Kitap Künyesi

Yazar: Henry James

Çevirmen: Roza Hakmen

Orijinal Adı: The Wings of the Dove

Yayın Evi: İş Bankası Kültür Yayınları

İSBN: 9789944885485

Sayfa Sayısı: 616

--reklam--

Güvercinin Kanatları Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Henry James (1843-1916): Eserlerinde Amerika ile Avrupa arasındaki yaşam anlayışı ve kültür farklılıklarını sarsıcı bir gözlem gücü ve derinlikle işledi. Genç yaşında Amerikan edebiyatının en tanınmış yazarlarından biri olan Henry James, 1875'ten itibaren Avrupa'da yaşadı ve bu dönemde yaşamının büyük bir bölümünü İngiltere'de geçirdi. Ölümünden kısa bir süre önce, 1915'te İngiliz uyruğuna geçti. 1878'de Daisy Miller ile uluslararası üne kavuşan yazar, olaylardan çok kişilerin içsel yaşamına ve zihinsel süreçlere önem verdi. 1902'de yayımlanan Güvercinin Kanatları Henry James'in son dönem romanlarındandır ve 20. yüzyıl romancılığının önünü açan başlıca eserlerden biri sayılır.

Roza Hakmen (1956): İzmir Amerikan Kız Koleji'ni ve Odtü Ekonomi Bölümü'nü bitirdi. Dünya edebiyatının birçok önemli eserini Fransızca, İspanyolca ve İngilizceden Türkçeye çeviren en tanınmış çevirmenlerdendir. Miguel de Cervantes'ten Don Quijote, Marcel Proust'tan Kayıp Zamanın İzinde, Federico Garcia Lorca'dan Kanlı Düğün çevirdiği pek çok eserden ilk akla gelenler arasındadır.

Roza Hakmen'in eserlerini çevirdiği yazarlar arasında Oscar Wilde, Anthony Burgess, Henry James, Mircea Eliade, E.M. Forster, Tim Parks, Anne Rice, Howard Norman da yer alıyor.

--reklam--

Güvercinin Kanatları Alıntıları - Sözleri

  • Genç kahramanımız tuhaf, daha doğrusu acı bir şekilde,kendi şahsının onlar için ortak değerlendirme konusu olduğunu,ama onların kendisi için asla bir değerlendirmeye konu olamayacağını açıkça hissediyordu
  • İnsan sırf çorbayla beslenmek durumundaysa kaşık kullanmaktan vazgeçmez.
  • O henüz teslim olmamıştı; yarım cümle, eğer son kelime kendisiyse, aksine, anlamlı şekilde sonuçlanacaktı.
  • ...odayı arşınladıkça, mesafe yoksulluğunun çölüne dönüşüyordu; üstelik bu çöle baktıkça, tıpkı önceden olduğu gibi, çölün telafi edilebilir olduğunu da iddia edemiyordu.
  • "...ne yaptı bu adam?" "Her şeyi yaptı." "Ya... her şeyi! Her şey demek hiçbir şey demektir."
  • Dünyada senden başka kimse için bir şey yapmam. Ama senin için her şeyi yaparım.
  • Tekrar ele geçirilmesi mümkün olmayan günler ta uzaklardan gelmişti; yüksekteki serin havanın ve gençliğin yıpranmış kılıfına yok edilemeyen bir rayiha gibi asılı diğer her şeyin –balın tadı, sütün bolluğu, inek çanlarının sesi, ırmakların çağıltısı, ayağın altında ezilen otların kokusu ve derin koyaklardaki baş dönmesi– parçasıydılar.
  • Hüsranın insanları bencilleştirdiğini derinden hissediyordu.
  • "Senin neye inandığını galiba umursamıyorum baba. Aslında senin herhangi bir şeye inandığını da düşünmüyorum; ayrıca," diye eklemekte sakınca görmedi, "senin de sana inanıldığını düşündüğünü sanmıyorum. Gördüğün gibi, seni tanımıyorum baba."
  • İnsanın sevdiği kadını ele vermemesi, yanlışlarını desteklemesi —belirli bir noktaya geldikten sonra— belki de aşkı kaçınılmaz biçimde aşağılık kılan başlıca şeylerden biriydi.
  • “Siz görmüş geçirmiş, bıkmışsınız, ama aydınlanmış değilsiniz. Her şeye aşınasınız, ama aslında hiçbir şeyin bilincinde değilsiniz. Demek istediğim şu: Hayal gücünden yoksunsunuz.”
  • Hüsranın insanları bencilleştirdiğini derinden hissediyordu;
  • İnsan sırf çorbayla beslenmek durumundaysa kaşık kullanmaktan vazgeçmez.
  • ...oraya varıncaya kadar uçtuğu yerlerin havası kanatlarını yalamış, damgasını bırakmıştı -gördüklerinin, öğrendiklerinin izini silmek mümkün değildi. Değiştirilmesi mümkün olmayan deneyimlerle biçimlenmişti.

--reklam--

Güvercinin Kanatları İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Henry James, Amerika doğumlu olup ölümünden kısa bir süre önce İngiliz vatandaşlığına geçen, eleştiri, roman ve kısa hikayeleri ile 19. ve 20. yüzyıllara damgasını vurmuş olan bir yazar. 1902'de yazmış olduğu Güvercinin Kanatları romanı, oldukça enteresan bir aşk hikayesini anlatıyor. Neden enteresan olarak adlandırıyorum? Çünkü sözünü ettiğim hikaye sıradan bir aşk hikayesi değil gerek süreçleriyle, gerek tasvirleriyle oldukça eksantrik bir hikaye. Kate adında "alımlı" bir kızın, Densher adında "yakışıklı fakat meteliksiz" bir erkekle olan ilişkisi, Milly gibi "iyi yürekli" hasta bir kadının ve "Mark" gibi "zeki" bir adamın; bunların yanında da Kate'in teyzesi olan Lowder adında ve Milly'nin nedimesi olan Stringham adında sürece tamamen hakim ve lider vasıflı iki şahsın olaylara dahil olmasıyla yaşanılanlar arapsaçına dönüşüyor ve bu hikaye böylelikle bayağılıktan kurtulup abes bir şekilde ilginçleşiyor. Kitapta tipik İngiliz ve Amerikan insanı da birbiriyle karşılaştırılarak fazlasıyla betimleniyor. Anlatıldığı üzere, Kate ve Densher birbirlerine aşıktırlar, Mark ise Kate'in koruyucusu olan teyzesinin, Kate'le evlenmesini istediği kişidir, bu kişiyse daha sonra Milly'e aşık oluyor. Milly, sonradan ortaya çıkacak olan ölümcül hastalığı olan bir kişidir ve Densher'a aşık oluyor. Kate ile Densher ilişkisi bilahare yine Kate ile Densher'in planları sonucu Milly ve Densher ilişkisine dönüşüyor, lakin ilginçtir ki Densher da Kate de Milly'i çok seviyorlar, kendi çıkarları için bu ilişki oyunuyla Milly'e bir yandan iyilik bir yandan kötülük yapıyorlar. Milly'nin yoldaşı ise Stringham'dır. Stringham ve Lowder teyze eski arkadaştırlar ve tekrar bir araya gelip sırt sırta verirler. Genel görünüm bu şekildedir ve göründüğü gibi çok karmaşık bir ilişki ağı vardır. Spoiler vermemek için daha fazlasına değinmiyorum ama bu ilişkilerin sonucunun herkes açısından çok farklı bir yere çıktığını ve kimsenin hikayeden mutlu olarak ayrılamadığını belirtmek isterim. Kitabın üslubuna bakacak olursak, orijinal metinden dolayı mı yoksa çevirmen sebebiyle mi bilmiyorum ama neredeyse her paragrafta haddinden fazla ara söz kullanıldığı için ve bu ara sözler de anlık durumla bağlantısız farklı bir durumu ihtiva ettiği için, bunun yanında bazı cümlelerin devrik veya uzun olması sonucu insanın, kitabı okurken zihninin yorulması ya da ipin ucunu kaçırıp olaydan tamamen kopması çok kabil. Kitabın neredeyse ilk 250 sayfası kahramanların ortaya çıkabilmesi ve amaçlarının nihayet belli olması sebebiyle ne anlatıldığından habersiz geçiyor fakat daha sonrası diyalogların da çoğalmasıyla olayı kavramak açısından görece daha basitleşiyor ve kendinizi ancak hikayenin içine atmış oluyorsunuz. Bu nedenle diyebilirim ki kitap, ilk bölümlerde okuru sıkabiliyor, fakat buna katlanılırsa sonraki bölümler daha elle tutulur bir hale bürünüyor. Ne var ki kitapta edebîlikten yoksun bir hikayenin dışında esasen ne anlatılmak istendiğine dair bir fikir edinemiyorsunuz. Buna rağmen olayın büyüsü gereği olacak yine de boşuna okumamış olduğunuz hissine kapılıyorsunuz. Yazar önsözünü ise biraz uzun tutmakla beraber eserin içeriği hakkında çok fazla bilgi vermesi dolayısla olacak, bu önsöz İş Kültür Yayınları'nın derlediği bu kitapta sona saklanmıştır, fakat roman okunduktan sonra önsözün bir anlamı kalmadığı gibi, yazarın çok fazla kişisel görüş belirttiği yazısında kitaba dair edindiğiniz kendi fikirlerinizle uyuşmayan çok fazla ifade görebilirsiniz. Son olarak kitabın bende bıraktığı nihai izlenime gelecek olursam, eğer kendimden kaynaklanmayan bir nedeni yoksa (zihnimin başka yerlerde olduğu gibi), daha önce belirttiğim üzere üsluptan doğan nedenlerden dolayı okumakta oldukça zorlandığım bir kitap olarak hafızamda yer edindi. Kitap bittikten sonra gerek erdemsel olarak gerekse didaktik olarak ne gibi bir çıkarımda bulunabileceğim konusunda bir karar veremedim. Sanırım eserin kahramanları açısından muğlak bir yaşantının tanığı olmaktan öteye geçilemiyor. Kendi kendime 'öyleyse bu kitap Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi'nde neden var?' diye sorunca da karşıma bu sonuç çıkıyor: "Tüm kahramanlar adına oldukça girdaplı, medcezirli, kimi zaman tatlı, kimi zaman acı bir hayat hikayesi." (Mustafa Gökduman)

“_Ben sevginin gözü kör zannederdim. _Güzelliklere değil, kusurlara kördür.” Merhaba, ben geldim. Henry James’den Güvercinin Kanatları ile. Yazardan ilk kitabım, sanırım yanlış kitaptan başladım. Bir klasik için kötü yazmak hoşuma gitmese de okurken hissettiğimi doğru aktarmamın önemli olduğunu düşünüyorum. Öncelikle konudan biraz bahsedeyim. Güzel kızımız Kate ile yakışıklı ama fakir oğlumuz Densher’in aşklarını, Millly adında zengin ve hasta kız ile Kate’in teyzesi arasında geçen olayları konu alıyor. Gelenekçi İngiliz aile içi hikâyenin aktarıldığı 616 sayfalık bir metin. Her ne kadar durum anlatımlarını olay anlatımlarına tercih etsem de olay örgüsünün az olması romana ısınmam konusunda yeterli olmadı. Tercüman Roza Hakmen olmasına rağmen çeviride mi sorun var diye düşünmeden edemedim. Anlatının kopuk kopuk olması nedeniyle asla içine giremedim. Bu kadar kalın bir kitap okuyup ne okuduğumu anlatamayacak kadar maalesef silik bir metin olarak kaldı bende. Okumaktan haz almanın bir yolu da doğru zamanda doğru kitabı okumaktır ya belki ben yanlış zamanda okudum, bilemiyorum. Sevgiler, (Huri Demirci)

BEN BURAYA NİYE ÇIKTIM? NİÇİN ÇIKTIM?: Ah yaralı gönlüm... Hasan Ali YÜCEL klasiklerinden görünce alıp okumak istedim. Dedim kaliteli kitaptır. Allah beni alsın. Okurken vucudumdan parça kopartıyordum, Canımın yanması kitabı okumamın eziyetinden daha baskın gelsin diye. Yazar bir de utanmadan bu eziyeti açıklamaya çalışmış. " Evet saçma kitaptı ama niye kızıyorsunuz arkadaşlar ben burda saf iyiliği nakşettim" gibi açıklama yapmış. REZİLL TEZ VURUN KELLESİNİ (Bilal Köse)

--reklam--

Güvercinin Kanatları PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Henry James - Güvercinin Kanatları kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Güvercinin Kanatları PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Henry James Kimdir?

1843'te New York'ta doğdu. Babası dönemin önde gelen dinbilimci ve filozoflarındandı; ağabeyi William da tanınmış bir filozoftu. New York'ta başladığı eğitimine Londra, Paris ve Cenevre'de devam etti. 1862'de Harvard'da Hukuk Fakültesi'ne girdi. 1865'ten itibaren dergi ve gazetelerde kısa hikayeler yazmaya başladı. 1875'te bir seneliğine Paris'e taşındı, burada Flaubert, Turgenyev ve dönemin ünlü yazarlarıyla tanıştı. Ertesi yıl Londra'ya geçti, 1915'te İngiliz vatandaşı oldu ve 1916'da öldü. Kısa hikayeler, oyunlar, eleştiriler, seyahat kitapları ve özyaşam öyküsü dışında yirmi roman yazdı.

19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında edebiyat eleştirileri, romanlar ve kısa hikâyeleri ile ünlendi. Ana tema olarak insan bilincini işleyen James, hayatın çoğunu Avrupa'da geçirdikten sonra, ölümünden kısa bir süre önce İngiliz vatandaşı oldu. Psikoloji biliminin kurucularından sayılan William James'in kardeşidir. The Ambassadors, Daisy Miller, The Turn of the Screw ve Portrait of a Lady gibi klasik eserleri bulunmaktadır. Eserlerinden Bir Kadının Portresi'nin sinema uyarlamasında ünlü aktrist Nicole Kidman başrolü oynamıştır. Romanlarında çoğunlukla kadına ve kadınların iç dünyalarına göndermelerde bulunmuştur. Eserlerinde resim kullanmayı sevmez.

--reklam--

Henry James Kitapları - Eserleri

  • Yürek Burgusu
  • Daisy Miller
  • Bir Hanımefendinin Portresi
  • Son Derece Tuhaf Bir Durum
  • Geçmişin İzi
  • Ustanın Dersi
  • Washington Meydanı
  • Kısa Romanlar Uzun Öyküler
  • Dostlarımızın Dostları
  • Güvercinin Kanatları
  • Aspern' in Mektupları
  • Pandora
  • Ormandaki Canavar
  • Tutkun Seyyah
  • Halıdaki Motif
  • Bir Başyapıtın Öyküsü
  • Amerikalı
  • Hayalet Hikayeleri
  • Güven
  • Kurgu Sanatı
  • Tutku
  • Portreler
  • The Ambassadors
  • Altın Kase
  • Londra Kuşatması
  • Yürek Burgusu - Ormandaki Canavar - Daisy Miller
  • The Jolly Corner
  • Poynton’daki Ganimetler
  • A Bundle of Letters

--reklam--

Henry James Alıntıları - Sözleri

  • "Yitirecek bir şeyim olduğunu sanmıyorum, ancak, kuşkusuz, kazanacak bir şeyim var" dedi Newman (Amerikalı)
  • Fransızca bilir misin evladım? (Son Derece Tuhaf Bir Durum)
  • "Beni muhtemelen, asla anlamayacaksın; zaten anlasan da bu neyi değiştirir ki?" (Pandora)
  • -sahte tanrılara tapınmanın hüzünlü, acınacak bir görüntüsü olmayın. (Ustanın Dersi)
  • "....Bir insanı on yıl önce olduğu yere geri götürmek çok korkunç...." (Ormandaki Canavar)
  • Nasıl böyle kötü , böyle acımasız olabilirsin ? Ben ne yaptım ki sana ? Neden rahat bırakmıyorsun beni ? Her şeyi bozacağından korkuyorum, çünkü sen elinin değdiği her şeyi bozarsın ! (Washington Meydanı)
  • İnsan inandığı tanrıyı savunmaz: İnsanın tanrısı, kendi içinde bir savunmadır zaten. (Aspern' in Mektupları)
  • Hoşnutsuzluğunu iki üç dilde akıcı olarak anlatabilir; işte entelektüellik budur. Ben İngilizce dışında küfredemediğim için, bana tam anlamıyla veryansın ediyor. (Amerikalı)
  • “Ruhun ölümsüz bir şey olduğuna hiç inanmıyorum. Yok edilebileceğine inanıyorum. “ (Bir Hanımefendinin Portresi)
  • Kitap yazmak, eğer biri büyük bir dâhi değilse - hatta olsa bile - zenginliğe giden son yoldur. (Aspern' in Mektupları)
  • İlk belirtilerini gösteren olağanüstü olaylara karşı tavır takınmak için olağanüstü olmam gerekiyordu. (Yürek Burgusu)
  • Bazen takip edemeyeceğimiz yollara sapıyoruz. .... ~... (Geçmişin İzi)
  • "En iyi şeyi yapmış olmanın verdiği his - sanatçının gerçek hayatı olan ve yokluğunun sanatçının ölümü olduğu hissi; doğanın entelektüel çalgısında gizlediği harika bir müzik parçasını çıkarma ve onu çalınması gerektiği gibi çalma hissi." (Ustanın Dersi)
  • "Nasıl da acımasız geçiyor zaman, değil mi? Kendi kendine mi geçiyor; fark edilmeden, ölçülüp biçilmeden? (Tutkun Seyyah)
  • Sen öyle benden bir parçasın ki; kendi içinde bulunan ancak benim varlığımın sonucu olan bir şey gibi. (Ormandaki Canavar)
  • Newman, düşündüğü gibi, kendini suyun akışına bırakmaya karar vermişti, akıntıya kapılınca çığlık atmayacaktı. (Amerikalı)
  • Bir kadının güzelliğini ayrıntılarıyla anlatmaya ya da çürütmeye kalkışmanın temelinde bir kabalık hatta felsefeye ters düşen bir şeyler vardır ve bir erkek sonuçta çeşitli hatların toplamının bütünü oluşturmadığını farkedince tam anlamıyla layığını bulur. (Bir Başyapıtın Öyküsü)
  • Onunla birlikteyken her şey çok yolunda ama ondan uzaktayken sanki canlıların dünyasından dışlanmışım gibi hissediyorum kendimi. (Bir Başyapıtın Öyküsü)
  • Hiçbir mutluluk coşkusu, içindeki iyi bir insanın aldatılmış olduğu duygusunu gideremeyecekti. (Amerikalı)
  • “Demek insan hayran olsa da ihtiyatı elden bırakmamalı.” (Halıdaki Motif)