Kitap Künyesi

Yazar: Gustave Flaubert

Çevirmen: Sabahattin Eyüboğlu

Yayın Evi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

İSBN: 9789754587821

Sayfa Sayısı: 192

Ermiş Antonius ve Şeytan Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Gustave Flaubert (1821-1880); 1857'de yayımlanan ve kamuoyunda hayat-edebiyat ekseninde ciddi tartışmalar yaratan ilk romanı Madame Bovary'den insanın bilmeyle olan derin mücadelesine odaklanan ancak tamamlayamadığı son romanı Bouvard ile Pécuchet'ye 19. yüzyılın en yenilikçi klasiklerinden biridir. 

Ermiş Antonius ve Şeytan'sa Flaubert'in İslamiyet öncesi inançların baş döndürücü bir geçidini yaptığı ve tamamlayabildiği son romanıdır.

Sabahattin Eyüboğlu (1908-1973): Hasan Âli Yücel'in kurduğu Tercüme Bürosu'nun başkan yardımcısı ve Cumhuriyet döneminin en önemli kültür insanlarından biridir. Tek başına ya da "imece" birlikteliğiyle yaptığı çeviriler, Hayyam'dan Montaigne'e, Platon'dan Shakespeare'e hep, dünya kültürünün doruk adlarındandı.

(Arka Kapak)

Ermiş Antonius ve Şeytan Alıntıları - Sözleri

  • Ama gördüğünden emin misin? Yaşadığından bile emin misin? Belki de hiçbir şey yok!
  • ...Tanrı korkunç yaptıysa seni, bana da yürek verdi.”
  • Dünya çıldırmış bir Tanrı'nın eseridir.
  • Bir tek ruh vardır, ve yayılmıştır bütün evrene, bir ırmağın suları nasıl kollara bölünürse. Ruhtur rüzgârda içini çeken, kesilen mermerde gıcırdayan , denizin sesinde gürleyen, incir yaprakları koparılınca sütten gözyaşlarıyla ağlayan.

Ermiş Antonius ve Şeytan İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Antonius şeytanla, biz ise Flaubert ile savaşırken...: Hristiyanlık tarihinde çok iyi bilinen ve birçok sanat eserine konu olmuş bir tema, Aziz Antonius’un şeytanla karşılaşması ve şeytana karşı direnmesi… Sanat tarihi konusunda uzman değilim, ancak görme şansı bulduğum çok sayıda rönesans tablosunda bu konunun işlendiğini hatırlıyorum. Geçmişte ilgimi çektiği için araştırdığım da bir konuydu ve bu yüzden Flaubert’in bu eserini bir hevesle almıştım listeme. Ancak beklentilerimin aksine Flaubert beni o kadar zorladı ve o kadar büyük hayal kırıklığına uğrattı ki, pişman oldum. “Tüm keşişlerin babası” olarak bilinen ve Hristiyanlık tarihinin en önemli azizlerinden biri sayılan Mısır keşişi Aziz Antonius’un hikayesi anlatılan… İsa’nın ölümünden 250 yıl sonra doğan Aziz Antonius, Avrupa’daki Hristiyan monarşisinin dayandığı ana figürlerden biri. İskenderiyeli Athanasius tarafından yazılan hikayesine göre Antonius Hristiyanlığı Mısır’da yaymaya çalıştığı dönem boyunca çok çile çekmiş ve özellikle vahşi doğada sıkça gezinip orada karşısına çıkan “şeytan”larla mücadele etmiş. Antonius’un yaradılışı ve tanrısını anlamaya çalıştığı, acı çeken peygamberinin izinden gittiği, kutsal kitaplardaki emirleri sorguladığı, günahı test ettiği ve kendi kendine acı çektirerek günahlarından affedilmeye çabaladığı mistik bir hayatı var. Bilinen 7 ölümcül günahın yanı sıra sihirbazlık, bilim, şehitlik gibi konuları da masaya yatırıyor Antonius; sorguluyor, anlamaya ve adlandırmaya çalışıyor, iyinin ne olduğunu arıyor ve karşısına çıkanlar arasında şeytanı ayırt etmeye çabalıyor. Bu mistik seyahatlerinde şeytan, kimi zaman güzel bir kadın, kimi zaman masum bir çocuk, kimi zaman inançlı bir din adamı, kimi zaman ise zengin bir hükümdar kılığında çıkıyor karşısına ve Antonius inancını kaybetmeden, kimi zaman kendi öz benliğine ve içgüdülerine karşı çıkarak savaşıyor onunla… Flaubert işte bu Antonius’un hikayesini şiirsel bir dille, bir nevi şiir ile tiyatro oyunu arası bir tarz ile aktarıyor kitabında. Açıkçası kitabı okumayı planlıyorsanız ilk önerim, öncesinde Aziz Antonius hakkında inceleme yapmanız olur; zira Flaubert’in anlatımından Antonius’un hikayesini anlamak neredeyse mümkün değil. Flaubert Antonius’un şeytanla karşılaşmalarını hayal etmiş ve aktarmış bize. Aktarımın tutarlı bir dili yok; kimi zaman bir tabloyu tarifler gibi diyalogsuz, detaylı mekan tasarımları, betimlemelerle geliyor karşımıza; kimi zaman ise bir tiyatro teksti gibi karşılıklı konuşmalarla… Antonius’un sürekli kılık değiştiren şeytanla mücadelesini takip ediyoruz ve çok sayıda atıf sayesinde dinler tarihindeki önemli kişileri, olayları, klikleri, tarikatları, vs… öğreniyoruz -çevirmen Selahattin Eyüboğlu büyük bir sabırla dipnotlar halinde detaylı açıklamalar paylaşmış okuyucuyla-. Konu bu hali ile sıkıcı değil -hele benim gibi tarih okumayı seven biri için hiç sıkıcı değil-; ancak Flaubert mekan tasarımları için çalıştırdığı eşsiz hayal gücünü karakterleri için kullanamıyor bir türlü. Dolayısıyla kahramanlarının iç dünyasını; yaşanan iç çatışmaları, insanın şeytan ile ve kimi zaman kendi öz benliği ile savaşını hissedemiyoruz bir türlü. Derinliksiz karakterlerle olayların akışı yüzeysel, düz bir yazı olmaktan öteye gidemiyor ve bir müddet sonra benzer ifadeler o kadar çok tekrar ediyor ki, sıkıcı oluyor. Açıkçası uzun zamandır okuduğum hiçbir kitapta bu kadar zorlanmamıştım. Aziz Antonius’un mücadele ettiği günahların içinde en çok “şehvet”e yer vermiş Flaubert eserinde. Sekse aşırı düşkün olan ve yakalandığı sayısız zührevi hastalığın sonucu genç yaşında ölen yazarımız bunu içgüdüsel olarak mı yaptı bilinmez, ancak Aziz Antonius’un “şehvet” ile mücadelesini yüceltirken kendisinin bu iradesizliği yüzünden hayatını kaybetmesi ironik geldi bana… Flaubert bu eserini çok erken yıllarında yazmış, ancak ölene kadar sürekli değiştirip düzeltmiş. İlk yazdığı versiyonunu hevesle yakın arkadaşlarına gösterdiğinde kendisine “şömineye atıp yakması” tavsiyesinde bulunmuşlar. Ben bu kadar ileri gitmeyeceğim tabii ki; ancak naçizane görüşüm, “okumazsanız da bir şey kaybetmezsiniz” diyeceğim. (AkilliBidik)

Okumakta zorlandığım bir kitap oldu gerçekten. Bunun sebebi farklı dinlerin ve kültürlerin tarihine ve mitolojisine tam hâkim olabilmek zordur. Hadi Hıristiyanlık tarihine, Yunan mitolojisine yabancı değilim, hatta Roma tanrılarına da aşinalığım var. Ama kitabı tam anlayabilmek için çok daha derin bir şekilde dinler tarihine hâkim olmanız gerek. Belli ki Flaubert neredeyse bütün inançları inceleyip çeşitli kaynaklardan yararlanarak yazmış kitabı. Hata farklı yıllarda üç kez yeniden yazmış bu eseri. Yine de Ermiş Antonius'u yoldan çıkarmak icin kılıktan kılığa giren Şeytan'ın kandırmacaları okuyucuyu alıp farklı dünyalara götürüyor. Ermiş Antonius'un bir gece içinde yaşadığı bu düşsel yolculuk eğer dinler tarihi altyapınız varsa okunmaya değer. (Murat Durmaz)

Madame Bovary eseri ile bilinen Flaubert’in , Aziz Antonius’un hikayesinden esinlenerek yazdığı ‘Ermiş Antonius ve Şeytan’ eseri yapısı itibariyle döneminin oldukça üstünde bir eser. Çevirmen Sabahattin Eyüboğlu önsözünde eserin , biçim olarak ne roman ne de tiyatro olduğunu , sinemanın bulunmadığı bir dönemde düpedüz bir senaryo karşısında olduğumuzu belirtiyor. Kitap boyunca Ermiş Antonius’un Şeytan’ın ayartmalarına karşı koymasını, gelmiş geçmiş azizlerle, inananlarla, heretiklerle , paganlarla yüzleşmesini , yedi günahla karşılaşmasını , zamanlar ve inançlar arasından şeytanla bir geçit yapmasını okuyoruz. İnancın insan kadar kadim olduğunu çeşitli biçimler ve yaklaşımlarla göz önüne seren , okuması keyifli bir kitaptı. (İlayda Tepe)

Kitabın Yazarı Gustave Flaubert Kimdir?

Edebiyat eleştirmenleri tarafından modern romanın kurucusu kabul edilir. En tanınmış eseri, 19. yüzyıl toplumsal gerçekliğini çarpıcı biçimde aktaran ve dünya klasikleri arasına giren Madame Bovary'dir. 1857'de yayımlanan ve Fransa'da ciddi tartışmalara neden olan bu eserden sonra realist akımı başlatan kişi olarak gösterilmiştir.

12 Aralık 1821’de Fransa'nın Rouen kentinde doğdu. Bir hekim kızı ve dinsel bağlılıkları sahip bir aristokrat olan annesi Justine-Caroline Fleuriot ile Hôtel-Dieu'de baş cerrahlık yapan orta sınıftan gelme babası Achille-Cléophas'nın ortanca çocuğuydu. Rouen'de mutlu bir çocukluk dönemi yaşadı.

1832-1840 yılları arasında Rouen Koleji'nde öğrenim gördü. Edebiyat alanındaki ilk denemelerini okul gazetesinde ve Le Colibri ("Sinek Kuşu") adlı küçük bir dergide yaptı. 1834’te arkadaşı Ernest Chevalier ile birlikte Art et Progrès (Sanat ve İlerleme) adında bir dergi çıkarmaya başladı. Henüz 15 yaşındayken Trouville sahilinde tanıştığı kendisinden on yaş büyük ve evli bir kadın olan Elisa Schlésinger'e aşık oldu. Bu aşk, yaşamında çok önemli etkiler, izler bıraktı. Elisa Schlesinger daha sonra "Duygusal Eğitim" adı ile kaleme alacağı eserde Marie Arnoux karakterinin de temel kaynağı oldu. Öğrencilik yıllarında sürekli yazdı. "Bir Çılgının Hatıraları" (1838), "Smarh" (1839) ve 1840 yılında yazmaya başladığı "Kasım" lise öğrencisi olduğu dönemin ürünleridir.

1841'de Paris'e gidip Hukuk Fakültesi'ne kaydoldu. Hukuk öğrenimi sırasında da yoğun bir şekilde yazmakla meşgul oldu. 1844 yılında sara kaynaklı ilk krizini geçirince, dinlenmesi gerektiğinden hukuk eğitimini yarıda bırakarak eve döndü. Hastalığı nedeniyle vaktinin çoğunu evde geçirmek zorunda kaldı.

1845’te "Duygusal Eğitim"in ilk taslağını bitirdi ve ailesiyle beraber bir İtalya seyahatine çıktı. Cenova'da gördüğü ve onu çok etkileyen bir Brueghel tablosunun verdiği ilhamla “"Aziz Anthony'nin Baştan Çıkışı”'nı yazmaya başladı.

1846 yılında babasını, hemen ardından kız kardeşini kaybetti. Ölen kardeşinin küçük bebeğinin bakımını üstlendi. Babasından kalan yüklü miras sayesinde tüm zamanını yazı yazarak geçirmeye karar verdi. Yeğeni ve annesi ile Rouen yakınlarındaki Croisset'ye yerleşti, hayatının tamamını burada geçirdi. Bu arada edebiyat dünyasında kendisinden uzatmalı sevgilisi olarak bahsedilen şair Louise Colet ile tanıştı (1846) ve ilişkileri sekiz yıl sürdü.

1849’da "Aziz Antoine" adlı eserinin ilk okumasını arkadaşlarına yaptığında büyük hayal kırıklığı yaşadı. Arkadaşları ona sıradan konular seçmesini ve bunu doğal bir üslupla, herkesin anlayabileceği bir dille yazmasını öğütlediler. Bu hayal kırıklığının ardından yakın dostu Maxime du Camp ile birlikte 18 ay süren bir Ortadoğu gezisine çıktı. Yunanistan, Anadolu, Mısır, Filistin, Suriye ve İtalya'yı dolaştı. Gezi esnasında mal varlığının çoğunu harcayan ve frengiye yakalanan Flaubert, içe kapanıklığından, yalnız Mısır’a ve Tunus’a yaptığı yolculuklarla sıyrıldı. Ünlü romanı Salambo’yu ona esinleyen de, bu yolculuklar oldu. Madame Bovary’i de bu esnada kurgulamakta olduğu ifade edilir. Edebiyat dünyasından pek çok kişiyle mektuplaştı. Bu mektuplardan bazıları sonradan büyük ün kazandı. Sevgilisi Louise Colet’e mektupları ise edebî açıdan eserleri arasında sayılacak değerde kabul edilir.

Yakın Doğu seyahatinden dönüşünden üç ay sonra, Eylül 1851′de Madame Bovary'yi yazmaya başladı. Kitabı 1856 baharında bitirdi ve eser tefrika edildi. Flaubert 1856′da "Baştan Çıkış"'ı tekrar kaleme ve "Salombo" üzerinde çalışmaya başladı (1857). Bu arada ilk romanı Madame Bovary, 1857’de kitap olarak basıldı. Eser “ahlaksızlık-sapkınlık” eseri olarak suçlanarak yasaklandı ve yazara dava açıldı. Savcıya göre kitapta eş aldatma yüceltilmekte, cinsel duygular abartılıp kışkırtılmakta, geleneklere hakaret edilmekteydi. Yargıç “namus cellâdı kadın”ın kim olduğu sorulduğunda, Falubert’in verdiği "Madam Bovary, c'est moi! (Madame Bovary benim!)” yanıtı meşhurdur. Avukatı Marie-Antoine-Jules Senard’ın başarılı savunması Flaubert’in aklanmasını sağladı. Bu nedenle avukat Senard’ın adı bu nedenle kitabın yeni basımında, daha ilk sayfada, ithaftan da önce, Flaubert’in kendisine hitaben yazdığı kısa bir teşekkür notuyla birlikte yer almıştır. Flaubert bu savunmadan sonra, yazdığı kitabın kendi gözünde bile umulmadık bir değer kazandığını söylemiştir.

Yazar, 1858 ilkbaharında Kuzey Afrika'da iki aylık bir araştırma gezisi yaptı. Salomo adlı romanını Nisan 1862′de tamamladı. 1864-1869 arasında Duygusal Eğitim’in son taslağını yazdı. Yirmi beş seneye yayılan bir çalışma sonunda ortaya çıkan bu eserde kendi gençlik yıllarından hareketle bir "nesil hikâyesi" anlatmıştır.

Yaşamının son yılları acılar, edebi başarısızlıklar ve maddi zorluklarla geçti. Bitiremediği son projesi "Bouvard ve Pécuchet"'yi ("Bilirbilmezler" ismi ile Türkçeye çevrildi) yazmaya 1874′te başladı. Para sıkıntısı yüzünden, projeye iki senelik bir ara verip 1877′de yayımlanacak olan "Üç Hikâye"'yi (Saf Bir Kalp, Konuksever Aziz Julien Efsanesi ve Hérodias) kaleme aldı. Çocukluk arkadaşı Laure le Poittevin'in oğlu Maupassant'ı manevi evladı olarak benimsemişti. Onu iyi bir yazar olarak yetiştirmeye çalıştı ve Maupassant'ın başarılarıyla avundu.

Flaubert, 8 Mayıs 1880 günü, ani bir felç sonucu, Croisset’de öldü.

Romanları

Salambo (Salammbô)

Duygusal Eğitim

Madam Bovary

Gönül ki Yetişmekte

Ermiş Antonius ve Şeytan

Bilirbilmezler (Bouvard ile Pécuchet)

Günlük

Kırlarda ve Kumsallarda (1886)

Anı

Bir Delinin Anıları (1838)

Gustave Flaubert Kitapları - Eserleri

  • Madame Bovary
  • Saf Bir Yürek
  • Bir Delinin Anıları
  • Madam Bovary
  • Bibliyomani
  • Üç Öykü

  • Yerleşik Düşünceler Sözlüğü
  • Ermiş Antonius ve Şeytan
  • Duygusal Eğitim
  • Bilirbilmezler
  • Herodias
  • Kasım
  • Salambo

  • Doğu’ya Yolculuk
  • Gönül Eğitimi
  • Konuksever Aziz Julien Söylencesi
  • Kabul Görmüş Kanaatler Sözlüğü
  • Cehennem Rüyası
  • Aşk Eğitimi
  • Mektuplar

  • Bir Delinin Anıları
  • Bibliomanie
  • Madame Bovary
  • Herodias Stage 2
  • Madame Bovary

Gustave Flaubert Alıntıları - Sözleri

  • Elle tutulup gözle görülmez bir derdi nasıl anlatabilirdi insan ? (Madam Bovary)
  • Ne istiyorsun? Söyle bana! (Salambo)
  • Ortada bir hain varsa, o da Büyük Meclis'tir. Askerlerin bağlılığı savaşla sona erdiğinden, savaş bitin­ce serbest kalırlar. (Salambo)
  • Tanrı’dan başka kral yoktur! (Üç Öykü)
  • FATURA: Muhakkak kabarık gelir. (Kabul Görmüş Kanaatler Sözlüğü)
  • ÇAĞ(IMIZ): Çağımıza şiddetle karşı çıkmalı. — Şiirsel olmamasından yakınmalı. — Onu, geçiş dönemi, çöküş dönemi olarak adlandırmalı. (Yerleşik Düşünceler Sözlüğü)

  • "Belki de onu unutmuşlardı ya da yoksulluk kalplerini taşlaştırmıştı." (Saf Bir Yürek)
  • Felicite arkasından bir efendi için dökülmeyecek gözyaşlarıyla ağladı. Madamın kendinden önce ölmüş olması kafasını karıştırıyor, doğanın düzenine ters, kabul edilmesi olanaksız, korkunç bir şey gibi görünüyordu. (Saf Bir Yürek)
  • Öyle ya , yüreğinize soğuğun gelip çöktüğünü hissetmek bir sevinçtir ,ve hâlâ tüten bir ocakmışçasına elinizle yoklayıp , artık yanmıyor diyebilmek . (Kasım)
  • “Yüreğinde bir bağ, onları birleştiriyordu; yazgıları da benzer olacaktı.” (Üç Öykü)
  • Kudurmuş hayvanlar ortalığa salınmaz (Herodias)
  • Ben belirli sayıda okur için bir eser yazmıştım, bütün halk tabakaları bunu sevip benimseyiverdi (Salambo)
  • "Hepimiz dünyaya ıstırap çekmeye geldik." (Madam Bovary)

  • Robespierre, azınlıgın haklarını savunurken, XVI. Louis'yi Milli Konvansiyon'un önüne götürdü ve halkını kurtardı. Sonuçlar alayları meşru kılar. Diktatörlük kimi zaman zorunludur. Yaşasın zorbalı k! Elverir ki zorba iyi şeyler yapsın ! (Gönül Eğitimi)
  • "Kadının sözleriyle büyülendiği gibi, sessizliğiyle de büyülenmişti" (Madam Bovary)
  • - Eee! Sizin şu evlenmeden ne haber? dedi. - Hangi evlenme? - Şu sizinki ! - Benimki mi? Yok böyle bir şey! -Hem böyle bir şey ne zaman olur? Düşlerinde yaşattıgın guzelden umut kesip basit bir hayatta yaşamaya razı olunca. (Gönül Eğitimi)
  • - Ne olursa olsun, birbirini çok sevmiş iki kişi olarak kalacagız. - Birbirimizin olmadan, ama! - Böylesi belki daha iyi, (Gönül Eğitimi)
  • Her birimiz dünyaya bir prizma arkasından bakarız; gülümseyen renkleri ve neşe veren şeyleri seçebilenlere ne mutlu.. (Bir Delinin Anıları)
  • Ve Atlas Dağı'nın tepesindeydim, altını ve çamuruyla, erdemi ve gururuyla dünyayı izliyordum. (Cehennem Rüyası)
  • "Neyi mi bekliyorum? Sadece birinin gelip sarılmasını..." (Bir Delinin Anıları)