Kitap Künyesi

Yazar: Mahmut Goloğlu

Editör: Emre Yalçın

Yayın Evi: Türkiye İş Bankası Yayınları

İSBN: 9789944882682

Sayfa Sayısı: 245

--reklam--

Erzurum Kongresi Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Mahmut Goloğlu'nun Milli Mücadele Tarihi dizisinin ilk kitabı, Milli Mücadele'nin dönüm noktalarından Erzurum Kongresi'ni hazırlayan koşulların bir tablosuyla açılıyor.

İtilaf Devletleri'nin Doğu Anadolu'da ve Doğu Karadeniz'de bağımsız devletler kurulmasına yönelik desteği, bu yörelerde Müdafaa-i Hukuk hareketlerinin doğuşuna yol açar.

Mütareke ortamının işgal ve belirsizliklerle örülü ortamında, çetelerin patlayan silahları arasında Müdafaa-i Hukuk derneklerinin meşru zemin arayışları sürmektedir.

Bu arayış, böyle bir ortamda Samsun'a çıkan Mustafa Kemal'in de dikkatinden kaçmaz. Böylece Milli Micadele'nin halka ve hukuka dayanan zemininin temelleri, asıl kaygısı bölgenin kuruluşuna odaklanmış olan Erzurum Kongresi'nde atılır...

Sivas Kongresi ve TBMM'ye uzanan yolun ilk etabını konu alan bu kitap, modern tarih yönteminden de yararlanan ilk örneklerden biri:

Ekler bölümünde, Milli Mücadele'nin ilk aşamalarında yer almış pek çok kişinin, bu kitap için kaleme aldıkları ve anlattıkları tanıklıkları ile birlikte...

Erzurum Kongresi Alıntıları - Sözleri

  • Erzurum Kongresi’nin Beyanname’sini teşkil edecek olan ana prensipler şöyle özetlenebilir: •İlk maddede, Samsun ve Trabzon’u içine Aslanbey bugünkü idari bölümlemeye göre 25 kadar ili kapsayan Doğu Anadolu bölgesinin hiçbir sebeb ve bahane ile bölünmesinin ve Osmanlı topluluğundan ayrılmasının mümkün olmayacak derecede bir bütün teşkil ettiği, bölge halklarının saadette. felakette, mukadderatta birlik halinde öz kardeş oldukları tespit ediliyordu. •İkinci madde, vatanın bütünlüğünün,milletin bağımsızlığının saltanat ve hilafetin korunmasının milli kuvvetlere dayanmak ve milli iradeyi hâkim kılmakla mümkün olacağını belirtiyordu. •Üçüncü madde, her türkü işgal ve müdahelenin Rumluk ve Ermenilik teşkili amacına yöneltilmiş bir hareket sayılarak savunma ve karşıkoyma yoluna gidileceğini ve Hıristiyanlara yeni imtiyazlar verilmesinin kabul edilemeyeceğini hüküm altına alıyordu. •Dördüncü madde, hükümetin buralarla ilgisini kesmesi veya buraları bırakmak zorunda kalması halinde, milli varlığı ve milli hakları koruyucu karar ve tedbirlerin alınmış olduğunu tespit ediyordu. •Beşinci maddede, “Bayanımızda öteden beri birlikte yaşadığımız Müslüman olmayan kimselerin kanunlarla pekiştirilmiş haldeki kazanılmış haklarına saygılıyız”deniliyordu. •Altıncı madde,”İtilaf Devletlerinden, Mondros Mütarekesi’nin imzalandığı 30 Ekim 1918 tarihindeki sınırlar içinde kalan Türkiye’nin parçalanması düşüncesinden vazgeçilerek varlığımıza, tarihi, ırki ve dini haklarımıza saygı gösteren ve aykırı davranışları desteklemeyen, hak ve adalete dayanan bir karar beklenir” denmek suretiyle ileride Misâk-ı Milli adı verilecek olan prensip kararının temelini atıyordu. •Yedinci madde, “Milletimizin insani, çağdaş gayeleri yüceltir” diye başlıyor fen, sanat ve ekonomik bakımlardan muhtaç durumda olduğumuzu belirtiyor. Bu sebeple; devlet be milletin bütünlüğü ve bağımsızlığına göz koyulmaması şartıyla, herhangi bir devletin bu alanlardaki yardımının hoşnutlukla karşılanacağı açıklanıyordu. •Sekizinci maddede, milletlerin kaderlerini kendilerinin çizdiği çağda, İstanbul Hükümeti’nin de milli iradeye dayanması gerektiği, milli iradeye dayanmayan hükümetlerim içte ve dolaya itibarı olmadığı anlatılıyor bundan ötürü Mebuslar Meclisi’nin hemen toplantıya çağrılması, milletin ve memleketin kaderi halkında alınacak kararların Millet Meclisinin denetiminden geçirilmesi isteniyordu. •Dokuzuncu madde ile her türlü particilik akımları dışımda Şarki Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adıyla bir derneğim kurulacağı hüküm altına alınıyordu. •Onuncu madde Kongre tarafından bir heyet- i temsilciye seçileceğini gösteriyordu.
  • Erzurum Kongresi Kongrenin açılış günü olan 23 Temmuz gelip çatmıştı. Milli birliğe doğru gidişim ilk büyük tezahürü bugün görülecekti. Hava güzeldi. Halk, büyük bir sevinç ve heyecan içinde sokakları doldurmuştu. Kongre içim tek katlı eski bir okul binası( Sansaryan Ermeni Okulu) hazırlanmıştı. (Bu bina sonradan yıkılmış ve yerine şimdiki Atatürk Yağı Usta Okulu binası yapılmıştır.) Kolordu bandosu marşlar çalıyordu. Kongre saat 11’de başlayacaktı. Delegeler okulun bahçesinde toplanıyorlardı. Hepsi de çok heyecanlı idiler. Kolay iş değildi. Dışardan, içerden, her yanından düşmanlar ve tehlikelerle sarılmış bir yurdun evlâtları, yok olmaktan kurtulma çabası içinde dünyaya meydan okumaya, Türk’ün yok edilemeyecek bir millet olduğunu apaçık göstermeye, Türk Milli Mücadelesinin milli birlik temelini atmaya hazırlanıyorlardı.
  • Herşeyden önce şunu açıklamak isteriz ki; Anadolu Türklerinin 1919 yılında giriştikleri, “milletçe yok olmaktan kurtulma çabasına” Milli Mücadele’den başka bir ad verilmemelidir. Çünkü bu çaba bir “isyan”, bir “ihtilal”, bir “savaş” olarak veya bu amaçla girişilmiş bir çaba değildi. Kimseye karşı isyan edilmiyor; halk bir ihtilale değil, tehlikelere karşı uyanıklığa çağrılıyordu. Savaş hiç arzulanmıyor, hattâ savaştan kaçınılıyor, fakat istenmeden gelecek bir savaşa karşı da hazırlıklı olmaya çalışılıyordu. Ne var ki, Türk milletinin yok olmaktan kurtulma çabası zaman zaman bir ihtilal, bir isyan niteliğinde göstermiş ve bir Kurtuluş Savaşı’nı da içine almıştır. Ama bu çaba, hiç bir zaman sadece bunlardan biri olmamış, başından sonuna kadar, zaman zaman bunları da içine alan, bir “Milli Mücadele” olarak devam etmiştir. Milletçe yok olmaktan kurtulma çabasının, smacına ve gerçeğe uygun tek adı Milli Mücadele olması gerekir..
  • Ve 30 Ekim 1918’de Limni Adasının Mondros Limanı’nda, İngilizlerin Agamemnon zırhlısında Türk delegeleri Bahriye Nâzırı Hüseyin Rauf, Dışişleri Müsteşarı Reşad Hikmet, Kurmay Yarbay Sadullah ile itilaf Devletlerimi temsil eden İngilizlerin Akdeniz Donanması Başkomutanı Amiral Somerset Arthur Gough Calthorpe arasında Mondros Mütarekenâmesi imzalandı…. Varılan anlaşmaya göre, derhal savaş haline son verilecek, Doğuda askeri birliklerimiz 1914 sınırının gerisine çekilecek, Türk ordusu terhis edilecek ve eldeki silah, ceohane, teçhizat, ulaştırma araçlarının ne yapılacağı hakkında İtilaf Devletlerince verilecek talimatlara uyulacak, donanma teslim edilecek, limanlar, demiryolları, posta işleri İtilaf Devletlerinin denetim ve yönetiminde, İstanbul ve Çanakkale Boğazları ile Toros tünelleri de yine bu devletlerin işgalinde bulunacaktı… Mondros Mütarekesi, imzalandığının ertesi günü yürürlüğe girdi ve 31 Ekim 1918’de savaş hâline son verildi. Türk ordusunun terhis hazırlıklarına başlandı. İki gün sonra da, 3 Kasım’da, İngilizler Musul’a girdiler. 4 Kasım’da ilk defa bir İngiliz savaş gemisi İzmir limanına geldi ve Anadolu Rumlarının taşkınlıkları başladı. Her tarafa Yunan bayrakları asılarak gösterilerde bulunuldu. 8 Kasım’da Çanakkale Boğazı’nın işgaline başlandı…
  • "Lazistan Türkleri de, Kürdistan Türkleri gibi, Çerkes Türkleri gibi aynı soydan geldiklerini, aynı babanın değişik isimli çocukları olduklarını, hepsinin kan kardeşi olarak aynı yerlerden buralara geldiklerini, kendilerinin de daha önceleri Legzler adı altında Kafkasya'da oturduklarını, o zaman da Kafkas Türkü olduklarını, sonra Legzlerin ikiye ayrıldığını, bir kısmının aynı yerde kalarak Lezgi adını aldıklarını, bir kısmının iki bin yıl kadar önce kıyılardan batıya göçerek Rize-Batum bölgesine geldiklerini ve Lazgi diye anıldıklarını, bu deyimin sonradan Laz şekline dönüştüğünü ve en az iki bin yıldan beri burada oturarak Kafkas Türklüğünden çıkıp Anadolu Türkü olduklarını biliyorlardı."
  • Samsun-Amasya Bölgesi: Pontusçuların ve Rum çetelerinin en büyük faaliyeti bu bölgede idi. Kurmayı hayal ettikleri devletin başkentini Samsun olarak tasarlamışlardı. Pontusçular ilk teşkilatı,Amerika’nın Rum göçmenlerinden Rahip Klematyos liderliğinde, İnebolu’da kurmuşlardı. Bı teşkilatın fedaileri, Samsun bölgesinde Rumlar’ın bulunduğu her köyü gizli birer silah deposu hâline getirmişler, Merzifon Amerikan Koleji’nde yuvalanan Pontusçular da bölgedeki Hıristiyanları ayaklanmaya hazırlanmışlardı… Samsun’daki Rum komitacıların başı reji fabrikası Müdürü Tokamanidis idi. Bölgedeki çeteler de Metrolit Yermanos’un idaresinde hareket ediyordu. Doğu cephesinden Batum’a gelmiş olan 15. Tümen bu bölgenin asayişini sağlamak ve korumak görevi Samsun’a verilmişti. Batum’da yığılan 25.000 kişinin sevkinde uğranılan büyük güçlüğe rağmen, 45. Alay, bir gemi ile alelalece Samsun’a gönderildi..
  • 14 Mayıs’ta Sadrazam’la yaptığı görüşmede her zaman yolculuğa çıkabileceğini söylemiş olan Mustafa Kemal Paşa, kendisi için hazırlanmış bulunan Bandırma Vapuru ile, 16 Mayıs’ta yola çıkmış ve 19 Mayıs’ta Samsun’a varmıştı. Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a geldiği gün memleketin genel durumu şöyle idi: Millet yoksul ve yorgun, Padişah geleceğinden kuşkulu, hükümet beceriksiz ve korkak, ordu başsız ve silahsızdı. İstanbul’da İtilâf Devletlerinin orduları ve donanması vardı. Adana Fransızların; Urfa, Antep, Maraş İngilizlerin; Antalya ve Güneybatı Anadolu İtalyanların; İzmir Yunanlıların; limanlar ve istasyonlar İtilaf Devletlerine ait askeri birliklerin işgali altında idi. Trakya’da, Yunan subayları tarafından kurulmuş Rum çeteleri Türklere saldırıyorlardı. Doğu sınırı Ermeni askerleriyle sarılmıştı. Iğdır ve çevresinde iki, Kars’ta bir, Göle’de bir, Çıldır’da bir, Sarıkamış’ta bir, Kağızman’da bir alay Ermeni askeri vardı. Ermeniler, doğu illerimizi içine alacak olan Büyük Ermenistan hülyalarını gerçekleştirebilmek için fırsat kolluyorlardı. Doğuda ayrıca bağımsız Kürt Devleti kurma gayretleri de vardı. Doğu Karadeniz bölgesinde Pontusçular faaliyet halinde idiler. Samsun-Sivas bölgesinde Pontusçular şiddet hareketlerine başlamışlardı…
  • He şeyden önce şunu açıklamak isteriz ki; Anadolu Türklerinin 1919 yılında giriştikleri, “milletçe yok olmaktan kurtulma çabası”na “Milli Mücadele”den başka bir ad verilmemelidir.
  • "İstanbul'da göz önündeyiz. Düşman içimizde ve maalesef hâkim vaziyettedir. Teşkilat yaptığımızı sezince fırınları kapatıp halkı ekmeksiz, ve boruları kesip susuz bırakabilir. En isabetli hareket, şimdilik, burayı bırakıp Anadolu'ya geçmek ve orada teşkilat yapmaktır."

Erzurum Kongresi İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Mahmut Goloğlu, Milli Mücade ve Cumhuriyet Tarihi alanında yetkin, önemli tarihçilerimizden biri. Erzurum Kongresi kitabı da yazarın Milli Mücadele Tarihi serisinin ilk cildi. Kongre öncesi, kongre detayları ve sonrasında yaşananları detaylı bir şekilde aktarıyor Goloğlu. Eserin genelinde objektif olma ve yaşananları olduğu gibi aktarma kaygısı görülüyor. Bu yönüyle çok değerli bir eser ortaya çıkmış. Kongreye dair bilinmeyen ve tartışılan konular da bilgi birikimimi zenginleştirecek düzeyde. Eserde Atatürk’ün nasıl Milli Mücadele lideri olduğu ve diğer tarihi kişiliklerden nasıl farklı olduğu harikulade anlatılmış. Trabzon’un Milli Mücadele’ye olan hayati katkılarının da eserin önemli bölümlerini oluşturduğunu söylemeliyim. (Ömer Faruk Aydın)

Mustafa Kemal, görünürde Osmanlı Hükümeti tarafından Samsun ve civarının asayişini sağlamak (aslen itilaf devletlerinin isteklerinin kolayca yapılmasını sağlamak) amacıyla Samsun'a gönderilmişti. Ancak Mustafa Kemal'in gönlündeki görev ulusal kurtuluşun sağlanması idi. İşte O'nu Atatürk yapan sürecin ilk adımı 19 Mayıs 1919'da Samsun'a ayak basmasıyla başladı. Rahmetle, minnetle... Samsun'a çıkış Kurtuluş Savaşı'mızın ilk adımı kabul edilir, ancak en önemli adım olarak Erzurum Kongresi'ni işaret etsek yanlış olmaz diye düşünüyorum. Çünkü Samsun'a çıkışta düşünce egemenken, Erzurum'da faaliyet egemendi. Erzurum Kongresi toplanma açısından bölgesel, kararları itibariyle ulusaldır. Kongre Erzurum ve Trabzon'daki bölgesel cemiyetler tarafından düzenlenmiştir. Bu eser; Erzurum Kongresi'nin hazırlanış aşamalarını, kongre esnasında yaşananları, konuşulanları, tepkileri, kararları, anlaşılan ve tartışılan konuları, kongrenin vizyon ve misyonunu, kongre sonrasında yaşananları; belgeler, hatıralar, gazete yazıları ve çeşitli basılı kaynaklardan alıntılarla anlatan bir eserdir. Milli Mücadele Tarihi (beş eser) serisinin ilk kitabıdır. Yer yer tekrar yazımlar olmuş, ancak genel itibariyle dönemi detayıyla anlatan güzel bir eser. Tarafsız, taraflı anlatanları da eleştirerek gerçek bilgileri, belgeleriyle sunan bir eser. Milli Mücadelemizi bilmek hepimizin boyun borcudur. Nereden nereye geldiğimizi bilmemiz gereklidir. İstanbul Hükümeti'nin görevlerini yerine getirmediği, halktan bihaber olduğu (belgeyle ve hatırayla anlatılıyor) ve Samsun'da kıvılcımlanan ve Erzurum'da tutuşan ulusal kurtuluşumuzun heyecanını 'asil kanımızda' hissetmeli ve anlamalıyız. (Öğretmenden Notlar)

Milli mücadele adına yapılan Erzurum Kongresi'nin işleyişini, delegelerin tutumlarını, İstanbul hükümetinin tepkisini ve Mustafa Kemal Paşa'nin konumunu hatıratlara ve birtakım kaynaklara dayandırarak ele alan güzel bir eserdi. Bölümler halinde kronolojik olarak hazırlanan eserde yer alan bazı bilgilere dair belgelerin kitabın ekler bölümünde yer alması da söz konusu. Kongreye dair tam anlamıyla kapsamlı bir çalışma olmasa da okuyucuya genel bir fikir verebilir. (Şeyma Öztürk)

Erzurum Kongresi PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Mahmut Goloğlu - Erzurum Kongresi kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Erzurum Kongresi PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Mahmut Goloğlu Kimdir?

Mahmut Goloğlu (1915-1982) Akçaabat’ta doğdu, aynı günlerde babası Sarıkamış’ta şehit düştü. Trabzon’daki öğrenciliği sırasında Halkevi’nin yerel tarih araştırmalarına katıldı. Tarihle ilgisi böylece başladı. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirerek Tekel’de müfettiş oldu. Bir süre serbest avukatlık yaptıktan sonra aktif siyasete atıldı. Milletvekili oldu ve TBMM’de başkan vekilliği dahil pek çok görevde bulundu; Meclis Kütüphanesi’nde tarih çalışmalarını sürdürdü. Siyasetten çekildikten sonra, yerel tarih çalışmaları ile Milli Mücadele ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi konulu dizi kitaplarını kaleme aldı. 1976’da Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde Devrim Tarihi profesörü olarak ders vermeye başladı. Akademik çalışmalarıyla Boğaziçi Üniversitesi tarafından 1981’de Şeref Ödülü’ne layık görüldü.

--reklam--

Mahmut Goloğlu Kitapları - Eserleri

  • Devrimler ve Tepkileri
  • Erzurum Kongresi
  • Sivas Kongresi
  • Milli Şef Dönemi
  • Üçüncü Meşrutiyet
  • Tek Partili Cumhuriyet
  • Türkiye Cumhuriyeti
  • Cumhuriyet'e Doğru
  • Halifelik
  • Demokrasiye Geçiş
  • Trabzon Tarihi

--reklam--

Mahmut Goloğlu Alıntıları - Sözleri

  • Fransa Savaşı bitmiştir. Şimdi İngiliz Savaşı başlamak üzeredir. Hitler, ya bizi bu adada öldürmek ya da savaşı yitirmek gerektiğini biliyor. Ona karşı koymayı başarırsak bütün Avrupa özgür olacak, dünya yaşayacak, güneş dünya üzerinde parlayacaktır. Düşersek, Amerika dahil olduğu halde, dünya ve bütün sevdiklerimiz yeni ve korkunç karanlıklar döneminin uçurumlarına yuvarlanacaktır. (Milli Şef Dönemi)
  • 6.11.1494'te Trabzon Valisi Şehzade Yavuz Sultan Selim'in güzel eşi Hafsa Sultan'dan Trabzon da bir oğlu dünyaya geldi. Çocuğa verilecek adı bulabilmek için geleneksel bir davranışla Kuran'ı Kerim'den gelişigüzel bir sayfa açıldı. Bu sayfada "İnnehü mines Süleymane...ayeti vardı. Çocuğa" Süleyman" adının verilmesi gerekiyordu. Fakat çok alçak gönüllü olan Şehzade Yavuz Sultan Selim, çocuğuna böylesine kutsal değeri büyük bir peygamber adının verilmesine razı olamıyordu.Sonunda çözüm yolunu yine kendi buldu. Eski harflerin türlü okunuşuna göre türlü anlama gelmelerinden yararlanarak Süleyman'ı bir peygamber adı olarak değil de, "Selim" ve "en" kelimelerinin yanyana gelmesiyle ortaya çıkmış "Selim'in küçüğü" anlamına aldıve bunu kabul etti, çocuğun adı Süleyman oldu. (Trabzon Tarihi)
  • "Lazistan Türkleri de, Kürdistan Türkleri gibi, Çerkes Türkleri gibi aynı soydan geldiklerini, aynı babanın değişik isimli çocukları olduklarını, hepsinin kan kardeşi olarak aynı yerlerden buralara geldiklerini, kendilerinin de daha önceleri Legzler adı altında Kafkasya'da oturduklarını, o zaman da Kafkas Türkü olduklarını, sonra Legzlerin ikiye ayrıldığını, bir kısmının aynı yerde kalarak Lezgi adını aldıklarını, bir kısmının iki bin yıl kadar önce kıyılardan batıya göçerek Rize-Batum bölgesine geldiklerini ve Lazgi diye anıldıklarını, bu deyimin sonradan Laz şekline dönüştüğünü ve en az iki bin yıldan beri burada oturarak Kafkas Türklüğünden çıkıp Anadolu Türkü olduklarını biliyorlardı." (Erzurum Kongresi)
  • Mustafa Kemal Paşa ile maiyetindekilerin ve birlikte gidecek Heyet-i Temsiliye üyelerinin yol masrafları nasıl karşılanacaktı? Yoksulluk içindeki halktan başkaca para istemek ve almak mümkün değildi. Fakat, Erzurum’un fedakar evlatlarından,60 yaşını geçkin, emekli binbaşı Süleyman Efendi: “Çocuklar, benim bugüne kadar biriktirdiğim 900 liram var. Ben 60 yaşımı geçmiş bir adamım. Tanrı rızasından ve milletin esenliğinden başka dileğim yok. Bu parayı size veririm. Fakat bu parayı benim verdiğimi ne paşa, ne de başka kimse bilmeyecek” demiştir. İşte bu para ile yol hazırlıkları tamamlandı ve 29 Ağustos 1919’da Sivas’a hareket edildi. (Sivas Kongresi)
  • "Korku, aşağılık insanlar yetiştirir. Cumhuriyet ise, erdemli insanlar yetiştirir." (Devrimler ve Tepkileri)
  • "Kesinlikle inanıyoruz ki, köylümüzün eğitimini daha yüksek bir dereceye vardırdığımız gün,milletimizin her alandaki gücü,zor tasarlanacak kadar yüksek ve gösterişli olacaktır." (Hasan Ali YÜCEL) (Milli Şef Dönemi)
  • Özellikle içinde yuvarlandığımız ve sadece bir tarih olayı değil, uluslar için bir tarih örneği olan Harekâtı Milliyemizin nasıl başladığını ve nasıl şekillenip geliştiğini çoğumuz bilmiyoruz. (Cumhuriyet'e Doğru)
  • Bu millet utanmak için yaratılmamıştır, övünmek için yaratılmıştır. Tarihini, övünülecek olaylarla doldurmuş bir millettir. (Devrimler ve Tepkileri)
  • Tarih çalışmalarındaki ilk adım 1930 yılında atılmış ve 23 Nisan 1930’da toplanan Altıncı Türk Ocakları Kurultayı’nın 28 Nisan 1930 tarihli birleşiminde, Türk Ocakları içinde bir Türk Tarihi Tetkik Heyeti (Türk Tarihini İnceleme Kurulu) kurulması kararlaştırılmıştır. Kurul, Hamdullah Suphi Bey’in Başkanlığında 4 Haziran 1930’da çalışmalarına başlamış, Türk Ocaklarının kapanmasından sonra da, 15 Nisan 1931’de Tevfik Bıyıklıoğlu’nun Başkanlığında Türk Tarihini İnceleme Derneği kurulmuştu. (Tek Partili Cumhuriyet)
  • A) Devletin borç senetlerini ellerinde bulunduranlarca seçilecek, yedide altısı yabancı olmak üzere, bir Düyunu Umumiye Meclisi İdaresi (Genel Borçlar Yönetim Kurulu) meydana getirilmiştir. Bu kurulun yetkisi kesin, yönetimi bağımsızdır. (Tek Partili Cumhuriyet)
  • Erzurum Kongresi Kongrenin açılış günü olan 23 Temmuz gelip çatmıştı. Milli birliğe doğru gidişim ilk büyük tezahürü bugün görülecekti. Hava güzeldi. Halk, büyük bir sevinç ve heyecan içinde sokakları doldurmuştu. Kongre içim tek katlı eski bir okul binası( Sansaryan Ermeni Okulu) hazırlanmıştı. (Bu bina sonradan yıkılmış ve yerine şimdiki Atatürk Yağı Usta Okulu binası yapılmıştır.) Kolordu bandosu marşlar çalıyordu. Kongre saat 11’de başlayacaktı. Delegeler okulun bahçesinde toplanıyorlardı. Hepsi de çok heyecanlı idiler. Kolay iş değildi. Dışardan, içerden, her yanından düşmanlar ve tehlikelerle sarılmış bir yurdun evlâtları, yok olmaktan kurtulma çabası içinde dünyaya meydan okumaya, Türk’ün yok edilemeyecek bir millet olduğunu apaçık göstermeye, Türk Milli Mücadelesinin milli birlik temelini atmaya hazırlanıyorlardı. (Erzurum Kongresi)
  • Ve 30 Ekim 1918’de Limni Adasının Mondros Limanı’nda, İngilizlerin Agamemnon zırhlısında Türk delegeleri Bahriye Nâzırı Hüseyin Rauf, Dışişleri Müsteşarı Reşad Hikmet, Kurmay Yarbay Sadullah ile itilaf Devletlerimi temsil eden İngilizlerin Akdeniz Donanması Başkomutanı Amiral Somerset Arthur Gough Calthorpe arasında Mondros Mütarekenâmesi imzalandı…. Varılan anlaşmaya göre, derhal savaş haline son verilecek, Doğuda askeri birliklerimiz 1914 sınırının gerisine çekilecek, Türk ordusu terhis edilecek ve eldeki silah, ceohane, teçhizat, ulaştırma araçlarının ne yapılacağı hakkında İtilaf Devletlerince verilecek talimatlara uyulacak, donanma teslim edilecek, limanlar, demiryolları, posta işleri İtilaf Devletlerinin denetim ve yönetiminde, İstanbul ve Çanakkale Boğazları ile Toros tünelleri de yine bu devletlerin işgalinde bulunacaktı… Mondros Mütarekesi, imzalandığının ertesi günü yürürlüğe girdi ve 31 Ekim 1918’de savaş hâline son verildi. Türk ordusunun terhis hazırlıklarına başlandı. İki gün sonra da, 3 Kasım’da, İngilizler Musul’a girdiler. 4 Kasım’da ilk defa bir İngiliz savaş gemisi İzmir limanına geldi ve Anadolu Rumlarının taşkınlıkları başladı. Her tarafa Yunan bayrakları asılarak gösterilerde bulunuldu. 8 Kasım’da Çanakkale Boğazı’nın işgaline başlandı… (Erzurum Kongresi)
  • İçeride barış, dışarıda barış. Kimsenin toprağında gözümüz yoktur, kimsenin de sevgili yurdumuza dokunmasına dayanamayız. (Milli Şef Dönemi)
  • 14 Mayıs’ta Sadrazam’la yaptığı görüşmede her zaman yolculuğa çıkabileceğini söylemiş olan Mustafa Kemal Paşa, kendisi için hazırlanmış bulunan Bandırma Vapuru ile, 16 Mayıs’ta yola çıkmış ve 19 Mayıs’ta Samsun’a varmıştı. Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a geldiği gün memleketin genel durumu şöyle idi: Millet yoksul ve yorgun, Padişah geleceğinden kuşkulu, hükümet beceriksiz ve korkak, ordu başsız ve silahsızdı. İstanbul’da İtilâf Devletlerinin orduları ve donanması vardı. Adana Fransızların; Urfa, Antep, Maraş İngilizlerin; Antalya ve Güneybatı Anadolu İtalyanların; İzmir Yunanlıların; limanlar ve istasyonlar İtilaf Devletlerine ait askeri birliklerin işgali altında idi. Trakya’da, Yunan subayları tarafından kurulmuş Rum çeteleri Türklere saldırıyorlardı. Doğu sınırı Ermeni askerleriyle sarılmıştı. Iğdır ve çevresinde iki, Kars’ta bir, Göle’de bir, Çıldır’da bir, Sarıkamış’ta bir, Kağızman’da bir alay Ermeni askeri vardı. Ermeniler, doğu illerimizi içine alacak olan Büyük Ermenistan hülyalarını gerçekleştirebilmek için fırsat kolluyorlardı. Doğuda ayrıca bağımsız Kürt Devleti kurma gayretleri de vardı. Doğu Karadeniz bölgesinde Pontusçular faaliyet halinde idiler. Samsun-Sivas bölgesinde Pontusçular şiddet hareketlerine başlamışlardı… (Erzurum Kongresi)
  • Mustafa Kemal Paşa, milli mücadeleci Vali Vekili Yahya Galip Bey emrindeki il basımevinden yararlanarak bir gazetenin çıkarılabilmesi imkânlarını arıyordu. Sivas'taki İrade-i Milliye gazetesinin devamı gibi olan Hâkimiyet-i Milliye gazetesi işte bu çabaların sonunda, Recep Zühtü Bey'in (Soyak) yönetiminde, ilk kez 10 Ocak 1920'de olmak üzere haftada birkaç defa yayınlanmaya başlamıştır. (Üçüncü Meşrutiyet)
  • Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan, yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır (Sivas Kongresi)
  • Şapka giymekle insan Hıristiyan olmaz. Yahudiler şapka giymişlerdir diye, Hıristiyan mı olmuşlardır? Hindistan Mecusileri sarık sarıyorlar diye Müslüman mı olmuşlardır? Şu halde dinle bunun ilgisi yoktur. (Devrimler ve Tepkileri)
  • Mustafa Kemal Paşa herhangi bir başarısızlık belirtisiyle yılacak, kararından dönecek kişilerden değildi. Erzurum'daydı, Erzurum Kongresi'ne katılmıştı, Erzurum Kongresi bölgesel nitelikten çıkarak 30 Eylül 1918 sınırlarını esas tutmak suretiyle, tüm vatanın bütünlüğünü ve tüm ulusun bağımsızlığını amaç edinen ve ileride"Misak-ı Milli" diye anılacak olan kararları almıştı. (Sivas Kongresi)
  • Ey millet, iyi biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru, en gerçek tarikat, Uygarlık tarikatıdır. Uygarlığın emir ve isteklerini yapmak, insan olmak için yeterlidir. (Devrimler ve Tepkileri)
  • Pontos Krallığının soy kökleri İranlı, aile adları Mihirdad, armaları Ay-Yıldız, halkı tamamen yerli, başkenti de Amasya idi. Ve paralı Yunan askerlerini salıvererek Doğu Karareniz'in yerli halkından ilk kez Anadolu'nun milli ordusunu kuran devlet, Pontos Devleti olmuştur. Zamanla ülke büyümüş ve başkent M.Ö.169'da Sinop'a aktarılmıştır. Yunanistan bile Pontos Devleti'nin egemenliği altına girmiş, başkent de geçici bir süre için Bergama olmuş ve Pontus Devleti bir imparatorluk haline gelmiştir. Doğu Karadeniz Bölgesi ise;kendi bağımsız hayatını yaşamıştır. (Trabzon Tarihi)