Kitap Künyesi
Yazar: Jennifer L. Armentrout
Çevirmen: Deniz Başkaya
Orijinal Adı: The Power (Titan #2)
Yayın Evi: DEX Yayınları
İSBN: 978605094325
Sayfa Sayısı: 396
--reklam--
Güç Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Kime aşık olduğunun farkında mısın?
Güç, tüm günahların en gizlisidir. Akit, Melez Sınıfı’nın yeniden kurulmasını isteyen safkanlar ve kendi kaderlerinde söz sahibi olmak isteyen melezler arasındaki bir cepheye dönüşmüş durumda ve türler arasındaki gerilim gittikçe tırmanıyor. Savaş kaçınılmaz duruyor. Hyperion yenilmiş olabilir ama Josie ve Seth, bunun sadece başlangıç olduğunun farkındalar. Seth Josie’nin eğitimini tamamlamalı, ona yeni güçlerini tam anlamıyla kullanmayı öğretmeli ve diğer yarı tanrıları Titanlar’dan önce birlikte bulmalılar. Ancak açlıktan gözü dönmüş Titanlar’dan daha korkunç bir şey varsa o da kontrolünü kaybetmiş bir Apollyon. Josie’deki eter Seth’i kendine çekiyor ve aşkla şehvet birbirine karıştığında gücü kontrol etmek daha da imkansızlaşıyor.
Kaos patlak verdiğinde ve Josie ve Seth arasındaki hassas bağlar iyice gerildiğinde, gücün karanlık çağrısı Seth’e yeniden seslenecek. Ancak bu kez, Seth’i Josie bile kurtaramayabilir.
--reklam--
Güç Alıntıları - Sözleri
- "Ateş elementini kullanarak bu kilidin içini eritebilirim," diye açıkladı Deacon. "Ve ateşi kontrol etmekte o kadar da iyi değilim. Sonunda muhtemelen kapıyı yakarım."
- Aiden boğuk bir kahkaha atıp Alex'e baktı. Alex ona güven telkin eden bir gülümsemeyle karşılık verdi. İkisinin hemfikir oldukları belliydi. Zihinleri ve ruhları birbirine bağlıymış gibi.
- Kafası güzel bir Godzilla gibi hareket ederek yataktan çıktım. "Sethie, Pollyanna olman bana patronluk taslayabileceğin anlamına gelmiyor." Seth bana boş gözlerle baktı. "Apollyon, Joe. Tekrar et: Apollyon."
- “Sethie, Polyanna olman bana patronluk taslayabileceğin anlamına gelmiyor.” Seth bana boş gözlerle baktı. “Apollyon, Joe. Tekrar et: Apollyon.”
- Bir kız çıktı. Kız neredeyse benim yaşımda, benden belki bir ya da iki yaş küçük görünüyordu. Onu tarif etmek için güzel sözcüğü yetersiz kalırdı. Boyu çok uzun olmasa da dar kotu ve bluzu hem atletik hem de kıvrımlı vücudunu belli ediyordu. Uzun, kestane rengi saçları omuzlarından ve göğsünden aşağı sarkıyordu. Dolgun, gül pembesi dudakları kalp şeklindeki yüzünü mükemmel bir şekilde tamamlıyordu. Vahşi, dizginsiz türde bir güzellikti bu. Yalnız da değildi.
- “Nasıl oldu da seni bulacak kadar şanslı olabildim?”
- Eterle bağlantı kurmak, günün sonunda eve dönüp nihayet sutyenini çıkarmak gibi bir şeydi.
- Ona yaptığı her şeyin toplamı olduğunu, sadece kendisini utandıran karanlık olaylardan ibaret olmadığını ispat etmem gerekiyordu. Bunu yapacaktım. Çünkü onu seviyor, onu olduğu gibi; tüm hatalarıyla kabul ediyordum. Aşk bu demekti. Aşk cesareti besliyordu.
- Lanet olası bir yarı tanrıydım. Gerçek bir yarı tanrı. Mikrodalgada pişirilen hazır yemekleri andıran Alex ve Aiden gibi değildim. Ağır ağır, gün boyu pişirilmiş bir güveçtim ben.
- "Bağnazlık insan duygularının olmazsa olmazı. Kıyametten sonra bile var olacak."
--reklam--
Güç İncelemesi - Şahsi Yorumlar
(SPOİLER) Geldik serimizin ikinci kitabına... İlk kitap kadar yükseldiğim söylenemez ve üzülerek belirtmem gerekir ki Melez Sözleşmelerinin parodisini okumuş gibiydim. Bu kitabı beğenmediğim anlamına gelmiyor aksine kitap okurken aktı gitti ama tarih tekerrür eder kavramı kitaba o kadar hakimdi ki, Melez Sözleşmelerini farklı karakterlerden yeniden okuyormuşum gibi düşünmekten kendimi alıkoyamadım. Yine ve yine söylemem gerekir ki Jennifer L. Armentrout dilini gerçekten geliştirmiş. Bunu ilk kitapta da savunmuştum ve ikinci kitapta da bu düşüncem devam etmekte. Akıcı ve eğlenceli yazılan her dilin hastasıyız. Ve sırf bu yüzden fantastikte favori yazarlarımın başını çekiyor kendisi. Kitapta beni benden alan en iyi nokta Aiden ve Alex ikilisini görmekti. Fakat hep dile getirilenin aksine bu kitapta görülen gibi iki farklı serinin baş kadın karakterlerini bir arada okumak aradaki farkı gözler önüne serer gibiydi. Alex'e Melez Sözleşmeleri'nde kıl olduğum çok nokta vardı ama özellikle bu kitapta Josie'nin hak verdiğim ama devam etmesini anlamlı bulamadığım pasifliği, Alex'in cesaretini, olgunluğunu, enerjisini ve değişmiş düşünce yapısını gördükten sonra oldukça göze battı. Dağdan indi, bağdakini kovdu diyebilirim. Seth'in çatışmalarına, güç bağımlılığına ve karamsarlığına ilk kitaptan hakimdik fakat ikinci kitapta bunların bu kadar tehlikeli olabileceğini tahmin etmemiştim. Çabası takdire şayandı ama MS'ye hakim bir okur olaraktan daha fazlasını da yapabileceğini biliyor ve savunuyorum. Değişen tek şey zaman, güç ve irade değil. Kısacık gördüğümüz Medusa tiplemesi hadi yine tamamdı ama aynı şeyi Herkül için söyleyemeyeceğim. Her konuştuğunda kitaptaki karakterler ne kadar krize giriyorsa ben de onu okudukça burada çıldırdım. Yürüyen kas ve ego yığını ki ben bunun Seth olduğunu düşünürdüm ve Herkül bana Seth'i mumla arattı. Solos... Sadece tek bir şey söyleyeceğim, Solos'u aslında çok sevdiğimi bu kitapta fark ettim. Ah, benim cesur savaşçım. Üçüncü kitaba hızla gidiyorken umarım farklı bir şeyler görüp düşüncelerim değişir diyorum. Ama aynı zamanda şunu da diyebiliyorum ki, Jennifer ablamız ne yazsa okurum. (Damla)
Seth'ime yazık ama :(: Zavallı Seth'im üzümlü kekim. Sonunda korktuğu başına geldi ve bir Tanrı katili oldu :( Ve şimdi de sevdiği kadına zarar vermemek için ondan uzak kalma yolunu seçti. Ah, kitabın sonlarına doğru resmen ağlamak üzereydim :( Kitap öyle bir yerde bitti ki, hemen diğerine geçmeliyim. Yine ve yine çok güzel bir kitaptı. Armentrout sinir uçlarımıza dokunmayı ve duygularımız yönetmeyi kesinlikle çok iyi biliyor. (Sage Taylors)
Ba-yıl-dım! Ah be Seth! Kesinlikle armentrout’un yarattığı en muazzam karakter. Bence bu seri Melez sözleşmelerinden 10 kat daha iyi. İkinci kitapta Herkül ve medusayla tanışmak cok keyifliydi. Yazarın herkül tiplemesi beni çok eğlendirdi. (Burcu)
--reklam--
Güç PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Jennifer L. Armentrout - Güç kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Güç PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Jennifer L. Armentrout Kimdir?
Jennifer Batı Virgina’da, Martindburg şehrinde yaşıyor. Onun hakkında duyduğunuz her söylenti doğru değildir. Yazım işiyle yoğun olarak ilgilenmediği zamanlarda kitap okuyarak, egzersiz yaparak, berbat zombi filmleri izleyerek, yazıyormuş gibi yaparak, kocası ve Jack Russel köpeği Loki ile vakit geçiriyor.
Yazar olma hayali, vaktinin büyük bir kısmını kısa hikâyeler yazarak geçirdiği matematik derslerinde başladı. Bu, matematikten kötü notlar almasının da en büyük sebebidir. Jennifer genç okurlar için paranormal, bilim-kurgu, fantezi ve modern aşk hikâyeleri yazıyor. Ayrıca J. Lynn takma adıyla yetişkinler için aşk romanları da yazıyor.
--reklam--
Jennifer L. Armentrout Kitapları - Eserleri
- Obsidiyen
- Oniks
- Opal
- Köken
- Direniş
- Melez
- Safkan
- Tanrı
- Apollyon
- Avcı
- Kimi Öptüğüne Dikkat Et!
- Hep Seni Bekledim
- Sağdıç
- Saplantı
- Kime Dokunduğuna Dikkat Et!
- Kış Güneşi
- Kan ve Külden
- Kimi Seçtiğine Dikkat Et
- Bodyguard
- Oyuncu
- Unutuluş
- Lanetli
- Geri Dönüş
- Hep Seni İstedim
- Güç
- Paramparça
- Mücadele
- Sonsuzluğun Sonuna Dek
- Ölene Dek Beraberiz
- En Karanlık Yıldız
- Cesur
- A Kingdom of Flesh and Fire
- Kehanet
- The Crown of Gilded Bones
- Ya Yarın Yoksa
- En Aydınlık Gölge
- The War of Two Queens
- Elixir
- A Shadow in the Ember
- Hold Om Mig
- Trust İn Me
- Scorched -
- The Dead List
- Forever with You
- Fall With Me
- Fire In You
- Stay with Me: A Novel
- The Queen: A Wicked Novella
- The Prince: A Wicked Novella
- The King: A Wicked Novella
--reklam--
Jennifer L. Armentrout Alıntıları - Sözleri
- "Orada dikilip duracak mısın yoksa gerçekten bir işe yarayacak mısın?” diye söylendi Tink, Ren’e. “Benim için kutuları yerden alır mısın?” “Tink,” diye çemkirdim. “Kutuları ben alırsam, onları bahçeye fırlatıveririm,” dedi Ren. Tink ellerini yanaklarına vurarak aniden geriye sıçradı. “Buna cesaret edemezsin.” “Hem de öyle bir ederim ki.” “Ah, Tanrım,” diye homurdandım, Ren’in etrafından dolaşarak. Kutuları yerden alıp içeri taşıdım, sonra da kanepeye fırlattım. “Dikkat et!” diye ciyakladı Tink. “İçlerinde paha biçilemez, kırılacak şeyler olabilir.” Ren arkasından kapıyı kapatırken, havada süzüldü. “Ve sen! Sen kutuları bir hanıma taşıttın.” Gözlerimi devirdim. Ren gürültülü bir nefes verdi. “Tanrım; çok sinir bozucusun.” “Ne olmuş?” Tink kanatları hararetle havayı döverek, kanepeye doğru uçtu. “Ben lastiğim, sen yapışkan!” Ren ufaklığa doğru döndü. “Ne?” “Ne söylersen söyle benden sekip gelir sana yapışır!” (Paramparça)
- “Beni kalbimden bıçaklayacak mısın? Tekrar?" "Neden bileğimi bırakıp öğrenmiyorsun?" "Bu kulağa evet gibi geliyor.” (A Kingdom of Flesh and Fire)
- "Alexandria'nın Apollyon olması beklense de sizin kaderinizde hep çok daha fazlası olmak vardı." Karina bana baktı. "Kabullenmesi güç olabilir fakat bunu kabullenmeniz gerekiyor." "Yoda gibi konuşuyorsun," diye mırıldandım. "Anlamadım?" "Önemli değil." (Mücadele)
- Kendimi nasıl hissetiğimle ilgili konuşmak konusunda hiç iyi değildim. Kahretsin, kendimi nasıl hissettiğim hakkında düşünmekte bile iyi değildim. (Melez)
- “Nasıl cadaloz bir şeysin sen böyle,” (Hep Seni Bekledim)
- “Öyle güzelsin ki, Layla. Sonsuzluğun geri kalanında bakabileceğim bir şey seçme imkanım olsaydı seni seçerdim.” (Kimi Seçtiğine Dikkat Et)
- "Aptal aptallık yapandır..." (Hep Seni İstedim)
- “I’m not afraid of her,” I whispered to my reflection. “I’m a Queen. I’m a god. I’m not afraid of her.” (The War of Two Queens)
- “Aşktı bu; aşk değiştirebilirdi insanları.” (Kimi Seçtiğine Dikkat Et)
- Kitaplar. Kitaplar her yerdeydi. Beş adet kitap düzgünce kanepenin köşesine dizilmişti. iki tane de sehpanın üstünde duruyordu. Bir tanesinin içinde parlak bir ayraç vardı. Diğer sehpada üç kitap daha. Bir tane de televizyon sehpasının üstünde. O kitaba da bir ayraç konmuştu. İki kitap birden mi okuyordu acaba? Yoksa daha da mı fazla? Ben bir taneyi zar zor okurken... (Unutuluş)
- Yıldızlar... ne kadar güzel olsalar da, çok uzaktaydılar (Hep Seni Bekledim)
- “Seninleyken kendimi bir canavar gibi hissetmiyorum. Öyle olduğumu unutuyorum. Bana bunu hak ettirmeyen şeyleri yaptığımı unutuyorum.” (Geri Dönüş)
- Bazen… bazen sanki bir tuzak kurulmuş da hepimiz dörtnala koşup tuzakla düşmüşüz gibi geliyordu. (Opal)
- She was hugging me, and I didn’t know how to respond to that for several seconds. My senses were overloaded as I lifted my arms and wrapped them around her, returning the gesture stiffly. The hug felt awkward and strange…but then it felt like something wonderful. Ezra embraced me—squeezed me tightly—and then let go. “I love you, Sera.” Overwhelmed, I watched her step back and smile shakily. I stood there as she turned and made her way back to the carriage. I didn’t breathe until she was inside. I swallowed thickly, briefly closing my eyes. “I love you, too,” I whispered. (A Shadow in the Ember)
- I loved him. I was in love with him, even though that love had been built on a foundation of lies. I loved him even though there was so much I didn’t know about him. I loved him even though I knew I was a willing pawn to him. (A Kingdom of Flesh and Fire)
- Korku zayıflık değildir. Sadece üstesinden gelmen gereken bir durumun işaretidir. (Tanrı)
- Herkes rahat olabilir. Buraya kargaşa çıkarmaya ya da çatıyı başınıza yıkmaya gelmedim." "Nasıl?" diye mırıldandı Deacon. "Sen nasıl..." "Uzun hikâye ve içimden açıklama yapmak gelmiyor hiç." (Mücadele)
- "Biliyor musun?" Aiden'a meydan okuyan bir bakış fırlattım. "Gidelim. Hadi, Seth. Âşık kavgamıza devam edelim biz." Duvardan ayrılan Seth tek kaşını kaldırdı. "Evet, aşkım, bu kulağa çok hoş geliyor. Hançeri unutma da gözümü oyabilesin" (Safkan)
- Aiden boğuk bir kahkaha atıp Alex'e baktı. Alex ona güven telkin eden bir gülümsemeyle karşılık verdi. İkisinin hemfikir oldukları belliydi. Zihinleri ve ruhları birbirine bağlıymış gibi. (Güç)
- “I need you,” he groaned against my lips. “I need you, Poppy.”“You have me,” I told him, echoing the words I’d said to him once before. Now, they felt like an unbreakable vow. “Always.” “Always,” he repeated. (The Crown of Gilded Bones)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin