Kitap Künyesi

Yazar: Virginia Woolf

Çevirmen: Zuhal İnal

Yayın Evi: Zeplin Kitap

İSBN: 9786054849901

Sayfa Sayısı: 296

--reklam--

Güvenin Ölümü Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Güvenin Ölümü, Virginia Woolf'un dilimize ilk kez çevrilen denemelerinden oluşmaktadır. Bu metinler yazarın sanattan edebiyata, yazarlardan dostlarına kadar uzanan engin ve eşsiz düşüncelerini bir araya getiriyor. Olaylara ve insanlara bakışındaki tedirginlik ve eleştirel yaklaşım siz sevgili okurlarını keyifli bir yolculuğa davet ediyor.

"Herhalde kimse, bir kurşun kalem için bu kadar yoğun bir tutku hissetmemiştir. Ama yine de bunlardan birine sahip olmanın fevkalâde arzulanır bir hal aldığı durumlar olmuştur; bir nesneyi alabilmek için takılıp kalınan anlar; çay saati ile akşam yemeyi arasındaki zaman diliminde Londra'nın yarısını kat edecek bir yürüyüş için bir bahane. Tilki avcılarının tilki neslini korumak için avlanması; golfçuların, açık alanları inşaatlardan koruyabilme ihtimaliyle golf oynaması gibi, caddelerde aylak aylak yürümeyi bir kez canımız çekti mi, kalem kesinlikle bahane olur; yerimizden kalkıp şöyle deriz: 'Gerçekten bir kalem satın almam lâzım.'"

(Tanıtım Bülteninden)

--reklam--

Güvenin Ölümü Alıntıları - Sözleri

  • Her ne kadar değişiklikten pişmanlık duymuş olsak da, onun doğru olduğundan şüphe edemeyiz.
  • "Ruhun ölümsüzlüğü, bazı durumlarda çok rahatlatıcı bir akide olabiliyor."
  • "Üç kelimeyle, ben çok yalnızım,"
  • Sanatçı, sonuçta yalnız bir varlıktır.
  • Her ikimiz de birbirimiz hakkında yanlış değer yargılarına sahibiz ve hiç şüphe yok ki bu, kaçınılmaz bir olgu.
  • Kapıda dikildiği sırada, varlığının o uçsuz bucaksız enginliği çoğu zehirli, uçları sivriltilmiş sayısız okun pasif bir hedefi hâline gelmişti. Bir şeyleri itiraf etmek, tahlil ve açıklamalar yapmak, yaşadığı korkunç acıyı hafifleten yegâne unsurlardı; bir mâhkumun tek kaçış vasıtası.
  • "Pencereler, evet pencereler; kimsesiz periler ülkesinin tehlikeli denizlerindeki köpüklere açılan kanatlar." Ne yaptığımızın farkına varmadan önce, pencereden dışarı doğru eğiliriz; gözlerimiz, yabancı diyarlardaki ekinlerin arasında gözü yaşlı ağlayan Ruth'u arar.
  • Oysa özgürlük için silahsız savaşmanın bir yolu daha var; aklımızla da savaşabiliriz.
  • Kültürsüz kesime mensup insanların yüksek kültürden olanlara onlara ne kadar ihtiyaç duyuyor ve onlarla gurur duyuyorlarsa, yüksek kültürden olan entelektüellerin de kültürsüz insanlara o kadar ihtiyaçları vardır ve onlarla o kadar gurur duyarlar. Bu da çok fazla ispat ve gösterim gerektiren bir mesele değildir.
  • Kimse çok iyi değildir ama çok kötü de değildir.
  • Ve inanıyoruz ki, eğer bir seçeneği olsaydı, son sözleri mutlaka hatıra ve sevgi sözcükleri içerirdi.
  • Böylece sahaf dükkânında şöyle bir göz gezdirerek, şimdi sadece birer isimden ibaret olan o meçhuller ve kaybolmuşlarla, çok daha başka türden hercâi dostluklar kurduk...
  • Bizler, "içimizdeki nesirle tutku içinde bağlantı kuracak bir gökkuşağı köprüsü inşa etmeyi öğrenmeliyiz. O olmadığı takdirde bizler, anlamsız kokularız; yarı keşiş, yarı canavarız."
  • Ve şimdi de dünyanın gölgede kalmış diğer yarısında uyku vakti.

--reklam--

Güvenin Ölümü İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Evdeki Melek: “Kadın nedir? Sizi temin ederim, bilmiyorum. Sizin bildiğinize de inanmıyorum. İnsan yeteneklerine açık tüm sanat ve meslek dallarında o kendisini ifade edene dek kimsenin bileceğine de inanmıyorum.” Virginia Woolf’un ölümünden sonra kocası Leonard Woolf kimi dergi ve gazetelerde yayınlanmış kimi de yayına hazır hale getirilmiş ancak yayınlanmamış deneme, taslak ve hikayeler arasından seçtiklerini bir araya getirdiği bir eser. Öne çıkanlardan bazıları Güve’nin Ölümü, Caddelerde Takılmak, İnsan Sanatı, Vasat, Biyografi Sanatı, Ustalık, Neden?, Kadınlara Yönelik Meslekler ve Bombardıman Altında Barış Üzerine Düşünceler… Bilindiği gibi Virginia Woolf Roman ve Hikaye yazarlığı yanında iyi de bir eleştirmen ve bu eserinde de eleştirmenlik kalitesini rahatlıkla görebiliriz. Benim açımdan yine faydalı bir kitap oldu şimdi damlalar halinde zihnime düşünlerden birkaçını sizlere yansıtmak istiyorum. Bilmiyorum da bir güvenin ölümü Virginia dışında kimin umurunda olur. Ama o bir güvenin ölümünde aslında her canlının dolayısıyla da insanın o müzmin kaderini görür ve güvenin ölümünü model olarak kullanarak sınıflandırdığı üç gerçekten biri olan ‘Acı Gerçekler’i önümüze koyar. Evet, minnacık bir güvenin çırpınışı kimin umurunda olur! Belki de hiç kimsenin. Çünkü herkes kendine şunu der böyle bir anda “Herkes yaşamdan yana saf tutar; elbette benim yaklaşımım da…” öyledir. Dünyada milyonlarca güzellik boy gösterirken, siz var gücünüzle ölüme karşı koymaya çalışırsınız ve bu hiç kimsenin umurunda olmaz, olamaz! Hayatın kendi içinde kanunları vardır, onlara karşı koymak mümkün olabilir mi? Yaşarken hayat bize tuhaf gelir, ölürken de ölüm! Ne garip değil mi? Yani hangi seviyedeysek o seviye bize garip gelir. Belki de garip olan biziz... Virginia sıradan bir gün ama belki biraz enerjisi yüksek bir günde hayatın şaşaasından yüz çevirip bir güvenin ölümüne mercek tutuyor. Ve biz de düşüncelerimizle ona eşlik ederiz. Benlik! Dalgalar’da altı kişi mi vardı yoksa aslında bir kişinin altı benliğinin yansıması mıydı diye bizi düşüncelere daldıran Virginia, onu burada biraz daha kurcaladığını görürüz. Hayatın sunduğu çaresizlik girdabına girip, durmadan dönenlere Virginia önce bir durum değerlendirmesi yapar: “Böyle durumlarda benlik bölünmesi yaşandığı iyi bilinir. Bir taraf istekli ve tatminsiz iken, diğeri bir filozof gibi düşünceli ve katıdır” sonra tavsiyede bulunur “pasif ol, kabullen ve hiç canını sıkma; çünkü doğa, bir balinanın gövdesini kesmen için sana altı küçük cep çakısı verdi.” Tabii bu satırları okuduğum sırada mest oldum. Hep söylerim zaten, insanlar farklı şeylerde benzer şeyler yaşarlar. Ama kimisi aktarabilir bunu, kimisi aktaramaz. Sanatçılar kendi sanatları ile bunu aktarırlar işte yazarlar da edebi eserleriyle aynı şeyi yaparlar. Mest oldum çünkü aktarılışıma şahitlik ettim. Kendimi gördüm içinde fazlasıyla tanıdıktı… Virginia’nın bu eserinde değindiği birçok konu -eğitimdeki şekilcilik, kelimelerin gücü, şiir, II. Dünya Savaşı’nda yaşadıkları gibi- vardır burada hepsini tek tek açıklamayacağım ancak kadınlarla ilgili olan kısmına da değinmek istiyorum girişte alıntıladığım gibi kadın nedir bilmiyorum diyor ve ekliyor kadın erkeklerin kullandığı o araçlarla kendini özgürce ifade edemezse kadının ne olduğunu bilemeyiz. Yani sadece kullanması yeterli değil aynı zamanda düşüncelerinde özgür olacak mesela kadınların kendini ifade ederken yaşadığı sıkıntıların bir kısmını şöyle dile getiriyor: Kadın, “Birtakım düşüncelerin içindedir; bir kadın olarak onun için söylemesi uygunsuz olan, bedenle ilgili, tutkularla ilgili bir şeyler; erkekleri duyduğunda şaşkına çevirecek türden şeyler. Tutkularının gerçekliğinden bahseden bir kadın hakkında erkeklerin neler söyleyeceğine dair birden bire ortaya çıkan bir bilinç, onu dalmış olduğu sanatsal bilinç dışı durumdan uyandırır. Artık daha fazla yazamaz. Trans sona ermiştir. Hayal gücü daha fazla çalışmaz. Bu, inanıyorum ki kadın yazarlar arasında çok sık yaşanan bir deneyimdir; onlar, karşı cinsin aşırı geleneksel yaklaşımlarımdan dolayı sekteye uğramaktadırlar.” Peki kadını böyle çemberler içine alarak haydi kendini ifade et dersek, buradan çıkan kadın ürününden kadını nasıl tanıyacağız. İşte onun için erkeklerin kullandığı tüm araçları kullanabilecek ve bunu yaparken de özgür olacak. Yoksa erkeklerin anlattığı kadar kadını tanırız, artık buna da ne kadar kadın diyebilirsek? Erkeklerin tasvir ettiği kadın bir melektir, bu melek erkek çemberinde süslü bir ev eşyası gibi. Mesela bir eleştiri aracını kullanmak istese hemen çember sınırları o meleğe şöyle seslenir: "Canım, unutma ki sen genç bir kadınsın. Şu anda bir erkek tarafından yazılmış bir kitap hakkında yazıyorsun. Daha sempatik ol; daha müşfik, daha methiyeci; tüm kadınlık hünerlerini ve tatlı dilini kullanarak biraz daha oyunbaz ol. Kendi aklının ve fikirlerinin olduğunu kimseye belli etme. Her şeyden önce saf ol." Onun için Virginia, ilk önce o içinizdeki meleği öldürmeniz sonra da kendinizi özgürleştirmeniz lazım diyor ve aynı süreçten kendisinin de geçtiğini birincisini başardığını yani içindeki meleği öldürdüğünü ama ikincisinde o kadar başarılı olmadığını kendi ifadeleriyle şöyle aktarıyor: “Mesleki hayatımda yaşadığım iki maceradır. İlki, evdeki Meleğin öldürülmesi; sanırım, onu çözdüm. O öldü. Fakat ikincisi; yani bir beden olarak kendi tecrübelerim hakkında gerçekleri söylemek; işte onu çözebildiğimi sanmıyorum. Henüz hiçbir kadının da çözebildiğini zannetmiyorum. Karşısındaki engeller, hala son derece güçlü; üstelik bunların tanımlanması da oldukça zor. Dışarıdan bakıldığında, kitap yazmaktan daha kolay ne var? Dışarıdan bakıldığında, erkeklerden daha ziyade kadınlar için hangi engeller söz konusu? İçerde ise, durum farklıdır, hala savaşması gereken bir sürü hayalet, üstesinden gelmesi gereken birçok önyargı vardır. Gerçekten de, bir kadının katledeceği bir hayaletle karşılaşmadan, bir kayaya doğru savrulmadan yazı yazmaya oturabilmesi için, öyle sanıyorum ki, öncesinde çok uzun bir zaman geçmesi gerekecek.” Virginia bir ışık yaktı ve unutmamak gerekir ki bu ışığı karanlık içinde ateş ve mumu bularak yaktı… İyi okumalar (RA)

Güvenin Ölümü: Merhaba... Esasında özellikle belirtmek isterim ki Deneme / İnceleme / Araştırma kitapları bir yazar ve okur olarak aynı zamanda çok ilgimi çekmekte. Çünkü deneme dediğimiz yazım şekli tecrübelerden oluşmaktadır. Bu vesile ile bu kitabı da çok severek okudum. Güvenin Ölümü, Virginia Woolf'un dilimize ilk kez çevrilen denemelerinden oluşmaktadır. Bu metinler yazarın sanattan edebiyata, yazarlardan dostlarına kadar uzanan engin ve eşsiz düşüncelerini bir araya getiriyor. Olaylara ve insanlara bakışındaki tedirginlik ve eleştirel yaklaşım siz sevgili okurlarını keyifli bir yolculuğa davet ediyor. "Herhalde kimse, bir kurşun kalem için bu kadar yoğun bir tutku hissetmemiştir. Ama yine de bunlardan birine sahip olmanın fevkalâde arzulanır bir hal aldığı durumlar olmuştur; bir nesneyi alabilmek için takılıp kalınan anlar; çay saati ile akşam yemeyi arasındaki zaman diliminde Londra'nın yarısını kat edecek bir yürüyüş için bir bahane. Tilki avcılarının tilki neslini korumak için avlanması; golfçuların, açık alanları inşaatlardan koruyabilme ihtimaliyle golf oynaması gibi, caddelerde aylak aylak yürümeyi bir kez canımız çekti mi, kalem kesinlikle bahane olur; yerimizden kalkıp şöyle deriz: ''Gerçekten bir kalem satın almam lâzım.'' İyi okumalar diliyorum. (Şiir Ceketli Adam)

Öncelikle belirtmek isterim ki kitabın adının yazımından kaynaklanan bir anlam kayması var. Kitaba adını veren bölümü açtığımızda başlığı "Güve'nin ölümü" olarak görüyoruz ve yazarın bir böceğe yönelik gözlemlerini okuyoruz. Sonraki bölümler ise yazarın tanıdığı bazı insanlara yönelik ya da farklı yerlerde yaptığı konuşmalardan veya konular üzerinden deneme türünde yazılar. Virginia Woolf'u tanımak açısından ilk kitabım olduğu ve deneme türünü sevdiğim için sıkılmadan okudum. (rtgrlsln)

--reklam--

Güvenin Ölümü PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Virginia Woolf - Güvenin Ölümü kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Güvenin Ölümü PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Virginia Woolf Kimdir?

Virginia Woolf (25 Ocak 1882 - 28 Mart 1941) İngiliz feminist, yazar, romancı ve eleştirmen.

1882'de Londra'da dünyaya gelen Virginia Woolf, Victoria devri'nin tanınmış yazarlarından Sir Leslie Stephen'ın kızıydı. Annesi ve babası daha önce başkalarıyla evlenmişler, dul kaldıktan sonra ise bir araya gelmişlerdi. Her ikisinin de ilk eşlerinden çocukları vardı. Sir Leslie Stephen'ın ilk eşi, ünlü romancı William Makepeace Thackeray'nın kızıydı. Thackeray'nın eşi akıl hastası olduğundan, Leslie Stephen'ın bu kadından olan kızı Laura, anneannesine çekmiş, yirmi yaşında bir akıl hastahanesine kapatılmıştı. Virginia'nın annesi Julia Duckworth ile Leslie Stephen'ın beş çocukları oldu. Yaş sırasıyla Vanessa, Julian, Thoby, Virginia ve Adrian. Virginia on üç yaşındayken annesi ansızın ölmüştür. Woolf, o yıllarda kadınların ikinci planda kalması nedeni ile okula gönderilememiş fakat babası yardımı ile kendini geliştirmiştir.

Kızkardeşi Vanessa Bell daha küçük bir yaşta iken bir ressam olmaya, Virginia Woolf ise bir yazar olmaya karar verir. Kendisini babasının kütüphanesinde geliştiren Virginia Woolf, 1895'de bir gazetede kısa hikâyelerini yayınlatır.

Özellikle, Viktorya tarzı yaşamaya karşı olan Virginia Woolf, yazılarında da bundan bahseder.

Bloomsbury Grubu

1904'te babasının ölümünden sonra kardeşleriyle Bloomsbury'ye taşınması ise hayatında ciddi bir dönüm noktası olmuştur. Bloomsbury grubu içinde birçok ünlü edebiyatçıyı barındıran ve cinsel konulardaki özgürlükçü tavırlarıyla tanınan bir grup entelektüelden oluşuyordu. Grupta bulunan birçok kişi eşcinsel ya da biseksüeldi. İnsanlar onları etik bir grup olarak görüyorlardı. Grupta John Maynard Keynes, E. M. Forster, Roger Fry, Duncan Grant ve Lytton Strachey gibi ünlü kişiler vardı. Woolf, 1909'da bir süreliğine Lytton Strachey ile nişanlanmıştır.

Evliliği

Virginia Woolf 1912 yılında Leonard Woolf ile evlenmiştir. Evlilikleri cinsel açıdan yeterli olmasa da, Virginia Woolf için çok önemli olmuştur. Leonard Woolf eşi için bir basımevi kurmuştu ve bu da Virginia Woolf'un yazdığı kitapları yayımlatması için bir fırsat olmuştu.

Ölümü

Perde Arası romanını yazdığı sıralarda artık kendini yeterince yetenekli hissetmiyor, yeteneğini kaybettiğini düşünüyordu. Her gün savaş korkusu ve yeteneğini kaybetmenin vermiş olduğu stres, dehşet ve korku sonucu ruhsal bunalıma girmiş, 28 Mart 1941'de içinde bulunduğu duruma daha fazla dayanamayıp evlerinin yakınlarında bulunan Ouse nehrine ceplerine taşlar doldurarak atlayıp intihar etmiştir. Virginia Woolf, geride iki intihar mektubu bırakmıştır. Birisi kardeşi Vanessa Bell'e diğeri ise kocası Leonard Woolf'a.

"Sevgilim, yine çıldırmak üzere olduğumu hissediyorum. O korkunç yeniden yaşayamayacağımı hissediyorum. Ve ben bu kez iyileşemeyeceğim. Sesler duymaya başladım. Odaklanamıyorum. Bu yüzden yapılacak en iyi şey olarak gördüğüm şeyi yapıyorum. Sen bana olabilecek en büyük mutluluğu verdin. Benim için her şey oldun. Bu korkunç hastalık beni bulmadan önce birlikte bizim kadar mutlu olabilecek iki insan daha düşünemezdim. Artık savaşacak gücüm kalmadı. Hayatını mahvettiğimin farkındayım ve ben olmazsam, rahatça çalışabileceğini de biliyorum. Bunu sen de göreceksin. Görüyorsun ya, bunu düzgün yazmayı bile beceremiyorum. Söylemek istediğim şey şu ki, yaşadığım tüm mutluluğu sana borçluyum. Bana karşı daima sabırlı ve çok iyiydin. Demek istediğim, bunları herkes biliyor. Eğer biri beni kurtarabilseydi, o kişi sen olurdun. Artık benim için her şey bitti. Sadece sana bir iyilik yapabilirim. Hayatını daha fazla mahvedemem. Bizim kadar mutlu olabilecek iki insan daha düşünemiyorum."

--reklam--

Virginia Woolf Kitapları - Eserleri

  • Kendine Ait Bir Oda
  • Dalgalar
  • Deniz Feneri
  • Yıllar
  • Mrs. Dalloway
  • Yaşlı Kadın ve Papağan
  • Flush
  • Dışa Yolculuk
  • Bir Okur Olarak
  • Granit ve Gökkuşağı
  • Üç Gine
  • Bir Yazarın Günlüğü
  • Gece ve Gündüz
  • Jacob'un Odası
  • Virginia Woolf&Vita Sackville - West Mektuplaşmaları
  • Güvenin Ölümü
  • Bütün Öyküleri
  • Kitap Nasıl Okunmalı? - Bir Okur Olarak 2
  • Dadının Perdesi
  • Perde Arası
  • Varolma Anları
  • Bir Hava Taarruzu Sırasında Barış Üzerine Düşünceler
  • A Haunted House
  • Benlik Üzerine Denemeler
  • Kew Gardens
  • Orlando
  • Hasta Olmaya Dair - Hasta Odalarından Notlar
  • Kadının Toplumsal İşlevi
  • Pazartesi ya da Salı
  • Londra Manzaraları
  • Yorum Yorar
  • Aforizmalar
  • Romanları Tekrar Okuma Üzerine
  • The Mark on the Wall
  • The Shooting Party
  • An Unwritten Novel
  • Mr. Bennett and Mrs. Brown
  • Yazınsal Ustalık

--reklam--

Virginia Woolf Alıntıları - Sözleri

  • Hayır, dünya yüzünde istediği tek şey vardı; temiz su. (Flush)
  • Life's what you see in people's eyes (A Haunted House)
  • Şimdi bana söyler misin, şiir nereye gidiyor, yoksa artık öldü mü? (Yazınsal Ustalık)
  • "İnsanın kusurlarını itiraf etmesi kolay iş. Ama hangi akşam karanlığı, insanın erdemlerini saklayacak kadar koyudur? (Bütün Öyküleri)
  • ...she spent most of her time in the London Library, reading. (A Haunted House)
  • Ama bu adamın yıpranmış yüz çizgilerinden her keresinde gizem duymuştu, suskunluğunaysa, tutku. (Perde Arası)

--reklam--

  • Okuma sürecinin ikinci aşaması olan, yargılamanın, okumanın kendisi gibi basit bir işlem olduğunu düşünmek ahmaklık olur, kitabı zihninin içinde tartışmayı, kitabı bıraktığında bile onu okumaya devam etmeyi ve bir kitabı diğeri ile uygun bir şekilde karşılaştırabilecek kadar okumuş olmak, işte bu zordur. Bundan daha zor olan şey ise "Sadece bu tarz bir kitap değil, aynı zamanda bu değerdedir, burada yetersiz; burada yeterli olur, burası kötü; burası iyi," demek. Okur, bunu yapabilmek için bilgi, iç görü ve hayal gücü sahibi olan biri olmalıdır. (Romanları Tekrar Okuma Üzerine)
  • Hayata ne ile başlarsan başka elinde çok az şey kalıyor. Gurur ve aptallık... Kaç kez yaşadığımız anın değerini bilmediğimiz için geleceği reddetmişizdir, kaç kez kıymetini anlayamadığımız bir anda yaşadığımızdan çok parlak olabilecek bir geleceği elimizden kaçırmışızdır. Halbuki her şeyi istemiştik değil mi? (Aforizmalar)
  • Başkalarının gözleri bizim için birer hapishane ; düşünceleri de kafeslerimiz. (Pazartesi ya da Salı)
  • "Bak, uyuyormuş gibi dudaklarında aşk var" (Romanları Tekrar Okuma Üzerine)
  • Ah! Aman Tanrım, yaşamın gizemi bu; düşüncenin doğruluktan sapması! (Bütün Öyküleri)
  • . Kırdaki tepelerin üzerinden hızla geçen rüzgar, yeniden yeşile dönen geniş gölge halkaları savurdu. Ama Londra'da sokaklar bulutları daralttı; Doğu Yakası'nda nehir kıyısında yoğun bir sis asılıydı. 'Satılacak eski bir demir, herhangi bir eski demir' diye bağıran adamların seslerini uzaktan geliyordu; ve banliyölerde organlar susturuldu. Rüzgar dumanı savurdu çünkü hala son birkaç sardunyayı barındıran sarmaşıklarla kaplı duvarın köşesindeki her arka bahçede yapraklar yığılmıştı; keskin sivri alevler onları yiyordu sokağa, sabahları salonda açık duran pencerelere. Çünkü yılın doğum günü olan Ekim ayıydı. ... (Yıllar)
  • Hiçbir yazar kendi sefil kişiliğini sırlarını ve kötü huylarını okuyucuya yansıtmak istemez herhalde (Bir Hava Taarruzu Sırasında Barış Üzerine Düşünceler)

--reklam--

  • Oh, is this your buried treasure? The light in the heart. (A Haunted House)
  • Evet, toplum dışı biriydi kendisi. Doğa ne yapmışsa yapmış, onu türdeşlerinden ayrı bir yere koymuştu. (Perde Arası)
  • Bir silah sesi kulaklarda patlar: Romantizmin devri kapandı. Realizmin devri başladı. (Yazınsal Ustalık)
  • Tansley bir çekiç kaldırıp olanca hızıyla havada salladı; ama aşağı doğru indirmeye başladığı anda, böyle bir aletle bu kelebeği ezmenin elinden gelmeyeceğini anlayarak, sadece, ömründe kendisini hiç deniz tutmadığını söyledi. (Deniz Feneri)
  • baska bir sey düsünen kisinin yarı bilincli-yarı bilincsiz tekrar tekrar baktıgı herhangi bir cisim, düsüncelerin malzemesiyle öyle ic ice gecer ki, asıl bicimini kaybeder, biraz farklı, ideal bir bicim alarak yeniden olusur ve hic beklemedigimiz bir anda beynimize girer. (Pazartesi ya da Salı)
  •  I want to think quietly, calmly, spaciously, never to be interrupted never to have to rise from my chair, to slip easily from one thing to another, without any sense of hostility, or obstacle. (A Haunted House)
  • Biz ki çöl nesliyiz. Biz, yani daha özgür daha eşit bir dünyayı düşlemeden yaşamayı beceremeyen yetimler. Çaresiz bir yandan özgürlüğün ve eşitliğin vahasına ulaşıncaya değil çölde başıboş dolaşıyoruz (Yorum Yorar)