Kitap Künyesi
Yazar: Paul Bowles
Çevirmen: The Sheltering Sky
Orijinal Adı: Belkıs Çorakçı ( Dişbudak )
Yayın Evi: Ayrıntı Yayınları
İSBN: 9789755391786
Sayfa Sayısı: 279
--reklam--
Esirgeyen Gökyüzü Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
İkinci Dünya Savaşı sonrası en önemli yazarlarından olarak gösterilen Paul Bowles, Fas'a yerleştikten sonra yazdığı ilk roman olan Esirgeyen Gökyüzü'nde, öyküsüne fon olarak seçtiği Doğu'yu ve Büyük Çöl'ü bir karşıtlığın simgesi olarak ele alır ve modern Batılı insanın uğradığı ruhsal çölleşmeyi bu karşıtlığın şiddeti bağlamında anlatır.
Modern dünyadan kendilerini tecrit eden Port ile Kit, bir sığınak olarak Doğu'yu tercih ederler ve yanalrına dostlarına Tunner'ı da alarak Fas'tan Afrika'nın içlerine doğru sonu belirsiz bir yolculuğa çıkarlar. Ancak bu yolculuk onlar için bir kurtuluş olmaktan çok bir yitiş ve yitirilişi yolculuk onlar için bir kurtuluş olmaktan çok bir yitiş ve yitirilişi beraberinde getirir..
Esirgeyen Gökyüzü boşluğa düşenlerin, tutunamayanların romanıdır...
(Arka Kapak)
--reklam--
Esirgeyen Gökyüzü Alıntıları - Sözleri
- '' Hayat bir dağa tırmanmak gibidir ardına bakarsan miden bulanabilir''
- Uzan oraya, esirgeyen gökyüzünün ince dokusunu yırt ve dinlen.
- O kadar yalnızdım ki, yalnız olmamak nasıl bir şeydi, onu bile unuttum.
- Bilmeye, emin olmaya, hiçbir zaman olanak yoktu. Gelecek zamanın bir tek değil, birkaç olası boyutu vardı.
- "Bitmiş bir şeyi asla düşünmemek gerekir. "
- "Ne var ki her şey ancak birkaç defa oluyor, hatta çok seyrek. Çocukluğunun bir öğle sonrasını kaç kez anımsarsın? O öğle sonrası, benliğinde büyük iz bırakmış, benliğinin ayrılmaz bir parçası olmuş, onsuz olamayacağına inanmış olsan bile. Belki dört- beş kez daha. Belki o kadar bile değil. Dolunayın doğuşunu daha kaç kez seyredeceksin? Belki yirmi. Buna karşın, hepsi insana sınırsız gibi gözüküyor."
- Her insanın kaderi ancak o insanın belleğinde var olana benzediği ölçüde kişiseldir.
- Tanrı’nın en kötü halinde bile, asla insanlar gibi zalim olmadığını anlardınız
- Hızını boyuna arttırarak giden o tren aslında yaşamın bir simgesiydi. Hayır ile evet konusunda emin olmamak, kişinin hayata verdiği değerle ilgili tutumunu yansıtırdı. Kararsızlık da doğal olarak, kişinin hayata katılmayı reddetme konusundaki gönülsüz kararıyla otomatik olarak çözümleniyordu.
- Uzan oraya, esirgeyen gökyüzünün ince dokusunu yırt ve dinlen.
- İnsanlık, kişinin kendisinden başka herkestir.
- Ruh vücudun en yorgun kısmıdır.
--reklam--
Esirgeyen Gökyüzü İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Çölde Çay..: Ünlü bir filozof şöyle diyordu ; dünya da gittiği yerleri, ülkeleri, kendi ülkesi gibi gören insan güçlü insandır, ama gittiği ülkeleri şehirleri yabancı gibi gören insan ise çok güçlüdür. Şunu düşünüyorum Paul Bowles dünyayı gezen üreten hep kendine ait bir yer arıyan Paul bütün dünyayı acaba kendi yurdu gibi mi gördü yoksa gittiği her yeri bir yabancı ülke gibi mi hissetti.. ******* Roman kahramanları gittikleri güney afrika gezisinde bir sığınma kendilerini var etme amacıyla giderler onlar için çöl bi tür alternatif arama cabasidir. Bana gore Paul bowles eşi ile kendisinin fastaki yaşadığı çöldeki arayışlarını romanlaştırdı. Roman, modern insanin hayatla kurduğu bağların ne kadar zayıf olduğunu gösterir. Huzursuz ruhlardir ait olma çabası içinde çırpınan ama hiç-bir yerde ait olmayan köksüz insanlardır port ve kit ve yanlarında beraber getirdikleri tunner.. ******* Çölde çay yani esirgeyen gökyüzü halen o topraklarda yazılan en iyi metinlerden biri. Kendine yabancılaşan batılıyı da anlatan bu kitap Paul Bowles fas ta gezerek yazdığı son 100 yıl da en iyi ingilizce yazılmış yüz kitaptan biri olmuştur. Hem çölün hemde varoluşun kalbine yapılan yolculuk çölde çay.. kitapta çöllerin ıssızlığı aslında modern ruhların ıssızlığı boşluğa düşenlerin tutunamayanlarin romanıdır Bu kitap ruhlardaki çölleşmenin batılı insanin kendi medeniyetinden uzakta içine düştüğü acıklı durumun yabancılaşmanın hayatla kurulan zayıf bağların romanıdır. Doğunun batı için bir kaçış yada alternatif değil, bir yüzleşme ve hesaplaşma mekanı olduğunun göstergesidir esirgeyen gökyüzü. Gökyüzü bizi siradanlastiran bir örtüdür aslında. ******** Dünya paul bowles son 50 yılın en önemli yazarlarından ve bestecilerinden biri olarak tanıyor türkiye ise onu bir kült haline gelen çölde çay filmi ile.. Afrika seyahatine çıkan bir çiftin bu seyahatte once baskalarindan sonra da birbirlerinden kopuşunu yalnızlıklarını çevreye ve kendilerine yabancılaşmasını anlatan kitap&film sadece okuyanların değil bir çok sanatçının da bowles'ın izinden gitmek için bu şehre sınırsız bir özgürlük bir okadar da başı boşluk uğrak yeri olarak düşünür ve yazarların fas a romanın geçtiği yerleri mekanları görmek için yaşadıkları ruhsal körleşmeyi uzaklarda ekzotik bir ülkede orada temize çekmek için bowles'ın gözünden bakmaya gitmiştir. Sizlerinde bowles'ı anlamak için kendini bulduğu yada kaybettiği toprakları gormek veya okumak gerekli diye düşünüyorum çünkü hayatının 50 yılını fas/tanca da geçiren bowles 4 roman sayısız öykü ve yüzlerce beste çıkarmıştır. ****** Kitapları öyküleri besteleri öyle bir düşünce aktarmıştır ki modern insanin hepimizin kendinde bir parça bulacağı çölde çay romanı film oldu ve bir çok sanatcı ve teoman gibi bir sanatcı da bu kitabı&filmk okurken izlerken hissettiklerini besteye dönüştürdü " teoman - iki yabancı " (Abraham)
Filme de uyarlanmış bir kitap bu sefer de. Bizde ‘Çölde Çay’ ismiyle sinemaya uyarlanmış olan kitap bir sevgisizlik romanı. Birbirinden kopamayan ama aradıkları huzurlu ilişkiyi de kuramayan çift olan Port ve Kit’in üçüncü bir şahısla Fas yolculuğuna çıkışını anlatır. Bu yolculukta çift karşılıklı ihaneti yaşarlar ama birbirlerine bundan bahsetmezler. İkisi de masum değildir ama bir düzeltme yolu için de kendilerinde güç bulamazlar. Evlilik süresince yaşanabilecek ruhsal bunalımların bir doz fazlası diyebilirim ve sonu her ikisi içinde farklı ama trajik olarak noktalanır. Nasıl mı? İşte onun için okumanızı yada filmi izlemenizi öneririm. Film uyarlaması da olabildiğince başarılı olmuş bence. . (Esra özdemir)
Çölde Çay: Sahra’ya yanlarına bir arkadaşlarını da dahil ederek yolculuğa çıkan bir çiftin ruhlarında oluşan çölü anlatan müthiş bir Paul Bowles kitabıdır. Harika tasvirleri ile melankolik anlatımı ile okuyucu kitabın her satırına dahil olabilir. Ruhun karanlığı ve yorucu ağırlığı içinde insanın kendini arayışının en güzel tasviridir. Ayrıca bu kitap 1990 yılında Bernardo Bertolucci tarafından beyaz perdeye uyarlanmıştır. (Rıza Çelik)
--reklam--
Esirgeyen Gökyüzü PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Paul Bowles - Esirgeyen Gökyüzü kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Esirgeyen Gökyüzü PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Paul Bowles Kimdir?
Paul Bowles (tam adı Paul Frederic Bowles, d. 30 Aralık 1910, Jamaica, Queens, New York – ö. 18 Kasım 1999, Tangier, Fas), ABD'li yazar,besteci ve gezgin. En ünlü romanı, Çölde Çay adıyla filme de uyarlanan The Sheltering Sky (Esirgeyen Gökyüzü)'dür. Bernardo Bertolucci'nin yönettiği 1990 yapımı filmde John Malkovich ve Debra Winger oynamıştır. Time dergisi tarafından 1923’den beri İngilizce’de yazılmış en iyi 100 kitap arasında gösterilen Esirgeyen Gökyüzü insan ruhunun ıssızlığını ve yalnızlığını sorgular. Romanın, yazarın iyi bildiği Sahra Çölü'nde geçmesi de bu sorgulamayı simgeselleştirir. Bowles 89 yıllık yaşamının 53 yılını Morocco'da geçirmiştir.
Yine bir yazar olan Jane Bowles ile evli olan Paul Bowles, kısa öykülerini topladığı 14 kitabının yanı sıra, 3 cilt şiir kitabı, sayısız çeviri, gezi yazısı ve bir otobiyografi yayımlamıştır. Yazılarında yüksek oranda "rahatsız edici" öğeye yer verir. Bowles, ayrıca, müzik etnoloğudur. Geleneksel Fasmüziğine hayran olmuştur. 1991 yılında, Rea Kısa Öykü Ödülüne değer görülmüştür.
--reklam--
Paul Bowles Kitapları - Eserleri
- Esirgeyen Gökyüzü
- Yükseklerde
- Yağsın Yağmur
- Avluda Yüz Deve
--reklam--
Paul Bowles Alıntıları - Sözleri
- Bir kırılma olmak zorundaydı; içeriye biraz hava girmek zorundaydı. Ama hiçbir şey olduğu yok, diye söylendi. Sen olduracaksın. Tıkandığı yer işte burasıydı. Oldurmak onun yaradılışında yoktu; hiç olmamıştı da. Fakat bu noktada en azından şimdilik dibi bulduğunu anladı; bundan sonra çok küçük adımlarla da olsa çıkış olacaktı. (Yağsın Yağmur)
- Bilmeye, emin olmaya, hiçbir zaman olanak yoktu. Gelecek zamanın bir tek değil, birkaç olası boyutu vardı. (Esirgeyen Gökyüzü)
- "Gerçekten az zamanın varsa, her bir saniyeden yararlanmak da bir ustalıktır. Yapman gereken her şeyi doğru zaman parçasına sıkıştırırsın." (Yükseklerde)
- '' Hayat bir dağa tırmanmak gibidir ardına bakarsan miden bulanabilir'' (Esirgeyen Gökyüzü)
- Olumsuz duygular adını verdiği şeylerin, mantığın parlak ışığına tutulduğunda bir anda yok olacağına inanırdı. (Yükseklerde)
- O kadar yalnızdım ki, yalnız olmamak nasıl bir şeydi, onu bile unuttum. (Esirgeyen Gökyüzü)
- Şu gülünç insan aklında enderlik fikrine- özellikle belli bir olayı doğurmaya muktedir şartların enderliğine- kusursuzca tepki veren bir tan var. Bir şeyin gerçekleşme ihtimali ne kadar düşükse o kadar beğeni toplar; yararsız hatta zararlı olmasının önemi yoktur. İhtimalin küçüklüğüne rağmen vuku bulması onu kıymete bindirir. Olacak şey değildir, ama yine de olur; sırf bu yüzden de imkânsızı mümkün kılan olaylar zinciri körlemesine de olsa takdir edilir. (Yağsın Yağmur)
- "Şunu söyleyebilirim ki, doğru olduğunu bildiğiniz şeyi yapana kadar mutlu olamazsınız. Ne de olsa hayatın anlamı bu." (Yükseklerde)
- İnsanlar birbirlerine gerçekten çok yakın olamazlardı; çok yakın olduklarını sanırlardı yalnızca. (Yükseklerde)
- kırılganlığının sınırsızlığı nedeniyle özür diler gibiydi gülümsemesi. (Yükseklerde)
- “İnsanın kendini değiştirebileceğini varsayıyordu. Fakat söylemekle yapmak arasında öyle bir uçurum vardı ki, insan tüm bildiklerini, gücünü ve cesaretini içine atsa oraya yuvarlanmaktan kurtulamazdı.” (Yağsın Yağmur)
- Ruh vücudun en yorgun kısmıdır. (Esirgeyen Gökyüzü)
- Her insanın kaderi ancak o insanın belleğinde var olana benzediği ölçüde kişiseldir. (Esirgeyen Gökyüzü)
- Hızını boyuna arttırarak giden o tren aslında yaşamın bir simgesiydi. Hayır ile evet konusunda emin olmamak, kişinin hayata verdiği değerle ilgili tutumunu yansıtırdı. Kararsızlık da doğal olarak, kişinin hayata katılmayı reddetme konusundaki gönülsüz kararıyla otomatik olarak çözümleniyordu. (Esirgeyen Gökyüzü)
- Bir şeyden kurtulmak istiyorsan onu bir Arap'ın eline ver,sana paramparça iade etsin. (Yağsın Yağmur)
- Hayatın eğlenceli olmadığını kabul ettin mi daha mutlu olursun. (Yağsın Yağmur)
- "Konfordan, parasal güvenden başka şeyler de vardır önemli olan." (Yükseklerde)
- İnsanın kendini değiştirebiliceğini varsayıyordu.Fakat söylemekle yapmak arasında öyle bir uçurum vardı ki, insan tüm bildiklerini, gücünü ve cesaretini içine atsa oraya yuvarlanmaktan kurtulamazdı. (Yağsın Yağmur)
- "Dünya burada olduğunu bilmiyordu; o sadece vardı. O yüzden yaşamak her şeyden önce yaşadığını bilmekti; bu kesinliğin olmadığı bir hayat, hayat değildi." (Yağsın Yağmur)
- Uzan oraya, esirgeyen gökyüzünün ince dokusunu yırt ve dinlen. (Esirgeyen Gökyüzü)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin