Kitap Künyesi

Yazar: Soren Kierkegaard

Çevirmen: İbrahim Kapaklıkaya

Yayın Evi: Araf Yayınları

İSBN: 9786055205805

Sayfa Sayısı: 156

--reklam--

Etik-Estetik Dengesi Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Ve şimdi beni yanlış anlama. Kişinin hüzün duymaması gerektiğini düşünen birisi değilim; bu genel düşünceyi beğenmem ve eğer bir tercih olacaksa, hüznü tercih ederim. Ben de hüzünün güzel olduğunun bilincindeyim ve gözyaşlarında cesaret vardır. Ama aynı zamanda kişinin umudu olmadığı zaman hüzün duymaması gerektiğini de biliyorum. Bu durum aramızda hiçbir zaman ortadan kaldırılamayacak mutlak bir zıtlık oluşturuyor. Ben estetik kategorilerde yaşayamam; en kutsal saydığım şeylerin yok edildiğini hissederim. Benim daha yüksek bir ifadeye ihtiyacım var ve bunu etik sağlıyor. Ve işte hüznün ilk olarak kendi gerçek ve derin anlamını kazandığı yer burasıdır. Şimdi söylemek üzere olduğum şey, seni şok etmesin; bunu bana karşı kullanma: kendilerine katlanacak kahramanlar gerektiren hüzünlerden söz ederken, çocukları örnek göstereceğim.

(Tanıtım Bülteninden)

--reklam--

Etik-Estetik Dengesi Alıntıları - Sözleri

  • Her şey geri döner — ama dönüşmüş olarak.”
  • "Her şey geri döner ama dönüşmüş olarak.."
  • “her şey geri döner —ama dönüşmüş olarak...”
  • (...) sevilme deneyimi insanın mizacına, hiçbir zaman tamamen kaybolmayacak bir uyum kazandırır.
  • Ama ne kadar gerçek olursa olsun, kişi melankolik hale ancak kendi hatasıyla gelir.
  • İnsanların neşeden çok hüzün duyma eğilimi göstermesi modern çağların tüm gelişiminin bir parçasıdır. Hüzün daha yüksek bir yaşam görüşü olarak değerlendirilmektedir. Zira neşeli olmak istemek doğal, hüzün duymak doğal olmayan bir duygu olarak görülmektedir.
  • Kendisini açıklayamayan kişi sevemez ve sevemeyen kişi tüm insanların en mutsuzudur. Ve sen aynı serkeşlikle kendini herkese karşı bir bilmece olma sanatında eğitiyorsun. Genç dostum! Peki ya hiç kimse senin bilmeceni çözme zahmetine katlanmazsa?
  • Sen bir başka insanoğlu doğur­mayacaksın; yalnızca kendini doğuracaksın. Ve çok iyi bildiğim gibi, bunda tüm ruhu tedirgin eden bir ağırlık var. Kişinin ebedî geçerlilikte kendisinin bilincinde olması, dünyadaki her şeyden bir an daha önemlidir.
  • (…) benli­ğim her şeyden daha soyut bir şeydir ve aynı zamanda her şeyden daha somuttur. O özgürlüktür.
  • "Her şey geri döner ama dönüşmüş olarak.."
  • Bu yaşam umutsuzluktun; bu umutsuzluğu başkalarından istersen saklayabilirsin, ama ken­dinden saklayamazsın. Yine de bir başka anlamda bu yaşam umutsuzluk değildir. Umutsuzluğa düşmekte çok acele ediyorsun ve aslında umutsuzlukla temas kurmayacak kadar melankoliksin.
  • Teorik açılardan sen dünya ile işini bitirmişsin; artık sonluluk senin düşüncende varlığını sürdüremez. Pratik açılardan da, estetik anlamda, bir ölçüde dünya ile işin kalmamış. Yine de bir yaşam görüşün yok.

--reklam--

Etik-Estetik Dengesi İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Huyu Güzel Bir İnceleme (:: Varoluş felsefesinin babası olarak bilinen, benim için bir filozoftan öte bir psikolog olan, beni kendi kıyımdan geçiren ve kitaplarını okurken büyük haz duyduğum çok sevgili Kierkegaard'ın bir kitabını daha okumuş olmanın mutluluğunu, hiç de iddialı olmadığım bir inceleme ile sizinle paylaşmak istedim.. (: Vaoluşun kendisiyle beraber, bize hediye edilen irade aslında birçok sorumluluk yüklemiş bize. Ya/yada larla sancılı dönemler geçiriyoruz. Kimi zaman irademiz, nefsimizin taklidini yapıp gaflete sürüklüyor bizi, kimi zaman da doğru ve yanlıştan uzak, gerçeğe en yakından bir parça bulup güzelliklerle buluşturuyor ruhumuzu. Bizim "insan" olarak ya/yada mız doğru ve yanlıştan ibaret değildir. Çünkü bana göre doğru olan, bir başkasına göre yanlış olabiliyor. Ancak, gerçek nesneldir. Tartışmaya kapalıdır. Peki gerçek olan nedir.İşte bu da yine bize verilen irade ile, önümüze verilmiş olan, biri "doğru" biri "yanlış" o iki yolun sonunda gizi. Beşer olarak biz, bir çok gaflete düşeriz; nefsin pençesine bir düştük mü, artık sonu gelmeyen zincirleme hatalar ardı ardına gelir ve maalesef ki özümüzü kirletir. Sonrası belki de hiç olmak istemediğimiz yerlerde buluruz kendimizi. İşte bu noktada yaptığımız seçimin, estetik olduğu bilinmelidir. Çünkü, estetik hiç bir zaman tatmin olmaz. Hep, daha yok mu daha yok mu, der. Dışa dönüktür estetik. Dışarıdan aldığı enerji ile var olur. Otonom sinir sistemi gibi düşünülebilir aslında. Ben'inizde olmadan çalışır ve asla yorulmaz. Bilgiden degil, bilinçten yoksundur, estetik. Şeffaflığı hiç sevmez mesela. Hep perdelemek istediği unsurlar vardır. Kimliği de belirsizdir. Çünkü kendinde karar kılmaz, hep kendi dışındadır. Özgüveni yoktur. Özsaygıdan da yoksundur. Nasıllar onu ilgilendirmez, niçinler gibidir yaşamı; anlamsız ve sınırsız. Oysa etik öyle değildir. Ben'dir. Kendi içinde kendini bulur; değerini farkeder. Belli sınırları vardır örneğin, basiretle çizdiği kırmızı çizgileri. Uçuk hayaller uzaktır ona, yaklaşmaya cesaret etmez. Gerçek denilen pastadan, bir dilim pay sahibidir. Kendi içinde kurduğu cumhuriyetin hem kurucusu, hem yöneticisi hem de tek mensubudur. İşte irade denilen nimetin hakkını verdiğini, yolun sonunda verilen ikramdan kavrar. Not: kitabın içeriğine pek değinmeden sadece bende bıraktığı etkinin minimum tarafını kaleme aldım.. (: Kitabı okurken sindire sindire okumaya çalıştım. Çünkü her bir sayfasında gerçekten hayret ettim. Tüm kitaplarını okumadan ölmicem sevgili Soren..(: İyi kitaplarla kalın (GONCA)

"Sana bir zenginlik, unvan ya da şeref bırakmıyorum. Ama seni tüm dünyadan daha zengin yapacak hazinenin nerede gömülü olduğunu biliyorum. Bu hazine sana ait ve bunun için bana teşekkür etmen bile gerekmiyor. Bu hazine senin iç benliğinde gizli: o hazine insanı meleklerden daha yüce kılan ya/yada'dır." Kierkegaard felsefesinin en önemli bölümü "ya/yada" bu bölümde açıklanıyor. Öncelikle kitapta nasıl bir yazın olduğuna bakalım. Bu bölüm, 'Yargıç Wilhelm' karakterinin, A isimli 'genç estet'e  yazdığı uzun mektuptan oluşuyor. Wilhelm, evli ve mutlu bir adamdır. Bir anlamda, Kierkegaard'ın olmadığı ve asla olamayacağı, idealindeki kişiyi temsil eder. Üstadın her kitabında olduğu gibi, burada da Regine'e yaptığı göndermeler açıktır. Wilhelm, evlendikten sonra yaşamla ve kendisiyle ilgili daha derin bir kavrayışa sahip olmuştur ve 'etik' sınıfına geçmiştir. Genç Søren'i temsil eden A ise hâlâ estetik kaygılarla yaşamını sürdürmektedir ve bu durumda bir 'inanç sıçrama'sına ihtiyacı vardır. Kierkegaard felsefesinde üç yaşam küresi vardır; estetik, etik ve dinsel. Dinî boyut, ya/yada'ya dahil değildir. Esas seçimin etik ile estetik arasında olduğunu görüyoruz, en azından ilk etapta.          "Şimdi bir kez daha söyleyeceğim, hatta haykıracağım: ya/ya da. Önlem olarak sunulan tek bir 'ya' konuları açıklığa kavuşturmak için yeterli olmayacaktır. Zira buradaki soru, kişinin tek bir parçayla tatmin olamayacağı kadar önemli ve bütün olarak kavranamayacak kadar da içsel tutarlılıktan uzaktır." Üstad, ısrarla bu noktayı vurguluyor. 'Estetik'ten etiğe tam olarak bir geçiş gerekmiyor kişinin gelişmesi için. Gereken şey, 'ya'nın bir tarafını tutarken, diğer tarafa da eğilmek ona göre. Bu açıdan, estetik yaşam görüşü gibi, etik yaşam görüşü de tek başına yetersiz olur. İlk olarak şöyle açıklıyor farkı:       "Bir kimsedeki estetik faktör kişinin gündelik olarak ne olduğudur; etik faktör ise kişinin ne olacaksa o olmasıdır." Etik yaşamın evrensel ve sonsuz, estetik yaşamın ise bireysel ve sonlu olduğunu söyleriz. Kişi, ikisine de ihtiyaç duyar ama kendisinin ne olduğunu etik bakış açısıyla anlar. "Her bir estetik görüşünün umutsuzluk olduğunu söyledik. Bunun nedeni neyin olup, neyin olmayacağı üzerine kurulmuş olması... Etik ise kişinin olması gerektiği gereken şekle dönüştüğü yerdir ve kişi yaşamı kendisinin temel malı olan şey üzerine inşa eder." Burada daha çok vurgulanan, estetik görüşün, dış etkilere bağlı olduğu için sonunda umutsuzluklara açık olduğudur. Kişi, umutsuz olduğu için kendini bilemez. O nedenle, ilerlemeye ihtiyacı vardır. Eser, dümdüz bir metin halinde yazılmıştır, ara başlıkların olmaması metni takibi zorlaştırabilir. Diğer taraftan, Kierkegaard felsefesini özümsemek için çok özel bir yere sahiptir diyebiliriz. "Korku ve Titreme" ve "Kaygı Kavramı" ile birlikte bütünü oluşturur. (arifsahin)

Yaşamı 3 evrede inceleyen Kierkegaard'ın, oldukça platonist bir tavra sahip olduğunu bu eserinde görmek mümkün. estetik evreyi etik evresinden önde tutan Kierkegaard, haz olgusunu, sanatı, felsefi tutumları bu evre içerisinde inceler. bu evre içerisinde insan kendinden en kopuk dönemini yaşarken bu kopukluk onda bir doyumsuzluk halini doğurduğunu ve kişi bu doyumsuzluğunu hazzın peşine düşerek arar der. evrenin sonunda etik dönemini başlatır. bu dönem ise kişinin artık kolay kolay kanmayacağı bir ''farkında olma'' dönemidir. ve bu evrenin sonunda ise insanın dini bir yaşamı başlar der. bu bakış açısının tam bir okul mantığı ile işlenmiş olduğunu sanırım herkes görmüştür. platonist yaklaşımın genel hatası da aslında budur. sistematize edilmiş insan bedeni ve bilincinin bir altyapısı gibidir bu felsefe. iyi midir? böyle mi olması gerekir? özgür insan kötü müdür? özgürlük iyi midir? gibi sorular tartışılabilir. ancak bugün sistematize edilmiş tutsak bireyler örneğini tecrübe ettiğimiz için bu konuda çok net konuşabiliriz. Kierkegaard çok iyi bir psikiatristtir diyebilirim. tüm vurucu özlü sözler ve aforizmaları insanın keşfedilmemiş yanlarını ortaya çıkarmaya yöneliktir. bu yüzden Kierkegaard okumak çok ayrı bir zevk. ancak Kierkegaard özgür insanı değil de eğitimle ''terbiye'' edilmiş. sisteme entegre edilmiş insanın geriplanını işliyor. bana göre insanın yarattığı her etik ve estetik değer terk edilmeli ve yeni bir evre yaratılmalı. en azından her insanın hayat ile ilgili derdi bu olmalı. çünkü her insanın(sistem içerisinde de olsa) tek amacı kendini kabul ettirmek ve kendini gerçekleştirmek. bu istemin gereği olarak da her nesil kendinden bir önceki neslin etik estetik sürecini parçalamalıdır. kitaba dönecek olursak Kierkegaard, günümüz insan profilini çok çok iyi anlatmıştır. çünkü sistem insanı durağandır, değişmez. (Uğur De Molinari)

--reklam--

Etik-Estetik Dengesi PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Soren Kierkegaard - Etik-Estetik Dengesi kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Etik-Estetik Dengesi PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Soren Kierkegaard Kimdir?

Soren Aabye Kierkegaard (1813-1855), Danimarkalı filozof ve teolog.

Kierkegaard dindar babasının etkisiyle din eğitimi alarak ve katı bir dini atmosfer içinde yetişti.Tüm yaşamında bu çocukluğun etkisi görülür.Kendisi de dinsel düşünceleri olan birisi olmakla birlikte sürekli din adamlarıyla, kurumlarıyla ve düşünceleriyle çatışma halinde oldu. Mevcut Hıristiyanlığın yozlaşmış olduğunu ileri sürdü ve Hıristiyan inancinin tamamen yenilenmesine yönelik eleştiriler geliştirdi. Kierkegaard, din ve Tanrıyı tamamen bireysel bir konu olarak değerlendirdi. Bu yönde giderek sistematik felsefenin bireyi göz ardı eden bütüncüllüğünü de reddetti. Felsefesinde bireyi merkeze aldı.

Felsefesi

Kierkegaard, varoluşçuluğun öncülerinden sayılır.Varoluşçu felsefe bir bakıma her varoluşçu filozofta kendine özgü bir nitelik kazanarak ayrıca tanımlanır, ancak bilinen genel nitelikleri ve felsefi özgürlüğü açısından varoluşçuluğun kurucu isimlerinin başında Kierkegaard sayılmaktadır. Kierkegaard'ın belli bir felsefî sistematik geliştirmediği doğru olmakla birlikte (Kierkegaard bu anlamda Nietzsche gibi bağımsız ve dizgesiz filozoflardandır), kullandığı kavramlar ve felsefe yapma tarzı sonradan varoluşçu felsefelerde görülen nitelikleri barındırır. Kierkegaard'ın itiraz ettiği ve sürekli eleştirdiği filozof Hegel'dir. Hegel'in rasyonalist ve sistematik felsefesi Kierkegaard için kabul edilemezdir.Varoluşçu felsefelerde görülen kavramların çoğunluğu öncül olarak Kierkegaard'da görülür: saçma, bunaltı, korku ve kaygı.Kierkegaard'ın felsefî sorunsalı bir bakıma mevcut Hıristiyanlık içinde ve hatta karşısında nasıl iyi bir Hıristiyan olunacağı noktasına da bağlıdır. Kierkegaard, felsefe tarihinin soyut mantıksal kurgularla geliştiğini ve bu nedenle bireyi, bireyin gerçek yaşamını gözden kaçırdığını düşünür.Ona göre varoluş, somut ve öznel insanın yaşamıdır.Bu nedenle felsefe somut düşünmeye, yani varoluşa yönelmelidir.

--reklam--

Soren Kierkegaard Kitapları - Eserleri

  • Baştan Çıkarıcının Günlüğü
  • Korku ve Titreme
  • Ölümcül Hastalık Umutsuzluk
  • Kahkaha Benden Yana
  • Kaygı Kavramı
  • Felsefe Parçaları ya da Bir Parça Felsefe
  • Kendinizi Sevmeyi Unutmayın
  • Hakikat Şaraptadır
  • Kırdaki Zambak ve Gökteki Kuş
  • Hayat Çözülecek Bir Problem Değil, Yaşanacak Bir Hakikattir
  • Aforizmalar
  • Meseller
  • Tanrı'ya İhtiyaç Duymak
  • Tekerrür
  • Evliliğin Estetik Geçerliliği
  • Ya / Ya Da
  • Etik-Estetik Dengesi
  • İroni Kavramı
  • Şimdiki Çağ-Başkaldırının Ölümü Üzerine
  • Müzikal Erotik
  • Sevginin İşleri
  • Günlüklerden ve Makalelerden Seçmeler
  • Ölüme Götüren Hastalık
  • Evliliğin Estetik Geçerliği / Korku ve Titreme
  • Toplu Eserler 1
  • İtirazlara Cevaben Evlilik Üzerine Muhtelif Gözlemler-Bir Kocanın Kaleminden
  • Dolayımsız Erotik veya Müzikal Erotik Evreler
  • Kierkegaard Yazılarından Seçmeler
  • Fear and Trembling and The Sickness Unto Death
  • For Self-Examination
  • Suçlu mu? Suçsuz mu?
  • The Difference Between a Genius and an Apostle
  • Aşk Eserleri

--reklam--

Soren Kierkegaard Alıntıları - Sözleri

  • Benim için önemli olan, uğrunda yaşayıp uğrunda ölmek istediğim fikri bulmaktır. (Hayat Çözülecek Bir Problem Değil, Yaşanacak Bir Hakikattir)
  • "Her insanda, kendisine karşı tamamen şeffaf olmaktan bir derece alıkoyan bir şeyler var. Bu şeffaflıktan uzak olma, kişinin kendi dışında yer alan yaşam şartları yumağına açıklanamaz bir şekilde dâhil olması ve bu yüzden neredeyse kendisini açıklayamaz hale gelmesi ölçüsünde gerçekleşmektedir. Kendisini açıklayamayan kişi sevemez ve sevemeyen kişi tüm insanların en mutsuzudur. Ve sen aynı serkeşlikle kendini herkese karşı bir bilmece olma sanatında eğitiyorsun. Genç dostum! Peki ya hiç kimse senin bilmeceni çözme zahmetine katlanmazsa O zaman yaptığının ne zevki kalacak? Ama her şeyden önce kendin için, kendi kurtuluşun için bu vahşi kaçışı, içinde kabaran bu imha etme hırsını durdur. Senin yapmak istediğin bu; sen her şeyi yok etmek yaşama dair kuşku açlığını doyurmak istiyorsun. Kendini bu amaca göre yetiştiriyorsun. Zihnini buna göre eğitiyorsun. Memnuniyetle kabul edeceğin gibi, başka hiçbir şeyde iyi olmasan da bunda iyisin. Sana zevk veren her şey yaşamın etrafını yedi kez dolanıyor ve borusunu üflüyor ve böylece her şeyin tepe taklak oluyor ki senin ruhun huzur bulabilsin. Evet ne üzücü ki yankı yapıyorsun ve yankı ancak boşlukta işitilebilir." (Toplu Eserler 1)
  • Asıl mesele kendimi anlamak, Tanrının gerçekten benden ne yapmamı istediğini görmek; asıl mesele, benim için doğru olan bir hakikati bulmak, uğrunda yaşayıp öleceğim fikri bulmak. (Kahkaha Benden Yana)
  • Evlenirsen pişman olursun; evlenmezsen yine pişman olursun. Evlen ya da evlenme, ikisinden de pişman olursun. (Hayat Çözülecek Bir Problem Değil, Yaşanacak Bir Hakikattir)
  • Deliler ve gençler insan için her şeyin mümkün olduğunu düşünürler. Yanlış! (Korku ve Titreme)
  • "Korkaklığın en korktuğu şey karardır, zira karar, bir anlığına olsun, sisleri daima dağıtır. Bu yüzden korkaklık en sevdiği düşüncenin ardına saklanır: Zamanın koltuk değneği. Korkaklık ve zaman acele etmemek için "Bugün değil yarın " demeye daima bir neden bulur. Oysa göklerdeki Tanrı ve ebediyet der ki : "Bugün yap. Kurtuluş günü şimdidir." (Tanrı'ya İhtiyaç Duymak)
  • Kendi olmayı istememek, kendi ben 'inden kurtulmayı istemek, ve bu da şu anlama gelmektedir; kendi olmanın umutsuz istenci. (Ölümcül Hastalık Umutsuzluk)
  • . Aslında artık her şey için elkitapları var, yakın zamanda eğitim, tüm dünya çapında, az ya da çok sayıda ezbere yorumun öğrenilmesinden oluşacaktır. Baskı makinesinin mektupları tek elden çıkarması gibi, insanlar da muhtelif olguların arasından uygun olanı seçip çıkarma kapasitelerine bağlı olarak başarı gösterecekler, bu arada hiçbir şeyin anlamından haberleri olmayacak. . (Şimdiki Çağ-Başkaldırının Ölümü Üzerine)
  • Benim için önemli olan, uğrunda yaşayıp uğrunda ölmek istediğim fikri bulmaktır. (Hayat Çözülecek Bir Problem Değil, Yaşanacak Bir Hakikattir)
  • Hayat nasıl da boş ve anlamsız. (Hayat Çözülecek Bir Problem Değil, Yaşanacak Bir Hakikattir)
  • Aşk en üstün neşe olsa bile ondan vazgeçiyorum, birini gocundurmayı ya da kıskandırmayı istemeden; ve eğer aşk hayal edilebilecek en büyük faydayı bağışlama hali olsa bile bana onun için verilen fırsatı reddediyorum -fakat düşüncelerimi fahişeliğe sunmadım. (Kierkegaard Yazılarından Seçmeler)
  • “Ben kendim için acı çekerken tutunacak bir şeyim olabilsin diye ızdırabın yoluna işaretler yerleştiririm, ama başkası için acı çektiğim vakit, yolumu kaybederim, zira başkasının aslında nerede olduğunu haliyle bilemem ve her an sil baştan başlamam, bir sonraki an herhangi bir şeyi es geçmemek için kabusuna dayanmak zorunda olduğum daha da korkunç bir ihtimali düşünebilmeye hazırlıklı olmam gerekir.” (Suçlu mu? Suçsuz mu?)
  • “Oğul, babanın kendi yansımasını gördüğü bir ayna ve baba ise, oğulun kendisinin gelecekte ne olacağını gördüğü bir aynadır.” (Hayat Çözülecek Bir Problem Değil, Yaşanacak Bir Hakikattir)
  • İnsan konuşabiliyor diye, tam da bunun içindir ki susabilmek bir hünerdir. (Kırdaki Zambak ve Gökteki Kuş)
  • “sevgi her şeye inanır - ve yine de hiçbir zaman aldanmaz..” (Sevginin İşleri)
  • Hiç kimse sahici ben olmaya cesaret edemiyor. Herkes bir tür "beraberlik" içerisinde gizleniyor. Duyarlı organların bedenden korunduğu ve nesnelerde doğrudan temas içinde olmayışı gibi biz sıradan insanlar da ebedi olana kişisel, dolaysız bir temasa girmeye korkuyoruz. Bunun yerine geleneklere ve başkalarının sesine bel bağlıyoruz. Hakikatin önünde bireysel sorumluluktan korunan bir yaşam süren bir numune ya da nüsha olmaktan memnunuz.. (Tanrı'ya İhtiyaç Duymak)
  • “Hayata bakışım tek kelimeyle anlamdan yoksun. Kötü bir ruh burnumun üzerine bir gözlük yerleştirdi herhalde, gözlüğün bir camı dev gibi büyütüyor, öbür camı aynı ölçüde küçültüyor.” (Ya / Ya Da)
  • . Kendini kaybetmişleri veya her anlamda bütünüyle yoldan çıkmış olanları anmayacağım bile: Onlar para için köpek rolünü oynayanlardır... . (Şimdiki Çağ-Başkaldırının Ölümü Üzerine)
  • Belki de sana karşı aşırı derecede yumuşak sözlerle konuşuyorum. Belki de sana çok fazla katlanıyorum. Belki de tüm gururuna karşı üzerinde kullandığım otoriteyi artırmalıydım. Ya da belki seni bu konuya hiç katmamalıydım, zîra sen bir çok yönüyle tehlikeli bir kişisin ve bir kimse seninle ne kadar birlikte olursa, o kadar kötüleşir... (Evliliğin Estetik Geçerliği / Korku ve Titreme)
  • Herkes kendisi tarafından kandırılır. (Kaygı Kavramı)