Kitap Künyesi
Yazar: Zülfü Livaneli
Yayın Evi: Remzi Kitabevi
İSBN: 9789751409284
Sayfa Sayısı: 126
Gorbaçov'la Devrim Üstüne Konuşmalar Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Zülfü Livaneli bu kitabında, dünya tarihini değiştiren bir olayla ilgili tanıklığını dile getiriyor.
Livaneli ve Yaşar Kemal, 21 Ekim 1986'da Kremlin'de Sovyetler Birliği'nin yeni devlet başkanı Mihail Gorbaçov'la buluşan küçük bir aydın grubunun içindeydi. Gorbaçov'un 1997 yılında Amerikan C-Span televizyonuna açıkladığına göre, bu toplantıda konuşulanlar ve daha sonra yapılan basın toplantısı, tarihin akışını değiştiren Perestroyka devriminin başlangıç noktasını oluşturdu.
Zülfü Livaneli bu ilk toplantıdan sonra, 17 yıl boyunca Mihail Gorbaçov'la dünyanın çeşitli köşelerinde buluştu ve ona Sovyet Devrimi, Marksizm, Leninizm, Perestroyka, Yeni Dünya Düzeni, ABD hegemonyası gibi çeşitli konular hakkında sorular sordu. Gorbaçov hala Marksist görüşe bağlı mıydı, Lenin hakkında ne düşünüyordu, Sovyetler Birliği'nin dağılacağını öngörmüş müydü, Perestroyka devriminden pişman mıydı? Sovyet komünizmi bir ütopya mıydı, yoksa belli başarıları olan tarihsel bir dönem miydi?
Bu kitapta, "yüzyılın adamı" olarak selamlanan Mihail Gorbaçov'un bu sorulara verdiği kapsamlı cevapları bulacaksınız.
Sovyetler Birliği'nin son devlet başkanı Mihail Gorbaçov'la başbaşa yapılan konuşmalar, tarihin önemli bir değişim anına tanıklık etmekle kalmıyor, bugünün politik gelişmelerini ve yeni Amerikan doktrinini de daha iyi anlamamızı sağlıyor.
Gorbaçov'la Devrim Üstüne Konuşmalar Alıntıları - Sözleri
- Korkak insanların medya tarafından istenen yöne sürüklendiği ve gerçek saygısının silindiği trajik bir dönem yaşıyoruz.
- Örgütlenmeye biz sanatçılar başlayalım. Çünkü eski yunanlı filozofun dediği gibi; "Ulusların türkülerini yapanlar, yasalarını yapanlardan daha güçlüdür."
- İnsanoğlu, hem kendini hem tekniği denetim altına alabilir. Kötülük güçlerine dünyayı bırakmak büyük bir suç olacaktır. Yeryüzünün yaşamı tehlikede. Hepimiz insan aklına güveniyoruz. İster kolektif, ister bireysel olsun düşmanlık nefret, yıkıcılık gibi duygular iyilikten güçlü değil. -Cengiz Aytmatov
- İlk yapabileceğimiz şey, insanoğluna seslenmektir. Biz yazarlar, sözlerle yapıyoruz bu işi. Söz çok önemlidir. Ama çağımızda insanları düşündürmemek için 'kitle sanatı' diye bir şey uyduruyorlar. -Cengiz Aytmatov
- Her insan, tek tek, "dünya benim" diyebilmeli. Ancak o zaman varoluşunun gereği gibi düşünmüş olacaktır. -Cengiz Aytmatov
- Yeryüzü, kimsenin mülkü değil. Büyük devletler bir uzlaşma yolu bulmalı. Kendi güçlerini çok iyi anlayarak silah ve moral üstünlük savından vazgeçmeliler. Büyük devletlerin yeryüzü uygarlığı için sorumlulukları da buyüktür. Tek bir dünyamız var. Ve bu dünyada birlikte yaşamalıyız. -Cengiz Aytmatov
- Şimdi sorunumuz, ölmek ya da yaşamak! Bu da her insanın vicdani sorumluluğudur. -Cengiz Aytmatov
- Çağımızda sanat yapmak yetmiyor. İnsanları kurtarmaya çalışmalıyız. Onun için sanat yapıyoruz. Öyle bir noktadayız ki savaşsız bir dünya için çalışmalıyız. Bunun alternatifi yoktur. İnsanoğlunun aklı geliştikçe silahtan vazgeçer. İnsanlığa söylemeliyiz: Uygarlık geliştikçe öldürme araçları da gelişiyor. Bunu uygarlık sayamayız. -Cengiz Aytmatov
- Vera Feonova bir şehitliğin yanından geçerken, "Zaten Türkler ile Ruslar şehit olur hep" dedi. Esprinin altında yatan o trajik durum, her iki ülkenin türkülerinde yankılanıyor. Bir Amerikan dergisi, Moskova'daki turistlerin belli bir çevre içinde kaldığını, kent yaşamına karışamadığını anlatıyor ve bunu sadece rejimin gereklerine değil, Ruslar'ın geleneksel Xenofobi'sine (yabancı korkusu) bağlıyordu. Bu, yabancıdan ürkme olgusunu da Ruslar'ın yüzlerce yıl çevrelerindeki her halkla çarpışmış olmasına bağlıyordu. Biraz, biz Türklerde de böyle olduğunu sanyorum bunun. Yüzyıllarca hep cephede savaşan ve ta Haçlı Seferi'nden beri kendisini Anadolu'dan atmak isteyenlere karşı direnen Türk halkında, tüm konukseverliğine rağmen, yabancıya karşı bir ürküntü vardır.
- Ezbercilik kısırlıktır. Özgürlüğü yok eden bir davranıştır. Bozuk eğitim düzenlerinden, bozuk insanlar çıkıyor. Böyle bir eğitimden geçmiş insanlıktan, üstümüze atom atmasını da, doğamızı yok etmesini de bekleyebiliyoruz. Hiroşima'da atom emrini verenler de, düğmeye basanlar da böylesi bir eğitimden geçmiş kişilerdi. Hiroşima'da düğmeye basan kişi kendisini katil saymadı, vicdan azabı çekmedi. Emri verenler de öyle. Daha da kötüsü insanlık da Hiroşima'yı sineye çekti. - Yaşar Kemal
- Yalnızca müzikten anlayan, müziği de anlayamaz. -Hans Eisler
- İnsanoğlu, kendisiyle ve dünyayla ilişkili görüşlerini sarsan üç büyük şok geçirdi. Bunlardan ilk şoku yaratan Kopernik'ti. Kopernik, Dünya'nın Güneş'in çevresinde döndüğünü kanıtladı. Demek insan Dünya'nın, Dünya da evrenin merkezi değildi. İkinci şoku yaratan Darwin'di. İnsanoğlunun maymundan türediğini yani sanıldığı kadar kutsal olmadığını kanıtıyordu. Üçüncü şok ise Freud tarafından insan libidosunun açıklanışıydı. Yani insan aslında kendisine dahi malik değildi. Bu bilimsel buluşlar, yaşam karşısındaki tutumumuzu değiştirdi. Şimdi 21. yüzyıla girerken bütün değerlerimizi altüst eden yeni bir şokla karşı karşıyayız: Zaman anlayışımızın değişmesi. Bugün uzay hakkında daha çok şey biliyoruz ve uzay zamanı diye bir kavramımız var. Örneğin 'ışık yılı' kavramı, bilgi sınırlarımızın içine girdi. Bu zaman boyutuyla karşılaştığımızda, 'geçmişimiz' diye dört elle sarıldığımiz şeyin, çok kısa bir süreye denk geldiğini dehşetle kavrıyoruz. Bu yeni kavrayışların tümü, bizi bir çeşit 'nihilizm'e itiyor. İnançlarımız, tarih bilincimiz, ideolojilerimiz, sosyal ve psikolojik dünyamız sarsılıyor.
- Hepimizin iki ulusu var. Biri pasaportta yazılı olan ulusumuz, biri de mesleğimizin disiplini ve insan yaşamına olan saygımız. -Ustinov
- Bütün ilerlemeler gerici Eğer insan yok oluyorsa... -Voznesenski
- Birinci Dünya Savaşı öncesinde büyük düşünür Tolstoy, dünyamızın savaşa yaklaştığını biliyordu. "Dünyada kimlerin çıkarları varsa ordular onların elinde. Yazarın elindeki silahsa gerçekliktir." diyordu.
Gorbaçov'la Devrim Üstüne Konuşmalar İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Kitabın Yazarı Zülfü Livaneli Kimdir?
Zülfü Livaneli, (d. 20 Haziran 1946, Ilgın), Türk müzisyen, senarist, politikacı, yazar ve yönetmen.
İlk yılları
Tam adı Ömer Zülfü Livanelioğlu’olup, aslen Artvin’in Yusufeli ilçesinden olan Livanelioğlu ailesinin büyük dedeleri Ömer Efendi 93 Harbi’nde Artvin’in Ermeni ve Rus işgaline uğraması üzerine Erzurum’a gelerek Ahmet Muhtar Paşa’nın ordusuna katılmıştır.
Ömer Efendi Harput Redif Taburu’na mülazım rütbesiyle atanır. Daha sonra burada çıkan çatışmada şehit düşer. Ömer Efendi’nin tek oğlu olan Zülfü Efendi, Türkiye’nin muhtelif yerlerinde sorgu hakimi olarak görev yapar. Soyadı Kanunu çıktığında babasının geldiği Artvin/Yusufeli/Livane Sancağına izafeten Livanelioğlu soyadını alır. Zülfü Efendi’nin erkek çocuklarından üçü de hakim olmuştur. En büyükleri ve Zülfü Livaneli'nin babası olan Mustafa Sabri Livanelioğlu, Yargıtay Başkanlığı’na kadar yükselmiştir.
Kariyeri
Ankara Cumhuriyet Lisesi mezunudur. Daha sonraki tarihlerde ABD Fairfax Konservatuarı'nı bitirmiştir. Zülfü Livanelioğlu bağlama çalmayı teyzesi Nazmiye (Türeli) Yücel'in eşi olan eniştesi Turhan Yücel'den Ilgın'da yaşadığı yıllarda ve yaz tatillerinde öğrendiğinde, eniştesi Turhan bey'in kendisine hayatını değiştirecek bir sermayeyi hediye ettiğinden haberi yoktu.
Zülfü Livaneli, müziği ile birçok ulusal ve uluslararası ödül aldı ve eserleri Joan Baez, Maria Farantouri, Maria del Mar Bonet, Leman Sam gibi onlarca yerli ve yabancı sanatçı tarafından yorumlandı. Kültür, sanat ve politika alanında Türkiye’nin önemli isimlerinden birisi olan sanatçı, sanat yaşamı boyunca 300'e yakın besteye ve 30 film müziğine imzasını attı.
Türkiye'den ansızın ayrılarak İsveç'e sürgün yıllarında bulaşıkçıklık dahil muhtelif işlerde çalışan Livaneli'nin en büyük arzusu bir gün Türkan Şoray ile tanışabilmek ve o zaman Türkiye'de suçlanan kişilerin uğrak yeri haline gelen İsveç'te bulunan ünlü yazar, gazeteci veya şairlerle karşılaşabilmekti.
Bugüne kadar dört uzun metrajlı film yönetti: "Yer Demir Gök Bakır", "Sis", "Şahmaran" ve "Veda". Valencia Film Festivali'nde "Altın Palmiye" ve 1989'da Montpelier Film Festivali'nde "AltınAntigone" ödülüne layık görüldü. "Sis", "En iyi Avrupa Film Ödülü"ne aday gösterildi. Sanatçının filmleri Türkiye, ABD, Fransa, Almanya, İsviçre ve Japonya'da gösterime girdi ve BBC, WDR, İspanya, Kanada ve Japon televizyonları gibi birçok televizyon şirketine satıldı.
Ekim 1986'da Cengiz Aytmatov'un daveti üzerine Federico Major, Yaşar Kemal, Arthur Miller ve diğer ünlü sanatçı ve düşünürlerin katıldığı Kırgızistan ve daha sonra Wengen, Granada ve Mexico City'de toplanan Issyk-Kul Forumu'nda yer aldı.
Livaneli, Elia Kazan, Jack Lang, Vanessa Redgrave, Arthur Miller, Mikhail Gorbaçov, Mikis Theodorakis gibi ünlü kişilerle birlikte dünya kültürünün ilerlemesi ve dünya sanatlarının gelişmesine katkıda bulunmak üzere çalışmalarda bulundu.
1996 yılında Paris’te merkezi bulunan UNESCO (Birleşmiş Milletlerin Eğitim Kültür Bilim Kurulu) tarafından büyükelçilik verilen sanatçı Livaneli, 1978 yılında yaptığı "Nazım Türküsü" adlı albümde Nazım Hikmet'in şiirlerinden bestelediği şarkıları bir araya getirdi.
"Arafatta bir çocuk", "Geçmişten Geleceğe Türküler", "Sis", "Orta Zekalılar Cenneti", "Diktatör ile Palyaço", "Sosyalizm öldü mü", "Engereğin Gözündeki Kamaşma" ve "Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm" ve "Mutluluk" ve Leyla'nın Evi, Sevdalim Hayat, Son Ada ve Sanat Uzun, Hayat Kisa, Serenad kitaplarının yazarı olan Livaneli, hâlen Vatan Gazetesi'nde köşe yazarlığına devam etmektedir. Sanatçı uluslararası kültür çevrelerinde tanınmakta ve saygı görmektedir.
Ömer Zülfü Livaneli Ülker Hanım'la evlidir ve bir kızı vardır. Kızı Aylin Livaneli eğitimi ve yaptığı pek çok işten sonra müzik ile ilgilenmiş. 5 albüme imza atmıştır. Müziğe ara veren Aylin Livaneli şuan yurt dışında ekonomi üzerine eğitim almaktadır. Yayınlanmış 3 kitabı bulunmaktadır. Livaneli vejetaryendir.
19 Mayıs 1997 tarihinde, Ankara Hipodrom meydanında verdiği konsere 500.000 kişinin katılmasıyla Türkiye'nin en büyük konserini gerçekleştirme ünvanını kazanmıştır.
Siyasi kariyeri
Livaneli 1994 yerel seçimlerinde, Sosyaldemokrat Halkçı Parti'den İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı'na aday oldu. Anavatan Partisi'nin adayı İlhan Kesici, Refah Partisi'nin adayı Recep Tayyip Erdoğan ve Doğru Yol Partisi'nin adayının Bedrettin Dalan olduğu çekişmeli seçim sürecinde oyların %20,30'unu alan Livaneli üçüncü geldi. Erdoğan ise %25,19'luk bir oranla Belediye Başkanı seçildi. Livaneli, 2002 genel seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi'den İstanbul milletvekili seçildi. Partinin 13. Olağanüstü Kurultayı'nda yeter sayıda imza bulamadığı için genel başkan adayı olamadı ve parti yönetimini ağır şekilde suçlayarak istifa etti. Livaneli, istifasını açıklarken şunları söyledi:
"CHP yönetimi, Atatürk'ün laik, devrimci, halkçı, çağdaş ve reformcu çizgisini 21. yüzyıla taşıyamadığı için ülkemizi içinden çıkılması güç bir siyasi karmaşaya sürükledi. Bu büyük tarihsel ve siyasi kaymayı engelleyebilmek ve CHP'yi özündeki devrimci, reformcu ilkelere tekrar kavuşturabilmek için, parti içinde her düzeyde büyük çaba harcadım. Ama ne yazık ki bu çabalar da diğerleri gibi sonuçsuz kaldı. Partideki muhalif fikir ve kişileri yok etme alışkanlığı, bu kurultaydan sonra da bir kıyıma dönüşerek devam ediyor. CHP içinde kalarak mücadele etme yolları artık tükendi. Parti, örneği görülmemiş bir şekilde antidemokratik ve oligarşik bir yapıya dönüştürüldü."
Zülfü Livaneli Kitapları - Eserleri
- Serenad
- Son Ada
- Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm
- Leyla'nın Evi
- Engereğin Gözü
- Mutluluk
- Edebiyat Mutluluktur
- Arafat'ta Bir Çocuk
- Harem
- Sevdalım Hayat
- Bütün Kuşların Uykusu
- Kardeşimin Hikayesi
- Son Ada'nın Çocukları
- Veda
- Konstantiniyye Oteli
- Diktatör ile Palyaço
- Sanat Uzun Hayat Kısa
- Orta Zekâlılar Cenneti
- Yaşar Kemal
- Dünya Değişirken
- Arkadaşıma Veda
- Gorbaçov'la Devrim Üstüne Konuşmalar
- Huzursuzluk
- Atatürk’ün İzinde
- Elia ile Yolculuk
- Sosyalizm Öldü mü?
- Gölgeler
- Nefesim Nefesine
- Rüzgarlar Hep Gençtir
- Sis
- Şapka
- Gökyüzü Herkesindir
- Bizi Sürükleyen Nehir
- Balıkçı ve Oğlu
- Mutluluk
Zülfü Livaneli Alıntıları - Sözleri
- Halkın "Kurtar bizi baba." diye sığındığı bir başbakan, depremde çöken hastane için "Canım, 29 yıl ayakta durmuş ya!" derse, kıyamet niye kopmaz? Deprem bölgesinde can çekişen insanların çadırını, ekmeğini dağıtamayan devlet, nasıl bir devlettir? Ve halk, televizyon kamerası karşısında, neden "Allah devletimizden razı olsun." der? Dünyanın her köşesinden gönderilen yardım malzemesini çalan halk, nasıl bir halktır? Erzincan'da gördükleri kabalık, becerisizlik, cehalet ve kötü niyet kargaşasından dehşete düşen İsviçreli ekip "Ne haliniz varsa görün!" diyerek çekip gitmekte haklı mıdır, değil midir? Dış ülkelerden gelen yardım ve ekip gönderme taleplerini 48 saat cevaplamayan Dışişleri Bakanlığı, ne derece başarılı bir bakanlıktır? Siz bu soruları soranlardan mısınız, yoksa bu sorulara kızanlardan mı? (Diktatör ile Palyaço)
- Her şeyi bırakıp uzaklara gitmek isteğim büyüyordu içimde... (Serenad)
- Nesine yar nesine Ölürüm ben sesine Bir daha vursa idi Nefesim nefesine" (Nefesim Nefesine)
- İyiler her zaman kötüleri yenecek kadar güçlüdür. Yeter ki, güçlerinin farkına varıp birleşsinler. (Son Ada'nın Çocukları)
- bu yaşam, en ufak bir çabaya bile değmezdi (Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm)
- "Aşk diye ballandıra ballandıra göklere çıkardıkları şeyin anlamıyor bir türlü." (Leyla'nın Evi)
- " Bir yer var iyiliğin ve kötülüğün ötesinde. Seninle orada buluşacağız." Mevlana (Huzursuzluk)
- Hep umutlu hep iyimsersin. Bunlar güzel özellikler ama bazen gerçekleri görmeni engelliyor (Son Ada'nın Çocukları)
- Her şeyini yitiren bir insanın son sığınağı onurdur. (Bizi Sürükleyen Nehir)
- Düşmanlık dolu bir dünyaydı bu. Niye bu kadar anlayışsızdı insanlar, birbirine karşı? Niye sırtlan gibi dişlerini gösteriyorlardı? (Arafat'ta Bir Çocuk)
- üzüntü çürütür insanı diye uyarıyor, ama kızmak iyi gelir, ferahlarsın diyordu: “Sakın ola hiçbir şey için üzülme ama bol bol kız, öfkelen, dövüş, savaş, küfret ama üzülme. İnsanı üzüntü çürütür.” (Elia ile Yolculuk)
- Köydeyken, çocuğun çok karnı agrirdi. Ağrıyı çeksin diye sabahları yalınayak toprakta yürütürlerdi. (Bütün Kuşların Uykusu)
- Keşke; kan revan, hapis, zulüm, ölüm orucu yerine, binbir çiçekli kültür bahçesinin mis kokuları arasında yaşayabilseydik. Yaşar Kemal'in türkülerini paylaşabilseydik. (Yaşar Kemal)
- "Tıpkı baban gibisin. Hep umutlu hep iyimsersin. Bunlar çok güzel özellikler ama bazen gerçekleri görmeni engelliyor." (Son Ada'nın Çocukları)
- Alçalmaya başladık, diyor pilot ah diyorum, çoktan be kaptan çoktan alçalmaya başladık biz. (Gökyüzü Herkesindir)
- Zayıflığını gösterecek kadar güçlü ol. (Bizi Sürükleyen Nehir)
- Doğrudur; kitap okumak karın doyurmuyor. Ancak karnı tok, beyni boş adamlardan çektiğimiz kadar hiç kimseden çekmedik. (Serenad)
- ...yüreğim sızlayarak seni özlediğimi bilmeni isterim. (Son Ada)
- Aşk, insanın içindeki karanlığa da çok yakın, aydınlığa da. (Sanat Uzun Hayat Kısa)
- "Ağzımı açtım sonra kapadım; o kadar korkmuştum ki bir şey söyleyemedim. Bildiğim tüm sözcükleri unutmuştum." (Şapka)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin