Kitap Künyesi

Yazar: Virginia Woolf

Yazar: Julia Stephan

Çevirmen: Volkan Atmaca

Tasarımcı: Emir Tali

Yayın Evi: Everest Yayınları

İSBN: 9786051853093

Sayfa Sayısı: 80

--reklam--

Hasta Olmaya Dair - Hasta Odalarından Notlar Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

“Düşününce hastalık denen illetin ne kadar yaygın olduğunu, ne muazzam bir ruhsal değişime yol açtığını, sağlığın ışıkları söndüğünde, ancak o zaman açığa çıkan keşfedilmemiş ülkelerin nasıl da insanı hayrete düşürdüğünü, hafif bir grip nöbetiyle ruhta ne harabeler ve çöllerin gözler önüne serildiğini; işte bunu düşününce, hastalığın aşkla, savaşla ve hasetle birlikte edebiyatın ana temaları arasında yerini almamış olması garip geliyor doğrusu.” Virginia Woolf

Virginia Woolf’un Hasta Olmaya Dair adlı metniyle annesi Julia Stephen’ın Hasta Odalarından Notlar’ını bir araya getiren bu kitap, edebiyat tarihinde ilk kez, bu iki önemli figürün benzersiz yazınsal diyaloğunu gözler önüne seriyor; farklı deneyimlere sahip iki kadının “hastalık” üzerine düşüncelerini yansıtıyor.

Julia Stephen, hayırseverliğiyle ve Ön-Raffaeloculuk sanat akımına model olarak katılmasını sağlayan çarpıcı güzelliğiyle tanınan bir kadın. Viktorya döneminin ünlü fotoğrafçılarından Julia Margaret Cameron’ın yeğeni. Hayatının önemli bir kısmında başkalarına bakmak; aynı evde, iki evliliğinden olan toplam 7 çocuk, depresyona yakalanan eşi ve yanı sıra ölümlerine kadar kendi anne-babasıyla ilgilenmek zorunda kalan Stephen, Londra ve civarındaki hastaneleri ziyaret eder ve 1883 yılında Hasta Odalarından Notlar adlı kitabı yayınlatır. Stephen, 1895 yılında, kızı Virginia 13 yaşındayken hayata veda eder.

Stephen zaman zaman ironik bir dille, hastalığa, yardımseverin perspektifinden bakarken; Woolf, bu etkileyici ve cüretkâr denemesinde, acıyı betimlemek için yeni bir dil icat etmemiz gerekir diyerek, hastalıkla ilgili tabulara değiniyor ve dünya ile ilişkimizi yeniden gözden geçirmemiz için bunun bir fırsat olduğunu dile getiriyor.

--reklam--

Hasta Olmaya Dair - Hasta Odalarından Notlar Alıntıları - Sözleri

  • Ey mevsimler, ey şatolar Hangi ruh kusursuzdur?
  • Duygudaşlık [sympathy] bugünlerde daha çok aylaklar ve muvaffak olamamış kimseler tarafından dağıtılıyor, çoğu kadın (bu kadınlarda köhnelik ne gariptir ki anarşi ve yenilikle yan yana var olur), yarıştan koptukları için fantastik ve getirisi olmayan gezintilere harcayacak zamanları vardır.
  • Sürekli şefkat görmek, sürekli yanımızda bir yoldaş bulmak, sürekli anlaşılmak dayanılmaz olurdu.
  • Gribe hasredilmiş bir romanın olay örgüsünden yoksun olduğu söylenecek, içinde aşk olmadığından yakınılacaktır-değil oysa, zira hastalık çoğu zaman aşk kılıfına girer ve aynı tuhaf numaraları yapar.
  • Hastabakıcı olmanın neden bir erdemlik kanıtı olarak kabul edildiğini sık sık merak etmişimdir. Hasta ile sıhhatli arasındaki olağan ilişkiler sıhhatli ile sıhhatli arasındaki ilişkilerden çok daha kolay ve keyiflidir.
  • Hastalık ölümün eşitleme gücüne pekala sahiptir, yada sahip olmalıdır. Ölüm bir kişiyi tasarrufu altına aldığında, o kişinin sevimsiz yanlarını unutur ya da her halükarda üzerinde durmayı bırakırız, sağlıklıyken sıcak bir ilişki kurmayı zorlaştıran detayları hastayken görmezden gelme dirayetini gösterebiliriz.
  • Bir hasta bakıcının hayatı kesinlikle sıkıcı bir hayat değildir, hasta bakıcı ne kadar becerikli olursa hayatı da o kadar az sıkıcı olacaktır. Hasta bakma sanatını ne kadar geliştirirse, alacağı keyifte o kadar fazla olacaktır. Aynı şey hasta içinde söylenebilir. Hasta olma sanatı kolayca öğrenilebilen bir sanat değildir, ama en ağır hastalardan bir çoğu alıştırma yaparak bu konuda ustalaşır.
  • Sadece özel bir cazibesi ya da hatırlı ilişkileri olan kişilere şefkat gösterilecek olsaydı zor olurdu. İster eğitimli ister amatör olsun, her hasta bakıcı, hastasına bir ''vaka'' gözüyle bakmalı, hiç tanımadığı birine de, sevimsiz bir arkadaşını da, en yakınına ve en sevdiğine de aynı şaşmaz şefkatle ve itinayla bakıcılık yapmalıdır.
  • "Artık savaş yok, salgın hastalık yok, silahlardan çıkan ağır kurşunların bitimini izleyen şaşkın bir sessizlik var; perdeleri kapalı sessizliğe gömülmüş evler, boş sokaklar, yarının ölü soğuğu var.”
  • Hasta ile sıhhatli arasında olağan ilişkiler, sıhhatli ile sıhhatli arasındaki ilişkilerden çok daha kolay ve keyiflidir.

--reklam--

Hasta Olmaya Dair - Hasta Odalarından Notlar İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Anne Julia Stephen hasta odalarından notlar isimli el kitabı benzeri çalışmasında döneminin hastabakıcıları için çok güzel bir kaynak oluşturmuş. Hem anlatım dili hem de verdiği tüyolar eminim bundan yüz otuz yıl önce çok iş görmüştür. Bugüne bile ışık tutan bazı tavsiyeleri var. Özellikle hasta psikolojisinde değişen fazla birşey olmadığından, bu açıdan halen geçerliliğini koruyan kısımları var. Virginia Woolf ise benim bir türlü ısınamadığım bir yazar. Hasta olmaya dair ismiyle kısa bir deneme yazmış. Hasta olmaktan başlıyor, bambaşka konulara geçiyor. Bir oradan bir buradan darmadağın bir anlatımı var. Aslında onun tarzı bu fakat bazı cümleleri ve tespitleri muhteşem olsa da bütünlük açısından on sayfalık bir denemede bile beni yakalayamadı. Olsun, canı sağ olsun :) Bir saatlik bir okumayla rahatlıkla okunan kısacık bir kurgu dışı eser. Bu yüzden herkese tavsiye ediyorum (Burak Kuşcu)

Kitap iki bölümden oluşuyor. İlk bölüm Julia Stephen'ın kaleminden çıkan Hasta Odalarından Notlar isimli metin. Julia Stephen, Virginia Woolf'un annesi. Güzel, varlıklı bir o kadar da fedakâr bir kadın. Hayatını, 2 evlilikten olan 7 çocuğunun, depresyondaki eşinin ve anne babasının bakımını üstlenerek geçirmiş. Bununla kalmayıp bir de hastane ziyaretlerinde bulunup, gönüllü olarak destek olmuş hastalara. İşte 'Hasta Odalarından Notlar' da onun hastanede geçirdiği zamanlardaki tecrübelerinden oluşuyor. Hasta bakmanın inceliklerini anlatıyor; hasta yatağına çarşaf nasıl serilmeli, hasta nasıl yıkanmalı, hastaya nasıl yemek yedirilmeli, tuvalet ihtiyacı, kişisel bakımları nasıl yapılmalı Ölmek üzere olan hastaya nasıl muamele edilmeli... İkinci bölümde ise Virginia Woolf'un hastalıkla ilgili düşüncelerini okuyoruz. Söz konusu isim Virginia Woolf olunca, onun kitaplarıyla ilgili ilk akla gelen kitaplarının zorluğu oluyor fakat bu kitap zor değil, sıkıcıydı. Ruhum çekildi okurken, zaten ince bir kitap olduğu için, birazdan bitecek diye diye devam ettim. Günümüzde hasta bakımıyla ilgili boyle bir kaynağa ihtiyaç yok, dolayısıyla bu kitabı okumaya da gerek yok. Fazla sert oldu yorum farkındayım ama gerçekten okuduğum en sıkıcı kitap olabilir. (Begüm Çakır)

Bilmem hiç düşündünüz mü annenizle bir kitapta buluşma ihtimalinizi, fena olmazdı herhalde! Kitap iki kısımdan oluşuyor: İlk yazı Virginia’nın annesin “Hasta odalarından Notlar”; ikinci yazı ise Virginia’nın yazısı “Hasta Olmaya Dair” Virginia’nın annesi, anlıyoruz ki hayatında hasta insanlarla yakından ilgilenmiş daha doğrusu onların bakımlarını yapmış. İşte orada kazandığı tecrübelerini 1883 yılında bir kitap haline getirmiş. Hepimiz bir yatalak hasta adayıyız aynı zamanda yatalak bir hasta ile ilgilenme potansiyelini taşırız. Onun için böyle bir tecrübe ilgimizi çekebilir. Özellikle hastabakıcılarının bu eseri okumasında büyük fayda olacağını düşünüyorum. Julia (Vir. Annesi) önce bir hastabakıcıda olması gereken vasıflardan bahseder; merhametli, bu konuda bilinçli, samimi, hoşgörülü, sabırlı gibi. Sonrasında ise hastaya karşı olan davranışlarından tutun, hastanın son anına kadar yapılması gereken her şeyi sade bir şekilde bir konuşma üslubunda anlatır. Anlatımındaki samimiyet, aslında kendinin bu işi ne kadar içten yaptığını gösterir. Bir hastanın altındaki çarşaf nasıl değiştirilir, yastığı nasıl ayarlanır, odası nasıl havalandırılır, nasıl banyo yaptırılır, odası nasıl dizayn edilir, yemeği yapılırken nelere dikkat edilir (hatta o yemeklerin tarifi ve hangi durumda hangi yemek verilir, bu yemek en ölçüde verilir vb.), ziyaretçileri olduğunda nasıl davranılır gibi bir hastabakıcının yapması gereken hemen hemen her şeyi güzel bir şekilde izah eder. İlginçtir Virginia’nın yazılarına o kadar alışmışım ki artık düz anlatımlarda zorlanıyorum, mesela burada (Julia’nın yazısında )son derece sade bir anlatım olmasına rağmen yavaş yavaş ilerledim ancak Virginia’nın yazısına geldiğimde gerçekten ne zaman sayfanın başındaydım ne zaman sayfanın sonuna geldiğimi anlamadan kitap elimde eridi gitti. Virginia ruhun, edebiyatın bir teması olarak kullanılırken bedenin bu alanda geri planda bırakılmasını eleştirir. Ruh ve beden birlikte bu yolculuğa çıkmışken sadece birinin üzerine odaklanmanın büyük bir eksiklik oluşturduğunu izah eder. Eğer ruh mahpussa beden de mahpushanedir. Biri olmadan diğeri anlamını tam olarak bulamaz o halde bedeni de edebiyatın ana teması haline getirmek gerektiğini belirtir. Tabii ki buradaki salt beden değil, bedenden kasıt daha çok bedenle ortaya çıkan acıdır. Atatürk’ün dediği gibi sağlam kafa sağlam vücutta bulunur. Yani bedeniniz acı çekerken ruhunuzun bir duruma odaklanması mümkün mü? “Roma İmparatorluğu'nun Gerileyiş ve Çöküş Tarihi gripken okunacak kitap değildir, hakeza The Golden Bowl (Altın Kâse) ya da Madam Bovary de.” Bir de olayın başka bir tarafı üzerinde durur; beden acı çekerken zihnin davranışı! Algıların normal zamanda yakalayamadığı birçok şeyi hasta bir bedenle (dolayısıyla acıyla) birlikte yakalamaya başladığından bahseder. Belki de insanların gıptayla baktığı, olağanın ötesinde gördüğü birçok eserin aslında beden (ve tabii ki de ruh) acı çekerken ortaya konulmuştur. Dikkat ederseniz sanki şunu diyor değerlendirme yapılırken acısız bir hal (tabii normal ürünler için normalin sınırlarını aşan bir eseri de hasta halimizde daha iyi anlayabiliriz, çünkü o eserler normal bir halden ortaya çıkmamış ki onları normal bir halde anlayalım onun için zihnimizin açılmamış pencerelerine ihtiyaç duyabiliriz tam anlamına ulaşabilmek için), ürün verirken acılı bir hal en iyi sonuç almamızı sağlar. Ben de şöyle düşünüyorum, sanki dünyayı normal bir şekilde yaşayabilmemiz için önümüze bir perde konulmuş ancak acıyla birlikte o perdenin aralandığını ve arkasından bir şeylerin sızdığını hissederiz, görürüz veya anlarız. Böyle düşündüğümüz zaman delilik halini (uzun süreli bir acı hali akıl sağlığını bozduğunda hemfikir olmamız gerekir galiba) o perdenin açılıp bir daha kapanmaması olarak değerlendirebiliriz. Belki dâhilik de o perdenin doğuştan açık olması halidir. “Sağlıklıyken anlam sesin hakkına tecavüz etmiştir. Zekâmız duyularımız üzerinde tahakküm kurar. Oysa hastayken polis izne çıkar..” (RA)

--reklam--

Hasta Olmaya Dair - Hasta Odalarından Notlar PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Virginia Woolf - Hasta Olmaya Dair - Hasta Odalarından Notlar kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Hasta Olmaya Dair - Hasta Odalarından Notlar PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Virginia Woolf Kimdir?

Virginia Woolf (25 Ocak 1882 - 28 Mart 1941) İngiliz feminist, yazar, romancı ve eleştirmen.

1882'de Londra'da dünyaya gelen Virginia Woolf, Victoria devri'nin tanınmış yazarlarından Sir Leslie Stephen'ın kızıydı. Annesi ve babası daha önce başkalarıyla evlenmişler, dul kaldıktan sonra ise bir araya gelmişlerdi. Her ikisinin de ilk eşlerinden çocukları vardı. Sir Leslie Stephen'ın ilk eşi, ünlü romancı William Makepeace Thackeray'nın kızıydı. Thackeray'nın eşi akıl hastası olduğundan, Leslie Stephen'ın bu kadından olan kızı Laura, anneannesine çekmiş, yirmi yaşında bir akıl hastahanesine kapatılmıştı. Virginia'nın annesi Julia Duckworth ile Leslie Stephen'ın beş çocukları oldu. Yaş sırasıyla Vanessa, Julian, Thoby, Virginia ve Adrian. Virginia on üç yaşındayken annesi ansızın ölmüştür. Woolf, o yıllarda kadınların ikinci planda kalması nedeni ile okula gönderilememiş fakat babası yardımı ile kendini geliştirmiştir.

Kızkardeşi Vanessa Bell daha küçük bir yaşta iken bir ressam olmaya, Virginia Woolf ise bir yazar olmaya karar verir. Kendisini babasının kütüphanesinde geliştiren Virginia Woolf, 1895'de bir gazetede kısa hikâyelerini yayınlatır.

Özellikle, Viktorya tarzı yaşamaya karşı olan Virginia Woolf, yazılarında da bundan bahseder.

Bloomsbury Grubu

1904'te babasının ölümünden sonra kardeşleriyle Bloomsbury'ye taşınması ise hayatında ciddi bir dönüm noktası olmuştur. Bloomsbury grubu içinde birçok ünlü edebiyatçıyı barındıran ve cinsel konulardaki özgürlükçü tavırlarıyla tanınan bir grup entelektüelden oluşuyordu. Grupta bulunan birçok kişi eşcinsel ya da biseksüeldi. İnsanlar onları etik bir grup olarak görüyorlardı. Grupta John Maynard Keynes, E. M. Forster, Roger Fry, Duncan Grant ve Lytton Strachey gibi ünlü kişiler vardı. Woolf, 1909'da bir süreliğine Lytton Strachey ile nişanlanmıştır.

Evliliği

Virginia Woolf 1912 yılında Leonard Woolf ile evlenmiştir. Evlilikleri cinsel açıdan yeterli olmasa da, Virginia Woolf için çok önemli olmuştur. Leonard Woolf eşi için bir basımevi kurmuştu ve bu da Virginia Woolf'un yazdığı kitapları yayımlatması için bir fırsat olmuştu.

Ölümü

Perde Arası romanını yazdığı sıralarda artık kendini yeterince yetenekli hissetmiyor, yeteneğini kaybettiğini düşünüyordu. Her gün savaş korkusu ve yeteneğini kaybetmenin vermiş olduğu stres, dehşet ve korku sonucu ruhsal bunalıma girmiş, 28 Mart 1941'de içinde bulunduğu duruma daha fazla dayanamayıp evlerinin yakınlarında bulunan Ouse nehrine ceplerine taşlar doldurarak atlayıp intihar etmiştir. Virginia Woolf, geride iki intihar mektubu bırakmıştır. Birisi kardeşi Vanessa Bell'e diğeri ise kocası Leonard Woolf'a.

"Sevgilim, yine çıldırmak üzere olduğumu hissediyorum. O korkunç yeniden yaşayamayacağımı hissediyorum. Ve ben bu kez iyileşemeyeceğim. Sesler duymaya başladım. Odaklanamıyorum. Bu yüzden yapılacak en iyi şey olarak gördüğüm şeyi yapıyorum. Sen bana olabilecek en büyük mutluluğu verdin. Benim için her şey oldun. Bu korkunç hastalık beni bulmadan önce birlikte bizim kadar mutlu olabilecek iki insan daha düşünemezdim. Artık savaşacak gücüm kalmadı. Hayatını mahvettiğimin farkındayım ve ben olmazsam, rahatça çalışabileceğini de biliyorum. Bunu sen de göreceksin. Görüyorsun ya, bunu düzgün yazmayı bile beceremiyorum. Söylemek istediğim şey şu ki, yaşadığım tüm mutluluğu sana borçluyum. Bana karşı daima sabırlı ve çok iyiydin. Demek istediğim, bunları herkes biliyor. Eğer biri beni kurtarabilseydi, o kişi sen olurdun. Artık benim için her şey bitti. Sadece sana bir iyilik yapabilirim. Hayatını daha fazla mahvedemem. Bizim kadar mutlu olabilecek iki insan daha düşünemiyorum."

--reklam--

Virginia Woolf Kitapları - Eserleri

  • Kendine Ait Bir Oda
  • Dalgalar
  • Deniz Feneri
  • Yıllar
  • Mrs. Dalloway
  • Yaşlı Kadın ve Papağan
  • Flush
  • Dışa Yolculuk
  • Bir Okur Olarak
  • Granit ve Gökkuşağı
  • Üç Gine
  • Bir Yazarın Günlüğü
  • Gece ve Gündüz
  • Jacob'un Odası
  • Virginia Woolf&Vita Sackville - West Mektuplaşmaları
  • Güvenin Ölümü
  • Bütün Öyküleri
  • Kitap Nasıl Okunmalı? - Bir Okur Olarak 2
  • Dadının Perdesi
  • Perde Arası
  • Varolma Anları
  • Bir Hava Taarruzu Sırasında Barış Üzerine Düşünceler
  • A Haunted House
  • Benlik Üzerine Denemeler
  • Kew Gardens
  • Orlando
  • Hasta Olmaya Dair - Hasta Odalarından Notlar
  • Kadının Toplumsal İşlevi
  • Pazartesi ya da Salı
  • Londra Manzaraları
  • Yorum Yorar
  • Aforizmalar
  • Romanları Tekrar Okuma Üzerine
  • The Mark on the Wall
  • The Shooting Party
  • An Unwritten Novel
  • Mr. Bennett and Mrs. Brown
  • Yazınsal Ustalık

--reklam--

Virginia Woolf Alıntıları - Sözleri

  • Hayır, dünya yüzünde istediği tek şey vardı; temiz su. (Flush)
  • Life's what you see in people's eyes (A Haunted House)
  • Şimdi bana söyler misin, şiir nereye gidiyor, yoksa artık öldü mü? (Yazınsal Ustalık)
  • "İnsanın kusurlarını itiraf etmesi kolay iş. Ama hangi akşam karanlığı, insanın erdemlerini saklayacak kadar koyudur? (Bütün Öyküleri)
  • ...she spent most of her time in the London Library, reading. (A Haunted House)
  • Ama bu adamın yıpranmış yüz çizgilerinden her keresinde gizem duymuştu, suskunluğunaysa, tutku. (Perde Arası)

--reklam--

  • Okuma sürecinin ikinci aşaması olan, yargılamanın, okumanın kendisi gibi basit bir işlem olduğunu düşünmek ahmaklık olur, kitabı zihninin içinde tartışmayı, kitabı bıraktığında bile onu okumaya devam etmeyi ve bir kitabı diğeri ile uygun bir şekilde karşılaştırabilecek kadar okumuş olmak, işte bu zordur. Bundan daha zor olan şey ise "Sadece bu tarz bir kitap değil, aynı zamanda bu değerdedir, burada yetersiz; burada yeterli olur, burası kötü; burası iyi," demek. Okur, bunu yapabilmek için bilgi, iç görü ve hayal gücü sahibi olan biri olmalıdır. (Romanları Tekrar Okuma Üzerine)
  • Hayata ne ile başlarsan başka elinde çok az şey kalıyor. Gurur ve aptallık... Kaç kez yaşadığımız anın değerini bilmediğimiz için geleceği reddetmişizdir, kaç kez kıymetini anlayamadığımız bir anda yaşadığımızdan çok parlak olabilecek bir geleceği elimizden kaçırmışızdır. Halbuki her şeyi istemiştik değil mi? (Aforizmalar)
  • Başkalarının gözleri bizim için birer hapishane ; düşünceleri de kafeslerimiz. (Pazartesi ya da Salı)
  • "Bak, uyuyormuş gibi dudaklarında aşk var" (Romanları Tekrar Okuma Üzerine)
  • Ah! Aman Tanrım, yaşamın gizemi bu; düşüncenin doğruluktan sapması! (Bütün Öyküleri)
  • . Kırdaki tepelerin üzerinden hızla geçen rüzgar, yeniden yeşile dönen geniş gölge halkaları savurdu. Ama Londra'da sokaklar bulutları daralttı; Doğu Yakası'nda nehir kıyısında yoğun bir sis asılıydı. 'Satılacak eski bir demir, herhangi bir eski demir' diye bağıran adamların seslerini uzaktan geliyordu; ve banliyölerde organlar susturuldu. Rüzgar dumanı savurdu çünkü hala son birkaç sardunyayı barındıran sarmaşıklarla kaplı duvarın köşesindeki her arka bahçede yapraklar yığılmıştı; keskin sivri alevler onları yiyordu sokağa, sabahları salonda açık duran pencerelere. Çünkü yılın doğum günü olan Ekim ayıydı. ... (Yıllar)
  • Hiçbir yazar kendi sefil kişiliğini sırlarını ve kötü huylarını okuyucuya yansıtmak istemez herhalde (Bir Hava Taarruzu Sırasında Barış Üzerine Düşünceler)

--reklam--

  • Oh, is this your buried treasure? The light in the heart. (A Haunted House)
  • Evet, toplum dışı biriydi kendisi. Doğa ne yapmışsa yapmış, onu türdeşlerinden ayrı bir yere koymuştu. (Perde Arası)
  • Bir silah sesi kulaklarda patlar: Romantizmin devri kapandı. Realizmin devri başladı. (Yazınsal Ustalık)
  • Tansley bir çekiç kaldırıp olanca hızıyla havada salladı; ama aşağı doğru indirmeye başladığı anda, böyle bir aletle bu kelebeği ezmenin elinden gelmeyeceğini anlayarak, sadece, ömründe kendisini hiç deniz tutmadığını söyledi. (Deniz Feneri)
  • baska bir sey düsünen kisinin yarı bilincli-yarı bilincsiz tekrar tekrar baktıgı herhangi bir cisim, düsüncelerin malzemesiyle öyle ic ice gecer ki, asıl bicimini kaybeder, biraz farklı, ideal bir bicim alarak yeniden olusur ve hic beklemedigimiz bir anda beynimize girer. (Pazartesi ya da Salı)
  •  I want to think quietly, calmly, spaciously, never to be interrupted never to have to rise from my chair, to slip easily from one thing to another, without any sense of hostility, or obstacle. (A Haunted House)
  • Biz ki çöl nesliyiz. Biz, yani daha özgür daha eşit bir dünyayı düşlemeden yaşamayı beceremeyen yetimler. Çaresiz bir yandan özgürlüğün ve eşitliğin vahasına ulaşıncaya değil çölde başıboş dolaşıyoruz (Yorum Yorar)