Kitap Künyesi

Yazar: Étienne de la Boétie

Çevirmen: Mehmet Ali Ağaoğulları

Yayın Evi: İmge Kitabevi

İSBN: 9789755330952

Sayfa Sayısı: 127

--reklam--

Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Yakın dostu, büyük Fransız düşünürü Montaigne'in, "Kanımca, La Boétie çağımızın en büyük insanıdır" diye söz ettiği Etienne de La Boétie'nin Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev'i, siyasal düşünce tarihinde yeni bir yaklaşımın öncüsü olmuştur.

Siyaset olgusunu iktidar ilişkileri biçiminde algılayan La Boétie, bugün bile kafaları kurcalayan, "insanların nasıl olup da itaat etmekle kalmayıp boyun eğmeyi, hatta kulluk etmeyi arzuladıkları" sorununu yapıtının odak noktasına yerleştirir. La Boétie, iktidar olgusunu ve bunun ideolojik dayanaklarını (geniş anlamda hegemonyayı) irdelemekle yetinmez; iktidar ilişkileri ağının en üst düzeyde kuramsallaşmış biçimine, bir başka deyişle devlet sorununa yönelir. Tiran'ın ya da "Bir"in iktidarından yola çıkarak XVI. yüzyıl Fransa'sında artık açıkça belirginleşmeye başlayan modern devletin gerçeğine ulaşır.

Bu bakımdan Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev, gerçekte, devlet egemenliğinin niteliği üzerine yapılmış bir söylevdir.

--reklam--

Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev Alıntıları - Sözleri

  • Tiranı koruyan silahlar değil, onu destekleyen ve bütün ülkenin ona kul olmasını sağlayan üç beş kişidir. Başta inanması zor gelse de bu harfiyen doğrudur. Bu beş altı kişi her zaman tiranın gözüne girer, ona yaklaşır ve bizzat tiranın kendisi onları zulümlerinin ortağı, zevküsefalarının yareni, pis ahlaksızlıklarının pezevengi, yağmalarının yardakçısı olmaya davet eder. Bu altı kişi, reislerini öyle iyi idare ederler ki tiran, topluma yalnızca kendi kötülüğüyle değil onların aracılığıyla da zulmeder. Bu altı kişinin altında da saygın yerlere getirip beslediği altı bin kişi bulunur. Cimriliklerini yahut zalimliklerini gözetmeleri, emirlerini vaktinde yerine getirmeleri, dört bir yanında kötülük etmeleri için bu altı bin kişiyi eyaletlerin yahut mali işlerin başına getirirler. Böylece bu kişiler, yalnızca onların himayesi altındayken varlıklarını sürdürebilir yahut kanunlardan ve cezalardan muaf tutulabilir.
  • Halk, artık rahatsızlığını hissetmemektedir; bu da onun hastalığının ölümcül olduğunu gösterir.
  • Zavallı sefil insanlar, akılsız halklar, kötü durumlarında kalmak için direnen ve iyiliklerini göremeyen uluslar! Sizler gözünüzün önünde, en güzel ve en parlak kazançlarınızın götürülüşüne, tarlalarınızın yağmalanmasına, evlerinizin ve eşyalarınızın çalınmasına seyirci kalıyorsunuz. Öyle bir yaşam sürüyorsunuz ki, hiçbir şeyin size ait olduğunu söyleyebilecek durumda değilsiniz. Şimdi, mallarınıza, ailelerinize ve yaşamlarımıza yarım yamalak bile sahip olmak, size büyük bir mutluluk gibi gözüküyor. Tüm bu zarar, bu kötülük, bu yıkım size düşmanlardan gelmiyor; hiç kuşkusuz tek bir düşmandan, yani öylesine yücelttiginiz, uğrunda cesaretle savaşa gidip kendinizi ölüme atmaktan çekinmediğiniz o kişiden geliyor. Size böylesine hakim olan kişinin iki gözü, iki eli, bir bedeni var ve herhangi bir insandan daha başka bir şeye sahip de değil. Yalnızca sizden fazla bir şeyi var: O da sizi ezmek için ona sağlamış olduğunuz üstünlük. Eğer siz vermediyseniz, sizi gözetlediği bu kadar gözü nereden buldu? Sizden almadıysa, nasıl oluyor da sizleri dövdüğü bu kadar çok eli olabiliyor? Kentlerinizi çiğnediği ayaklar sizinkiler değilse bunları nereden almıştır? Sizin tarafınızdan verilmiş olmasa üzerinizde nasıl iktidarı olabilir? Sizinle anlaşmadıysa sizin üstünüze gitmeye nasıl cesaret edebilir? Kendinize ihanet etmeseniz, sizi öldüren bu katilin yardakçısı olmasanız ve sizi yağmalayan bu hırsıza yataklık etmeseniz o ne yapabilir?
  • İyiliğinden asla emin olamayacağımız, istediği zaman kötü olma gücüne sahip bir efendinin tebaası olmak, muazzam bir uğursuzluk değil midir?
  • Alçak ve uyuşuk kişiler ne kötülüğe katlanmayı ne de iyiliğe yeniden kavuşmayı bilirler.
  • Demek ki, halklardır kendilerini teslim edenler, daha doğrusu kendilerini ezdirenler; çünkü kulluk etmeye son verdikleri an üstlerindeki bu yükten de kurtulmuş olacaklardır.
  • İnsanların, bir anlam veremesem de isteme gücüne sahip olmadıkları tek bir şey vardır: Özgürlük….
  • Zavallı sefil insanlar, akılsız halklar, kötü durumlarında kalmak için direnen ve iyiliklerini göremeyen uluslar! Sizler gözünüzün önünde, en güzel ve en parlak kazançlarınızın götürülüşüne, tarlalarınızın yağmalanmasına, evlerinizin ve eşyalarınızın çalınmasına seyirci kalıyorsunuz. Öyle bir yaşam sürüyorsunuz ki, hiçbir şeyin size ait olduğunu söyleyebilecek durumda değilsiniz. Şimdi, mallarınıza, ailelerinize ve yaşamlarımza yarım yamalak bile sahip olmak, size büyük bir mutluluk gibi gözüküyor. Tüm bu zarar, bu kötülük, bu yıkım size düşmanlardan gelmiyor; hiç kuşkusuz tek bir düşmandan, yani öylesine yücelttiğiniz, uğrunda cesaretle savaşa gidip kendinizi ölüme atmaktan çekinmediğiniz o kişiden geliyor.
  • Keder yalnızca hazdan sonra belirir, daima geçmiş bir sevincin anısına eklenir.
  • İnsanların gönüllü olarak kulluk etmesinin başlıca nedeni, köle olarak doğmaları ve esaret altında yetiştirilmeleridir.
  • Fakat elimizi vicdanımıza koyup konuşmamız gerekirse, iyiliğinden asla emin olamayacağımız, istediği zaman kötü olma gücüne sahip bir efendinin tebaası olmak, muazzam bir uğursuzluk değil midir?
  • Dostluk, atılan her adımın eşit olduğu engebesiz bir yolda yürümektir.
  • Tiranların kendileri bile, insanların, başkalarının onlara çektirdikleri acılara katlanmalarını olağanüstü buluyorlardı. Seve seve din kisvesine bürünüp kötü eylemlerine daha fazla otorite sağlamak amacıyla kendilerini ilahi sıfatlarla beziyorlardı.
  • Özgürlüğüne yeniden kavuşmak amacıyla çorba tasını terk etmeyi akıl edemeyen halk, yalnızca kısa vadedeki çıkarını gözettiğinden dolayı, iktidara kul köle olmakta ve sömürü mekanizmasının içine iyice gömülmektedir.
  • Halklar kendi kendilerini köleleştirir ve kendi boğazlarını yine kendileri keserler. Kul olmayı ya da özgür olmayı seçebilecekken özgürlüğü reddeden ve boyunduruğu tercih eden, kendi felaketine rıza gösteren ya da daha doğrusu, kendi felaketi peşinde koşan halktır.

--reklam--

Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Gönüllü Kulluk ve Kölelik: İnsan hiç kula kulluk eder mi, Hele ki gönüllüyse buna akıl erer mi? Montaigne’in en yakın dostu olan La Boetie, sivil itaatsizlik ve şiddetsiz direnişin ilk savunucularından biridir. Hani bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim ifadesi anlam kazanmıyor değil bu bilgiyle. Lakin herhalde bu ifade de günümüzde pek anlamı kalmadı sonuçta herkes herkesle arkadaş. Gel görün ki yazarımızın ömrü kısa sürmüş otuzlu yaşların ilk yarısında vefat etmiştir. Şimdi yazarı bir kenara koyup kitaba eğildiğimizde yazarın kastettiği gönüllü kulluk ile günümüz modern ya da postmodern toplumdaki gönüllü köleliğin farklı olduğunu vurgulamak gerektiğini düşünüyorum. Yazarın kulluk sistemi 16.yüzyılın yönetim biçimi merkezli olup tiranlık ve monarşi merkezlidir. Bu merkezde bilgi eksikliği ve cehalet had safhadadır ve toplumların birbirinden haberi olması çokta olanaklı değildir. Daha doğrusu bilgi akışkanlığı daha ilk adımlarını atmaya çalışmaktadır. Peki günümüzde gönüllü kölelik nedir diye baktığımızda gönüllü kulluğun tersine bilgi akışkanlığı had safhada ve toplumların diğer toplumları gözlemlemesi ve dersler çıkarması pek olanaklıyken neden gönüllü kölelik tercihinde bulunuyoruz? Pek tabii tarihten ders çıkarmamak ve bazı şeylerin aslında bilinmesinin insanın anlam kabiliyetine herhangi bir artısının olmamasından dolayı. Bunu biraz daha açmam gerekirse bir şeyi bilmeniz anladığınız anlamını taşımaması demektir. Misal ilahi dinlerin oruç ibadeti bilinen şeyin bir anlam yoksunluğuna sahip olduğunu bunun içinde bu anlam boşluğunu doldurmak için olayın deneyimlenmesi gerektiği üzerinde durur. Böylelikle ifade edilen dönemlerde dinlerin mensupları ruhlarını terbiye edip bazı imkanlardan yoksun olan diğer insanları anlamaya çalışır. Ne kadar başarılı olduğu bizim konumuz değil elbette. Konumuza geri dönersek insan bazı şeyleri deneyimlemeden anlamına varamıyor dersek yanılmayız. Burada özgürlük kavramına değinmemiz gerek Ortadoğudaki bir insan ile Avrupada olan bir insan için özgürlük kavramı birbirinden mantıken farklı olacaktır. Çünkü ikisinin deneyimlediği yaşam kavramın içeriğini birbirinden tamamen ayrıştırmaktadır. İkiside birbirine bu kendi öznel kavramını ne kadar anlatırsa anlatsın sadece duyduklarından öteye geçmeyecektir bu dinleme edimi ve anlam kazanmayacaktır. Bazı şeylerin aslında genç yaşta anlaşılamamasının en büyük sebebi bu anlam yoksunluğudur. Özgürlük anlamında oluşan bu farklılık tercih edilen asgari yaşam biçimini belirlemektedir. Kimisi için özgürlük sınırlarla belirlenmiş bir toprak parçasında yaşamakken kimisi içinde sırtında bir çanta ile dünyayı gezmektir diyebiliriz bunları çoğaltabiliriz tabiki. Özgürlük demişken ilk otorite figürümüzün hatta eğitimin ilk başladığı yerin ebeveyn yanı olduğunu vurgulamak gerek. Bu öncelikle sizin hayatta nasıl bir duruş sergileyeceğiniz üzerinde büyük bir etkiye sahip eğer bu kurumda aşağılanmış ve söz sahibi değilseniz ileriki yıllarda düşüncelerini dillendirmekten çekinen çekimser bir çizgide olabileceğiniz anlamını taşır. Bunun yanısıra demokratik bir aile ortamında yetişen bir çocukta aynı şekilde ileriki yıllarda düşüncelerini dillendirmekten çekinmeyen ve özgüvenli bir çizgide olacağı ihtimali üzerinde durmak gerek. Tabiki istisna durumlarda yok değildir. Burada ifade etmek istediğim aslında ebeveynler bir noktada toplumu inşaa etmektedir. Küba devriminin ilk yıllarında sağlık alanındaki eksikliği farkeden Fidel Castro ve Che eğitime evde ebeveynleri eğiterek daha sonra bu ebeveynlerin çocuklarına sağlık eğitimi vermesiyle oluşan sağlık eğitim silsilesinin başarısı sayesinde günümüzde sağlık alanında Küba varolabilmektedir. Kitapla kalın (bhmflzf)

Okunası Bir Kitap!: Paradigma ve perspektifimi sil baştan kalibre eden bu eser dünden bugüne yönetenlerin ve yönetilenlerin siret olarak pek değişmediğini, iktidarların mütemadiyen kitleleri istismar ettiğini, kitlelerin bu istismarlara gönüllü olarak göz yumduğunu kelimeleri ile çok güzel betimlemiştir. Aşağıya bırakacağım iktibas kitabın izleğini çok güzel bir şekilde özetlemektedir; "Yoksul, perişan ve akılsız halklar, uluslar, kendi yararınıza olanı görmemekte direnen sizlersiniz! Kendi gözlerinizin önünde gelirinizin en önemli kısmından mahrum bırakılıyorsunuz, tarlalarınız yağmalanıyor, evleriniz soyuluyor, ailenizden yadigar kalanlar alınıp götürülüyor. Öyle bir hayat sürüyorsunuz ki, kendinizin olduğunu iddia edebileceğiniz tek bir şeyiniz yok; görünen o ki, malınız, mülkünüz, aileniz ve bizzat hayatınız size ödünç verildiği için şanslı olduğunuzu düşünüyorsunuz. Bütün bu zarar ziyanı, bu bedbahtlığı, bu yıkımı üzerinize salan yabancı düşmanlar değil, bir tek düşman, sizin sayenizde o kadar güçlü olan, onun için kahramanca savaşmaya gittiğiniz, onun azameti için kendi canınızı ölüme atmayı reddetmediğiniz. Üzerinizde bu yolla tahakküm kuran bu düşman iki göze, sadece iki ele, sadece bir vücuda sahip, şehirlerinizde yaşayan sayısız insan içinden en önemsizinin sahip olduğundan daha çoğuna değil, sizi yıkması için ona bağışladığınız güçten daha fazlasına sahip değil gerçekten de. Eğer siz kendiniz vermiyorsanız, sizi gözetlemeye yetecek kadar gözü nerden buldu? Eğer sizden ödünç almıyorsa onları, size vurabilmek için nasıl o kadar kolu olabilir? Nereden buluyor şehirlerinizi ezip geçen ayakları, onlar sizin kendi ayaklarınız değilse eğer? Sizin üzerinizde nasıl bir güce sahip olur, sizin vasıtanızla gelen güç haricinde? Size saldırmaya nasıl cüret edecekti, siz ona hiç destek vermeseydiniz eğer? Ne yapabilirdi size, sizi yağmalayan bu hırsıza siz kendiniz göz yummuş olmasaydınız, sizi öldüren katilin suç ortakları olmasaydınız, siz kendiniz olmasaydınız kendine ihanet edenler? O yağmalayabilsin diye kendi ekininizi ekiyorsunuz, ona talan edeceği mallar verebilmek için evinizi kurup döşüyorsunuz; kızlarınızı onun şehvetini tatmin etsin diye yetiştiriyorsunuz; bildiği en büyük ayrıcalığı belki onlara bağışlar diye büyütüyorsunuz çocuklarınızı - onun savaşlarına sürülmeleri, mezbaaya götürülmeleri, onun hırsının kölesi, onun intikamının arayıcıları olmaları için; o keyfine baksın ve iğrenç zevkleri içinde kendini sefahate versin diye bedenlerinizi ağır işlere teslim ediyorsunuz; onu sizi frenleyecek kadar güçlü ve zorlu kılmak için kendinizi zayıf düşürüyorsunuz. Meydandaki en kaba sabanın bile bütün bu hakaretlerden kurtarabilirsiniz kendinizi, denerseniz eğer, eyleme geçerek değil, sadece ÖZGÜR OLMAYI isteyerek. Artık hizmet etmemeye karar verdiğinizde hemen özgür olacaksınız. Ellerinizi tiranın üstüne koyup onu devirmeniz değil sizden istediğim, onu artık desteklememeniz sadece. O vakit, onu seyreden siz olacaksınız, tabanı kopmuş, kendi ağırlığından düşüp parçalara ayrılmış azametli bir heykel gibi!" İyi okumalar... (Murat Türkmenoğlu)

16. yüzyıldan günümüze seslenen Söylev, siyasete yönelik genel bir yorum ve eleştiridir. Ne mevcut siyasi yönetime yöneliktir ne de başka herhangi bir yönetime. Genel olarak yönetimin, iktidarın, hegemonyanın, devletin eleştirisidir. Montaigne'in yakın dostu olan ve genç yaşta hayatını kaybeden La Boetie, Montaigne'in deyişiyle bu kitabı erken yaşta yazmıştır. Ancak kitabın çevirmeni ve yorumcusu Mehmet Ali Ağaoğulları tarafından açıklandığı üzere, La Boetie bu kitabı genç yaşta yazmış olsa da ilerleyen yıllarda elden geçirmiştir. Ölümünden sonraki yıllarda kitap, siyaset eleştirisi barındırdığı için her türlü muhalif ve terörist düşünce tarafından parça parça kullanılmıştır. Bu sebeple de hak ettiği değeri görememiştir ancak günümüzde olması gerektiği anlamda yorumlanabilmiştir. Kitabın yarısı La Boetie'nin söyleviyken diğer yarısı da Mehmet Ali Ağaoğulları'nın söylev üzerine açıklamalarından oluşuyor. La Boetie'nin anlaşılır bir dili olsa da söylediklerini tam anlamıyla kavrayabilmek için bu yorumların önemli olduğunu düşünüyorum. (Sinemis Özdemir)

--reklam--

Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Étienne de la Boétie - Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Étienne de la Boétie Kimdir?

Étienne de La Boétie, 1 Kasım 1530'da Fransa'nın Périgord bölgesinin küçük bir kenti olan Sarlat'da doğmuştur. Soylulaştırılmış burjuva kökenli olan La Boétie, ailesinin etkisiyle Orléans Üniversitesi'nde hukuk öğrenimi görmüştür. 

Fakülteyi bitirdikten bir yıl sonra, 1554'te bu genç hukukçu, kral II. Henri'nin onayı üzerine Bordeaux Parlemantosu'nda danışmanlık görevine kabul edilmiştir.Ölümüne dek bu görevi sürdüren La Boétie, 1557 yılında kendisi gibi danışman olan Montaigne ile tanışmıştır. Bu iki düşünür arasında çok yakın bir dostluk ilişkisi kurulmuştur.

'Fransız yargıç, politik filozof, anarşist ve Fransa siyaset felsefesinin kurucusu' olarak nitelendirilmektedir.

--reklam--

Étienne de la Boétie Kitapları - Eserleri

  • Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev
  • Diktatöre Karşı
  • Gönüllü Kölelik Üzerine Söylev
  • Siyasi İtaat İçin Ebedi Yöntembilim
  • Understanding Our Slavery

--reklam--

Étienne de la Boétie Alıntıları - Sözleri

  • Tüm canlılar hissetme yetisine sahip oldukları için boyunduruk altında ızdırap çekerler ve özgürlüğe hasret duyarlar. (Diktatöre Karşı)
  • Özgürlüğüne yeniden kavuşmak amacıyla çorba tasını terk etmeyi akıl edemeyen halk, yalnızca kısa vadedeki çıkarını gözettiğinden dolayı, iktidara kul köle olmakta ve sömürü mekanizmasının içine iyice gömülmektedir. (Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev)
  • Tiranlar büyük hediyeler, bir kaç kilo buğday, bir kaç litre şarap ve biraz sikke dağıttı mı herkes arsız arsız "Çok yaşa Kral!" diye bağırırdı. Bu aptallar ellerinden alınmış kendi mallarının yalnızca bir kısmının onlara verildiğini anlamazlardı. (Diktatöre Karşı)
  • Ne zaman bir hükümdar kendini diktatör ilan etse ulusun bütün aşağılık süprüntüleri... hırsla yanıp tutuşan ve olağanüstü bir açgözlülükle dolu olanlar, büyük tiranın altında küçük reisler olmak ve ganimetten pay almak adına onun etrafında toplanırlar. (Diktatöre Karşı)
  • Halklar kendi kendilerini köleleştirir ve kendi boğazlarını yine kendileri keserler. Kul olmayı ya da özgür olmayı seçebilecekken özgürlüğü reddeden ve boyunduruğu tercih eden, kendi felaketine rıza gösteren ya da daha doğrusu, kendi felaketi peşinde koşan halktır. (Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev)
  • "İnsanın ne büyük bir zayıflığıdır ki güce itaat eder, imtiyazlar verir, kendisi güçlü olmaz." (Diktatöre Karşı)
  • İstedikleri hayra ulaşmanın yolunda gözüpekler tehlikeden korkmaz; zekiler ızdıraptan kaçmaz. (Diktatöre Karşı)
  • Çünkü devletin yaptığı çoğu şey devletin bakış açısından kesinlikle birer hata değil; gücünü, nüfuzunu ve gelirini artırmak adına birer hamledir. (Diktatöre Karşı)
  • Keder yalnızca hazdan sonra belirir, daima geçmiş bir sevincin anısına eklenir. (Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev)
  • Diktatöre devamlılık sağlayan, ülkeyi tiranın esiri yapan beş ya da altı kişi vardır. Bu beş ya da altı kişi her an onun kulağındadır; beş ya da altı kişi zalimliklerine yardakçı, zevklerine dost, arzularına yalaka, yağmalarına ortak olmak için ona kendi istekleriyle gitmiş ya da onun tarafından çağrılmıştır. Bu altı kişi elebaşlarını öyle iyi yönetir ki o sadece kendi kabahatlerinden değil, onlarınkilerden de sorumlu tutulur. Bu altı kişinin altında altı yüz çıkarcısı vardır, onlar da altı kişinin tirana yaptığını bu altı kişiye yapar. Bu altı yüzün emrinde de açgözlülük ve zulmün aleti olmuş, kendilerine verilen emirleri hiç vakit kaybetmeden yerine getiren ve bu altı yüz kişinin gölgesinde nüfuzları olmasa kanun ve cezadan kaçamayacakları bir tahribat yaratan; rütbeler verilmiş, vilayet yönetimi ve ekonomisi emanet edilmiş altı bin çıkarcı vardır. (Diktatöre Karşı)
  • Halk, artık rahatsızlığını hissetmemektedir; bu da onun hastalığının ölümcül olduğunu gösterir. (Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev)
  • Tiranı koruyan silahlar değil, onu destekleyen ve bütün ülkenin ona kul olmasını sağlayan üç beş kişidir. Başta inanması zor gelse de bu harfiyen doğrudur. Bu beş altı kişi her zaman tiranın gözüne girer, ona yaklaşır ve bizzat tiranın kendisi onları zulümlerinin ortağı, zevküsefalarının yareni, pis ahlaksızlıklarının pezevengi, yağmalarının yardakçısı olmaya davet eder. Bu altı kişi, reislerini öyle iyi idare ederler ki tiran, topluma yalnızca kendi kötülüğüyle değil onların aracılığıyla da zulmeder. Bu altı kişinin altında da saygın yerlere getirip beslediği altı bin kişi bulunur. Cimriliklerini yahut zalimliklerini gözetmeleri, emirlerini vaktinde yerine getirmeleri, dört bir yanında kötülük etmeleri için bu altı bin kişiyi eyaletlerin yahut mali işlerin başına getirirler. Böylece bu kişiler, yalnızca onların himayesi altındayken varlıklarını sürdürebilir yahut kanunlardan ve cezalardan muaf tutulabilir. (Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev)
  • Tiranların kendileri bile, insanların, başkalarının onlara çektirdikleri acılara katlanmalarını olağanüstü buluyorlardı. Seve seve din kisvesine bürünüp kötü eylemlerine daha fazla otorite sağlamak amacıyla kendilerini ilahi sıfatlarla beziyorlardı. (Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev)
  • Seçilenler, hayvaları terbiye ediyormuş gibi davranır; fatihler halkı avı haline getirir; varisler ise halka köle muamelesi yapar. (Diktatöre Karşı)
  • Zulmün, sadakatsizliğin, adaletsizliğin olduğu yerde arkadaşlık olamaz. Ve ahlaksızların bir araya geldiği yerde dostluk değil, ancak gizli tezgahlar olabilir. Bunlar arasında yakınlık yoktur; onları sadece korku bir arada tutar; onlar arkadaş değil, sadece suç ortağıdır. (Diktatöre Karşı)
  • karşılıklı bir saygı olmadan dostluk inşa edilemez. (Gönüllü Kölelik Üzerine Söylev)
  • Hürriyetini kaybetmiş bir halk, özgürlüğün ne demek olduğunu o kadar hızlı bir şekilde unutur ki, onu geri kazanmaya uğraşmaz. (Gönüllü Kölelik Üzerine Söylev)
  • Zorluklara katlanamayan ve haklarını savunamayanlar, korkak ve aptal olanlardır. (Gönüllü Kölelik Üzerine Söylev)
  • La Boétie'nin eseri, siyaset felsefesinin temelinde yatan en önemli sorulardan birini sorarak başlıyor: İnsanlar neden kendi rızalarıyla tiranlara itaat eder? Her tiranlık ve hatta her yönetim biçimi sivil itaate bağlıdır. La Boétie insanların köleleştirilmelerine gösterdiği bu rızayı eleştirdikten sonra, yaşadıkları sefaletten ve baskıdan kurtulmalarının yolunu ilan ediyor: Sivil itaatsizlik. İnsanların topluca itaat etmeyi reddettiği hiçbir yönetim uzun süre var olmayacaktır; dolasıyla tiranlığın çözümü halkın tirana verdiği rızayı geri çekmesidir. (Diktatöre Karşı)
  • Zavallı sefil insanlar, akılsız halklar, kötü durumlarında kalmak için direnen ve iyiliklerini göremeyen uluslar! Sizler gözünüzün önünde, en güzel ve en parlak kazançlarınızın götürülüşüne, tarlalarınızın yağmalanmasına, evlerinizin ve eşyalarınızın çalınmasına seyirci kalıyorsunuz. Öyle bir yaşam sürüyorsunuz ki, hiçbir şeyin size ait olduğunu söyleyebilecek durumda değilsiniz. Şimdi, mallarınıza, ailelerinize ve yaşamlarımıza yarım yamalak bile sahip olmak, size büyük bir mutluluk gibi gözüküyor. Tüm bu zarar, bu kötülük, bu yıkım size düşmanlardan gelmiyor; hiç kuşkusuz tek bir düşmandan, yani öylesine yücelttiginiz, uğrunda cesaretle savaşa gidip kendinizi ölüme atmaktan çekinmediğiniz o kişiden geliyor. Size böylesine hakim olan kişinin iki gözü, iki eli, bir bedeni var ve herhangi bir insandan daha başka bir şeye sahip de değil. Yalnızca sizden fazla bir şeyi var: O da sizi ezmek için ona sağlamış olduğunuz üstünlük. Eğer siz vermediyseniz, sizi gözetlediği bu kadar gözü nereden buldu? Sizden almadıysa, nasıl oluyor da sizleri dövdüğü bu kadar çok eli olabiliyor? Kentlerinizi çiğnediği ayaklar sizinkiler değilse bunları nereden almıştır? Sizin tarafınızdan verilmiş olmasa üzerinizde nasıl iktidarı olabilir? Sizinle anlaşmadıysa sizin üstünüze gitmeye nasıl cesaret edebilir? Kendinize ihanet etmeseniz, sizi öldüren bu katilin yardakçısı olmasanız ve sizi yağmalayan bu hırsıza yataklık etmeseniz o ne yapabilir? (Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev)