Geleneğin İcadı - Eric J. Hobsbawm Kitap özeti, konusu ve incelemesi
Geleneğin İcadı kimin eseri? Geleneğin İcadı kitabının yazarı kimdir? Geleneğin İcadı konusu ve anafikri nedir? Geleneğin İcadı kitabı ne anlatıyor? Geleneğin İcadı kitabının yazarı Eric J. Hobsbawm kimdir? İşte Geleneğin İcadı kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...
Kitap Künyesi
Yazar: Eric J. Hobsbawm
Çevirmen: Mehmet Murat Şahin
Derleyen: Terence Ranger
Orijinal Adı: The Invention of Tradition
Yayın Evi: Agora Kitaplığı
İSBN: 9789944916400
Sayfa Sayısı: 368
Geleneğin İcadı Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Bugün eski devirlerden geldiğini varsaydığımız geleneklerin büyük kısmı, aslında görece yakın zamanlarda 'icat edilmiş olan' geleneklerdir. Bu gelenekler icat edilirken mutlaka belli bir tarihsel geçmişe referans yapılır ve geçmişle bir süreklilik kurulmaya çalışılır. Oysa bu süreklilik, büyük ölçüde yapay ve uydurmadır. Bu açıdan son iki yüzyıllık geçmiş, modern dünyanın sürekli değişimi ve yenilenmesi ile toplumsal hayatın en azından bazı kısımlarının değişmez ve sabit tutulmaya çalışılması arasındaki zıtlığa kafa yoran tarihçiler açısından son derece ilginç ve verimli bir zaman dilimidir. Verimlidir, zira yeni gelenekler özellikle bu son iki yüzyılda, özellikle de görece yeni bir tarihsel olgu olan 'ulus' ve 'ulus-devlet'le, ulusal semboller, refleksler ve milliyetçilikle at başı giderek hızlı bir şekilde formelleşmiş ve yerleşiklik kazanmıştır.
Yaşayan en büyük Marksist tarihçi Eric Hobsbawm'ın Terence Ranger'la birlikte hazırladığı bu temel referans kitabı, derlemeye katkıda bulunan diğer yazarların Britanya, İskoçya, Galler, Hindistan ve Afrika'daki tarihsel süreci irdeledikleri çalışmalarıyla birlikte, yukarıda ana hatları belirtildiği çerçevede 'icat edilen gelenekler'i, ayrıca geçmiş ile bugün arasındaki bağı araştırmaktadır...
Geleneğin İcadı Alıntıları - Sözleri
- 'Görenek' yargıçların yaptığı bir şey iken; 'gelenek' (bu kertede, icat edilmiş gelenek) peruk, cüppe ve diğer takım taklavat ve yargıçlann asıl eylemini sarmalayan ritüelleştirilmiş pratiklerdir.'
- "Ulusal bir sembol olarak pırasa yerine nergis'in kullanılması, 1907 gibi yakın bir zamanda görülmeye başladı ve bu Galce 'bulb' (soğan, ampul) kelimesinin yanlış anlaşılmasından kaynaklandı."
- "Okul kitapları yazmaya teşvik edilmeleriyle Hintliler, çoğu zaman Hindistan'ın geçmişi hakkında Avrupalı fikirleri de ödünç alarak Avrupai tarzda tarih yazmaya koyuldular."
- "İtalya, d'Azeglio'nun şu sözlerle özetlediği sorunu çözmekte sıfırdan başlamak zorundaydı: 'İtalya'yı yarattık, şimdi de İtalyanları yaratmak zorundayız.'"
- Uyum saglama, yeni koşullarda eski kullanımlar için ve eski modeller yeni amaçlarla kullanıldıgında gerçekleşir.
- Süvari subaylarının üniformalarındaki mahmuzlar, ortalıkta hiç at kalmadığında ''gelenek'' adına önemlidir. Yargıçların perukları, sıradan insanların peruk takmayı bırakmalarından çok sonra günümüzdeki anlamını kazanabilmiştir.
- Eski hayat tarzlarının varlıklarını sürdürdükleri yerlerde, geleneklerin ne icat ne de ihya edilmesine ihtiyaç duyulur.
- " Bir ulusun örf ya da gelenekleri siyasal veya başka sebeplerden ötürü umumi olarak büyük bir değişime uğradığında, o ulusun önceki çağlardaki izleri konusunda yapılacak araştırmalar gerçekten büyük bir ilgi uyandırmaya başlar. "
- Gücün kesinliği ve başarı inancının cepte keklik olması, teşhire ihtiyaç duyulmaması anlamına geliyordu.
- " Modern dünya o denli mekanize olmuştur ki, sakinleri , onun monotonluğundan kaçabileceğini belirten her fırsata sıkıca yapışıyorlar. "
- İtalya, d'Azeglio'nun şu sözlerle özetlediği sorunu çözmekte sıfırdan başlamak zorundaydı: 'İtalya'yı yarattık, şimdi de İtalyanları yaratmak zorundayız.'
- "İhtişam ve büyüklük, zenginlik ve güç, yoksullar tarafından ancak kraliyet ve onun ritüelleri üzerinden paylaşılabilirdi "
- Ulusal Bayrak, Ulusal Marş ve Ulusal Arma, bağımsız bir ülkenin kendi kimliği ve egemenliğini ortaya koyan üç semboldür ve bu sayede derhal saygı ve sadakat uyandırırlar. Kendi başlarına, bir ulusun bütün arka planını, düşüncesini ve kültürünü yansıtırlar. Bu anlamda, bir gözlemcinin 1880'de dikkat çektigi gibi: "Askerler ve polisler şimdi bizim için rozetler taşımaktadırlar".
- Mesela, rengi ve örgüsü 'klan'larını gösteren ekose kumaştan dokunmuş kiltlerini giyerler; müziğe düşkün olanların enstrümanı da gaydadır. Gerçi köken olarak antikiteye atfettikleri bu araçlar aslında büyük ölçüde moderndir. Bunlar İngiltere'yle Birleşme'den sonra, hatta çok sonra, bir anlamda bir protesto hareketi şeklinde ortaya çıkmıştır.
- 1715 Ja cobite isyanının sonrasında Britanya parlamentosu -VIII. Henry döneminde İrlanda kıyafetlerinin yasaklanması gibi- bu kıyafetleri kanunla yasaklamayı düşünmüştü: düşünülen, böyle bir yasanın, özgül Highland hayat tarzının çözülmesini ve Highland'lilerin modern toplumla bütünleşmesini kolaylaştıracağıydı.
Geleneğin İcadı İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Jenerik sayfasındaki bilgilere göre, orijinal dildeki ilk baskısı 1983 yılında yapılmış, Türkçe ilk baskısı 2006, ikinci baskısı 2013 yılında yapılmış kitap, İngilizlerin (evet, yine) İskoçya, Galler, Hindistan ve Afrika ülkelerinde, bugün gelenek olarak görülen davranış, eşya ve ritüellerin ortaya çıkışından bahsediyor. Mesela, İskoçların bugün geleneksel kıyafet olarak kabul edilen kiltin aslında bir gelenek olmadığı, yakın zamanda ortaya çıkan bir kıyafet olduğu bu kitaptaki bilgiler arasında. Kitabın çevirisi, okumayı aşırı derecede zorlaştırıyor. Örneğin, bugün "üretim" olarak Türkçekleştirdiğimiz İngilizce "manifacture" kelimesine "manifaktür" gibi bir karşılık verilmiş ki bunun da yeniden Türkçeleştirilmesi gerekiyor. Kıymetli bilgiler var kitapta ama bunları bulmak, samanlıkta iğne aramaktan farksız. Kitabı bitirmek için çok azimli olmak gerek. Sosyoloji ve tarih alanına ilginizin olması yetmeyebilir. Şeylerin aslını merak ediyorsanız, bu merak okumayı sürekli kılabilir. Bende öyle oldu. Kitabın bir alt başlığı olabilirdi: İngilizlerin geleneklere etkileri. Çünkü gelenek çok geniş anlamlı bir kavram. Kitap ise İngilizlerin bazı ülkelerdeki geleneklere etkisini aktarıyor. Ancak meraklısının bitirebileceği bir kitap olarak değerlendiriyorum. (Ferdi Bişkin)
Kitabın Yazarı Eric J. Hobsbawm Kimdir?
Eric John Ernest Hobsbawm (9 Haziran 1917-1 Ekim 2012) İngiliz Marksist tarihçi ve yazar. Hobsbawm uzun süre İngiltere Komünist Partisi'nin üyeliğini yapmıştır. Komünist Tarih Grubuna da katıldı. Londra'daki Birkbeck, Londra Universitesi'nin başkanıdır.
Hobsbawm, Mısır'ın liman şehri İskenderiye'de doğdu ve ebeveynleri Leopold Percy Hobsbaum ve Nelly Grün birer Yahudiydiydi. Yazar; Viyana ve Berlin'de büyüdü. Eğitimini Almanca konuşulan ülkelerde yaptı. Hobsbawm, babasını 1929 ve annesini muhtemelen 1933 yıllarında kaybetti. Annesini kaybettikten sonra Londra'ya taşındılar.
Dr. Hobsbawm iki kez evlendi. İlk olarak 1943 yılında Muriel Seaman ile dünya evine giren yazar ve ikinci deneyimini Marlene Schwarz'la gerçekleştirdi. Marlene'den Julia ve Andy adlarında iki çocuğu oldu. Ayrıca daha önceki evliliğinden de Joshua adında bir oğlu vardır.
1998 yılında Companions of Honour oldu. 2003'de ise Balzan ödüllerini aldı. 1 Ekim 2012'de hayata gözlerini yumdu.
Hobsbawn Sosyalist Öğrenciler Grubuna 1931'de üye oldu ve 1936'daKomünist Parti'ye geçti. 1946-1956 yılları arasında da Komünist Tarihçiler Gurubu'nda bulundu.
Sovyetlerin Macaristanı ilhak ettiği 1956 yılında Komünist Parti dağıldı ve üyeleri İngiliz Komünist Partisi'ne geçtiler. Hobsbawm, her ne kadar Komünist partiye üye olsa da Sovyet İlhakı'nı asla savunmadı. Daily Worker gazetesinde 1956 yılında bunu tartışmaya açtı.
CPGB içerisindeki Avro-Komünistleri savundu. "The Forward March of Labour Halted" adlı makale "Marxism Today" gazetesinde 1978 yılında yayınlandı.
Eğitimini Prinz-Heinrich-Gymnasium (Berlin), St Marylebone Gramer Okulu (İngiltere) ve Kraliyet Koleji (İngiltere) ile Cambridge'de yaptı. "Cambridge Apostles" üyesiydi.
II. Dünya Savaşında İngiliz Ordusunda "Kraliyet Mühendisleri" ve "Kraliyet Ordu Eğitimi" bölümlerinde görev yaptı.
1947 yılında, Birkbeck Coleji'ne geçti. 1960 yılında Stanford Üniversitesinde Misafir Profesör oldu. 1970 yılında Profesör ve 1978 İngiliz Akademisi üyesi oldu.
İnglizce, Almanca, Fransızca, İspanyolca ve İtalyanca konuşabilir, Avusturya, Portekizce ve Katalanca yazabilir.
Hobsbawm genel anlamda "Irklar" ve "Milliyetçilik" üzerinde çalışmalarda bulunmuştur. Bununla birlikte, modern çağı anlamada onun rolü yadsınamaz. "Devrim Çağı-Sermaye Çağı-İmparatorluklar Çağı-Aşırılıklar Çağı" dörtlemesi onun modern tarihe yaptığı en büyük katkılarındandır.
Eric J. Hobsbawm Kitapları - Eserleri
- Devrim Çağı 1789-1848
- Kısa 20. Yüzyıl: 1914-1991 Aşırılıklar Çağı
- Milletler ve Milliyetçilik
- Sermaye Çağı 1848-1875
- İmparatorluk Çağı 1875-1914
- Fransız Devrimi'ne Bakış
- Sanayi ve İmparatorluk
- Geleneğin İcadı
- Küreselleşme, Demokrasi ve Terörizm
- Yeni Yüzyılın Eşiğinde
- Tarih Üzerine
- Eşkıyalar
- Sıradışı İnsanlar
- İlkel Asiler
- Devrimciler
- Dünya Nasıl Değişir
- Sosyal İsyancılar
- Parçalanmış Zamanlar
- Tuhaf Zamanlar
- Yaşasın Devrim
- Sıra Dışı İnsanlar - Direniş İsyan ve Caz
Eric J. Hobsbawm Alıntıları - Sözleri
- Orijinal (devrimci-halkçı) yurtseverlik fikri, milliyetçi kökenli olmaktan ziyade devlete dayanıyordu, çünkü bu, bizzat egemen halkla, yani onun adına iktidarı yürüten devletle ilintili bir fikirdi. Etnik kökenin ya da tarihsel sürekliliğin diğer unsurlarının bu anlamdaki “millet ’le ilintisi yoktu, dilin ilintisi ise ancak ya da esas olarak pragmatik nedenlere dayanıyordu. Sözcüğün asıl anlamıyla “yurtseverler”, “doğru ya da yanlış, benim ülkem” düsturuna inananların, yani (sözcüğün ironik kullanımını aktaran Dr. Johnson’un ifadesiyle) “hükümetin baş belası hizipçiler”in tam karşıtı kişilerdi.’ Daha ciddisi, terimi, öncülüğünü Amerikalıların ve özellikle 1783 Hollanda devriminin yaptığı tarzda kullanmış görünen Fransız Devrimi, yurtseverleri, ülkelerine duydukları sevgiyi, onu reformla ya da devrimle yenilemek isteyen kişiler olarak düşünüyordu. Ve onlann sadakat gösterdikleri patrie; varoluşsal, önceden var olan bir birim değil, üyelerinin politik seçimiyle (bu seçimle eski bağlılıklarından kopuyor, en azından iyice zayıflatıyorlardı) yaratılan bir milletti. 19 Kasım 1789’da Valence yakınlarında toplanan Languedoc, Dauphine ve Provence’li 1.200 Milli Muhafız, Millet, Yasa ve Kral’a sadakat yemini etmişler ve o andan itibaren artık Dauphine’li, Provence’li ya da Languedoc’lu olmadıklarını ilan etmişlerdi; artık yalnızca Fransızdılar. Daha uygun bir örnek olarak, 1790’da benzer biçimde bir araya gelen Alsace, Lorraine ve Franche Comte’li Milli Muhafızlar da aynısını yaparak Fransa’nın sadece yüzyıl önce ilhak ettiği eyaletlerde yaşayanları gerçek Fransızlara dönüştürmüşlerdi.’Bu Fransa’nın tarihe katkısıydı. Potansiyel yurttaşlarının bilinçli politik tercihiyle oluşturulan devrimci millet kavramı, kuşkusuz ABD’de saf biçimde hâlâ varlığını korumaktadır. Kim Amerikalı olmak istiyorsa Amerikalıdır. Fransızların “milet” kavramı da özsel politik karakterini kaybetmemişti. Fransız milliyeti Fransız yurttaşlığıydı: Etnik köken, tarihsel geçmiş, dil ya da evde konuşulan ağızın “millet” tanımıyla hiçbir ilintisi yoktu. (Milletler ve Milliyetçilik)
- Eski hayat tarzlarının varlıklarını sürdürdükleri yerlerde, geleneklerin ne icat ne de ihya edilmesine ihtiyaç duyulur. (Geleneğin İcadı)
- ... geleceğe tarihin dışında bakan herkes...hem kör hem de tehlikelidir. (Tarih Üzerine)
- Yerkürenin çehresi ve insan hayatı, daha önce asla Hiroşima ve Nagazaki'de yükselen mantar biçimindeki bulutların altında başlayan bu çağdaki kadar dramatik bir biçimde dönüştürülmemiştir. Ancak tarih her zamanki gibi insanların hatta ulusal kararları oluşturanların niyetlerini pek dikkate almadı. (Kısa 20. Yüzyıl: 1914-1991 Aşırılıklar Çağı)
- Geçmiş meşrulaştırır. Geçmiş, övünülecek fazla bir şeye sahip olmayan şimdiki zamana daha şerefli bir arkaplan sunar. (Tarih Üzerine)
- Kadınlara sataşmak halkın nefretini kazanmak için yeterli sebeptir. (Sosyal İsyancılar)
- Her yerde ses var, özellikle kapalı yerlerde, telefonda, uçakta ya da berberde beklerken. Tüketici toplumu sanki sessizliği suç derekesine indirdi. (Parçalanmış Zamanlar)
- 1890 civarında yaklaşık 6000 İngiliz memuru, yaklaşık 70.000 Avrupalı askerin yardımıyla, yaklaşık 300 milyon Hintliyi yönetti. (İmparatorluk Çağı 1875-1914)
- "Tarihten ya da başka bir şeyden ders çıkarmak için iki şey gerekir: bir, bilgi aktarmak; iki, dinlemek." (Tarih Üzerine)
- Eşkıyalık özgürlük demektir, ama köylü toplumunda pek az kişi özgür olabilir. (Eşkıyalar)
- Modern devlet, yönettiği insanların hepsini kucaklayan ( tercihen sürekli ve bölünmemiş) bir toprak parçası olarak tanımlanıyor, kendisi gibi diğer toprak parçalarından belirgin sınır çizgileriyle ayrılıyordu. (Milletler ve Milliyetçilik)
- Alman Nazist rejiminin uğradığı yenilginin bedeli, Polonya' da ve SSCB'nin işgal edilen bölgelerinde görüldüğü ve kuşkulu bir dünyanın sistematik biçimde yok edildiklerini aşamalar halinde öğrendiği Yahudilerin uğradığı akıbetin açıkça ortaya koyduğu gibi, kölelik ve ölümdü. İkinci dünya savaşı, kitle savaşını topyekûn savaşa tırmandırdı. (Kısa 20. Yüzyıl: 1914-1991 Aşırılıklar Çağı)
- Devlet otoritesinin buna benzer bütün geleneksel meşruiyetleri 1789’dan beri sürekli tehdit altındaydı.Monarşi örneğinde açıkça görülmektedir bu. Monarşi kurumuna yeni ya da en azından tamamlayıcı bir “milli” temel sağlama ihtiyacı, III. George’un Britanyası ve I. Nikola’nın Rusyası kadar devrim tehlikesinden uzak devletlerde de hissediliyordu. Kaldı ki monarşiler de kesinlikle kendilerini adapte etmeye çalışmışlardı. (Milletler ve Milliyetçilik)
- Daha çok korkan inisiyatifi diğerine kaptırır. (Sosyal İsyancılar)
- Geçmiş, övünülecek fazla bir şeye sahip olmayan şimdiki zamana daha şerefli bir arkaplan sunar. (Tarih Üzerine)
- Salt devlete dayalı bir yurtseverlik etkili olamaz diye bir kural yok; çünkü modern teritoryal yurttaş-devletinin varlığı ve işlevleri, sürekli olarak bireylerin devlet işlerine katılmasını gerektirir ve kaçınılmaz olarak, benzeri düzenlemelerden farklı olan, ağırlıkla devletin belirlediği yaşam kuralları getiren bir kurumsal ya da işleyişsel “düzenleme” sunar. Birkaç on yıllığına (tek bir insanın ömründen kısa bir süre) var olması bile, bu tarzdaki yeni bir ulus devletle en azından pasif bir özdeşleşmeyi sağlamaya yetebilir. (Milletler ve Milliyetçilik)
- Tarihçilerin on dokuzuncu yüzyıl sonlarından çıkartabileceği en açık sonuç, ne yazık ki sadece para dökmenin, bir altın sanat çağı yaratmaya yetmeyeceğidir. (Sermaye Çağı 1848-1875)
- Pratikte adalet kaba çizgileriyle dişe diş, göze göz ilkesi biçiminde ortaya çıkar. (Eşkıyalar)
- Tarihçiler, kısa vadede, tarihsel mitlere inanmayı seçen insanların karşısında güçsüz durumdadırlar. (Tarih Üzerine)
- 1980'lere kadar çoğu insan ana babalarından daha iyi yaşadılar ve ileri ekonomilerde insanlar daha da iyi yaşamayı umuyorlar ya da bunun mümkün olduğunu hayal ediyorlardı. Yüzyılın ortalarında birkaç on yıl bu muazzam servetin hiç olmazsa bir kısmını bir adalet ölçüsüyle zengin ülkelerin çalışan halklarına dağıtmanın yolları bulunmuş gibiydi ama yüzyılın sonunda eşitsizlik bir kez daha üstünlük kazandı. Daha çok, yoksullukta eşitliğin bir ölçüde hüküm sürdüğü eski "sosyalist" ülkelerde de muazzam bir eşitsizlik görüldü. İnsanlık 1914'ten çok daha iyi eğitim görmüştü. Aslında, tarihte belki de ilk kez insanların çoğu, en azından resmi istatistiklerde okuryazar olarak betimlenebiliyordu. Bununla birlikte, resmi olarak okuryazar kabul edilenlerin çoğu kez "işlevsel cehalet"e kadar derece derece değişen asgari yeterliliği ile hala elit düzeylerden beklenen okuma ve yazmaya tam hakimiyet arasındaki muazzam ve muhtemelen genişleyen uçurum nedeniyle, bu kazanımın anlamı, yüzyılın sonunda, 1914'teki kadar açık değildir. (Kısa 20. Yüzyıl: 1914-1991 Aşırılıklar Çağı)