Kitap Künyesi

Yazar: Alain Badiou

Çevirmen: Tuncay Birkan

Orijinal Adı: Ethics: An Essay on the Understanding of Evil

Yayın Evi: Metis Yayınları

İSBN: 9789753424448

Sayfa Sayısı: 180

--reklam--

Etik Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Son yirmi-otuz yıldır ideolojilerin sonunun geldi söylendi - aslında ima edilen sadece Sol'un sonuydu. Daha sonra aynı şekilde, temsilin, felsefenin, doğanın ve hatta insanın "sonu"nun geldiği ilan edildi, bazen arsız bir neşe, bazen de melankolik bir kederle. Badiou bu postmodenist mutabakatın dışında kaldığı için, uzun yıllardır yazmasına rağmen değeri yeni yeni teslim edilen büyük bir düşünür. Düşünce sistemine polemik mahiyetinde bir giriş sayılabilecek Etik kitabıyla kendisini Türkçede ağırlamaya başlıyoruz. (Arka Kapak'tan)

--reklam--

Etik Alıntıları - Sözleri

  • "Ancak insan zaten olduğu "ölümsüz" haline gelmeye muktedir olduğu sürece "kötü" vardır."
  • "Asla iki kere inanmayacağın şeyi sev!"
  • Bu kölece düşünme tarzına karşı, uğruna dünyanın egemen halini ve mutlak adaletsizliğini kabul etmeye mecbur edildiğimiz bu sefil ahlakçılığa karşı, özgür düşünebilen herkesin ayaklanması bugün her zamankinden daha çok gereklidir.
  • "Biri olma sıfatımla, kendi varlığımı aşmayı nasıl sürdüreceğimi, bildiğim şeyleri, bilinmeyene yakalanmanın etkileri üzerinden tutarlı bir biçimde birbirine nasıl bağlayacağım? 'Ölümsüz'ü, kendi çoklu varlığımın tekil zamanı içinde ve sadece bu varlığın maddi kaynaklarıyla korumayı nasıl sürdüreceğim?"
  • "İnsan denen hayvanın normal davranışı Spinoza'nın "varlıkta sebat" dediği şeyle ilgili bir meseledir, yani çıkarının peşine düşmekten ya da kendini korumaktan başka bir şey değildir. Bu sebat, kendini bildiği sürece "biri"ni yönlendiren yasadır."
  • .. kötü ancak iyi'yle yaşanan bir karşılaşma sayesinde mümkündür.
  • "Bir hakikat kimin için yoktur? Çıkarlarının peşine düşme işine gömülmüş insan-hayvan için hakikat falan yoktur, sadece toplumsallaşmasını sağlayan kanaatler vardır."
  • İnsanların "Biz siyah olarak, kadın olarak eziliyoruz." Dediklerini duyduğum zaman tek bir sorunum oluyor: "siyah" ya da "kadın " derken ne kastediliyor? Eğer ezilmeye karşı, devlete karşı şu ya da bu tikel kimlik devreye sokuluyorsa, benim tek sorunum savunulan kimliğin tam siyasi anlamının ne olduğuyla ilgilidir.
  • ''... hayat, ölüme direnen işlevler kümesinden başka bir şey olamaz. ''
  • Etik, Yunancada, iyi bir "varoluş tarzı", bilgece bir eylem yo­lu arayışına karşılık gelir. Bundan dolayı etik, felsefenin bir par­çası, pratik varoluşu İyi tasarımı etrafında düzenleyen parçasıdır.
  • Tek sahici etik, hakikatlerin etiğidir - daha doğrusu tek etik, hakikat süreçlerinin, dünyaya bazı hakikatler getiren emeğin eti­ğidir. (...) Etik diye bir şey yoktur. Sadece bir şeyin etiği (siyasetin, aşkın, bilimin, sanatın etiği) vardır.
  • bugün genellikle kullanıldığı şekliyle, "etik" terimi her şeyden önce insan haklarıyla -ya da onun türevi olarak, canlı varlıkların haklarıyla- ilgilidir. evrensel olarak tanınabilir bir insan öznesinin varolduğunu ve bu öznenin bir anlamda doğasından kaynaklanan "haklar"a sa­hip olduğunu varsaymamız bekleniyor: yaşama, kötü muamele görmeme, "temel" özgürlüklerden (düşünce, ifade, hükümet seçimlerinde demokratik tercih, vb. özgürlüklerinden) yararlanma hakkı. bunların geniş bir mutabakat sonucu ortaya çıkmış ve ka­nıta gerek duymayan, apaçık haklar olduğu savunuluyor. böyle­likle "etik", bu hakları sorun edinme, bunlara saygı gösterilmesi­ni sağlama meselesi olarak gösteriliyor. o eski, insanın doğal hakları öğretisinin bu şekilde geri dö­nüşü, açıkça, devrimci marksizmin ve esin verdiği bütün ilerici mücadele biçimlerinin çöküşüyle bağlantılıdır. siyaset alanında, her türlü kolektif siyasi nirengi noktasından yoksun, herhangi bir "tarih'in anlamı" fikrine sahip olmayan ve artık bir toplumsal devrim ummaktan ya da beklemekten aciz birçok entelektüel ve kamuoyunun önemli bir kesimi, kapitalist bir ekonomi ve parla­menter bir demokrasi mantığını kabullenmiş durumdadır. "felse­fe" alanında ise eski hasımlarımn öteden beri savunduğu ideolo­jinin erdemlerini yeniden keşfetmişlerdir: insancı bireycilik ve örgütlü siyasi angajmanın dayattığı kısıtlamalara karşı liberal bir haklar savunusu. özetle, yeni bir kolektif kurtuluş siyasetinin te­rimlerini aramak yerine, yerleşik "batılı" düzenin ilkelerini benimsemişlerdir. bkz. prangalarımızın overleri, testisleri. bkz. erdemler, etik değerler.
  • Kendinin bilmediğin parçasından vazgeçme
  • "Terör, ihanet ve felaket, bir hakikatler etiğinin, insan haklarının iktidarsız ahlakının tersine savuşturmaya çalıştığı şeylerdir; bunu gelişmekte olan bir hakikate dayanmanın tekilliği içinde gerçekleştirir. Ama göreceğimiz gibi, terör, ihanet ve felaket ancak hakikat süreci yoluyla gerçek imkânlar haline gelmişlerdir, ve ancak öncesinde bir "iyi" varsa bir "kötü" olduğu kesindir."
  • Aşkı doğuran her karşılaş­manın, her bilimsel yeniden-kurmanın, her sanatsal icadın ve öz­gürleştirici siyasetin her anının açığa çıkardığı imkansızın imka­nı -gerçek içeriği ölüme karar vermekten ibaret olan iyi yaşama etiğine karşı- bir hakikatler etiğinin tek ilkesidir.

--reklam--

Etik İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Badiou etiğe döneminin postmodernist düşünürlerinden farklı yaklaştığı için oldukça önemli bir yere sahiptir. Etikten önce yolu bu soruna çıkan ilk sorgulamalara kadar döner. Bugünkü etik her şeyden önce insan hakları ile ilgilidir. Günümüzde etik insanı doğumundan ölümüne dek meşgul edecek, iyiyi merkez alıp kötüyü sınır dışı bırakacak evrensel yasalar dizinidir. Badiou adeta bu tanımdaki her kelimeyi yeniden tasarlayacak ve etiğe dair özgün bir anlayış oluşturacaktır. Buradan yola çıkarak ''İnsan var mıdır?'' sorusuyla başlar. İnsan hakları etiğinin temellerini irdelerken öncelikle Kant’ın doğal hukuk teorisine karşı çıkar. Onun için hukuk yasaları her şeyden önce kötüyü karşısına alır. Fakat esas olan iyiyi önüne almaktır ki iyi, kötüyü yaratır. İnsan hakları kötülük görmeme üzerine yapılanır. Burada Badiou'nün değinmediği fakat çok önemli gördüğüm nokta hukuk devletinde meşruluğun tanımıdır. Ahlaka uygunluğun ne ölçüde meşruluk olarak görülebileceği bizi Sokrates'in meşruluğu konuşturan Diamon'una kadar götürebilecek, düşünülmesi gereken bir sorundur. Bunun gibi bizim kişisel irdelemelerimizle, Badiou'nün söylemek istediklerine daha net bir yol çizebiliriz belki de. O, insanı bulacağımız yerin insanı hayvaniliğe götüren o çizgi olduğunu söylerken biz de ölümü ve ölümsüzlüğü düşünmeliyiz. İnsan hakları Badiou'nün gözünden bir hayatta kalma hakları olmaktan ziyade, insanın tam da hayvanilik çizgisinde duruşunun götürdüğü ölümsüzlüğünü koruma hakları olarak anlaşılmalıdır. Öteki'nin veya bir Başka'nın ontolojik mevcudiyeti konusu da Sartre'dan bu yana devamlı gündeme gelmiştir. 20. yüzyıl sonlarında Levinas bu sorunu daha farklı ele alarak etikle birleştirmiş ve bir öteki etiği yaratmayı amaçlamıştır. Levinas, aynılık ile ötekiliği bir diyalektik tutumla karşılamış ve verdiği çeşitli dini gelenek örnekleriyle yasaların ötekileştirdiği şeylerin aynılığa baskın çıktığını anlatmaya çalışmıştır. Badiou işte bunu Lacancı psikanalizin öteki ve narsisizmi birleştirdiği noktadan ele almaya başlar. Onun gözünden ilk etik deneyim insanın kendisi ile ötekileştiği yönü arasındaki mesafeyi kat etmesinde ortaya çıkar. Badiou'nün Öteki'nin yarattığı bu mesafeye Levinas'ın izinden giderek tanrısal bir etik atfetmesi bu ilk deneyimde eleştirilebilecek noktalardan birisidir. Şüphesiz etiği çeşitli ilkelere dönüştürme çabası çoğu zaman dini bir çabadır fakat esas olan, Badiou'nün ve Levinas'ın fikrinin aksine, bu çabayı tersine çevirmektir. Badiou günümüz etiğini çöpe attıktan sonra onun yerine hakikatler etiğini önerir. Bunun için öncelikle hakikati, Öteki'yi de çöpe atarak Aynı'nın birlikte ortaya çıktığı şey olarak tanımlar. Zira ona göre hakikat, Öteki'yi umursamaz, yalnızca Aynı ile ilgilenir. Bu yüzden de bahsedebileceğimiz tek etik, hakikatlerin etiği olmalıdır. Etik de alanların çeşitli hakikatlerine göre ayrı ayrı incelenmelidir. Siyasetin etiği ile sanatın etiği bir olmamalıdır. Alanlar ve hakikatler de birden fazla özneyi doğurur. İşte Badiou'nün etiğinde bir Özne’nin olmayışı fikri çok önemlidir. İnsanın konumlandığı çizgide onu ölümsüzlüğe götüren şey, farklı hakikatlerdeki etiklere karşı devamlı farklı özneler konumuna gelmesidir. Badiou öznenin ve hakikatin önünü açtıktan sonra hakikatler etiğinin temel yasalarını ortaya koyar. Bunlardan ilki sadakattir. Hakikat sürecinin bir özneye sebep olması gibi, sadakat de bir hakikat sürecine sebep olur. Bir eleştiri olarak bunun tersi düşünülebilir fakat asıl nokta Badiou'nün etik anlayışında hakikat sürecine sadık olmanın önemli bir yeri olduğudur. İkinci yasa ise tutarlılıktır. Onun gözünden tutarlılık, bir hakikat öznesi konumuna gelmiş kişinin kendi benliğiyle olan etkileşimidir. Öyleyse kişi kendi benliğindeyken hakikat öznesi konumuyla öyle bir bağ kurmalıdır ki hakikatler etiğini ihlal etmesin. Kendiliği içine girdiğinde bir yandan da hakikat sürecine yakalanmaktan vazgeçmesin. Badiou son aşamada yeniden yapılandırdığı etik ilkelerinden hareketle iyinin olası bir sonucu olarak gördüğü kötü kavramının bize görünüşlerini açıklamaya girişir. Ona göre Kötü'nün taklit, ihanet ve felaket olmak üzere üç görüntüsü vardır. İlk Kötü olan taklit, özellikle bir siyasi sadakat yaratmak amacıyla kullanılır. Hakikatler etiğinin ilk ilkesi olan sadakatin hakikatin dışında yapılandırılmaya çalışılması taklittir ve bu uzun vadede terörü doğuracaktır. Fakat bundan da önce, insanın hakikat etiğine sadık kalıp kalmama arasında verdiği çatışma onu ihanete götürebilir. Son olarak felaketi ortaya çıkaran şey aslında tam olarak hakikatin kendisidir. Hakikate mutlak bir güç atfetme çabası onu ve beraberinde tüm evreni iyinin ve kötünün ötesinde bir yere taşıma tehlikesi içindedir ki durum bunun tam tersidir. Dünya iyinin ve kötünün aşağısındadır, bu yüzden hakikat tanımlarının ulaşamayacağı bir düzlük bulunmalıdır ki Badiou buna hakikatin adlandırılamayanı ismini verir. İşte tam da bu adlandırılamayanı zorlamak, Kötü'nün son görünüşü olarak felaketin kapısını aralayan şey olacaktır. Badiou'de eleştirilebilecek çok nokta vardır, hiç değinmediğim siyaset felsefesi başta olmak üzere. Örneğin onun hakikatler etiği biraz da bizim hakikati dillendirmemizle ilişkilidir. Hakikatin adlandırılamayanının ne ölçüde mümkün olduğu bizim hakikate uydurduğumuz kılıflar ile ilgilidir. Fakat sanıyorum ki onun gücü tam da bizim onu eleştirebildiğimiz noktalarda ortaya çıkar. Zira onun sözlüğünde de hayranlık eleştirmeye girişmek ile başlar. Kötü yönde dahi eleştirebildiği her kişiliğin onun için ayrı bir değeri vardır. Eleştirdiği noktalardan kendine bir yol çizip Lacan'ı bu yolun merkezine koyuşu da, ona üstat gözüyle bakışının bir açıklamasıdır mesela. Kendisi de kariyerinin başında etiğin saf bir nihilizm ile sonuçlanacağı fikrini göstermek isterken, yoluna çıkan her düşüncesini yanlışlayarak kendi kendisini eleştirme halinde etiğe dair tamamen farklı bir sonuca varır. ''İlkesel olarak her bireyin katılabileceği bir sürece angaje olmayan özne, ikame edilemeyen özne de olamaz.'' Şüphesiz değişim kaçınılmazdır. Sürekliliğin bilinci bize zamanı verir. Bizlere düşen de buna ayak uydurmak ve hakikatler arasında farklı özne konumlarına geçmekten kaçınmamaktır. Zira öznenin dahil olmadığı bir süreci düşünmek bir hayli zor olacaktır. (Başak)

Utanmasam kitabın tamamını alıntılamış olacağım bir noktada olduğumu fark edince, bu kitaba bir inceleme yazmak zorunluluğuyla da karşı karşıya kaldım. Belki de son zamanlarda okuduğum en zihin açıcı, bu ölçüde de oldukça farklı, postmodernizmin bu denli baskın olduğu günümüz dünyasında/akademisinde "böyle düşünmek zorunda mıyız ya hu?" sorgusuna çılgınca "hayır!" cevabı verebilen bir kitap bu. Peter Hallward, sonsözde şöyle diyor: "Badiou, bir yanda yeni Kantçı evrenselciliğin yıpranmış ahlaki kalıplarına, öbür yanda da şu ya da bu ölçüde hoşgörülü liberal-toplulukçuluğa, ilham verici, muhakemesi sağlam bir alternatif sunar". Evet, bir alternatif; belki de zihnin ihtiyaç duyduğu en gerekli şey. Zira insanlar olarak alternatifleri düşünmekte epey zorlandığımıza, zorlanmasak dahi, alternatifsiz baskıcı yaşamın, bir noktada bizi alternatifin olmadığı inancına ittiğine inanıyorum. Oldukça eleştirel bir çerçeveden bakıyor, gözlemlerimizi bu doğrultuda gerçekleştirip fikirlerimizi bir temele oturtma çabasını bu bağlamda kurmaya çalışıyor olsak dahi, baskın paradigmaların, düşünüşlerin, yaşam biçimlerinin dışına çıkmakta güçlük çekiyoruz ve bunu fark etmek bile vakit alabiliyor. Tam da böyle zamanlarda, en iyi ilaç, alternatifi insanın gözüne gözüne sokan bir çalışmayla karşılaşmak. Bu bir kitap da olabilir, bir film de, bir sohbet de. Burada, elimdeki kitap aynı zamanda ikisi de: hem bir kitap hem bir sohbet. Üstelik İngilizceye çevirenin sonsözü de yeterince aydınlatıcı; Badiou'nün metnindeki soru işaretlerini açığa kavuşturmaya yönelik doyurucu bir çalışma. Burada kitabın içeriğine dair detaylı bir şeyler karalamak istemiyorum; o tarzda bir inceleme yazmaya girişemem; bunu gerekli görmüyorum zira öyle çok alıntı yaptım ki burada yazacağım herhangi bir şey onları tekrarlamaktan ibaret olur. Fakat ısrarla öneriyorum bu son derece zihin açıcı kitabı okumanızı. "Devam ediniz!" :) Dikkatli okumalar. (Gamze Züleyha Üredi)

--reklam--

Etik PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Alain Badiou - Etik kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Etik PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Alain Badiou Kimdir?

Alain Badiou, (doğ. 17 Ocak 1937, Rabat, Fas) önde gelen Fransız sol kanat düşünür, École Normale Supérieure ENS'nin eski Felsefe bölüm başkanı.

Badiou aynı zamanda Sorbonne ‘da kurs aldığı bir süre olan 1956 ile 1961 arasında öğrencisi olduğu ENS’de bir felsefeci olmak üzere resmi eğitim aldı. Matematiğe yönelik her zaman canlı ve sürekli bir ilgisi vardı. Çok genç yaşlarda siyasal alanda etkin oldu, SFIO Sosyalist Partinin bir uzantısı olan Birleşik Sosyalist Partinin(PSU) kurucularındandı. PSU özellikle Cezayir’in sömürge olmaktan kurtulması için etkin bir mücadele içindeydi. İlk romanı Almagestes’i 1964’te yazdı. 1967’de Louis Althusser tarafından oluşturulan ve Jacques Lacan ’ın etkisinde hızla büyüyen bir çalışma grubuna katıldı.

Mayıs 1968’de öğrenci ayaklanmaları Badiou’nun aşırı sola geçmesine neden oldu ve UCFML gibi aşırı radikal komünist ve Maoist gruplara katıldı. 1969’da karşı-kültür düşüncesinin kalesi olan 8. Paris Üniversitesi fakültesine (Vincennes-Saint Denis), girdi. Burada, felsefe çalışmalarını Althusserci “bilimsel” Marksizm programından sağlıksız sapmalar olarak gördüğü profesör Gilles Deleuze ve Jean-François Lyotard ile ateşli entelektüel tartışmalar yaptı. 1980’lerde hem Althusserci Marksizm hem de Lacan’cı psikanaliz bir düşüşe geçince (Lacan’ın ölümü ve Althusser’in akıl hastanesine yatırlması ile), Badiou, Théorie du sujet (1982) ve en büyük eseri, Being and Event (1988) gibi daha teknik ve soyut felsefe çalışmalarını yayınladı. Bununla birlikte, Badiou, son çalışmalarında da kullandığı, Althusser veya Lacan’ı ve Marksizm’e ve psikanalize dönük sempatik başvurularını, hiç bir zaman elden bırakmadı.

ENS’deki şimdiki pozisyonunu 1999’da aldı. Aynı zamanda başka birçok kurumda da çalışmaktadır; Collège International de Philosophie (Uluslararası Felsefe Okulu) gibi. Kendisi şimdi, 1985’te Maoist UCFML’den bazı yoldaşlarıyla kurduğu "L'Organisation Politique"’in bir üyesidir. Badiou aynı zamanda bir tiyatro yazarı olarak Ahmed le Subtil gibi yazdığı oyunlarla büyük başarılar kazanmıştır.

Son on yılda , artan sayıda eseri Deleuze, Manifesto for Philosophy(Felsefe için Manifesto), Metapolitics(Meta Politikalar), ve Being and Event gibi İngilizce’ye çevrilmiştir. İngilizce yayınlanan New Left Review ve Cabinet Magazine gibi dergilerde Badiou’dan kısa metinler yayınlanmaktadır.Anahtar Düşünceler

Badiou felsefesinde birçok düşüncenin tekrar kullanımını gerçekleştirir. Onun amaçlarından biri gerçeğin bu kategorilerinin her türlü felsefe eleştirisi için kullanışlı olduğunu göstermektir. Bu nedenle, bunları sanat ve tarih kadar ontoloji ve bilimsel keşifler için de kullanır.

Dört Diskur[değiştir]

Badiou’ya göre, felsefe, felsefi gerçekleri üretmesi açısından kendisinin gerçek prosedürler olarak kabul ettiği dört durum (Sanat, Aşk, Politika ve Bilim) içinde yapılabilir. Badiou çalışmalarında sürekli olarak, kendisinin felsefik bir „hastalık“ olarak nitelendirdiği, bu diskurlardan her hangi birine kendi gerçeğini dayatmaktan felsefenin sakınması gerektiğini dile getirir. Badiou sıklıkla “birleşme noktalarını” veya farklı diskurlar tarafından üretilen gerçekler arasındaki istisnai bağlantı sahalarını bulmaya çalışmıştır. Badiou’nun gerçeklik prosedür içeriğinin dış gerçekliğin inkarı imasını içermediği akılda tutulmalıdır. Badiou, Lacan’ı takip ederek, ‘gerçeği’, gerçeklik prosedürleri çerçevesinde etkide bulunacaklar üzerinde tekrar etkide bulunacak şekilde öğretilebilecek varolanın hacmini ancak sembolize edilemeyecek gerçekliği tasarlamak için kullanmaktadır. Böylece, bir gerçeklik prosedürüne gerçeğe ulaşmak için ihtiyaç duyulduğunda , ‘gerçek’ aynı zamanda onların gerçeği üretimi olasılığında bir dış sınır olarak iş görür.

Estetik Dışı

"the Handbook of Inaesthetics"(Estetik Dışının El Kitabı) kitabında Badiou, ‘inestetik’ ifadesini “yansıma/nesne ilişkisi”ni inkar eden artistik yaratıcılık içeriğine gönderme yapmak için uydurmuştur. Mimesis düşüncesine veya ‘tabiatın’ şiirsel yansımasına karşı bir tepki göstermek adına, Badiou sanatın ‘içkin’ ve ‘biricik” olduğunu iddia eder. Bir sanat eserindeki aracısızlıkta sunulan gerçeklik duygusuyla, içkin ve sanat ve sadece sanatta bulunan gerçeklik duygusuyla, biricik. Felsefe ve sanat arasındaki bağ hakkındaki görüşü, kendisinin işlevlerini “bilginin biçimlerini onların içinde bazı gerçeğin bir delik açabilecek şekilde düzenlendiği” biçiminde iddia ettiği pedogoji motifine bağlıdır. Bu fikirlerini Samuel Beckett’in düz yazıları, Stephane Mallarme’in ve Fernando Pessoa’nun (bunlar O’na göre felsefenin şimdilik nüfuz edemediği eserler meydana getirdiklerini iddia ettiği sanatçılardır) şiirleri ve diğerlerinin eserlerinden oluşan örneklerle geliştirmektedir.

--reklam--

Alain Badiou Kitapları - Eserleri

  • Heidegger, Nazizm, Kadınlar, Felsefe
  • Etik
  • Aşka Övgü
  • Bir İdea Olarak Komünizm
  • Yeni Bir Siyaset İçin Felsefe
  • Platon'un Devleti
  • Felsefe İçin Manifesto
  • Komünizm Fikri (Berlin Konferansı, 2010)
  • Sonsuz Düşünce
  • Dün Bugün Jacques Lacan
  • Başka Bir Estetik : Sanatlar İçin Küçük Bir Kılavuz
  • Model Kavramı
  • Küçük Panteon
  • Gerçek Mutluluğun Metafiziği
  • Fransız Felsefesinin Macerası
  • Yüzyıl
  • Komünist Hipotez
  • Bir Yahudi Ne İster?
  • Anti-Semitizm Üzerine
  • Tarihin Uyanışı
  • Gerçek Yaşam
  • Alman Felsefesi Üstüne Diyalog
  • Beckett, Tükenmeyen Arzu
  • Direnişi Düşünmek
  • Sonlu ve Sonsuz
  • Felsefe ile Politika Arasındaki Gizemli İlişki
  • Filozof Ahmed
  • Biliyorum Çok Kalabalıksınız
  • Deleuze: Varlığın Uğultusu
  • Nietzsche Anti-Felsefe Seminerleri
  • Petrograd'dan Şanghay'a
  • Felsefe ve Güncellik
  • In Praise of Mathematics
  • Aşka Övgü
  • Siyah
  • Lacan: Anti-Felsefe Seminerleri

--reklam--

Alain Badiou Alıntıları - Sözleri

  • Bilinçdışı düzeyde, ölüm yaşamın altını oyarak, potansiyel anlamlarından yoksun bırakarak onu ele geçirir. Gençliğin iç düşmanlarının ilki budur, çünkü gençlik kaçınılmaz olarak bu tecrübeden geçer. Genç­lik anın ölümcül gücünün bu şiddetli tecrübesini ya­şamak zorundadır. Felsefenin hedefi içsel ölümün bu canlı tecrübesini inkar etmek değil, aşmaktır. (Gerçek Yaşam)
  • "Sıradan hayata yerleşmeye razı olmak ile, yaşamda en azından bir kere, titreyerek de olsa sonsuzla karşılaşmak arasında bir dengedeyiz." (Sonlu ve Sonsuz)
  • İnsanlığın özlemeni duyduğu evrensel düzende ne beyaz ne de siyahın en ufak bir varoluş hakkı yoktur. İnsanlık, olduğu haliyle renksizdir l. (Siyah)
  • ‪Düşüncede yeni bir delik açmak, deliğe pamuk tıkamaktan yeğdir.Günümüzde, insan hakları denen sözde ahlak sloganı işte bu tür pamuklardandır.‬ (Dün Bugün Jacques Lacan)
  • Aşk, gökyüzüne sahip olduğumuzu, gökyüzününse hiçbir şeyi olmadığını söyleyebildiğimiz andır. (Beckett, Tükenmeyen Arzu)
  • Devrim yalnızca park ve meydan işgal edilerek gerçekleşemez; devrimci hareketin hedefinde kamusal kurumlar, fabrikalar, üniversiteler de vardır. Devrim, bir başkaldırı eyleminin çoğalması; kendiliğindenlik/ örgütlenme diyalektiğini iyi kurgulaması; zamana ve mekâna yayılması; hedeflerini iyi belirlemesi ve taleplerini insanların özgürlüğü ve eşitliği yönünde rasyonalize etmesi koşuluyla gerçekleşir. (Direnişi Düşünmek)
  • Lacan'daki kavramsal içeriği bakımından gerçek, matematik, mantık ya da topoloji aracılığıyla gerçekleştirilebilecek simgeleştirmeye tamamen direnen şeydir. Şu motif hep tekrar eder: Öznenin gerçek noktası simgeleştirilemez. Sonuç olarak, Lacan temel çıkmazı deneyimlemek için biçimselleştirmeyi en uç noktasına taşır. Bir an gelir, biçimselleştirme ister istemez yarıda kalır, çünkü yakalamak istediği şeye hiç mi hiç hükmü geçmiyordur artık; işte o an, öznenin gerçek noktasına dokunduğumuz andır. (Dün Bugün Jacques Lacan)
  • Şurası bir gerçek ki kapkara bir umutsuzluğun şarkısını söylemek, ona maruz kalmanın tesellisiydi. (Siyah)
  • Felsefe hakikati değil hakikatlerin uygun biçimde rastlaşmasını (conjoncture), yani düşünülebilir bir biçimde aynı zamanda yer almasını (conjonction) dile getirir. (Felsefe İçin Manifesto)
  • “Aslında, hoşnut her insan kendisinden bihaber olan kişidir.” (Lacan: Anti-Felsefe Seminerleri)
  • Özne, özgürlüğün oluştan sonu gelmez kaçışıdır, insan insanın cehennemidir. (Küçük Panteon)
  • “Umut edelim, eyleme geçelim. Dünyanın herhangi bir yerindeki herhangi bir kişi doğru siyaseti yapmaya başlayabilir. Sonra da bunun etrafında, yaptığının etrafında konuşabilir. Her şey böyle başlar.” (Biliyorum Çok Kalabalıksınız)
  • “Ve sahne gösterir bizlere bu azap yolunun her durağında Değişecektir istikameti varoluşun Ya söküp atacaktır insan kendi çarklarını Ya rıza gösterecektir Gizlice İkbaline mani olana.” (Filozof Ahmed)
  • İnsanın en zorlu düşmanı, Kendi zayıflığıdır. (Platon'un Devleti)
  • “Ben birim. Şüphesiz büyük talihsizlik. Ama ama ama. Ama. Ben bir neyim? Bir Ahmed miyim? Ahmed yalnızca bir isim. Daha bir sürü Ahmed var. Bir sürü insanın ismi Ahmed. Ustelik Moustache, uğursuz Moustache, Sarges-les-Corne- illes meydanında rastlaştığımızda hep ne der bana, der ki bu kadar Ahmed, Fransa'ya fazla. Eh haddinden fazla Ahmed varsa, çoklar demektir, bir tane Ahmed yok demektir. Ben, Ahmed, isim olarak çok olduğuma göre bir tane değilim! Bir sürü Ahmed-kartal tünedikleri yerden havalanıp yağlı koyunların arasına dalmaya hazır! Tek başına yemek yok! Bir ziyafet var bugün! Bir şölen! Çok yaşasın her biri bir isimli kalabalık aynı. Ay yok! Her biri isimli! Her biri her isimli! Her biri Isimli. Birçok Ahmed'in ismini taşıyan her bir Ahmed, bir Ahmed'dir. Her birler çoktur ama her bir her bir, bir tanedir.” (Filozof Ahmed)
  • Ve hiçbir zaman olur: bugün! (Tarihin Uyanışı)
  • Lacan, arzunun yasa ile aynı şey olduğunu söyler. Ben de bunu söylüyorum, Lacan'ın aksiyomunu "Örgüt, olayla aynı süreçtir" diye çevriyazıma döktüğüm zaman, bir biçimselleştirmenin aracılığına dayandığım açıklamasını yaparak. Ama yine Lacan'da da biçimselleştirme, arzu ile yasa arasındaki aracıyı ifade eder ve bu aracının adı da: Özne'dir. (Tarihin Uyanışı)
  • Bir teori ne kadar yenilikçiyse herhangi bir alanda dogmaya yönelme riski de o kadar çok olur. (Dün Bugün Jacques Lacan)
  • "kitleler sınıflara ayrışmıştır; sınıflar partiler tarafından, partiler ise liderler tarafından yönetilirler." (Yeni Bir Siyaset İçin Felsefe)
  • Varlık kendi yok oluşundan başka bir şey değildir. (Beckett, Tükenmeyen Arzu)