Kitap Künyesi
Yazar: Haydar Karataş
Yayın Evi: İletişim Yayınları
İSBN: 9789750507700
Sayfa Sayısı: 255
--reklam--
Gece Kelebeği Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
"Elinizdeki kitapla ilgili olarak size sadece şu kadarını söyleyebilirim: Alın ve okuyun. Okuyup bitirdiğiniz zaman, Haydar Karataş’ın bu romanının,
Yaşar Kemal ve Cengiz Aytmatov’un romanları ayarında bir roman olduğunu
göreceksiniz. Büyük bir insanlık trajedisini roman tadında okumak istiyorsanız,
yine alın, okuyun derim. Hayatta beni üç roman ağlattı. Biri, 1965 yılında, on dokuz yaşındayken okuduğum, John Steinbeck’in Gazap Üzümleri romanı; ikincisi,
dört-beş yıl önce okuduğum ve tanıtımını yaptığım, Robert Sabatier’in İsveç Kibritleri; üçüncüsü ise, şu anda elinizde tuttuğunuz Perperık-a Söe."
Gün Zileli - Yazar
"Bir yanıyla acılı bir yurt... bir yanıyla da sanki sürekli bir “yurtsuzluk “ hali… Müthiş yoksulluk... kahredici imkânsızlık… Derininden zonklayan yara… Umursamayan
“merkez”in dağlayan zulmü... ve çaresiz kalan dil… Bütün bunları anlamaya çalışan yaşlılar... yetişkinler... çocuklar... ve onların “çocuk ölümleri”… İşte bunlarla karşılaşacak, işte bunlarla yaşayacaksınız Perperık-a Söe’de. Olağanüstü diliyle baştan başa bir çığlık... baştan başa bir ağıt bu roman. Şaşırarak okudum; bu denli yoğun acı, bu denli koyu keder meğer böyle ballandırılır, meğer böyle anlatılırmış."
Sina Akyol - Şair - Yazar
"Sanki Yüzyıllık Yalnızlık ile Lessing’in Mara ve Dann’ı arasında gezinen, çok kuvvetli bir bileşim ortaya koyuyor... Coğrafyanın, zorlu tabiatın, yoksunluğun, o yoksunlukla başa çıkma gayretinin anlatılışı, tüyler ürpertici bir manzaraya vesile oluyor... Adeta Dersim’de değil de, nükleer savaşın vurduğu bir dünyada, “Kum İnsanları”nın arasında geziniyoruz..."
Murat Uyurkulak - Yazar, Gazeteci
--reklam--
Gece Kelebeği Alıntıları - Sözleri
- Küçük olan,düşmüş insan değil Perhan, küçük olan düşmüşü düşüren insandır…
- Hayat her geçen gün bize yeni yüzünü göstermekten, her gün önümüze yeni bir zorluk çıkarmaktan geri durmuyordu.
- Ölüm ne kadar sıradan ve ne büyük bir çareydi
- Zaman denen şeyi durdurmak imkansızdı.
- Batan güneşin arkasından bakıp insanın kendi yalnızlığına ağlaması benim için hep büyük bir kederdi.
- Umut olmadan insan yaşar mı?
- "Küçük olan, düşmüş insan değil, küçük olan düşmüşü düşüren insandır."
- “Nereye gitmişti o yardımsever insanlar, tanımadık bir ses duyduklarında dahi dağları aşıp giden o güzel insanlar neredeydi?”
- “Yerin bu kulaklarına annem o kadar güzel fısıldardı ki, toprağın gözyaşlarını görür gibi bir hisse kapılırdım. Sahi kim demiş toprağın konuşmadığını, dağların konuşmadığını kim demişti?”
- İyi sözün kıymetini bilmek, kötü söz duyduğunda öfkelenmemektir.
- “İnsanın yerinde durarak ölümden kurtulduğu görülmüş müdür?”
- Ölüm ne kadar sıradan ve ne büyük bir çareydi.
- İnsanın insandan neden korktuğunu, bilmez. Korkar da bilmez..
- Ben ne zaman başkalarını dinlesem bir şey başımıza geliyor.
- “Kâfir öğrenmiş zayıf yanımızı, aç bırakmış ki, biz birbirimizi yiyelim Perhan.”
--reklam--
Gece Kelebeği İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Gece Kelebeği için söylenecek en net şey politik roman olması sanırım.Savaş var, asimilasyon var, kimlik arayışı var kitapta. Dersim’in Alevileri, Kürtleri, Zazaları, tehcirden kurtulan Ermenileri ortak acılarda eşitleniyor.Açlık, kıyım, devlet baskısı hepsinin derdi.Kitaptaki karakterler sanki bir sisin ardında.Tüm yaşanılanlar ve kişiler küçük Gülüzar’ın görüş açısı ile yansıtıldığı için olsa gerek. Fecire Hanım ile kızı Gülüzar tüm kıyımlara, doğa koşullarına, açlığa karşı ayakta durmaya çalışır. Okuması zor, hazmı daha da zor olan bir kitap Gece Kelebeği. (Özlem Akbaş)
Gece Kelebeği: GECE KELEBEĞİ - Haydar Karataş Kitabı tanıtmak için kalemi elime aldım, nasıl başlasam yazıya diye düşündükçe, içim, tıpkı her bir satırı okurken hissettiğim gibi acıya kesti. Sina Akyol "Edebi anlatımıyla baştan başa bir çığlık." yorumunu yapmış eser için.O kadar doğru bir tespitte bulunmuş ki... Kitabın konusu yanında yazarın dili kullanma becerisi, canlı anlatımı, tabiatı, insanları anlatırken ki kullandığı dil bana Yaşar Kemal'i hatırlattı. Bir çocuğun gözüyle 1938-1939 Dersim'inde yaşananlar anlatılıyor. Çocuk neyin, neden olduğunu sorgulamadan yaşanan acıları, çekilen yoksulluğu , yitip gidenleri görüyor. Eseri politik çizginin dışına taşıyan da işte tam da bu. Çocuk anlatıcı Gülüzar'ın annesi Fecire Hatun'dan dinlediği masallar da esere folklorik unsurlar katıyor. Fecire Hatun, Perhan, Kolsuz Musa, Hece... o kadar canlı anlatılıyor ki anlatıcı Gülüzar'a dönüşüp onun gözüyle her bir drama tanık oluyoruz okur olarak. Hele Sıncık Dağı'nda Fecire Hatun' un taşlara yüz sürerek yalvarma sahnesi romanın sonunda Gülüzar'ın çocuk hafızasından sıyrılarak şöyle dile gelir "Kim demişti taşların konuşmadığını, kırlangıç kuşlarının yol gözetmediğini, kim demişti?" Çok fazla anlatıp büyüyü bozmak istemiyorum. Belki merak edeniniz olur... (Arzu Polatkan)
Size çok sevdiğim, gözyaşlarımın sayfalarına karıştığı, dili konusu ile mükemmel bir kitapla geldim. Gece kelebeği romanı çok tartışmalı bir tarihsel vakayı 38 Dersim Harekatı ve sonraki bir kaç yılı merkezine alan, insanlığın acılarını haykırdığı içimize ok gibi saplanan bir ağıttır. Babasının kesik başını gördükten sonra bir suskuya teslim olan Gülüzar'ın gözünden görür o toprakları okur. Kimi zaman Gülüzar gibi susarak kimi zaman Çavdar Hüseyin gibi isyan ederek dinleriz. Dersime yağmur yerine bombalar yağmıştı, kan ile göz yaşının karışıp sel olduğu, geride kalanları önüne katıp götürdüğü feryat figan bir coğrafyaydı.Sadece ölenler ve sürgüne gidenlerin dramı yoktu. Her kapının ardında kocası katledilmiş kadınlar, çocukların açlıktan öldüğü, geriye kalan kadınlarında çaresizlikten canına kıydığı, jandarma sesini duymasın diye bebeğini boğup deliren analar, sürgünden kaçıp gelen insanların dere yataklarını yuva bellediği, insanlığın yerlere düştüğü kanlı topraklardı Dersim. Tek başına kalmış anne ile bir kızın yaşam mücadelesi üzerinden tüm insanlığa duyrulmuştur bir halkın sesi. Annesi kızına masallar anlatır ki bu zulümden, kötülüklerden koruyabilsin. Çekip çıkarsın onu yanıbaşlarındaki kokmuş cansız bedenlerin yükünden. Alıp götürsün onu umudun, kardeşliğin olduğu diyarlara. Bunca karanlığın içinde bir yaşam mücadelesi, umudunu ayakta tutabilme savaşıdır Perperika Soe. Gülüzar bu yangın yerinin içinde, ot bitmeyen topraklarda tüm kıyımlara inat "hayat" diye yeşeren boy vermiş bir fidan gibi hayatı, umudu, mücadeleyi temsil ediyor. Kendi topraklarımızda bizim geçmişimizi bir destan tadında anlatmış Haydar Karataş okumanızı çok isterim arkadaşlar. (Havva inanç)
--reklam--
Gece Kelebeği PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Haydar Karataş - Gece Kelebeği kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Gece Kelebeği PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Haydar Karataş Kimdir?
1973 yılında, Dersim'in Hozat ilçesine bağlı Haçeli köyünde doğdu. Köyünde okul olmadığından, henüz altı yaşındayken, babası onu sırtına alıp, 1938 yılında askeri kışla olarak kullanılmış bir binada bulunan yatılı okula götürdü. O zamana kadar yalnızca Zazaca konuşan Karataş, burada Türkçe öğrendi. İstanbul, Kocasinan Lisesi'nde okudu. Bir yandan da lokantalarda bulaşıkçılık, tekstil atölyelerinde çıraklık yaptı.
Aynı yıllarda sol fikirlerle tanıştı ve dört kez gözaltına alındı. 1992 yılında tutuklanarak Türkiye'nin çeşitli hapishanelerinde on yıl, dört ay hapis yattıktan sonra, 2002 yılının Haziran ayında, Gebze Cezaevi'nden şartlı tahliye edildi ve ülke dışına çıktı.
2003 yılından beri İsviçre'de yaşamaktadır. Fribourg Üniversitesi'nde bir yıl, lise denklik eğitimi gördü. Daha sonra Zürih Üniversitesi'nin Psikoloji bölümü'ne kaydoldu, ancak ekonomik nedenlerle okulu bırakmak zorunda kaldı. Hamallık, temizlikçilik, yoksul ülkeler için kullanılmış giysi toplama gibi işlerde çalıştı.
Pek çok edebiyat dergisinde yazıları yayınlanan Karataş'ın Gece Kelebeği (Perperık-a Söe) romanı ilk roman çalışmasıdır. Bir dönem Açık Gazete İsviçre temsilciliği yapan Karataş, Demokratik Gündem Gazetesi, Devrimci Demokrasi, Yaba Sanat, İnsancıl, E Dergisi, Birgün, Öteki İsviçre, Dersimnews, gibi pek çok dergi ve gazetede makaleleri yayınlandı.
--reklam--
Haydar Karataş Kitapları - Eserleri
- Gece Kelebeği
- On İki Dağın Sırrı
- Ejma'nın Rüyası
--reklam--
Haydar Karataş Alıntıları - Sözleri
- Hayat her geçen gün bize yeni yüzünü göstermekten, her gün önümüze yeni bir zorluk çıkarmaktan geri durmuyordu. (Gece Kelebeği)
- Küçük olan,düşmüş insan değil Perhan, küçük olan düşmüşü düşüren insandır… (Gece Kelebeği)
- Ölüm ne kadar sıradan ve ne büyük bir çareydi (Gece Kelebeği)
- "Soruyorum size," diyordu, "[hanımlar ve beyler];oyun arkadaşlarınız ve okul arkadaşlarınız,birlikte büyüdüğünüz çocuklar,acıyı ve neşeyi,açlığı ve sefaleti paylaştığınız dostlar,rüya çağınızda sizinle hayal kuranlar,hepsi gitmiş,kaybolmuşsa,ne yapabilirsiniz?(...)Yuvada ve ilkokulda aşık olduğunuz güzel kızlar ölmüşse,kemikleri gömülmeden kalmışsa,esaret altına girmişlerse ya da kendi milletleri tarafından unutulmuşlarsa?..." (Ejma'nın Rüyası)
- Şu Anadolu'da insanlar ağıt yakmışsa korkmak lazım, değil Ankara'daki hükümet, ağıt yaktı mı bir ana yavrusuna, yedi düvel ötedeki hükümetler dahi korkmalı, öyle korkmalı ki, ağıdın düştüğü toprakta ne yaparsan yap hükümetin hükmü yerine ağıdın hükmü geçerdi (On İki Dağın Sırrı)
- Zaman denen şeyi durdurmak imkansızdı. (Gece Kelebeği)
- İnsanın insandan neden korktuğunu, bilmez. Korkar da bilmez.. (Gece Kelebeği)
- Bir yol kavşağında her birimiz kendi yalnızlığına indi. (Ejma'nın Rüyası)
- Ölüm ne kadar sıradan ve ne büyük bir çareydi. (Gece Kelebeği)
- "Cem Şah,kara toprak üzerinde zuhur etmiş her varlık,diğerinin kanıyla beslenir.Biri ötekine düşman,biri ötekinin kanından beslenir ama izin verir,bilir o olmadan yaşayamayacağını,bir insan kıymetini bilmez düşmanının.İnsan sevmediğinin köküne illa ki kibrit suyu diker,diker de üzerinde de bir güzel tepinir.Gül üstüne gül koklar,turna öyle midir?Mısır çölüne esir düşen turna,kırk yıl selam yollar.Kırk yıl yasını tutar yoldaşının.Sorarım sana Cem Şah,bu Ermeni'nin kanı daha kurumadı,toprağına üşüştü tekmil dünya.Tencere tavasını pay ederken,birbirinin kafasını yardı.Bu Dersim de rekayis yaptı,karaçor döndü,her şey bana kaldı sandı.Şimdi kapımızda kara bela durur.Cem tutan sazımı yerin dibine gömerim,saz çalmanın suçu,Hz.isa'nın vebalinden daha ağır." (On İki Dağın Sırrı)
- Şu yeryüzünde en çok, elini eteğini bu dünyadan çekmiş insandan korkacaksın. En çok, kendine bir dünya kuran, kurduğu dünyanın içinde oturan adamdan korkacaksın. Biri kaldırıp alsa onu içinde oturduğu bu dünyadan, işte o zaman taş taş üstünde kalmaz. Dünya yeniden kaynar, bin cevher birbirine girer, girer de bu öfkeyi dindirmek için bin yıl dur durak bilmeden kaynar. Öfkenin yeniden sakinleşmesi için aynı yeryüzü gibi bin yıl bir bulgur kazanı gibi kaynamalı, bakır yeniden bakıra, tunç yeniden tunca, demir yeniden demire ayrılıp soğumalı; ama öfkenin düştüğü yüreğin dinmesi için, öfke dizlerine vurmalı. Öyle dizlerine vurmalı ki, nasıl kumda ot bitmezse, öfkenin düştüğü yerde canlının zuhur etmediğini görmeli insan evladı. Öfke ancak dindiğinde görür, düştüğü yerde hayatın bittiğini, öfke dinmeli ki, insan yeniden merhamet toprağına kavuşmalı. (On İki Dağın Sırrı)
- Sahi hangi vakit yaşanmıştı da geçmişti bu hayat! (Ejma'nın Rüyası)
- “Kâfir öğrenmiş zayıf yanımızı, aç bırakmış ki, biz birbirimizi yiyelim Perhan.” (Gece Kelebeği)
- İyi ki konuşmuyordu,diyordu.Susan insan,merhamet arar.Biri susmuşsa,o insan artık keramete ermiştir.Bir insan susmuş ve de ölmemişse,yani ortadan çatlamamışsa,o insan bütün ziyaretlerden daha kutsaldı. (On İki Dağın Sırrı)
- Hey hayata anlam veren yüce Kırklar Dağı, insanın evi yıkılır, yeni ev yapar, toprağı çoraklaşırsa, göçünü alıp tohumunu başka toprağa atar. Sana soruyorum Kırklar Dağı dedi, söz manasını yitirirse, insan nereye sığınır? (On İki Dağın Sırrı)
- Has ozan zaten şelpeyle çalarmış. Has ozan tele pena vurmazmış, eti telleri hissetsin diye parmaklarını şelpe yapıp vururmuş, ozan dedin mi zaten ruhuyla saz çalar, parmaklar her tele gittiğinde tını şelpe parmakların ucundan derinin altına hücum etmeliymiş. Buna rağmen has ozan dünyanın acısını dillendiremiyorum diye çok üzülürmüş, sazını vurup yere kırmak istermiş acıya derman olamıyor diye. (On İki Dağın Sırrı)
- "Ey Derviş! Ben inleyen nehirler gördüm,ağlayan pınarlar geçtim,ama senin sazın gibi dertle muhabbet edenini görmedim.Senin bu sazını böyle dertli yapan nedir? Nefessiz ruhuma nefes verdin,inleyen suyuma can kattın.Söyle bana seni bu ıssız dağa getiren nedir?" (Ejma'nın Rüyası)
- "Küçük olan, düşmüş insan değil, küçük olan düşmüşü düşüren insandır." (Gece Kelebeği)
- Umut olmadan insan yaşar mı? (Gece Kelebeği)
- Kötülük öfkeyi sever,kötülük öfkeyi kendine mazeret sayar.İnsan öfkeleneceğine,o keşiş gibi küsmeli,insan zalimlik karşısında susmalı ki dünya sessizlikten boğulsun. (On İki Dağın Sırrı)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin