Kitap Künyesi
Yazar: Richard Sennett
Çevirmen: Süha Sertabiboğlu
Çevirmen: Can Kurultay
Yayın Evi: Ayrıntı Yayınları
İSBN: 9789755392629
Sayfa Sayısı: 320
--reklam--
Gözün Vicdanı Kentin Tasarımı ve Toplumsal Yaşam Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Çağımızda modern Batı kentinin insanlarla dolu mekanları, ya tüketimi ya da turizmi sahneye koyan yerlerden ibarettir ve kentin böyle bir sahneye indirgenmesi, anlamsızlaştırılması rastlantı değildir. Hıristiyanlık, Batı uygarlığında, öznel 'iç' yaşamla fiziksel 'dış' yaşam arasındaki ayrıma neden olmuş; içine dönen, bir sığınak arayışına giren insan aradığı bu sığınağın evi de olamayacağını fark edince, bu ayrımı görmezden gelmeyi yeğleyip, 'nötr' kentler inşa ederek sorundan adeta kaçmıştır. Kaçışın çözüm olmadığını bile bile bunda ısrar edemeyeceğimize göre, yaşamın bütünlüğünün net bir şekilde görülmesini sağlayacak bir kent tasarımını nasıl gerçekleştirebiliriz? Çağdaş mimarlardan, kent tasarımcılarından, örneğin 'demokrasiyi teşvik edecek' ya da 'cinsel isteğin ahlaki boyutlarının öğretileceği' mekanlar tasarlamalarını isteyebilir miyiz?
--reklam--
Gözün Vicdanı Kentin Tasarımı ve Toplumsal Yaşam Alıntıları - Sözleri
- İnsan olarak gelişmenin özü, gittikçe daha karmaşık deneyimler yaşayabilme kapasitesini geliştirmektir.
- "Bu ebedi Kentin sanki bir gölgesi düşmüştü dünyaya; bu, zamandaki gerçek bir görüntü değil de gelecekteki bir şeyin kehanetvari suretiydi adeta.”
- "Tıpkı, uçsuz bucaksız dağ gibi dalgaların inip çıktığı, uluyan, fırtınalı bir denizdeki teknesinde oturan ve zayıf teknesine güvenen denizci gibi, insanoğullarının her biri de eziyetler dünyasının ortasında, sakince oturur.”
- "Odanın asıl gerçeği duvarlar değil, onların içerdiği boşluktur".
- Evin gerçek niteliği bir huzur yeri olmasıdır: Yalnızca her türlü incinmeye değil; her türlü korkuya, kuşkuya ve anlaşmazlığa karşı da bir sığınak. Böyle değilse eğer, orası bir ev değildir; dışarıdaki yaşamın gerginlikleri evin içine sızarsa ve karı ya da koca dış dünyanın,o uyumsuz, sevgisiz ya da düşman toplumun eşikten içeri girmesine izin verirse orası ev olmaktan çıkar; dış dünyanın, üzerine çatı çekip içinde ateş yaktığımız bir parçası olur yalnızca...
- ... Kederi üretmek kolaydır. Bizim mücadelemiz çok olan içindir; yapabileceğimizden daha azının gerçekleşmesi için değil.
- Henüz tek bir özelliğini bile hatırlayamasam da tanıdım onu! Rüzgâr ve yağmur aradaki yılları alıp götürse de, arada kalan her şeyi dağıtsada... Cebinden bir eğe çıkarıp bana göstermesi gerekmezdi; boynundaki mendili çıkarıp başına dolaması gerekmezdi; kollarıyla kayığa sımsıkı sarılması ve kabul etmem için bana bakarak odanın içinde titreye titreye dönmesi gerekmezdi. Bir dakika önce bilinçsizce, onun kimliğinden soğuk bir şekilde kuşkulanmış olsam da bana o yardımlarının hiçbirini yapmadan önce tanıyordum onu.
- Oldukça uzun bir süredir kafamdaki bir soruyu sormak istiyorum . "Bir insan toplumsal olanla ilgilenmiyorsa onun halk sahnesinde, halk alanında yapabileceğini sandığı şey nedir ? Yani, geriye ne kalır?
- İnsan kendini ancak dünyayı bildiği kadar bilir; ancak kendinde öğreneceği ve kendini ancak onda öğreneceği dünyayı yani.
- Dilde olduğu gibi, fiziksel bir nesneye de dikkat çekmenin de iki yolu vardır: vurgulamak ya da kesinti vermek.
- Yani Picasso, Einstein’ın hesaplayarak bulduğu şeyin resmini yapmıştır. Kübist bir portre bir yüzün aynı anda hem profilini hem de cephesini gösterebilir.
- Modern mimari bütünlük ideali, bir binanın, sırf biçiminin taşıdığı anlam için inşa edilebilmesi demektir.
- Hiç kimseye ait olmayan bir kentte insanlar sürekli olarak kendilerinden, hayat hikayelerinden bir iz bırakmaya çalışır.
- Tıpkı, uçsuz bucaksız dağ gibi dalgaları inip çıktığı, uluyan, fırtınalı bir denizdeki teknesinde oturan ve zayıf teknesine güvenen denizci gibi insanoğullarının her biri de eziyetler dünyasının ortasında sakince oturur.
--reklam--
Gözün Vicdanı Kentin Tasarımı ve Toplumsal Yaşam İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Heyecanla başladığım ama bu heyecanı devam ettiremediğim bir deneyim oldu Gözün Vicdanı'nı okumak. Sennett'in kitabı her ne kadar kentin tasarımı ve toplumsal yaşamla ilgili olsa da kentin tasarımının burada çok az yer tuttuğunu söyleyebilirim. Kent tasarımına yönelik daha fazla şey öğrenmeyi istediğimden sanırım. Gerçi, bir sosyolog olması hasebiyle Sennett'ten de toplumsal yaşama dair daha çok cümle bulmak normal olsa gerek. Kitap 10 bölüm ve 29 alt başlıktan oluşuyor. Bölümler şöyle: Barınak, Nötr Kent, 18. Yüzyılın Açık Penceresi, Görsel Bütünlüğün Beklenmedik Sonuçları, Açılma, Yaşam Dolu Sokaklar, Zaman Dolu Mekânlar, Açılmış Şeyler Yapmak ve Kendini Odaklama. Geçmiş zamanların hayatlarına yolculukta, bazı resim ve şehirleri görmek için bir taraftan da google'yi açık tutturacak bir kitap. (Ferdi Bişkin)
Camdan dışarı bakıyorum. Birbirine paralel uzanan gri, soluk apartmanlarda şu günlerde neler yaşanıyor kimbilir! Tam da bunları mercek altına alıyor Sennett. Izgara tipi apartmanların hangi amaçla çıktığından söz edip günümüze geliyor. İnsanın insana yabancılaşmasından bahsediyor. Kapıyı kapattığımızda dışarda hangi acılar yaşandığıyla, dünyanın hangi dertlere gebe olduğuyla pek ilgilenmeyiz. İşte bu yüzden ateş düştüğü yeri yakar denir sıklıkla. Ne parklarda yatan evsizleri ne dilenenleri ne de bir barda tek başına içenlerin yalnızlığını görürüz. Evlerimiz kutsal sığınaklarımızdır. Oysa Antik Yunan ‘da iç ve dış ayrımı yoktur. İnsan, sokağın içinde öğrenir yaşamı. Başkalarının acılarına tanık olur, o dertlerle nasıl baş edileceğini öğrenir. Göz en çok gördüğünde hisseder. Modern insan kendine kör! Başkasını nasıl görsün? Gözün Vicdanı hayatımda okuduğum en ilginç kitaplardan biri. Sennett, kent yaşamını ve mimarisini anlatırken kimi kez kitaplardaki zaman ve mekan algısından kimi kez modern resim sanatından yola çıkıp mimariye geliyor. Kitabın başında iç ve dış mekanın ayrılmasını ta Augustinus’tan alıyor. Günümüze kadar getiriyor. Bazen Ortaçağ’a bazen Aydınlanma Çağı’na bazen ise Rönesans Dönemi’ne konuk oluyoruz. Newyork, Roma ve Paris’te yolculuğa çıkıyoruz. Sennett, modern insanın çıkmaz sokaklarında gezdiriyor bizleri. Evet, bakmak ve görmek farklı. Zamanın hızlı aktığı bu çağda, kimliksiz, birbirinin benzeri, tektüze, doğaya meydan okuyan, boşluğa gökdelenler diken insan nasıl hiçliğin içine düştüğünü görmedi! Yazar modern insanı yüzleşmeye çağırıyor. (Satı İlen)
--reklam--
Gözün Vicdanı Kentin Tasarımı ve Toplumsal Yaşam PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Richard Sennett - Gözün Vicdanı Kentin Tasarımı ve Toplumsal Yaşam kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Gözün Vicdanı Kentin Tasarımı ve Toplumsal Yaşam PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Richard Sennett Kimdir?
Richard Sennett (d. 1 Ocak 1943, Chicago), Massachusetts Teknoloji Enstitüsü ve Londra Ekonomi Okulu'de sosyoloji profesörü, New York Üniversitesi'nde sosyal bilimler profesörüdür. New York Institute for the Humanities'in (New York Beşeri Bilimler Enstitüsü) kurucu direktörüdür.
Sennett'in sosyal bilimlere en önemli katkılarından biri, kentlerin modern dünya gerçekliği içerisinde bireysel yaşamları şekillendirişi ile ilgilidir. 2006 yılında Hegel ödülünü kazanmış , 2008 yılında ise 100,000 Euro değerindeki Düseldorf Gerda Henkel Vakfı tarafından verilen Gerda Henkel ödülüne layık görülmüştür.
Sennett, 1987'den beri sosyolog Saskia Sassen ile evlidir.
--reklam--
Richard Sennett Kitapları - Eserleri
- Karakter Aşınması
- Otorite
- Ten ve Taş
- Yeni Kapitalizmin Kültürü
- Kamusal İnsanın Çöküşü
- Yabancı
- Saygı
- Zanaatkar
- Gözün Vicdanı Kentin Tasarımı ve Toplumsal Yaşam
- Sınıfın Gizli Yaraları
- Beraber
- The Conscience Of the Eye: The Design and Social Life of Cities
--reklam--
Richard Sennett Alıntıları - Sözleri
- Sınıf otoritesi ve yargı sistemi, insanları birbirine düşman yaparken kendisini gizler; sistemin gücünün esrarı ile büyülenmiş insanlar saygı için birbirleri ile savaşırken, sistemin kendisine meydan okunmaz. (Sınıfın Gizli Yaraları)
- Günümüzde orta sınıf standardında bir yaşam sürmek için bir ailede iki yetişkinin çalışması şarttır. Ancak kadınlar daha esnek çalışma saatlerine ihtiyaç duyuyordu; hangi sınıftan olursa olsun, kadınların pek çoğu yarı zamanlı çalışan, tam zamanlı annedir. (Karakter Aşınması)
- Şehir farklı cinslerde insanlardan oluşturulur, birbirine benzeyen insanlar bir şehri var edemez. (Beraber)
- Çoğu açlıklar gibi saygı kıtlığı da insan yapımıdır.Yiyeceğin aksine saygının hiçbir maliyeti de yoktur. O zaman saygı niçin bu kadar kıt olsun ki? (Saygı)
- Bizim kim olduğumuzun cevabı, doğrudan şekilde bedenlerimizin ne yapabildiğinde yatıyor. Insan elinin işleyişinde olduğu gibi, sosyal sonuçlar da insan bedeninin yapısında ve işlevinde saklıdır. Maddi şeyleri şekillendirme durumunda olan bedensel kapasitelerimiz, sosyal ilişkilerde kullandıklarımızla benzerlik taşır. (Zanaatkar)
- Bir kişi ne kadar çok emre maruz kalıyorsa diyor bu işçi, öz saygısını devam ettirebilmek için gerçekten de işyerinde değil de başka bir yerde olduğunu daha çok düşünür. Ancak işyerinde "başarılı olmanız" beklendiğine göre ve gerçekten de aslında orada değilseniz, nasıl başarılı olabilirsiniz ki? (Sınıfın Gizli Yaraları)
- İnsan sürekli baştan başlamak, her gün kendini tekrar kanıtlamak zorunda kalır. Bu şekilde sürekli riske maruz kalmak, karakter duygumuzu iyice aşındırır. İnsan her defasında “baştan başlar.” (Karakter Aşınması)
- Kitap okuyan ya da sessizce pencereden dışarı bakan sıkış tıkış bedenlerle dolu tren vagonu, on dokuzuncu yüzyılda ortaya çıkmış büyük bir toplumsal değişikliğe işaret ediyordu: Sessizlik bireysel mahremiyeti korumak amacıyla kullanılıyordu. (Ten ve Taş)
- milliyetçilik ülkelerini terk edenleri adeta ameliyatla bir uzuvları kesilmiş hastalar gibi göstermiştir. Yunanlardan beri bir millete ait olmanın tam bir insan olmak için gerekli olduğunun düşünüldüğü doğrudur şüphesiz (Yabancı)
- En iyi şarkı söyleyen ya da dans eden, en yakışıklı, en güçlü ve en zeki olan ya da en güzel konuşan kişi en fazla sayılan kişi olur; ve bu, eşitsizliğe aynı zamanda da kötü huya doğru atılan ilk adımdır. (Saygı)
- "Bu insanlar özgür: Ama, yaşadıkları ahlakdışı bir özgürlüktür." (Karakter Aşınması)
- Bu sosyoloji zanaatı, günümüzde yeniliğin ne anlama geldiğini ortaya çıkarmaya hem fazlasıyla uygundur hem de değildir. Uygundur, çünkü toplumun akıcılık ve akış üzerindeki vurgusu, kişinin zihninden geçen bir yorumun çözümlenmesi süreciyle kesişir. Uygun değildir, çünkü çoğu insanın bu geniş kapsamlı görüşmelere katılmaktaki amacı, sonuçlar çıkarmak, dünyada nasıl konumlandırıldıklarının bir açıklamasını bulmaktır. Ak (Yeni Kapitalizmin Kültürü)
- Bizler tecrit etmeyi bir iktidarın dayatılması olarak görme eğilimindeyizdir ki bu da tecrit edilen halkı pasif kurbanlar haline getirir. Ama Rönesans Venediki'nde Yahudi gettosunun oluşumu daha karmaşık bir hikaye anlatır bize. Gerçekten de istekleri hilafına tecrit edilmiş olan, ama daha sonra bu şekilde ayrı tutulmalarından yeni topluluk biçimleri yaratan ve toplumsal aktörler sıfatıyla tecrit edilmiş olmaktan bir menfaat elde eden sürgünlerin hikayesidir bu. (Yabancı)
- Yine de, gördük ki sadece fedakarlığın bir kişiyi sevdiği insanlar için "değerli" yaptığı var sayılmaktadır. (Sınıfın Gizli Yaraları)
- Risk alma isteği, sadece girişimci kapitalistlere ya da olağanüstü maceracı bireylere özgü bir özellik olarak görülmüyor. Risk kitleler tarafından her gün omuzlanması gereken bir zorunluluk (Karakter Aşınması)
- Her şeyi bilemezsiniz ama bildiğiniz bir şey bile sizi okkalı bir zengin yapabilir (Beraber)
- Yani en çok, kendinin en az farkında olduğun zaman kendinsindir. (Yabancı)
- Almanca Bildung sözcüğü, bir genci ömür boyu süren bir yaşam biçimine hazırlayan kişisel oluşum sürecine verilen isimdir. (Yeni Kapitalizmin Kültürü)
- Refah sistemi içinde olan kişilerin aklına katı eşitlik fıkri, problemlerinin ya da muhtaç olma durumlannın temelinde kendi haklarında kararlan başkalarının vermesinin olduğunu hissettikleri zaman gelir. Saygı kazanmak için bu insanlar zayıf ve muhtaç olmamak zorundadırlar. (Saygı)
- Eğer bir insana kendimizin bir yansımasıymış gibi davranırsak, onun kendi varoluşunun gerçekliğini inkar etmiş oluruz; kişi karşısındakinin başka biri olduğuna dair temel gerçeğe saygı duymalıdır. Buradan çıkacak ders şudur: Karşımızdakilere saygı duyuyorsak kendimizin onlarda projeksiyonunu yapmayalım. (Saygı)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin