Kitap Künyesi
Yazar: Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır
Yayın Evi: Azim Dağıtım
İSBN:
Sayfa Sayısı: 565
--reklam--
Hak Dini Kur'an Dili 3. Cilt Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Hak Dini Kur'an Dili Elmalı Tefsiri
Osmanlı ulemasının en önemli şahsiyetlerinden biri olan Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, ömrünü
İslam dinine adamış; üstün yetenekleri, muhakeme gücü, dehâ çapındaki zekâsı, ilmi ve kültürüyle ün salmış büyük din alimidir. Süleymaniye Medresesi Müderrisliği vazifesinde de bulunan Elmalılı Hamdi, ilmi hizmetleri sebebiyle, Osmanlı nişanı ile ödüllendirilmiştir.
Muhammed Hamdi, 1926'da yazımına başladığı, sabırla ve itinayla sürdürdüğü "Hak Dini Kuran Dili" adlı tefsirini, on iki yıllık uzun bir sürede tamamlamıştır.
--reklam--
Hak Dini Kur'an Dili 3. Cilt Alıntıları - Sözleri
- 17. Muhakkak ki, "Allah, ancak Meryemoğlu İsa Mesih'tir" diyenler kâfir olmuştur. (Onlara) de ki: "Allah, Meryemoğlu İsa Mesih'i, anasını ve bütün yeryüzündekileri helak etmek istese O'na kim engel olabilir?" Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin mülkiyeti sadece Allah'a aittir. O, dilediğini yaratır. Allah, her şeye kadirdir.
- Allah'ı sevenler, hiç Allah'a karşı çıkar, günaha girer mi?
- "Sizin hoşunuza gitse de, inanan bir cariye, Allah'a ortak koşan bir kadından daha hayırlıdır." (Bakara,2/221)
- Ey inananlar, kendinize dikkat edin. Siz doğru yolda olduğunuz takdirde doğru yoldan sapanlar size zarar veremezler. Hepinizin dönüşü Allah'adır. Yaptıklarınızı size O haber verecektir.
- Ni'met-ü saadetin en büyüğü şükrandır.
- Meryem'in oğlu Mesih başka bir şey değil, ancak bir Resul(peygamber) dür. Allah Mesih'in eliyle ölüye can verdiyse ondan önce Musa'nın elinde asâya can vermiş ve onu koşan bir ejderha yapmıştı ki, bu daha şaşırtıcıdır. Allah Mesih'i babasız yaratmış ise, Âdemi babasız ve anasız yarattı ki, bu daha gariptir.
- 50- Yoksa cahiliye hükmünü mü arıyorlar? Kesinlikle bilen bir toplum için Allah'tan daha güzel hüküm veren kim olabilir? (Maide)
- Hz. İsa'ya kâh Allah diyorlar, bazan Allah'ın oğlu diyorlar, bazan da üçün üçüncüsü anlamına gelen "sâlisü selâseh" diyorlardı. Allah'dır demelerine, "Çünkü ölüleri diriltirdi, hastaları iyi ederdi, gaipten haber verir, çamurdan kuş şekli yapar, ona üfler, o da canlanır uçardı." diye delil getirirlerdi. Allah'ın oğlu iddiasına, "Çünkü belli bir babası yoktu." diye delil getirirlerdi. Sâlisu selâse, yani üçün üçüncüsü sözüne de, "Çünkü Allah yaptık, kıldık, diyor. Eğer bir tek olsaydı 'yaptım' derdi." diyerek delil getiriyorlardı. Bunun üzerine Hz. Peygamber onlara: اسلموا "İslâm'a giriniz!" buyurdu. Onlar "Biz senden önce İslâm'a girmişiz" dediler. Resulullah (s.a.v.) efendimiz, "Yalan söylediniz, siz Allah'a oğul isnad edip dururken İslâmınız nasıl sahih olur." buyurdu. Onlar, "İsa Allah'ın oğlu değilse, o halde babası kim?" dediler. Daha sonra Hz. Peygamber onlarla şöyle münazaraya başladı: Resulullah: "Bilmiyor musunuz Allah diri ve ölümsüzdür. İsa'ya yokluk ârız olur mu?" diye sordu. Onlar: "Evet" dediler. Resulullah: "Bilmiyor musunuz, babasına benzerliği olmayan hiçbir çocuk yoktur." dedi. Onlar: "Evet yoktur." dediler. Resulullah: "Bilmiyor musunuz, Rabbimiz her şey üzerine kayyumdur, (görüp, gözeten ve yöneten demektir), onu korur, rızıklandırır; halbuki İsa bundan hiçbir şeye malik midir?" dedi. Onlar: "Hayır, malik değildir." dediler. Resulullah: "Bilmiyor musunuz, Allah Teâlâ'ya yerde ve gökte hiçbir şey gizli değildir. İsa ise bunlardan yerdi, içerdi ve hades yapardı. Bunu da biliyorsunuz değil mi?" diye sordu. Onlar: "Evet" dediler. Resulullah: "O halde İsa, sizin zannettiğiniz gibi nasıl olur?" buyurdu. Bunun üzerine onlar sükût ettiler.”
- Allah yolunda hiç bir fedakarlıktan çekinmemeli ve evlenme kuralına uymakla nüfusun çoğalmasına önem vermeli ve bunların ilâhî bir terbiye ile yetişmesine çok dikkat etmeli ve evlenmeye sevk eden, yaratılıştan gelen meyilleri, kötüye kullanmaktan sakınmalıdır. İşte bu şekilde bu günkü bir kaç insan yarın dünyaları fetheden ve İslâmiyeti yükselten büyük bir ümmet olabilir. Ve ahirette en büyük mutluluğu elde eder. Bu gerçekten dolayıdır ki, Allah'ın elçisi şöyle buyurmuştur: تَنَاكَحُوا تَنَاسَلُوا فَاِنِّى اُبَاهِى بِكُمُ اُْمَمَ يَوْمَ الْقِيَمَةِ وَلَوْ بِالسَّقْطِ "Evleniniz ki üreyip çoğalasınız. Çünkü ben kıyamet günü düşük çocuk bile olsa diğer ümmetlere karşı sizinle iftihar ederim.
- Kadın bir kaburga kemiği gibidir. Kadın bir kaburga kemiğinden, bir eğri kaburga kemiğinden yaratıldı, onu doğrultmaya kalkarsan kırarsın, kırılması da boşanmasıdır." Buhari, Nikah 79; Müslim, Redâ 65; Tirmizî, Talâk 12; Dârimî, Nikah 45; Ahmed b. Hanbel, II, 428,449,530, V, 164. buyurulmuştur. Burada eğri kaburga kemiği, bu yarılmaya işaret etmekle beraber erkekle kadın arasındaki tabiat uyumsuzluğuna ve kadınların erkekleştirilmeye kalkışılması, onları kırıp atmak demek olduğuna dair uyarıyı içeren bir misaldir. Bundan başka bu kısımlara ayrılmanın, cennetteki yaratılış başlangıcında meydana geldiği de hadislerde yer almıştır.
- Dişi, erkekten daha zayıf ve daha yufka yürekli daha muhtaç bir yaratılışta olduğuna göre mirastan hissesi erkekten daha fazla olması, hiç olmazsa eşit gözetilmesi gerekmez mi? Bundan dolayı erkeğin payının iki kat olmasında hikmet nedir? Zamanımızdaki insanların kafalarını meşgul eden bu soruyu müfesirler ve fakihler söz konusu ederek hikmetini açıklamışlardır. Şöyleki: İlk önce: Sûrenin başından beri de anlaşıldığı üzere genel olarak erkek ile dişinin aile hayatına girmeleri istenmektedir. Miras da buna göre düzenlenmiştir. Halbuki aile hayatında harcama sorumluluğu erkeğe yüklenmiştir. Erkek bir kendisi, bir de eşi olmak üzere en az iki kişiyi besleyecektir. Bundan dolayı erkeğin masrafı çok, kadının ki ondan az olacaktır, masrafın ise gelir ile orantılı olması gerekir. Masraf, erkeğe yüklenirken gelir dağıtımında kadına fazla veya eşit verilmesi hem iktisat kanununa, hem de adalet ve hakka aykırı bir zulüm olur. Ve aslında o zaman, hukuki eşitlik esası bozulmuş olur. Bundan dolayı mirastaki bu fazlalık, kadınların faydası ve ihtiyaçlarına eşit olarak nafakalardaki yükümlülük farkının denkleştiricisi olmak üzere böyle bir hukuki ve iktisadi dengeyi temin ederek adalet ve eşitlik kanunlarının ince bir tatbikatını kapsamaktadır.
- Allâh sizlere bilmediklerinizi bildirmek ve sizden öndekilerin yollarını göstermek ve salâha rücuunuzu görerek günahlarınızı bağışlamak diliyor, Hem Allâh alîmdir hakîmdir
- “Haberiniz olsun ki Allâh size şunları emrediyor: Emanetleri ehline veresiniz ve insanlar arasında hükmettiğiniz vakit adaletle hükmedesiniz, hakikat Allâh size ne güzel va'z veriyor, şüphesiz ki Allâh semi', basır bulunuyor”
- ...her kim Allah'ın elçisine itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur. وَمَنْ تَوَلَّى Her kim de nefsine uyar, itaatten yüz çevirirse onu kötülüklerden koruyacağım diye uğraşma. فَمَا اَرْسَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ حَفِيظًا Çünkü biz seni onların başına bir koruyucu olarak göndermedik, elçi olarak gönderdik. Artık onlar, kötülük kaynağı olan nefislerdir, elbette kötülükleri yapacaklardır.
- “Sana gelen her iyilik, her menfaat, itaat ve mükafat Allah'tandır, çalışıp kazanman olsa da olmasa da Allah'tandır. Çünkü Allah dilemeyince hiçbir şey olmaz. Allah Teâlâ Rahman ve Rahim olduğu için de iyilikler O'nun irade ve takdirine, yaratma ve var etmesine dayanmakla beraber, O'nun rızasına da tamamen uygundur. Bunun için insanın çalışıp kazanmasıyla ilgili olmayan iyilikler yalnız Allah'ın ihsanı olduğu gibi, insan iradesiyle ilgili iyilikler de Allah'ın takdir ve yaratmasına, hükmünü yürütmesine ve başarılı kılmasına, irade ve rızasına uygun olması hasebiyle yine O'nun bir ihsanıdır. Bunun için sübjektif, objektif, maddî, manevî, çalışılarak kazanılan ve çalışmadan elde edilen mutlak şekilde bütün iyilikler Allah'tan bilinmelidir. وَمَا اَصَابَكَ مِنْ سَيِّئَةٍ فَمِنْ نَفْسِكَ Başına gelen her kötülük ise kendi nefsindendir, kendi günah veya kusurundandır. Gerçi كُلٌّ مِنْ عِنْدِ اللَّهِ "Hepsi Allah'tandır." âyeti gereğince bu da Allah katındandır. Allah takdir ve irade etmemiş olsaydı bu da olamazdı. Fakat bunda yapma veya terk etme yönünden mutlaka senin sebep olman vardır. Bunun esası senin kendin, senin arzun veya senin kusurun, senin hatan veya senin acizliğin ve senin özündür. Çünkü sen başlangıçta kendi nefsinde ve aslında her şeye gücü yeten ve varlığın başlangıcı olsaydın elbette kendine hiçbir günahı yaptırmazdın ve hiçbir taraftan sana bir zararın gelmesi ihtimali olmazdı. Bundan dolayı birinci derecede günahların kaynağı, yokluğun aslı ve yalnız mümkün olan yaratıkların mahiyyetinin kendi acizliğidir.”
--reklam--
Hak Dini Kur'an Dili 3. Cilt İncelemesi - Şahsi Yorumlar
--reklam--
Hak Dini Kur'an Dili 3. Cilt PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır - Hak Dini Kur'an Dili 3. Cilt kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Hak Dini Kur'an Dili 3. Cilt PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır Kimdir?
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, (d. 1878, Antalya – ö. 27 Mayıs 1942, İstanbul), Türkçe Kur'an tefsirlerinden birini telif etmiş din adamı, tercüman ve hattat. Okan Bayülgen'in öz dedesidir.
1878'de Antalya'nın Elmalı kazasında doğdu. Ailesi aslen Burdurlu olup, babası Hoca Numan Efendi'dir. Numan Efendi daha küçük yaşlardayken Burdur'un Gölhisar kazasının (Yazır Türkmenlerince kurulmuş) Yazır Köyü'nden ayrılarak Elmalı'ya gelmiş, tahsilini orada tamamlamış, Şeriye Mahkemesi başkâtibi olmuştur. Annesi Elmalı alimlerinden Esad Efendi'nin kızı Fatma Hanım'dır.
Türkçenin yanında Arapça ve Farsça ile şiir yazacak kadar üst seviyede bir bilgiye sahipti. Ancak yazılarında sade bir Türkçe kullanmıştır. Bunların yanı sıra Fransızca da bilmektedir. "El-metalip ve'l-mezahip" adında Fransızcadan tercüme ettiği bir felsefe tarihi kitabı vardır.
Muhammed Hamdi Yazır, ilk ve ortaokul tahsilini Elmalı'da Rüşdiye Mektebi'nde gördü. Hafızlığını da tamamladıktan sonra, Arapça okudu ve İslami ilimleri öğrenmek için, dayısı Hoca Mustafa Sarılar Efendi ile birlikte 1895'de İstanbul'a geldi. Kayserili Mahmud Hamdi Efendi'nin Beyazıt Camii'ndeki derslerine devam etti. Oflu Mahmut Kamil Efendi'den fıkıh dersleri aldı. Devrin ileri gelen değerli hocalarından ders görerek icâzet aldı.
Mekteb-i Nuvvab'a girdi ve buradan birincilikle mezun olarak kadılık icazeti aldı. 1905'ten itibaren Beyazıt Camii'nde talebelere ders vermeye başladı ve bu hizmeti 1908 yılına kadar devam etti. Bu arada Şeyhülislamlık'ta Mektubi Kalemi'ne dahil edildi. Bir yandan da Nuvvab'da ve Mülkiye Mektebi'nde ahkam-ı evkaf, Medrese-t-ül Vaizin'de fıkıh, Süleymaniye Medresesi'nde mantık derslerini okutmayı sürdürdü. 1908 yılında dersiâm oldu. Devrin ünlü hattatları Sami Efendi ve Bakkal Arif Efendi'den hat dersleri aldı. Mustafa Kemal Atatürk'ün Kur'an-ı Kerim'i ilk kez Türkçe tefsir etmesi için vazifelendirdiği Mehmet Akif Ersoy'dan sonraki ikinci kişidir.
II. Meşrutiyet'in ilanından sonra Meclis-i Mebusan'a Antalya mebusu olarak girdi. Şeyhülislam fetvayı vermediği için, 1. Fetva Emini olarak II. Abdülhamit'in tahttan alınması için gereken fetvayı İttihad Terakkicilerin isteği doğrultusunda yazdı. Daha sonra da karşı cephede olan Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nda faaliyetlerini sürdürdü. Daha sonra sırasıyla, Dar-ül Hikmet-ül İslamiye azalığına (Ağustos 1918), Nisan 1919'da bu kurumun başkanlığına tayin edildi. Damat Ferit Paşa'nın kabinelerinde Evkaf (Vakıflar) Nazırı olarak vazife yaptı. Eylül 1919'da Ayan Meclisi üyeliğine getirildi. İttihat ve Terakki'nin ilim şubesinde vazife yaptı.
1909 yılında Mülkiye Mektebi'nde Ahkâm-ı Evkâf ve Arâzî dersleri okutmuş ve yine aynı yıllarda Mekteb-i Kuzâtta "Fıkıh" dersleri vermiştir. Daha sonra Darü'l-Hikmeti'l-İslâmiye (Şeyhü'l-İslâmlığa bağlı Yüksek Müşavere Heyeti) üyeliğine ve bir müddet sonra da başkanlığına tayin edilmiştir. I. Dünya Savaşı'ndan sonra Evkaf Nazırlığı'nda bulunmuş ve bu sırada Âyan Meclisi üyesi olmuştur.
Varlığın ve bilginin bilimsel olarak araştırılması (Felsefe) ile de ilgilenen Elmalılı Hamdi Yazır, batılı yazarların eserlerini de tercüme etmiştir. Bu eserlerde ileri sürülen konulara eleştirel yaklaşım sergileyen Elmalılı Hamdi Efendi, felsefe ve din arasında cereyan eden tartışmalara çözüm bulmaya çalışmıştır. Filozofların gerçeği kavrayamadıklarını belirtmiş, akıl ile iman bütünleştiği zaman gerçeğin kavranıp doğrulanabileceği fikrini savunmuştur.
Cumhuriyetin ilanı esnasında Medrese-t-ül Mütehassisin'de mantık dersleri okutuyordu. Damat Ferit Paşa kabinelerindeki görevi dolayısıyla, bu kabinelerin Milli Mücadele aleyhine verdiği kararlarda sorumluluğu bulunduğu gerekçesiyle gıyabında idama mahkûm edildiyse de, aynı zamanda yeğeni Emin Paksüt'ün kayınpederi olan Kel Ali'nin başkanlık ettiği Ankara İstiklal Mahkemesi'nde yapılan muhakemesinden sonra suçsuzluğu tespit edilerek beraat etti.
Elmalılı Hafız Muhammed Hamdi Yazır, Uzun zaman devam eden kalp yetmezliği rahatsızlığından ötürü Erenköy'de 27 Mayıs 1942'de vefat etti. Kabri Sahrayı Cedit Mezarlığı'ndadır.
Beyânül-Hak ve Sebîlürreşad dergilerinde Küçük Hamdi veya Elmalılı Küçük Hamdi mahlası ile makalelerini yayınlanmıştır. Tefsirinde ise Elmalılı Hamdi Yazır imzasıyla eserini yayınlamıştır.
--reklam--
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır Kitapları - Eserleri
- Kuran-ı Kerim Türkçe Meali
- Hak Dini Kur'an Dili (10 Cilt Takım)
- Kur'anı Kerim ve Satır Arası Kelime Meali
- Hak Dini Kur'an Dili 1. Cilt
- Hak Dini Kur'an Dili 2. Cilt
- Hak Dini Kur'an Dili 3. Cilt
- Hak Dini Kur'an Dili 4. Cilt
- Hak Dini Kur'an Dili 5. Cilt
- Hak Dini Kur'an Dili 6. Cilt
- Hak Dini Kur'an Dili 7. Cilt
- Hak Dini Kur'an Dili 8. Cilt
- Hak Dini Kur'an Dili 9. Cilt
- Hak Dini Kur'an Dili 10. Cilt
- Makaleler II
- 41 Yasin
- Yasin-i Şerif (Fihristli, Mealli ve Türkçe Okunuşlu) - Orta Boy
- İslam Düşüncesinin Problemlerine Giriş
- İhlas Suresi Tefsiri
- Kur'an Meal Defter
- Hak Dini Kur'an Dili Tefsiri (13 Cilt Takım) (Osmanlıca)
- Osmanlı Anayasasına Dair
- Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meâli
- Hak Dini Kuran Dili Meali (Ciltli-Şamua-Büyük Boy)
- Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Meali (Hafız Boy)
- Osmanlı Vakıf Hukukuna Giriş: Ahkam-ı Evkaf
- Açıklamalı Kur’ân-ı Kerim Meali
- Kur’an-ı Kerim’in Yüce Meali
- Meşrutiyetten Cumhuriyete Makaleler
- Hak Dini Kur'an Dili
--reklam--
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır Alıntıları - Sözleri
- Allah size imanı sevdirdi, sevgili kıldı, dolayısıyla iman etiniz, bu gösteriyor ki, iman etmek için yalnız bilgi yeterli değil, bir iradenin fiil olabilmesi için sevmek de gereklidir. Bundan dolayı dinin başı muhabbettir, sevgidir. (Hak Dini Kur'an Dili 7. Cilt)
- “Kâinat onun delili iken o da kâinatın şahidi ve nurudur. “ (Hak Dini Kur'an Dili 1. Cilt)
- Hakkı bâtıl, bâtılı hakk yapmaya çalışanlar, haysiyyet-i ilmiyyeden âri birer Tağutturlar. (Hak Dini Kur'an Dili 4. Cilt)
- ... Kur'ân'ın tercümelerine de bu hakimiyet isnad edilemez ve tercümelerden doğrudan doğruya hüküm çıkarmaya kalkışmak da doğru olmaz. Hüküm ancak Arapça indirilmiş olan aslına aittir. (Hak Dini Kur'an Dili 6. Cilt)
- Eyvah bize! Keşke Allah'a itaat etseydik, peygamber'e de itaat etseydik! derler. Ahzâp Suresi : 66 (Hak Dini Kuran Dili Meali (Ciltli-Şamua-Büyük Boy))
- Kur'an hadîka-i vücudda açılmış hakîkî ve misalsiz bir gül farz edilirse, en güzel tercemesi nihâyet onun dest-i mahâretle yapılmış bir resmine benzetilebilir ki bunda aslının ne maddesi, ne kuvveti, ne nü`ûmeti, ne nümuvvu, hâsılı ne yağı, ne râyihası hiçbirisi bulunamaz. (Hak Dini Kur'an Dili 1. Cilt)
- Kadıhan Fetâvâ'sında "Bir adam, kardeşinin günah ve kusurlarını ona özen gösterdiği için söylerse o gıybet olmaz. Gıybet ancak öfke şekliyle sövme kastedilerek anmaktır diye zikredilmiştir. Bundan dolayı kötülüğü gidermek için veya fetva almak için veya şerrinden korunmak için yahut 'topal" demek gibi tarif için olursa gıybet olmaz. Bunun gibi, işlediği fıskı, zulmü açıklayan bir kimse olur da onun fıskını, zulmünü anarsa yine gıybet olmaz. Lâkin başka bir ayıbını zikrederse gıybet olur. (Hak Dini Kur'an Dili 7. Cilt)
- Eğer kulumuza (Muhammed'e) indirdiğimiz (Kur'ân) hakkında şüphede iseniz, haydin onun benzeri bir sûre getirin ve eğer doğru söyleyenler iseniz, Allâh'tan başka şahitlerinizi çağırın (ve bunu ispat edin). (Kur’an-ı Kerim’in Yüce Meali)
- Eğer imân etmiş kimseler iseniz, kendisinden korkmanıza, ALLÂH daha lâyıktır. (Kur’an-ı Kerim’in Yüce Meali)
- Ğaşiye Suresi 11.ayet:Orada(cennet)boş bir söz işitmez. -Burada manaya boş fiiller de dahildir. 1)"Cennetdeki mutluluk dünyadaki gibi boş eğlencelerden olacakmış gibi bir kuruntu ihtimalini savmak anlamını taşıyor." Böyle olduğu için cennetde sıkılma gibi bir durum söz konusu değildir. 2)"Hayat aslında çalışmak demek olduğu için, gerçekte hayatın zevki, gayesine yönelik olarak çalışma zevkinden ibarettir. " Yani sıkılmak insanın, insanlığına karşı zıt bir tavır almasının sonucu ortaya çıkar, varlık gayesini anlayan insan için sıkılmak yoktur. (Hak Dini Kur'an Dili 9. Cilt)
- Ni'met-ü saadetin en büyüğü şükrandır. (Hak Dini Kur'an Dili 3. Cilt)
- Âlûsî der ki: "Kul her ne kadar çok çalışsa da, Mabud'un celaline layık olanı, gereği gibi yerine getirmede kusurdan uzak olamayacağına işaret için birçok taatlardan sonra istiğfar da meşru kılınmıştır. Onun için zikretmişlerdir ki, farz namazı kılan kimse için akabinde üç defa istiğfar etmesi, teheccüd kılanın seher vakitleri dilediği kadar istiğfar etmesi ve hacının hacdan sonra istiğfar etmesi meşru kılınmıştır. “Seherlerde istiğfar ediciler.”( Âl- i İmran, 3/17), “Sonra insanların akın akın döndüğü yerden siz de akın edin ve Allah'tan mağfiret dileyin, şüphesiz Allah bağışlayan, esirgeyendir." ( Bakara,2/199). Aynı şekilde abdestin sonunda ve her toplantının bitiminde istiğfarın meşru olduğu da rivayet olunmuştur. Resulullah herhangi bir toplantıdan kalkarken de سبحانك اللهم وبحمدك أستغفرك وأتوب إليك “Allah'ım! Seni hamdinle tesbih ederim Senden bağışlanma diler, sana tevbe ederim.” derdi. Bu şekilde istiğfar emrinden, anlaşıldığı nakledilen vefat haberine bir remiz var demektir. Meşhuru da bu işaret, dinin emrinin kemal bulmasıyla davet görevinin tamama yaklaşmış olduğuna delaletten anlaşılmıştır." (Hak Dini Kur'an Dili 10. Cilt)
- hayat her şeydir ve her şey, Allah'ın gücüyle ayaktadır. (Hak Dini Kur'an Dili 2. Cilt)
- 4) Dosdoğru bir yol üzerindesin. 5) Bu Kur'ân yenilmez güç ve sonsuz merhamet sahibi olan Allah'ın indirdiği bir kitaptır. (41 Yasin)
- "Hem benim neyime ki ibadet ve kulluk etmeyeyim. O beni yaratana? Halbuki hep döndürülüp ona götürüleceksiniz." (Hak Dini Kur'an Dili 7. Cilt)
- Allah'ın mescidlerini içlerinde ismi ilahi zikredilmekten men eden ve o mescidlerin maddeten veya manen harab olmasına, yıkılmasına veya muattal kalmasına veya mescidlikten çıkarılmasına çalışandan daha zalim kim vardır? Ve böyle zalimlerin cennet ile münasebeti nedir? (Hak Dini Kur'an Dili (10 Cilt Takım))
- Ama insan, her ne zaman Rabbi onu sınayıp da ikramda bulunur, nimet verirse, “Rabbim bana ikram etti.” der. Ama her ne zaman da sınayıp rızkını daraltırsa, o vakit de, “ Rabbim beni zillete düşürdü.” der. (Kur'an Meal Defter)
- Ağaçtan beklenen meyvesi olduğu gibi, imandan beklenen de güzel ameldir ve Allah'a yaklaşmak da onunladır. (Hak Dini Kur'an Dili 1. Cilt)
- "O gün insanlar, her biri bir taraftan uçuşan küçük kelebekler gibi olacaktır."Kâri'a Sûresi/4 (Kur'anı Kerim ve Satır Arası Kelime Meali)
- Kadın bir kaburga kemiği gibidir. Kadın bir kaburga kemiğinden, bir eğri kaburga kemiğinden yaratıldı, onu doğrultmaya kalkarsan kırarsın, kırılması da boşanmasıdır." Buhari, Nikah 79; Müslim, Redâ 65; Tirmizî, Talâk 12; Dârimî, Nikah 45; Ahmed b. Hanbel, II, 428,449,530, V, 164. buyurulmuştur. Burada eğri kaburga kemiği, bu yarılmaya işaret etmekle beraber erkekle kadın arasındaki tabiat uyumsuzluğuna ve kadınların erkekleştirilmeye kalkışılması, onları kırıp atmak demek olduğuna dair uyarıyı içeren bir misaldir. Bundan başka bu kısımlara ayrılmanın, cennetteki yaratılış başlangıcında meydana geldiği de hadislerde yer almıştır. (Hak Dini Kur'an Dili 3. Cilt)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin