Kitap Künyesi
Yazar: Edgar Allan Poe
Yayın Evi: Mitra Yayınları
İSBN: 9786055752231
Sayfa Sayısı: 360
Gizem ve Hayalgücü Öyküleri Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Edgar Allan Poe, düşselliğe teslimiyetinde yalnız olmadığının farkındaydı ki ‘Euraka’yı, “düşlerin tek gerçeklik olduğuna inananlara” adamıştı.Usta yazarın öykülerinin seçkin bir derlemesini sunan bu kitabın sayfaları arasındayken, okurların da onun sınırsız görünen hayalgücüne kapılarak kendilerini bu Düşler Ülkesi’nde bulacağına kuşku yok. Poe’nun aykırılığı ile yeni tanışacak olanlarsa; Usher Evi’nin Çöküşü’nün olağandışı kasveti ya da Kuyu ve Sarkaç’ın akıl almaz dehşeti karşısında sarsılırken, dokunabilecekmişçesine yaklaştıkları gizemlerin çekiciliğine karşı koyamayarak, belki de bu Düşler Ülkesi’ne ilk ürkek adımlarını atacaklar.
Gizem ve Hayalgücü Öyküleri Alıntıları - Sözleri
- Tek lüksü, sahiden de, kitap almaktı. Paris'te de kitap kolayca bulunan bir şeydi.
- Hakikat her zaman bir kuyunun dibinde olmuyor.
- Gerçek her zaman bir kuyunun dibinde değildir.
- Oysa, zihin, hakikati ararken, eğer yolunu bulabilecekse, tam da bu gündelik şeylerin sathından sapışları yoklayarak yolunu bulabilir.
- Gereksizce derinleşirsek düşüncenin kafasını karıştırır ve onu zaafa düşürürüz; araştırmayı fazla ileri götürürsek, fazla konsantre olursak, dimdik bakıp incelemeyi fazla kaçırırsak, gökkubbede bizzat Venüs’ü bile gözden yitirebiliriz.
- Yersiz bir derinlik düşünceyi karıştırır, zayıflatır; bir noktaya toplanmış, devamlı, dümdüz bir dikkatle bakarsanız, Çoban Yıldızı bile gökyüzünden silinip yok olabilir.
- “Tanrı aşkına çabuk!- çabuk!- uyutun beni- ya da, çabuk uyandırın!-çabuk!-size ölüyüm diyorum!”
- Qui n’a plus qu’un moment a vivre N’a plus rien â dissimuler * Bir anlık ömrü kalmış kişinin saklayacak şeyi yoktur.
- “Beni böylesine sarsan yeni bir korku değil, içimde daha heyecan verici bir umut doğmasıydı."
- ..bu adamın kendi kavrayışını aşan her şeyi ‘tuhaf’ görmek gibi bir adeti vardı, bu nedenledir ki kendisi ‘tuhaf insanlarla dolu’ bir topluluğun ortasında yaşıyordu.
- Poe'nun Öyküleri Üzerine / Charles Baudelaire Hayal gücü, Poe için, insan melekelerinin sultanıdır; ama o, okurun anladığından daha çok şey anlar "hayal gücü" kelimesinden. Hayal gücü, fantezi değildir; duyarlılık da değildir (ama duyarlı olmayıp da hayal gücüne sahip olan bir insanı düşünmek de zordur). Hayal gücü, şeylerin mahrem ve gizli ilişkilerini, denkliklerini ve analojilerini hemencecik, felsefi metotlara ihtiyaç duymadan algılayan, neredeyse ilahi bir melekedir. Bu melekeye verdiği şeref ve işlevler ona öyle bir değer kazandırır ki (en azından yazarın düşüncelerinin anlaşılabildiği zamanlarda), hayal gücü olmayan bir bilgin göze sadece sahte-bilgin, en iyi ihtimalde eksik bilgin gibi görünür. Hayal gücünün en ilginç sonuçları alabileceği, defineleri hasat edebileceği edebiyat alanları arasında (ama en zengin, en değerli defineleri değil; onlar şiire aittir), sayıca en çok, en çeşitli defineleri açığa çıkarabileceği alanlardan biri, Poe'nun özellikle sevdiği alan; Öykü 'dür. Öykünün kısalığının yoğunluğunu ve etkisini güçlendirmesi, engin boyutlu romanın karşısında büyük bir avantaj verir ona. Bir nefeste okunabiliyor olması, zihinde parça parça, sık sık gündelik dertlerle, dünya işleriyle bölünen okumalara göre çok daha güçlü bir iz bırakır. Bıraktığı izin tekliği, etkisinin bütünselliği bu türden yazıya çok özel bir üstünlük veren, büyük bir avantajdır; öyle ki fazla kısa bir öykü (hiç şüphesiz bir falsodur bu kısalık) fazla uzun bir öyküden de daha iyidir. Sanatçı, eğer becerikliyse, düşüncelerini olaylara göre değiştirmez, tersine, yapmak istediği etkiyi kendi kararınca, canının istediği zamanda kurduktan sonra, olayları bu etkiye göre icat eder, istediği etkiyi yaratmaya en uygun olayları bir araya getirir. Eğer ilk cümle bırakılacak bu nihai izi hazırlama fikriyle yazılmamışsa eser daha en başından başarısız ol¬muş demektir. Tüm metne, amaçlı olmayan, doğrudan ya da dolaylı olarak önceden tasarlanmış olan plana hizmet etmeyen tek bir kelime bile sızmamalıdır. Öykünün şiire bile üstün geldiği bir nokta var. Güzellik fikrini geliştirmek için ritim gerekli; şiirin en büyük ve en soylu amacı da ritimdir. Oysa, ritmin yapaylıkları, amacı hakikat olan düşünce ve ifadelerin ayrıntıyla geliştirilmesinin önünde aşılmaz bir engel kurar. Hakikat, öykünün amacı olabilir sık sık; mükemmel bir öyküyü kurmak için en iyi araç akıl olabilir. Bu nedenle, bu türden yazı, her ne kadar saf şiir kadar yüksek değerde olmasa da ortalama okur tarafından daha kolayca takdir edilebilen, daha çeşitli sonuçlara ulaşabilir. Ayrıca, öykünün yazarının elinin altında pek çok sayıda üslup, dil nüansı vardır; rasyonel bir üslup tutturabilir, alay edebilir, mizah yapabilir, oysa şiir reddeder bu üslupları; onları sanki saf şiir fikrine musallat olan uyumsuzluklar olarak görür. Yine bu nedenle, öyküde sadece güzellik hedefine ulaşmaya çalışan yazar da büyük bir dezavantaj içinde çalışır, çünkü elinde en kullanışlı alet olan ritim yoktur. Tüm edebiyatlarda, saf şiir özelliği taşıyan öyküler yazılmaya çalışıldığını, bunda sık sık başarılı olunduğunu biliyorum; bizzat Edgar Poe da çok güzel bazı öyküler yazdı. Ama bunlar sadece ilgili hedeflere uygun, gerçek yöntemlerin gücünü ispatlamaya yarayan çabalar ve eforlar gibi geliyor bana, bazı yazarlardaki (en büyüklerini seçebilirsiniz) bu kahramanca denemelerin çaresizlikten kaynaklandığına inanıyorum.* * * * Baudelaire'nin 1857 de Poe'dan yaptığı çevirilerin ikinci cildini sunmak için yazdığı Edgar Poe Üzerine Yeni Notlar başlıklı denemesinden. (ç.n.)
- Hiçlik halinin herhangi bir anısını tekrar toparlamak için samimiyetle mücadele ederken, başarıya ulaştığımı hayal ettiğim anlar oldu; kısa, çok kısa anlar boyunca, kimi hatıraları gözümün önüne getirebildiğim oldu, sonradan aklım başıma gelinceyse bunların sadece o görünüşteki bilinç kaybı durumunun sonucu olduğundan emin oldum.
- Sonra da her şey deliliğe dönüşüyor- yasak şeylerle kendini meşgul eden zihin deliliğine.
- O da nesi! O da nesi! Dans ediyor adam delirmiş gibi! Tarantula sokmuş onu. Yanlış Yanlış Üstüne. Bundan yıllar önce, William Legrand adlı biriyle dostluğum olmuştu. Huguenot isminde köklü bir aileden geliyordu ve bir zamanlar epey varlıklıyken birbirini izleyen talihsizlikler sonucu yoksul düşmüştü. Başına gelen felaketlerden sonra çevresi tarafından aşağılanmak istemediğinden, atalarının kenti New Orleans'tan ayrılıp Güney Carolina dolaylarında bulunan Sullivan Adası'na yerleşmişti.
- En yüksek kayalığın tepesine varmıştık artık. İhtiyar adam birkaç dakika için konuşamayacak kadar bitkin göründü. “Çok da eskiden değil,” dedi sonunda, “birkaç yıl öncesine kadar, bu yollarda en küçük oğlum gibi hiç yorulmadan rehberlik edebilirdim sana. Ama üç yıl kadar önce başıma öyle bir iş geldi ki benden başka hiçbir insanın başına gelmemiştir. Gelmiş olsa bile hiçbiri sağ kalmamış, gördüklerini anlatamamıştır. O altı saat boyunca yaşadığım ölümcül korku bende ne beden ne de ruh bıraktı. Çok yaşlı bir adam olduğumu düşünebilirsin, ama değilim. Simsiyah saçlarımın böyle beyazlaması, sinirlerimin harap olması bütün bunlar tek bir günde oldu. Şimdilerde kendimi biraz olsun yorsam titremeye başlıyorum, bir gölge görsem korkuyorum. Şu küçük uçuruma bile başım dönmeden bakamıyorum biliyor musun?”
Gizem ve Hayalgücü Öyküleri İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Korku Değil: Dex yayınlarının korku klasiklerini teker teker okuyorum. Drakula, Frankenstein, Dorian Gray'in Portresi, Operadaki Hayalet, Cthulhu'nun Çağrısı ve son olarak ''Gizem ve Düş Gücü Masalları'' da bu klasiklerin altıncısı oldu. Gotik edebiyatı, korku gerilim sevdiğim bir tür. Ve gotik edebiyatı diye bahsedilince akla ilk gelen kişilerden bir tanesi de Edgar Allan Poe. Diğer klasiklerden çok farklı. Diğer klasiklerde korkutucu durum hep karşı taraftaydı. Kişilerin korkuları kaygıları anlatılıyordu. Bu hikayelerde ise durum tamamen tersi. Korkulacak kişinin ağzından anlatılıyor çoğu. Bu da okuyucuda korku ve gerilim hissi yerine tiksindirici, mide bulandırıcı durumlar ortaya çıkarıyor. Hayaletler, canavarlar, efsanevi yaratıklar yok. Katiller var.Şöyle öldürdüm, böyle kestim vs. İçinden bir tanesini de kısa bir şekilde özetledim. Daha iyi anlaşılır olması için. Çok kitaplı, bol okumalı günler dilerim. GAMMAZ YÜREK Bu öyküde anlatıcı bir adamdır. Yaşlı bir adamla beraber yaşamaktadır. Ve bu yaşlı adamı öldürmeye karar verir. Çünkü yaşlı adamın solgun mavi gözlerini ''akbaba gözü'' ne benzetir. Öyküye başlarken itirafında kendinin deli olmadığını cinayeti nasıl aklıbaşında işlediğini ispat etmeye çalışır. Ayrıca bu iki kişinin isimleri, görevleri, aralarındaki ilişkinin türü boyutu hakkında hiç bir bilgi verilmiyor. Sadece beraber yaşıyorlar. Baba-oğul olabilir, efendi-uşak olabilir ya da daha farklı bir durum. Kişi adamı öldürmek için 7 gece boyunca adamın odasına son derece yavaş ve sessizce girer. Gözleri kapalı olduğu için öldürmez. Çünkü adamın nefret ettiği adam değil adamın gözüdür. Göz burada sembolik bir anlam taşıyabilir. Ahlak, ebeveyn baskısı ya da bir sır. Bu yüden katil gözlerden rahatsız olabilir. Sekizinci gece adam uyanır ve odada birinin olduğundan şüphelenir yatağında korkarak öylece oturur. Ortalıkta bir kalp atışı sesi vardır. Çoğaldıkça çoğalır. Katil elindeki feneri biraz açtığında mavi gözleri görür. Ve arkasından onu bir şekilde öldürür. Bir leğenin içinde parçalara ayırarak yer döşemesinin altına yerleştirir. Ortalıkta hiç bir iz bırakmaz. Çok rahattır. Komşular bir çığlık sesi duyduğu için polise ihbar ederler ve gecenin ilerleyen saatlerinde polis gelir. Çok sakin olan katil kendinden emin bütün odaları gezdirir. Hatta cinayeti işlediği odada polislere sandalye çekerek sohbet etmeye başlar. Gayet sakinken bir ses duymaya başlar. Bu kendi kalp atış sesidir. Her ne kadar kendini soğukkanlı hissetse de vücudu ruhu bu durumu yalanlar. Kalp atışları artmaya başlar. Ama katil bu sesleri kendi kalbinden değil öldürdüğü yaşlı adamın cesedinden geldiğini sanır. Ses öyle yükselir ki dayanamaz. Polislerin de bu sesi mutlaka duymuş olacağını düşünerek yaptıklarını bir bir anlatır. (Büşra Koç Çiçekli)
Hasta ruhlara sahip insanların öykülerinden oluşan bir kitap. İçinde vahşet ve kan donduran hikayeler var. Polisiye romanla hiç alakası yok tam bir hasta psikoloji romanı. (BS)
Karanlıklara ışık düşürüp bir göz atmaya, gölgelerde saklananları hissetmeye cesaretiniz var mı ? Olabilirliğin ötesinde yaşayan iblisler, canlı canlı gömülmenin çaresizliği, buz gibi intikam hırsı ile kurulan tuzaklar, bedene ve ruha işkence çektiren engizisyon, doğaüstü nice hikayelerden bir derleme var bu kitapta. Zaten başım kabuslarla dertte derseniz okumayın :) İçindeki öyküler; - Altın Böcek - M. Valdemar Vakasına Dair Gerçekler - Şişedeki Not - Maelström’e İniş - Morgue Sokağı Cinayetleri - Marie Roget’nin Sırrı - Çalınan Mektup - Usher Evinin Çöküşü - Kuyu ve Sarkaç - Diri Diri Gömülmek - Kara Kedi - Kızıl Ölüm’ün Maskesi - Amontillado Fıçısı - Oval Portre - Uzun Sandık - Geveze Yürek - Nefesini Yitirmek - Gölge: Bir Mesel - Sessizlik – Bir Fabl - Kalabalıkların Adamı - Mumya ile Sohbet (Galadriel)
Kitabın Yazarı Edgar Allan Poe Kimdir?
1809’da Boston’da doğdu. Henüz bebekken yetim kaldığından onu yanlarına alan John ve Frances Allan çifti tarafından yetiştirildi. John Allan’la para konusunda sürekli anlaşmazlıklar yaşayan Poe, 1827’de orduya yazıldı. Aynı yıl ilk kitabı Tamerlane and Other Poems’u (Tamerlane ve Diğer Şiirler) isimsiz olarak yayımlandı. 1831’de ordudan atıldı. Bunu izleyen yıllarda düzyazıya yoğunlaştı ve yaşamını yalnızca yazarak kazanmaya çalıştı. Southern Literary Messenger, Burton’s Gentleman’s Magazine, Graham’s Magazine gibi dergilerde yardımcı editör olarak çalıştı, Broadway Journal’ın önce editörü, daha sonra sahibi oldu. Nantucket’lı Arthur Gordon Pym’in Öyküsü 1838’de ve Tales of the Grotesque and Arabesque (Grotesk ve Arabesk Öyküler) adlı iki ciltlik derleme ise ertesi yıl yayımlandı. Fakat Poe’nun adını asıl yaygınlaştıran, 1845’te yayımlanan “Kuzgun” şiiri oldu. 1835’te, o sırada on üç yaşında olan kuzeni Virginia Clemm’le gizlice evlendi. Virginia’nın 1847’de veremden ölmesinin ardından Poe kendini daha da fazla içkiye verdi. 1849’da, bilinmeyen bir sebepten öldü.
Edgar Allan Poe Kitapları - Eserleri
- Morgue Sokağı Cinayeti
- Kuyu ve Sarkaç
- Bütün Hikayeleri
- Bütün Şiirleri
- Kara Kedi
- Kızıl Ölümün Maskesi
- Şiirler - Annabel Lee
- Dedektif Auguste Dupin Öyküleri
- Kuzgun
- Karanlıktır İnsanın Ruhu
- Nantucketlı Arthur Gordon Pym’in Hikayesi
- Çalınan Mektup
- Altın Böcek
- Seçme Hikayeler
- Bir Haftada Üç Pazar
- Öyküler
- Sfenks
- Tuhaflık Meleği
- Yazının Felsefesi
- Gözlük
- Usher Konağı'nın Çöküşü
- Kısa Hikayeleri: Kuzgun, Morgue Sokağı Cinayetleri ve Diğerleri
- Bitmiş Adam
- Bir Kudüs Öyküsü
- Gizem ve Hayalgücü Öyküleri
- The Tell-Tale Heart
- Bütün Öyküleri 2
- Berenice
- Şehrazatın Bin İkinci Gece Masalı
- Oval Portre
- Morella
- Kelimelerin Gücü
- Ligeia
- Hipnoz Altında Gerçekler
- Bir Mumya ile Küçük Bir Hasbihal
- The Cask of Amontillado
- Ölümcül Öyküler
- Aldatma
- Edgar Allan Poe
- Şizofren
- Veba Kralı
- Eureka
- Bütün Öyküleri 3
- Gizemli Öyküler
- A Descent Into the Maelstrom
- Hayalgücü Öyküleri
- Şiirler ve Anılar
- Randevu
- The Oblong Box
- Olağandışı Öyküler
- The Fall of the House of Usher
- Hekayələr
- Kuzgun - Amontillado Fıçısı - Morella
- The Mystery Of Maire Roget
- Seven Stories of Mystery and Horror
- The Facts in the Case of M. Valdemar
- Olağanüstü Yaşantılar
- Bilim Kurgu Öyküleri
- Seçilmiş Əsərləri
- Doktor Tarr İle Profesör Fether'in Sistemi
- 20 Best Stories By Edgar Allan Poe
- American Horror
- Qelareşk û Bîst Helbestên Din
- El Aaraaf, Tamarlane and Minor Poems
- Complete Poems - Selected Essays
- Bütün Hikayeleri 4
- Bütün Hikayeleri 5
- Poetry for Young People: Edgar Allan Poe
- Complete Works of Edgar Allan Poe
- The Works Of Edgar Allan Poe, Volume 1
- The Works Of Edgar Allan Poe, Volume 2
- The Works Of Edgar Allan Poe, Volume 3
- The Works Of Edgar Allan Poe, Volume 4
- The Works Of Edgar Allan Poe, Volume 5
- Steampunk: Poe
Edgar Allan Poe Alıntıları - Sözleri
- Ağla, ağla gözlerim ve kendini gözyaşlarıyla yok et! Hayatım bir yarısı diğerini mezara gönderdi. (Bitmiş Adam)
- Çılgın hayalleri olan bir yürekle, Ki kumandan benim, Yanan bir mızrak ve kanatlı bir atla, Yaban ellerde dolanıyorum. (Gözlük)
- “Beni asla sevemedin, ama yaşamda tiksindiğin kişiye ölünce tapacaksın.” (Morella)
- Her şey göreceli olarak ya iyidir ya da kötü. Yeterli bir analiz her durumda zevkin acının tam tersi olduğunu gösterecektir. Pozitif zevk sadece bir düşüncedir. Herhangi bir noktada mutlu olmak için aynı zamanda acı da çekmeliyiz. Acı çekmeyen kişi asla mutlu olamaz. (Usher Konağı'nın Çöküşü)
- Gerçekten de tek lüksü kitaplarıydı. (Şizofren)
- Çok kaygılı olduğumdan kitap okuyamıyordum. (Nantucketlı Arthur Gordon Pym’in Hikayesi)
- Bizim için artık düş diye birşey yok. (Bir Mumya ile Küçük Bir Hasbihal)
- İnsanlar güzellikten konuştuklarında, bir nitelikten değil, akıl ve kalpten de değil, daha ziyade, bir etkiden bahseder; kısacası, ruhun o ani yükselişinden... (Yazının Felsefesi)
- " Şüpheler içeren ve tehlikeli bir istek olsa da cesur bir yürek için başarılmayacak hiçbir şey yoktur. " (Gözlük)
- Yaşarken belan oldum Ölürken ölümün olacağım Martin Luther (Bitmiş Adam)
- Orada beni bekle! O yankılı vadide. Mutlaka buluşacağım seninle. (Randevu)
- Korku ve ölüm ezelden beri etrafta dolanıyor... (Kelimelerin Gücü)
- "Bırak içini döksün; rahatlasın biraz. Bana, onu kendi kalesinde yenmiş olmak yeter..." (Dedektif Auguste Dupin Öyküleri)
- İnsanlar çırpınan gölgeler gibi yanımdan geçip gitti ve tüm bunların arasında seçebildiğim tekti : Morella. (Ölümcül Öyküler)
- Ruhuma, umutsuzluğun keskin ağırlığı çöktü... (Kuyu ve Sarkaç)
- Bizi böyle etkileyebilecek basit ve doğal nesne kombinasyonları hiç şüphesiz var olsa da derinliğimizin ötesinde olan bu gücü analiz edemeyiz (Usher Konağı'nın Çöküşü)
- keder ki, izlenimlerin en kalıcı olanıdır, nasıl ki servi en dayanıklı ağaçsa... (Morella)
- Bu-yolla düşüncelerimi onlara benimsetmekte (çünkü cahil insanlardı) pek zorlanmadım. (Bir Mumya ile Küçük Bir Hasbihal)
- Hayatımın hiçbir anında, yanlış anlaşılma tehlikesiyle karşılaşmadan serbestçe konuşabileceğim bir dost ihtiyacını o andaki kadar yakıcı bir şekilde hissetmemiştim. ...aynı duyguları paylaşan birinin arkadaşlığı olmada bu manzaraların ve esinlendiği düşlerin tam olarak tadına varılamazdı. Thornton, alay edilme korkusuna kapılmadan içimi dökebileceğim, yüreğimi alt-üst eden duyguları rahatca açıklayabileceğim biriydi. ... Pierre'le de iyi dosttuk, lakin aramızda paylaşılan fikirlerin yarattığı bağlar - insanlar arasındaki bağların en güçlüsü - yoktu. (Bütün Öyküleri 2)
- Kendisi, yalnızca kendisi, tek başına sonsuz ve tek. Ploton, Şölen. (Bitmiş Adam)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin