılçıplak olduğu, dost ve düşman herkesin önünde meydana çıkmıştı...» Abdülhamit'in emrinde 17 yıl Harbiye Nazırlığı yapmış olan son seraskeri Rıza Paşanın, bu makama geldiği zaman ordu için tasvir ettiği manzara budur.

--reklam--

Enver Paşa - Cilt 1 İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Tşk ler Şevket süreyya aydemir dönemle ilgili bir çok kitap okumuş olmama rağmen bu kitabı neden okumamışim diye kendime sitem ediyorum henüz serinin ilk kitabında böyle düşünüyor olmam diğer iki kitaba olan ilgimi ve merakimi artırdı. Büyük zevkle keyif alarak okudum keşke herkes dönemle ilgili ilk bilgileri bu kitaptan başlayarak öğrense. Kesinlikle tavsiye ederim (celal çelik)

Makedonya'dan Ortaasya'ya Enver Paşa, ömrü cephelerde, savaş meydanlarında geçen, inandığı idealler uğruna doğduğu topraklardan binlerce kilometre uzakta şehit düşen; bir dönem başarılı bir Osmanlı Subayı, bir dönem dağa çıkan eşkıya, bir dönem Hürriyet Kahramanı, bir dönem Harbiye Nazırı ve Başkomutan Vekili ve bir dönem hain olarak nitelenen Enver Paşa'nın okunmaya değer üç ciltlik hayat hikayesinin ilk bölümü. İlk ciltte Aydemir, Enver Paşa özelinde Tanzimattan İkinci Meşrutiyete kadar İmparatorluğun genel bir projeksiyonunu yapıyor ve Türk aydınlama hareketinin tarihine de kısaca değiniyor. Eserin önemli bir bölümünde tahmin edilebileceği üzere Sultan İkinci Abdulhamid Han ve dönemi anlatılmaktadır. Aydemir Sultan Hamid'e karşı özellikle donanma ve baskı rejimi hususunda sert eleştirilerde bulunuyor. Aydemir'in İttihat ve Terakki hususunda ki eleştirilerinin bazılarına özellikle cemiyetin fikri alt yapısına dair eleştirilere katılmamak elde değil. Örneklendirmek gerekirse. "Genç Türklerin günlük siyasetçileri, günlük yazarları, gizli teşkilâtçıları, komitecileri, hatta silâhşorları vardı ama, düşünürleri yoktu. " Cemiyetin düşünürü hiç yoktu demek yanlış olabilir ama toplumda gerekli fikri alt yapıyı oluşturacak bir düşünce hareketi maalesef olamamıştır. Kitabın öznesi olan Enver Paşa'dan bahsetmek gerekirse. Enver Paşa harp okuluna girişinden itibaren sürekli, "Yâ Rabbi! Sen Millet-i Osmaniyeyi muhafaza et! Bana, bu millete iyi hizmetler etmeyi nasip eyle!" şeklinde dua eden vatansever bir askerdir denilebilir. Paşa harp okulundan mezun olduktan sonra Arnavut ve Bulgar çetelerinin çıkardığı isyanları bastırmak ve bu çeteleri dağıtmak amacıyla Makedonya dağlarında çete takibi görevine başlar. Tabii olarak okul yıllarından itibaren gördüğü ve yaşadığı olaylar diğer subaylar gibi Enver Paşa'nın da yönetime karşı cephe almasına neden olur. Harp okulu yıllarında amcası Halil Paşa (Halil Kut, Kut Muharebesi Kahramanı) ile gözaltına alınıp sorgusuz sualsiz Saray'a götürülüp sorgulanıp bir kaç gün tutuklu kalması Sultan Hamid idaresine karşı çıkmasına neden olan olaylara örnek olarak verilebilir. Aynı yıllarda Paşa İttihat ve Terakki Cemiyetine katılır, yemin merasimini şu şekilde anlatır: "Sağ elim Kur’an-ı azîm-üş şân, sol elim bir kama ve bıçak üzerinde olduğu halde, 1293 Kanunu Esâsisinin istirdadına (tekrar yürürlüğe girmesine) ve bu uğurda hiç bir şeyi esirgemeyeceğime yemin ettim. Sonra gözlerimi açtılar. Karşımda siyah peçeli, kırmızı örtülü üç kişi bulunuyordu. Bu manzara karşısında pek müteessir olmuştum. Kalbimde, yalnız başıma bu zalim idareyi kökünden devirecek bir kuvvet ve bu kuvvetle mütenasip bir istek duyuyordum. Bu vazife ile çalışan böyle bir cemiyete bağlandığım için gurur ve iftihar duyuyordum..." İhtilal ateşi yanmaya başlar Enver ve Niyazi Beyler Meşrutiyetin ilan edilmesi için ayrı ayrı dağa çıkar, isyan bayrağını açarlar. Bu isyanları bastıramayan Sultan Hamid Han en nihayetinde Meşrutiyeti ilan eder ve bir kaç gün öncesinde 'dağa çıkan eşkıya olan' Enver artık 'Hürriyet Kahramanı' olmuştur. Bana göre Enverler, Mustafa Kemaller, Abdülhamitler aynıdır. Hepsi bizim tarihimiz ve değerimizdir. Birini daha fazla sevmek diğerlerine düşmanlık etmeyi gerektirmez. Son olarak Enver Paşa'nın Meşrutiyeti ilan etmek için yola çıkarken söylediği son sözleri iletmek isterim. "«Vardar kapısından çıkarken nişanlarımı söktüm. Ufak bir teessür hissettim. Artık belki eski hayallerim gibi, iyi bir asker olamayacaktım. Ve bu andan itibaren bir hiçtim. Kim bilir hangi kurşunla ve nerede vurularak-, bir yerlerde kalacaktım. Bir âsi diye cesedim, bir köşeye atılacaktı. Ama bir gün gelecek, beni elbette, rahmetle ananlar da bulunacaktı. Artık hayatla irtibatım kalmamış gibi idi...» Seni rahmetle ananlar var Paşam ruhun şad olsun... (Adem Güzelyurd)

ENVER 1: 2019-1 Enver Paşa yakın siyasî tarihimizin en önemli aktörlerinden birisi , yazar Enver daha iyi anlaşılsın diye Enver' in tarih sahnesine çıktığı, Hürriyet Kahramanı olduğu 1908 ihtilalinden değil 1860'lardan itibaren ülkenin durumunu değerlendirmiş.3 Ciltlik kitabın ilk cildi olan bu kitapta 1860-1908 yılları arasında Osmanlı Devletinde neler yaşandığını , Enver Paşanın nasıl bir ortamda yetiştiğini , ülkenin durumunu uzun uzadıya anlatmış . Enver 'i hazırlayan şartlara değinmiş. 1860-1908 yılındaki olaylara vakıf olmak isteyen herkesin okuyabileceği bir kitap olmuş. (İrfan Kılınçer)

--reklam--

Enver Paşa - Cilt 1 PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Şevket Süreyya Aydemir - Enver Paşa - Cilt 1 kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Enver Paşa - Cilt 1 PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Şevket Süreyya Aydemir Kimdir?

1897'de Edirne'de Balkan göçmeni, topraksız bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Babası Mehmet Ağa, Bulgaristan'ın Deliorman yöresinde toprak sahibi varlıklı bir kişi iken servetini kaybetmiş biriydi, Edirne'de bahçıvan olarak çalışmaktaydı. Annesi aydın bir kişi olan Şaziye Hanım idi. Okuma yazmayı annesinden öğrendi. Mahalle Mektebi'nden sonra askeri rüştiyeye devam etti. Küçük yaşlardan itibaren siyasetle ilgilendi. Henüz on bir yaşında iken İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne üye oldu. Balkan Savaşları öncesinde annesini ve bir ağabeyini kaybetti. Edirne işgale uğrayınca katliamdan kurtulmaları için İstanbul'a gönderilen çocuklar arasında yer aldı. Kuleli Askeri Lisesi'ne kaydoldu ancak Edirne'nin geri alınması ve bir oğlunun daha asker olmasını istemeyen babasının çağırması üzerine geri döndü; Edirne Rüştiyesi ve Öğretmen Okulu'nda (bugünkü Edirne Lisesi) öğrenim gördü. Bu yıllarda Turancı görüşleri benimsedi. Diğer ağabeyinin Sarıkamış'ta hayatını yitirmesi üzerine I. Dünya Savaşı'nda gönüllü olarak savaşa katıldı; ağabeyin şehit edildiği Kafkasya Cephesi'nde çarpıştı, yaralandı. Cephedeyken okuduğu Müfide Ferit'in Aydemir adlı romanı onu çok etkiledi. İleride Soyadı Kanunu çıktığında Aydemir soyadını seçmesi bu romanın etkisiyledir.

Geri çekilme emri üzerine Edirne'ye dönen Şevket Süreyya, öğretmenlik eğitimini tamamladı. Edirne'nin Yunanlar tarafından işgali üzerine bir süre yerel direniş hareketlerine katıldı. Azerbaycan'da kurulan hükümetin İstanbul hükümetinden öğretmen istemesi üzerinde Nuha kentine (bugünkü adıyla Şeki) öğretmen olarak atandı ve 1919–1920 yılları arasında Azerbaycan'a geçti. Ermeniler'e karşı kurulan gönüllü birliğin kumandanı oldu ve bir halk kahramanı haline geldi. Ancak Kafkasya'nın çok etnikli yapısını görünce eski Turancı fikirlerinin doğruluğunu sorgulamaya başladı. Bakü'de toplanan Doğu Halkları Kurultayı'na Nuha Delegesi olarak katıldı. Bu kongreye katılması onun komünizme merakını arttırdı. Kurtultay'dan 10 gün sonra yine Bakü'de gerçekleşen Türkiye Komünist Fırkası'nın toplantısına da katılan Şevket Süreyya, merak ettiği ideolojiyi öğrenmek isteiği ağır basınca Milli Mücadele'ye katılmak yerine Nuha'ya dönmeyi tercih etti. Bir süre amaçsızca gezen Şevket Süreyya, Batum'a gittiğinde Komünist Parti'ye girdi. Yine Batum'da bir öğretmen arkadaşının kızkardeşi ile evlendi ve bu evliliği ömrünün sonuna kadar sürdürdü. Batum'dan sonra Moskova'ya giderek bir çok Türk öğrenicinin de öğrenim gördüğü Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi'ne (KUTV) kaydoldu. İktisadi ve Sosyal Bilimler Okulu 'nda ekonomi eğitimi aldı. 1923 yılında Türkiye'ye geri döndü.

Şevket Süreyya, Türkiye'ye döndükten sonra Aydınlık Dergisi'nde komünist fikirleri yaymaya çalışan yazılar yazdı. 1924 yılında Sadrettin Celal Antel ile beraber hazırladığı Lenin ve Leninizm adlı kitabı yayımladı. 1925'te TKP'nin üçüncü kongresinde yedi kişilik Merkez Komite'nin üyesi oldu. Türkiye İşçi ve Çiftçi Fırkası'nın 1 Mayıs'ta "Dünyanın Bütün İşçileri Birleşiniz" yazılı broşür dağıtması nedeniyle gerçekleşen "1925 tevkifatı" sonucu dergi kapatıldı ve Aydemir de Ankara İstiklal Mahkemesi'nde devrin bir çok ünlü komünistiyle beraber yargılanarak 10 yıl hapse mahkum oldu. Muasır Türkiye'nin İktisadi İnkişaf İstikametleri adlı kitabını mahkumiyeti sırasında yazdı fakat bu eser yayımlatamadı. Afyon Cezaevi'nde geçirdiği bir buçuk yıldan sonra 29 Ekim 1927'da ilan edilen genel aftan yararlanarak hapisten çıktı. 1927 Tevkifatı sırasında yeniden tutuklanıp yargılandı fakat beraat etti. Bundan sonra komünizm çizgisinden ayrılıp bir nevi milliyetçi komünizm anlayışını savunmaya başladıysa da Türkiye için geçerli düşüncenin Kemalizm olduğu görüşüne döndü. Vedat Nedim Tör'le birlikte TKP'den ayrıldı. Partiyi polise ihbar etmekle suçlandı.

1928'de Bürokrat olarak Ankara'da çalışmaya başladı. 1951 yılında kadar eğitimci ve iktisatçı olarak çeşitli devlet görevlerinde bulundu. Yüksek Teknik Öğretim Umum Müdür Yardımcılığı, Ankara Belediyesi İktisat Müdürlüğü, Ankara Ticaret Mektebi Kurucu Müdürlüğü, İktisat Vekaleti Sanayi Tetkik Heyeti Reisliği, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu Üyeliği yaptı.

1932 yılında Atatürk'ün isteği üzerine Yakup Kadri Karaosmanoğlu ile birlikte Kadro Dergisi'ni çıkarttı. Dergi kapatıldığında Ankara Ticaret Mektebi'nde müdür olan Aydemir, bu görevi 1936'ya kadar sürdürdü. İki yıl Ankara Belediyesi İktisisat Müdürlüğü yaptıktan sonra İktisat Bakanlığı'nda çalışmaya başladı ve İsmet İnönü'nün güvenini kazandı. Komünist geçmişi nedeniyle çok eleştirilse de başarıları nedeniyle yükseldi. Bir dönem Ekonomi Bakanlığı'nca İsmail Hüsrev Tökin'le birlikte bir kalkınma planı hazırlamakla görevlendirildi. Fakat İsmet Paşa bu planı kabul etmedi.

1951'de Vekiller Heyeti kararıyla emekli edildikten sonra kendisini yazarlığa verdi. Hayatı boyunca çok sayıda eser veren Aydemir, Tek Adam adlı eserinde Atatürk; İkinci Adam adlı eserinde İsmet İnönü 'yü yazdı. Bunun dışında Menderes'in Dramı, Enver Paşa (kitap) gibi biyografiler ve Suyu Arayan Adam gibi otobiyografik denemeler dışında Toprak Uyanırsa ve Kahramanlar Doğmalıydı adlı romanları yazdı. 27 Mayıstan sonra oluşan yeni düşünce ortamında kurulan sosyalist eğilimli Devrim ve Yön gibi dergilerde yazıları yayınladı. 12 Mart Muhtırası sonrası Yön Dergisi kapatılınca yazılarına Cumhuriyet Gazetesi'nde devam etti. 25 Mart 1976'da Ankara'daki evinde hayatını kaybetti. Ankara Belediye Başkanı'nın emriyle tabutu, Türk bayrağına sarılı olarak defnedilmiştir. Adı, Ankara'da yıllarca oturduğu sokağa verildi.

--reklam--

Şevket Süreyya Aydemir Kitapları - Eserleri

  • Suyu Arayan Adam
  • Tek Adam - Cilt 1
  • Tek Adam - Cilt 2
  • Tek Adam - Cilt 3
  • İkinci Adam Cilt: 1
  • Menderes'in Dramı
  • İkinci Adam - Cilt 2
  • Toprak Uyanırsa
  • İkinci Adam Cilt: 3
  • Enver Paşa - Cilt 1
  • Enver Paşa - Cilt 2
  • Enver Paşa - Cilt 3
  • Tek Adam Mustafa Kemal
  • İhtilalin Mantığı
  • İnkılap ve Kadro
  • Kırmızı Mektuplar ve Son Yazılar
  • Lider ve Demagog
  • Kahramanlar Doğmalıydı

--reklam--

Şevket Süreyya Aydemir Alıntıları - Sözleri

  • 530 esir, Yılanlı Ovası'na indirilir. Görürler ki kendilerini esir alanlar bir avuç köylülerdir. Ama Menil'in başka bir derdi daha vardır: Genç ve güzel karısı Bilemedik'te çalışıyordu, acaba ne oldu? Düğüm çabuk çözülür: Bilemedik'te de Fransızlar yenilmiş ve Bayan Menil esir edilmiştir. Esir Bayan hiçbir hakeret görmemiştir. Türk çetelerinden gördüğü üstün insanlık muamelesini heyecanla kocasına anlatırken, Çukurova'da Fransızlarla Ermenilerin yaptıklarını çok iyi bilen Menil'in başını utanarak önüne eğdiğini etrafındakiler görürler. Tarih 28 Mayıs 1920'dir. (Tek Adam - Cilt 2)
  • ...Biz Anadolu köylüsünü dindar , mutaassıp bilirdik.Halbuki bu gördüklerim sadece cahildiler. (Suyu Arayan Adam)
  • ''Eğer takdir seslerini, dostlarımızın alkış sadalarından değil de, düşmanlarımızın kin ve garaz dalgalarından duyabilirsek, yolumuz çetin, fakat yolculuğumuz yaşanmaya değer olacaktır...'' (İkinci Adam - Cilt 2)
  • Kumandan muharebeyi, harp meydanında değil, kafasında kaybederse, bu yenilgi, tam yenilgi olur. Savaş, kumandanın kafasında kaybolmadıkça, yenilgi tamamlanmış ve savaş sona ermiş değildir. Milli Mücadele'de biz savaşı, hiçbir zaman kafamızda kaybetmiş duruma düşmedik... (Tek Adam - Cilt 2)
  • Mustafa Kemal’in cevabı kısa ve kesindir: “Bir gün de, geldikleri gibi giderler”. (Enver Paşa - Cilt 3)
  • Bize göre ise, bu büyük tezadın halli için her şeyden önce, sanayici memleketlerle sanayiden yoksun memleketler arasındaki ekonomik bağımlılığın kalkması lazımdır. Yani, dünya üzerine bugün kurulmuş olan iktisadi iş bölümünün değişmesi şarttır. Büyük üretim vasıtalarının, yani sanayinin ve ulaştırma vasıtalarının dünya üzerinde yeniden ve daha rasyonel bir şekilde dağılışı şarttır. Bu tasfiye ve dağılış, elbette ki, sanayici ülkelerin sanayisiz ve geri kalmış milletler ve halklar tarafından yağması suretiyle değil, fakat haysiyetli bir milli bağımsızlık savaşı ile, kurucu inşacı ve planlı bir milletler ve halklar kalkınması, yani kısacası Milli kurtuluş yolu ile olacaktır. (İnkılap ve Kadro)
  • Asırlar boyunca Şarktaki (Doğu memleketlerindeki) bütün sokak ayaklanmaları, din bayrağı altına sığınmıştır. Dinin değil ama geriliğin davalarını gütmüştür. (Enver Paşa - Cilt 2)
  • Polatlı, Anadolu' nun önemli bir ilçesidir. (Toprak Uyanırsa)
  • yolumuzu biz mi tayin ederiz? yoksa birtakım eller , çıktığımız yolculukta bizi kendi şartlarına ve kanunlarına göre , bu şartların çezildiği istikametlere doğru mu iterler? bu , bütün çağlar boyunca insanoğlunun serüveninde bir problemdir ki , bu problemi ne bizden öncekiler çözebilmişlerdir , ne bizden sonrakiler çözebilecekler .. && uyumak ve unutmak? bazen uyku ve unutuş , ne kadar da kurtarıcıdır önümüzde ise aşılacak daha nice yollar var .. && kendine dön , kendine inan ve yalnız kendinde olanı ara .. (Suyu Arayan Adam)
  • İkinci Meşrutiyet için mücadele eden İttihat ve Terakki, aydın öncülerin çalışmalarında, meşrutiyet genel mefhumundan başka, doktriner bir anlayış bulmak mümkün değildir. (Enver Paşa - Cilt 1)
  • Sovyetler Birliği, devletler arasında bir ahlak siyaseti değil, bir rejim ve doktrin mücadelesi yürüten bir ülkeydi. (İkinci Adam - Cilt 2)
  • Atatürk'e ve hatırasına bağlılık, elbette ki Atatürk'ü putlaştırmak değildir. Kahraman putlaştırıldığı zaman ölür. (İhtilalin Mantığı)
  • "Sizin gibi ruh temizliğine ve değerlerine inandığım beş on kişimiz daha olsa, bu talihsiz vatan, elbette kurtulur." (Enver Paşa - Cilt 2)
  • "Monarşi , bir kimsenin, herhangi bir sorumluluk veya denetim olmaksızın dilediğini yapabilmesi demektir.Böyle olunca da sağlam bir ahlak sisteminin içine nasıl yerleştirilebilir ? Böyle bir mevkiye yükseltilen insanların en iyisi bile kötüleşir." (İhtilalin Mantığı)
  • Devrim; Halkın faydasına olanları, halka rağmen, fakat halk için, halka getirme işidir. (İnkılap ve Kadro)
  • Şarki Buhara’ya geçiyorum. Kazanırsak Gazi, kazanamazsak Şehit olacağız. Yol gösterecek Türkmenler, artık bizi beklemesinler… (Enver Paşa - Cilt 3)
  • Namık Kemal bir bayrak adamdır. Ve bayrak adamlar tarihte pek fazla yetişmezler... (Enver Paşa - Cilt 1)
  • Tarihte öyle zaman olur ki, milletin iradesini, hatta tek bir kişi bile şahsında temsil edebilir. Mesela Tek Adam, yani Mustafa Kemal böyle bir temsilciydi. (Menderes'in Dramı)
  • Gerçek şudur ki, Mustafa Kemal, şu atalar sözü gereğince: "Ya devlet başa ya kuzgun leşe!" diyerek evvelâ Erzurum'da kelleyi koltuğuna almıştır. (Tek Adam - Cilt 2)
  • Pazara inmeyen erkeğin, ev halkının gözünde hiçbir kıymeti yoktur. (Toprak Uyanırsa)