Kitap Künyesi

Yazar: Işık Ergüden

Yayın Evi: Sel Yayıncılık

İSBN: 9789755708454

Sayfa Sayısı: 180

--reklam--

Hapishane Çağı Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Tıpkı okul ve kışla gibi, muktedirin ideolojik yapısını bütün çıplaklığıyla yansıttığı hapishane, yukarıdan aşağı örgütlenen toplumsal şiddetin hem bir parçası hem de yeniden üreticisidir. Suç ve suçlu kavramı yüzyıllar içerisinde değişmişse de“içerdeki” her zaman siyasal iktidarın düşman bellediği kesim ve sınıflar olmuştur. “Suç”un kendisini oluşturan faktörleri sorgulamadan normalleştirilen “suçlu’yu ne yapacağız” sorusu ise iktidara, günü geldiğinde herhangi birimizi suçlu ilan edebilecek bir meşruiyet sağlar. Üstelik insanı, belirli bir mekâna kapatarak “tedavi” ya da “ıslah” edeceğini iddia edenlerin “suç”larını da ortadan kaldırır.

Cezaevlerinin tarihi şiddet ve baskı kadar direnişin de tarihidir. Işık Ergüden, koşulların iyileştirilmesi, somut taleplerin karşılanması, hak ihlallerinin azaltılması için verilen mücadeleleri elbette yadsımadan, hapishane ve kapatılma kavramının kendisini, hapishanesiz bir toplumu düşünmeye; sistemin medya ve teknoloji dahil bütün aygıtlarıyla “dışarıda” kapattığı insanı bir kez daha dört duvarın arkasına, görünmezliğe, hem insana hem de insansızlığa mahkûm etmenin insanlıkdışılığını sorgulamaya çağırıyor.

Hapishaneye giren insan tipolojisinin giderek daha geniş bir yelpazeye yayıldığı, neyle suçlandığını bile bilmeyen insanların yıllarca hapis yatabildiği, hukuk sisteminin yerini açıkça bir intikam ve rehine sistemine bıraktığı günümüzde hepimizin ihtiyacı olan bir sorgulama...

--reklam--

Hapishane Çağı Alıntıları - Sözleri

  • İnsan, kendi trajedisine ağlamamayı, yaşamının lirik şiirini, yurtsuzluğuna ve kopukluğuna övgü yaparak taşımayı bilmelidir.
  • Sistem açısından ne işlenen suç ve verilen ceza önemlidir, ne de kapatılan kişinin rehabilitasyonu. Önem taşıyan tek şey, sistemin kendi varlığını sürdürebilmesi için birilerini dışlayabilir ve imha edebilir olduğunu göstermek ve böylelikle tehditkár olabilmek, dahası elbette fiilen dışlamak ve imha etmektir.
  • Nihilizmin batağından sağ çıkabildikten sonra artık her şeyi yaşayabilecek durumdadır insan. İster akıntının içinde olsun ister dışında, çoktan ölmüş olduğunu, yaşayan ve hatta coşku duyan kendini seyrettiğini bir tek kendi bilir.
  • Çoğu zaman “dışarısı” da anlam yitimine uğrar; kişinin içerdeyken iyice büzüldüğü imgelemde öyle yoğun bir yaşantı olarak yaşanmıştır ki hiçbir gerçekliğin denk düşme ihtimali kalmamacasına tüketilmiştir.
  • Zaman ölüme doğru işler; yoksunluk koşullarında yapılan her şey ölümü bir adım daha yakınlaştırmaktadır aslında.
  • Sistem, otuzlu yaşlarına geldiğinde çoktan askerliğini yapmış, iş güç sahibi olmuş, çalışan, evli, çocuk sahibi, gündüzleri işe giden, akşamları yemekten sonra televizyonun karşısında uyuklayan, hafta sonu kendince eğlenen, alışveriş yapan, futbol konuşan, dört ya da beş yılda bir oy kullanarak demokrasi oyununa katılan erkekler ve bu ideolojinin fiili ve düşünsel destekçisi kadınlar sayesinde ayakta kalır. Ailede, kreşte, okulda öğretilen budur. Eksik kalan bilgiler de kışlada ki aptallaştırıcı tekrar ve emir-komuta düzeniyle tamamlanınca insan artık işyerine teslim edilebilir hale gelmiş olur. Aksaklık varsa devreye girecek kurumlar bellidir: Klinik, tımarhane, hapishane...
  • Yirmi küsur yıl tecrit hücresinde kaldıktan sonra özgürlüğüne kavuşan alman Kızıl Ordu üyesi "devlet yenildi, ben kazandım" demiştir.
  • Aptallaştırılmış, etikten, değerden yoksun, paradan ve sopadan başka tapacak şeyi kalmamış, ırkçı, milliyetçi bir güruh, hapishaneye herkes kadar yakın ve uzak dururken, kitaba ve düşünceye muhtemelen hep uzak kalacaktır.
  • Hakikati ve adaleti arayanlar ise başka bir dilin peşinde koşarlar: Sesleri az çıkanların, bağırmayanların, işitilmeyenlerin, konuşurken kızaranların, kekeleyenlerin, cümlelerin başını sonunu kaçıranların, uzun uzun susanların, anlattıklarından çok anlatacakları olanların, biçim ve usûl tutturamayanların dili, tutanaklara geçirilemeyenler, gürültü patırtı arasında duyulmayanlar, es geçilenler, görülmeyenler, görünmeyenler, susanlar, kaçanlar, hayata tutunamayanlar, hayata asılamayanlar, başaramayanlar, ellerinden fazlası gelmeyenler, rahatsız etmekten çekinenler... Buralarda dil ikliklerden uzaklaşıverir, başka bir "hikaye" anlatılmaya başlanır; ve işte o zaman, felsefenin, sanatın, edebiyat ve sinemanın dili hakikati ve adaleti arayanlara daha yakın gelebilir
  • Çoğu zaman “dışarısı” da anlam yitimine uğrar; kişinin içerdeyken iyice büzüldüğü imgelemde öyle yoğun bir yaşantı olarak yaşanmıştır ki hiçbir gerçekliğin denk düşme ihtimali kalmamacasına tüketilmiştir.
  • Peki öteki kimdir, içeride kalan mı, dışarıda olan mı? Öteki, tanınan, bilinen, yüzü görülmüş olan mıdır, yoksa özellikle hiç tanınmayan, meçhul olan mı? Öteki kim, düşman mı? Sağ kalan; kimsesi kalmamışsa, yeri yurdu kalmamışsa, gidebileceği, yeniden başlayabileceği bir hayatı kalmamışsa ne yapar? Zaman nasıl akar? Uykudan ve kabuslardan nasıl sığınır uykusuzluğa ya da bir uykudan diğerine nasıl fırlatıp atar kendini? Geri dönen; toplama kampından, hapishaneden gelen; döneceği bir yer varsa, yanına döneceği kimse varsa, ne yapar, birbirlerinin yüzlerine nasıl bakarlar, gündelik hayatın neresine atılır tekrarın ve devamın ilmekleri...?
  • İnsan, kendi trajedisine ağlamamayı, yaşamının lirik şiirini, yurtsuzluğuna ve kopukluğuna övgü yaparak taşımayı bilmelidir
  • Çünkü içindeyken bir şeyin, görmek olanaksızdır onu.
  • Aptallaştırılmış, etikten değerden yoksun, paradan ve sopadan başka tapacak şeyi kalmamış, ırkçı, milliyetçi bir güruh, hapishaneye herkes kadar yakın ve uzak dururken, kitaba ve düşünceye muhtemelen hep uzak kalacaktır.

--reklam--

Hapishane Çağı İncelemesi - Şahsi Yorumlar

bir zaman mekan incelemesinin yanında bir çağ tahlili niteliğinde. çağın hapishanesinde yaşadığımız bedenin sınırlarındaki kapanışımızın en ayrıntısına kadar işleyen yazar zaten bir çok okuduğumuz kitaplarda izleri vardır kaleminin gücündeki gölgesinin hissediyoruz hemen. ışık ergüden... ismini bu kadar iyi taşıyan ve bir o kadarda soy isminin manidarlığı çarptı ilk gözüme . ve kaleme aldığı hapishane çağı oldukça dolgun bir hazine . hapishane gibi bir mekan dan yola çıkıp tecrübeyle sabitlenmiş olan gözlemler sarsılmaz bir tahlil gücünü fark ettiriyor okura. öyle ki toplumsal analizlerin derinliğini işleyiş biçimiyle bir bir aktarıyor hepimizin birer hapis olduğunu. ne kadar özgürüz!? sorusunu sordurtuyor okura. - ki özgürlüğün bile tanımını yapamıyorken halen - özgürlüğü tartabilir miyiz mesela . ölçülebilir bir şey midir özgürlük. yada tanımını yapamadığımız kavramın ne kadarını nasıl sorabiliyoruz?! ölçülmez, tanımsız, soyut bir kavram olan özgürlüğün hapsini yaşıyoruz aslında toplumlar olarak . mevcut olan her sistem- kurum ve de olabilecek kurulacak kurgulanacak her alan bugünün toplumlarını bireylerini hapis etme odağıyla tasarımlaştırılmıştır, tasarlayanlarca... bugün özgür olduğunu iddia eden her kişi-toplum-grup-ideoloji muhakkak bağlıdır aslında bir körlüğe. zaman özgürlük hırsızıdır. zaman tasarımını yapanlar her bir akışı hesaplayıp dağıtmıştır bireylere. zamanı ne kadar özgür kullanabiliyoruz. ... ekonomik dağılımı yönetenler yönetilenleri yönetmenin ötesinde terbiye ederek dağılımları sağlamakta. fakir özgür olduğunu zanneder alamayacağı sahip olamayacağı maliyete çarpana kadar. zenginde aynı sarmal içerisinde özgürlük ahkamı keser ta ki değerinin ölçümün maliyeti ile karşılaşana kadar... işte özgürlüğün paradoksu. hiç birimizin masum olmadığı bir evrede ve de çağda yaşadığımız gibi her birimizin hapis olduğunu ifade ediyor yazar kısaca... uzuncası ise kitapta . iyi seyirler..... (Serdar Tuzer)

KÜÇÜK VE BÜYÜK HAPİSHANE: “İnsan, kendi trajedisine ağlamamayı ,yaşamın lirik şiirini,yurtsuzluğuna ve kopukluğuna övgü yaparak taşımayı bilmelidir.” (shf 174) Özellikle hukuk sistemi ve hapishane ile ilgilenenler için önemli bir çalışma. İlk kez 2007 de yayımlanmış on yıl sonra 2017 de ikinci baskısı yapılmıştır. Yazar kendi ifadesiyle” hapishanenin dünya genelinde ve ülkemizde hayatiyetini hiç yitirmediği için hapishane çağı kavramı da güncelliğini yitirmedi” Bu yönüyle de siyasi ve toplumsal bir sorun olmaya devam ediyor. Aynı zamanda yazar 1979 ile 1991 yılları arasında farklı cezaevlerinde kalmış olması da bir anlamda yaşadıklarını ve gördüklerini yansıtması açısından önemli. Zor koşullarda yaşamış insanlara dair anlatılar duygudaşlık yaratsa da bu kitabın anı kitabı olmadığını vurguluyor yazar. “bu kitapta bir ütopya ihtimali bulunduğundan, kitabın geleceğe ve gençlere ithaf edildiğini ifade ediliyor. Hapishanesizlik özleminden bahsettikten sonra kapatılmanın başlı başına insan varlığına aykırı olduğunu ve bütün insani koşullar var olsa bile bu sorunun devam ettiğini vurgular. Yine kapatılmanın niteliği üzerinde durur ve daraltılmış zaman ve mekanda insanın bir sayıya bir nesneye ve bir eşyaya dönüştüğünü belirtir. Kısa da olsa ; Türkiye de cezaevlerinde geçmişte yaşananlardan özellikle 12 eylülde Diyarbakır ceza evinde ve diğer cezaevlerinde ki işkencelerden ve insanlık dışı muameleden bahsediyor. Hapishane kavramını ikiye ayırıyor küçük hapishane ve büyük hapishane. Büyük hapishaneyi de “ toplumsal ilişkiler” ağı olarak tanımlıyor. İki hapishane arasında ki farklılıkları irdeliyor. Bu yönüyle kitap hapishanenin ya da kapatılmanın tarihsel ve biraz da teknik boyutlarını ve bireyin bunu nasıl algıladığını anlatıyor. Adalet,suç, ceza,hukuk,avukatlık ve mahkeme kavramlarına farklı bir bakış açısı getiriyor. Felsefik ve kuramsal yaklaşımlarda bulunuyor. Yargı üzerinde tarih boyunca politikanın,iktisadın ve dinin her zaman denetim kurmaya çalıştığını belirtiyor. Batı da üçyüz yıllık bir geçmişi olan hapishanenin tarihinden bahsederken suçluyu eğitme ve topluma kazandırmanın ütopik bir açılım olduğunu vurguluyor. İlk hapishanelerden ve Bentham’ın tasarladığı Panoptikon dan bahsettikten sonra, yirminci yüzyılda ve günümüze kadar konunun tarihini,görüşleri ve felsefesini açıklayan yazar, bireyin “tehlikeden” ve “suçtan arındırılma”; “ıslah edilme” ve “disiplin altına alınma” tekniklerini gündeme getiriyor. Hapishanelerin mimari tasarımı, iç mekan düzenlemesi, zaman kavramı, çalışan personel ile tutukların ilişkileri ve kapatılan insanın şeyleşme süreci, hapishane dili ve ruhu da somut bir şekilde sıralanıyor. Hapishanenin duygular üzerinde ki travmatik etkisinin yanında yalnızlığın ve sabrın eğiticiliği, farklı insanlarla kalmanın öğreticiliği ve hapishanenin kimi zaman bir okul olduğunu deneyimlerine dayanarak ortaya koyuyor. (İsmail Hakkı Eröz)

hayat şartları ve kuraları: .... hayatın kuraları ve şartlarını yaşıyoruz kimisi kaderine kimisi eceline gider .::::::::::::::::::::::::::::2018;;;;;;;;;;;;;;;;;;;;;2020............. (Hasan Necimoğlu)

--reklam--

Hapishane Çağı PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Işık Ergüden - Hapishane Çağı kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Hapishane Çağı PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Işık Ergüden Kimdir?

Deneme yazarı, çevirmen. 24 Şubat 1960, İstanbul doğumlu. Tam adı Ali Işık Ergüden. General Galip Ergüden’in oğlu.

Galatasaray Lisesi mezunu. Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümündeki öğrenimini yarım bıraktı. Siyasi faaliyetleri nedeniyle 1979-91 arası hapiste kaldı. Redaktör ve çevirmen olarak yayınevleri ve dergilerde çalıştı. Çalışmalarını İstanbul’daki bir yayınevinde redaktör olarak sürdürdü.

--reklam--

Işık Ergüden Kitapları - Eserleri

  • Sessizliğin Anarşisi
  • Hapishane Çağı
  • Zifir Olsun!
  • Kurgusuz ve Yaşanmamış
  • Kurşunkalemle

--reklam--

Işık Ergüden Alıntıları - Sözleri

  • “Benden günlük şeyleri yaşama yeteneği olan bir insan yarat.” KAFKA (Kurgusuz ve Yaşanmamış)
  • Sen takıldığı girdapları gerçek sananlardansin. O keskin duyarlığın bu yaşamın en güzel anlarını hep tuz buz eder, deşeler. Senin gibi rüzgârını yanında taşıyanları barındırmaz hiçbir yer. Unut artık! (Kurşunkalemle)
  • "Hayatımdaki hiçbir şeyin henüz kalıcı olmadığını düşünerek kurşunkalemle yazıyordum..." (Kurşunkalemle)
  • Aptallaştırılmış, etikten değerden yoksun, paradan ve sopadan başka tapacak şeyi kalmamış, ırkçı, milliyetçi bir güruh, hapishaneye herkes kadar yakın ve uzak dururken, kitaba ve düşünceye muhtemelen hep uzak kalacaktır. (Hapishane Çağı)
  • Gövdemdeki çözülmeyi seziyorum ama bunu kimseye anlatamam. Kendime sahip değilim. Toparlayamadığım bir dağılma süreci bu yaşadığım (Kurgusuz ve Yaşanmamış)
  • Oradaydım. Kendimi kendimden uzakta, başka hayatların eşiğinde, hazırlıksız hissediyordum. Onca açık seçikliğin yanında benim varlığım da yokluğum da ancak bir rüya olarak sürebilirdi. Her şey bana temas eder, sürtünürken ben hiç iz bırakamazdım; bir uyku haliydim. Oradayım: İnsanların beni benimsemeleri, yeniden aralarına almaları için düzenlenmiş bir törende. Bütün eşyaların üzeri örtülü, her şey naylon torbalar içinde. Sadece kristal taklidi avizenin ışıkları dolaşıyor ortalıkta. Susuyorum. Önceki susuşlarım gibi. Konuşursam özenle yumuşatılmış bu ortam, sesime alışık olmayan kadehler, tabaklar, biblolar gibi kırılacak. (Kurşunkalemle)
  • Hayali bir kendim yaratıyorum her şeyin ve herkesin tertemiz olduğu. Araya zamanı ekliyorum, her şeyin ve herkesin giderek yozlaşıp çirkinleştiği. Kendimin de. (Zifir Olsun!)
  • "Beni en fazla korkutan şey unutmak, duygularımı unutmak, düşüncelerimi unutmak, unuttukça aynı şeyleri yaşamak, hep aynı şeyleri, tıpkı bu toplum gibi..." (Zifir Olsun!)
  • Bekliyordum. Hiçbir ilişkinin -eğer ilişki varsa- ve sözün -eğer söz varsa- öncesi ve sonrası olmadığını, her şeyin başka şeyler arasında bir yerlerde var olduğunu -durduğunu- bilerek bekliyordum. (Kurşunkalemle)
  • Oldukları gibi yaşamaktan kaçanlar, anlık görüntülerine özen gösteriyorlar (Kurgusuz ve Yaşanmamış)
  • Uyanmak yetmiyor (Kurgusuz ve Yaşanmamış)
  • İnsan, kendi trajedisine ağlamamayı, yaşamının lirik şiirini, yurtsuzluğuna ve kopukluğuna övgü yaparak taşımayı bilmelidir (Hapishane Çağı)
  • "Ölümden söz ederken ölüyoruz hepimiz. Sussan ya, iki sözcük arasındaki bir sus zamanı değil midir yaşam?" (Kurşunkalemle)
  • Hiçbir yaşantı düşlendi diye gerçek olmaz (Kurgusuz ve Yaşanmamış)
  • Kimse tek başına değil, kimse bir köprüde değil. Herkes, tek tek ve anonim, çok ve adsız.. (Sessizliğin Anarşisi)
  • Kendinden kaçma (Kurgusuz ve Yaşanmamış)
  • bazen geçmiş de uzun sürer sevgilim gün uzar gece uzar kadehte aşk uzar papatya falı bakmaktan yorulur hayat yol uzar (Zifir Olsun!)
  • Okuduğu tek kitabın kendi içini sürekli okuyarak yazdığı bir kitap olduğunu, hayatı seyreder haliyle başkalarının hayatlarına katıldığını anlamak için kımıltıstızlığına dikkatle bakmak yeterliydi. Kımıltısızlıkta bir oyun muzipliği de olabilirdi, hep ölümüne koşmuş bir insanın sonunda yakalayıp durdurduğu ölüm hali de. (Kurşunkalemle)
  • Yaşadıkça yok oluyor insan, yaşamaktan neden sakınayım? (Kurşunkalemle)
  • "Söz, söz değil artık: gürültü, dedikodu, itiraf, ifşaat; iftira, ispiyon, ironi, parodi... her türlü sahi­ci ilişki ihtimalini ortadan kaldıracak kadar aşırı-gerçek, bu nedenle de sahte bir söylem manzume­si. Hemen hemen her söz basitleştirilmiş ya da kabalaştırılmış; dolaşımın ve pazarın çoktan parçası; iktidarların, kitlenin işgali altında..." (Sessizliğin Anarşisi)