Kitap Künyesi

Yazar: Arthur Koestler

Çevirmen: Pınar Kür

Editör: Bahar Siber

Tasarımcı: Suat Aysu

Orijinal Adı: Darkness At Noon

Yayın Evi: İletişim Yayınevi

İSBN: 9789754704044

Sayfa Sayısı: 255

--reklam--

Gün Ortasında Karanlık Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Macar asıllı Arthur Koestler'in en iyi romanlarından biri kabul edilen Gün Ortasında Karanlık, bir hapishane romanı. Edebiyatçıların özel bir tür olarak kabul ettikleri "hapishane romanları"nın en başarılı örneklerinden biri, belki de birincisi. Pınar Kür'ün güzel ve akıcı Türkçesiyle daha da değer kazanan romanda Arthur Koestler, kahramanı Rubashov aracılığıyla iktidar-yetki ilişkisini sorguluyor. Hayatı da en az romanları kadar ilginç olan Koestler, bir hapishane ortamında kurguladığı dünyasında, öznel'i nesnel'in karşısına koyarak "iyi-kötü" kavramlarını sorguluyor. Oldukça canlı ve çarpıcı bir dille tasvir edilen yarı aydınlık hücreler ve irkiltici sorgu odalarında geçen "tutsak bir dünya"nın öyküsü...

(Tanıtım Bülteninden)

--reklam--

Gün Ortasında Karanlık Alıntıları - Sözleri

  • Yalnızca ‘nasıl’ diye sorup nedenleri araştırmayan estetik meraklısı şaşkınlara çok yazık.
  • "Onur, inançların uğruna yaşamak ve ölmektir."
  • Hikayenin sonu iyi bağlandığında çekilen çileler unutulur.
  • Hikayenin sonu iyi bağlandığında çekilen çileler unutulur.
  • Dünya öyle bir hale geldi ki, zekâ ile ahlâk birbirine ters düşer oldu; hangi taraftaysan ötekinden vazgeçmek zorunda kalıyorsun.
  • İnsan çocukluğunu inkâr edebilir ama silip atamaz.
  • Hastalıklı bir yüzyılda yaşıyoruz. Hastalığı, tüm sebeplerini mikroskobik bir dikkatle saptadık, ama nereye bir neşter attıysak yeni yeni yaralar açıldı.
  • “…sevdiğim kimi kişileri yok ettim,…”
  • Neandertal adam dünyada ilk kez göründüğünde maymunlar gülmeyi biliyorlardı mutlaka
  • Gerçekten de, insanın kişiliği denizde bir tuz tanesi gibi eriyor, ama aynı zamanda sonsuz deniz bir tuz tanesine sığabiliyordu.
  • “İnsan haklı ve doğru edimlerinin bedelini de ödemek zorunda mıdır?”
  • Kimse suç işlemeden ülke yönetemez."

--reklam--

Gün Ortasında Karanlık İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Gün Ortasında Karanlık, Macar asıllı yazar Arthur Koestler’ın 1940 yılında yayımlanan romanı. Eser, aniden tutuklanan siyasi bir suçlunun sorgu sürecini, hapishane günlerini ve kendi içinde inandıkları ve savunduklarıyla hesaplaşmasını anlatıyor. Kitapta hapishane atmosferi oldukça gerçekçi ve bir mahkumun ruh durumu çok başarılı aktarılmış. Koestler, Franco dönemi İspanya’sında hapis yattığı süreçten beslenerek yazmış eseri, bunun payı büyük olsa gerek. Kitapta, siyasi fikirlerini sorgulayan, inandığı doğruların politika işin içine girince yozlaştığı gerçeğiyle yüzleşip kendine yeni bir çıkış arayan karakterin hezeyanları üzerinden Stalinizm’i eleştirmiş Koestler. Yazar kendisi de Komünist Parti üyesiyken Stalin dönemiyle ters düşmüş, dolayısıyla aslında kendi serüveni anlattığı. Politik spektrumun hangi ucunda olduğundan bağımsız olarak, politikadan hiçbir ideolojinin elleri temiz çıkmadığını ve totaliter rejimlerin aslında nasıl benzer motivasyonları olduğunu çok iyi göstermiş Koestler. Tez ve antitezleri beraber sunduğu metin, sanki okurun kafasında beliren soruları ya da muhtemel cevapları duymuş hissi veriyor ki bu da yine muhtemelen yazarın kendi siyasi gelişim ya da değişim sürecini aktarmasından kaynaklanıyor. Kitapta Machiavelli’nin özellikle The Discourses (Siyaset Üzerine Konuşmalar) yazılarından izler görmek mümkün, o yüzden Gün Ortasında Karanlık’ı okuyup etkilenenlere Prens ile beraber bu kitabı da muhakkak öneririm. Daha erken yaşta okusam daha da çok sevebilirdim ancak hem düşünsel hem edebi açıdan zengin romanlardan hoşlananlar için bulunmaz nimet olan, çok iyi bir roman Gün Ortasında Karanlık. Siyasi/felsefi romanlardan hoşlananlara mutlaka öneririm. (İpek Dadakçı)

"Cebir, tembel insanların bilimidir; X'in ne olduğu bi­linmediği halde, sanki biliniyormuş gibi işlem yapılır. Bizim durumumuzda, X isimsiz yığınları, halkı temsil ediyor. Po­litika, X'in gerçek anlamını bilmeden işlemi sürdürmek demektir. Tarih yaratmak ise, denklem içinde X'in esas anla­mını bilmek, tanımaktır." Gün Ortasında Karanlık, edebiyatçıların özel 1tür olarak kabul ettikleri "hapishane romanları"nın en başarılı örneklerinden 1i, belki de 1. sayılmaktadır. Bu türde 1de kitap/ivan-denisovicin-bir-gunu--8539 kitabı hemen aklıma gelir ki yine en sevdiklerim arasındadır o kitap da...  Arthur Koestler, kurduğu karakter  Rubashov la iktidar-yetki ilişkisini sorguluyarak hayatı da en az romanı kadar ilginç olan yazarın, bir hapishane ortamında kurguladığı dünyasında, "iyi-kötü" kavramlarını sorguluyor. Epeyce gerçekçi bir dille yazılan Gün Ortasında Karanlık adı gibi ilgi çekici olup, hücreler ve sorgu odalarında geçen tutsaklığın öyküsüdür... Parti içi durumları verdiği benzetmeyle daha iyi ifade edemezdi dedim. ***Parti'nin yolu çok kesin çizgilerle belirlenmiştir, aynı dağ tepesindeki daracık bir patikaya benzer. Sola ya da sağa doğru bir tek yanlış adım atıldığı takdirde insan uçurum­dan yuvarlanıverir. Yükseklerde oksijen de azdır, başı dö­nen yitip gider*** Ne yaparsak yapalım ya da savunalim genel düşüncedeyim artık hersey için aynı durum sözkonusu bence elimizde herdefasinda en sonunda koca bir "HİÇ" kalıyor. Sonucunda da bu alıntı her daim doğru bence. ...Dünyada sonlar ve yollar öyle karışmış ki birbirine. 1ini değiştirdiniz mi öteki de değişiyor. Her farklı yol başka 1son getiryor... Dönemler değişse de yine hiç1şeyin değişmediğinin ifadesidir GünOrtasındaKaranlık kitabı okurken Prens göndermeleri de olan kitapta siyasetin aldatıcı gücü halkların ezilmişliğini anlatırken ve yaşatırken herşeyin olabilirliğinde hiç şaşırmadan fakat anlatimin gerçekliğinden etkilenerek okudum, herkese sağlıklı ve anlamlı okumalar... (Ayşe...)

Lenin'den sonra partinin başına geçen Stalin döneminde parti işleyişi hakkında görüş ayrılıkları baş gösterince Stalin o insanları vatan haini ilan eder. Bu kişilerden birisi de Rubashov'dur. Geçmişte üst düzey bir görevde olan Rubashov artık partinin yani devletin ne devrimin ne de halk yığınlarının temsilcisi olmadığını düşünüp muhalefet eder ve bu muhalifliğinin bedelini ağır bir şekilde öder. Akıcı bir dil ile yazılan kitap demokratik olmayan her idarenin tarihe kara bir leke olarak düşeceğini bize göstermektedir. (Elizabeth Harmon)

--reklam--

Gün Ortasında Karanlık PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Arthur Koestler - Gün Ortasında Karanlık kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Gün Ortasında Karanlık PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Arthur Koestler Kimdir?

Arthur Koestler (5 Eylül 1905, Budapeşte– 3 Mart 1983 Londra) Macaristan doğumlu çok yönlü bir yazar. Asıl adı Kösztler Artúrdur. Babası Leopold Koestler, Kuzey Macaristan'a göçmüş bir Rus yahudisiydi. Roman, gazete yazıları, sosyal felsefe eserleri ve bilim alanında kitaplar yazdı. 1931 yılında Almanya Komünist Partisi'ne katıldı ama yedi yıl sonra, Birleşik Krallık'a göç edince ayrıldı. 1940'ların sonlarına doğru en tanınmış İngiliz anti-komünistlerinden biri oldu. 1950'ler boyunca da aktif olarak siyasete devam etti. Sovyetler'de 1930'lardaki tasfiyeleri anlatan Gün Ortasında Karanlık romanı Stalinizmin kurgusal temsili olarak George Orwell'ın 1984 romanı ile birlikte anılır. 13. Kabile adlı araştırmasında ise Aşkenaz Yahudilerinin tarih sahnesinden silinmiş olan Hazar Türkleri olduğu savını ortaya atmıştır. Bu sav bilimsel çevrelerde halen tartışılmaktadır. Ayrıca Britannica Ansiklopedisi için de maddeler yazmıştır.

--reklam--

Arthur Koestler Kitapları - Eserleri

  • Gün Ortasında Karanlık
  • Geliş ve Gidiş
  • Uyurgezerler - Bir Bilim Tarihi Kitabı
  • Spartaküs
  • 13. Kabile
  • Sıfır ve Sonsuzluk
  • Spartacus
  • Militanlar
  • Ve Özgürlük
  • Ölüm Hücresi
  • İspanya’da Ölüm Güncesi
  • Haçsız Haçlılar
  • Ölüm Korkusu
  • Toprağın Tortusu
  • Mizah Yaratma Eylemi

--reklam--

Arthur Koestler Alıntıları - Sözleri

  • "Hepimiz yüce olanın gü­lünç olandan yalnızca bir adımlık mesafede olduğunu biliriz; bu adımın tersine atılmasıyla kazanılabilecek şeyleri ruhbilimin şimdiye dek dikkate almamış olması şaşırtıcıdır." (Mizah Yaratma Eylemi)
  • Kararsızlık yarım ölüm demektir. (Ölüm Hücresi)
  • "Fazla şey bilirsen, seni asarlar. . "Çok alçak gönüllüysen üstüne basarlar .. (13. Kabile)
  • ... Sonra bir hücreye götürdüler beni. Ve ilk kez dışardan kapanan bir zindan kapısının sesini duydum. (Ölüm Hücresi)
  • Bekleyiş her zaman bir işkencedir, umutsuz bekleyiş ise hepsinin en beteri. (Ölüm Hücresi)
  • MS 1.yüzyılda Çinliler bu istenmeyen Hun komşularını batıya sürmüş ve yüzyıllar boyu Asya'dan kopup Avrupa'ya akacak çığı başlamışlardır. 1.yüzyıldan başlayarak sürekli olarak batıya akan bu gruplar çoğunlukla genel bir sözcük olan "Türk" sözcüğüyle tanımlanmıştır. Bu sözcüğün de Çinceden geldiği ve gerçekte bir tepenin adından alındığı öne sürülmektedir. Ama sonradan bu sözcük, belirli özelliklere sahip dilleri konuşan, yani "Türki" dilleri konuşan bütün kavimlere mal edilmiştir. Dolayısıyla Türk deyimi, Ortaçağ yazarlarının ve bazı çağdaş yazarların kullandığı anlamda bir ırktan çok, bir dil grubunu anlatan bir deyimdir. Bu açıdan bakıldığında Hunlar ve Hazarlar da "Türki" uluslardır. (13. Kabile)
  • Demokrasilerimizin adaleti inkâr ettiğini herkese duyururken seslerimiz erdemli bir öfkeyle nasıl da titriyor. (Militanlar)
  • ... bazı kimseler için Çile çekmemek de çile çekmektir. DONNE (Haçsız Haçlılar)
  • "Mademki kurban gerekli, bari başımıza dert açabilecek olanlardan kurtulalım." (13. Kabile)
  • Gerçekten de, insanın kişiliği denizde bir tuz tanesi gibi eriyor, ama aynı zamanda sonsuz deniz bir tuz tanesine sığabiliyordu. (Gün Ortasında Karanlık)
  • Ne karışık,ne pis hale soktuk altın çağımızı! (Sıfır ve Sonsuzluk)
  • Hikayenin sonu iyi bağlandığında çekilen çileler unutulur. (Gün Ortasında Karanlık)
  • komünistler kollarını kavuşturmuş, düşmanca bir sessizlik içindeydiler. (Militanlar)
  • Acımak insanın bahtsızlığının bir yankısı gibidir ve bu, bahtsızlığı iki kata çıkarır. (Ölüm Hücresi)
  • “İnsan haklı ve doğru edimlerinin bedelini de ödemek zorunda mıdır?” (Gün Ortasında Karanlık)
  • Oğuzlardan bir Türk, birlikte yola çıktıkları İslam misyoneri İbni Fadlan’a sitem etmiş: “Halife bizden ne istiyor? Öldürecek bizi bu soğukta! Ne istediğini bilsek, hemen verir kurtulurduk” demiş. İbni Fadlan cevap olarak; “Bütün istediği ‘Allah’tan başka Tanrı yoktur’ demeniz” diye karşılık verince, Türk gülmüş: “Doğru olduğunu bilsek, söylerdik” demiş. (13. Kabile)
  • Rönesans’ta prensler eğlenmek için saraylarına cüceleri, kamburları, insan azmanlarını, zencileri toplarlardı. Bu tür şeylere gülmeyecek öl­çüde uygarız artık; ne var ki çocuklar aksayan ya da kekeleyenlere, garip telaffuzlu yabancılara, garip giysili insanlara -alışıl­mış kurallardan ayrılan her tür görünüşe ya da davranışa- hâlâ gülerler ya da bunlarla alay ederler. Genç olsun, ergin olsun, bir toplumsal grup ne denli kapalıysa normal kavramı da o denli katıdır ve normalden ayrılan kimseyi alaya almaya o ölçüde ha­zırdır. (Mizah Yaratma Eylemi)
  • Peter: - Bir şey yok, dedi. Senin yemek yediğini görmek hoşuma gidiyor. Dudaklarının ve dişlerinin devinimini izlemek hoşuma gidiyor, her şeyin hoşuma gidiyor (Ve Özgürlük)
  • Hastalıklı bir yüzyılda yaşıyoruz. Hastalığı, tüm sebeplerini mikroskobik bir dikkatle saptadık, ama nereye bir neşter attıysak yeni yeni yaralar açıldı. (Gün Ortasında Karanlık)
  • Hiç bir şey bu nehrin akışını durduramıyordu ve ölüm korkusu denilen kaynaktan beslenerek akıyor, akıyordu. (Ölüm Hücresi)