Kitap Künyesi
Yazar: Sean Slater
Çevirmen: Belgin Selen Haktanır
Orijinal Adı: The Survivor
Yayın Evi: Hyperion Kitap
İSBN: 9786058599222
Sayfa Sayısı: 499
--reklam--
Hayatta Kalanlar Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Dedektif Jacob Striker'ın günü, altı aylık bir izinden geri dönüşünün daha ilk saatinde bir kâbusa dönüşür. Kızının okuluna geleli henüz beş dakika olmuştur ki bir silahlı saldırıyla karşılaşır. Siyah, Beyaz ve Kırmızı hokey maskeli üç adam ateşli silahlarla okulu basar ve rastgele ateş etmeye başlar. Striker derhal harekete geçer. İki dakika içerisinde, silahlı saldırganlardan ikisini öldürür. Saldırı olayını neredeyse sonlandırmıştır. Ancak son saldırgan, Kırmızı Maske, beklenemedik bir şey yapar. Ölen arkadaşlarından birinin başına koşar, ve silahını beş el ateşleyerek, adamın suratını ve ellerini parçalar. Striker bir şey yapmaya fırsat bulamandan Kırmızı Maske kaçar.
Striker zamanla yarışarak, nedeni ve faili meçhul saldırıları araştırmaya başlar. Araştırması çok geçmeden onu daha karanlık yerlere götürür ve St.Patrick Lisesi'nde her şeyin göründüğü gibi olmadığını fark eder. Gerçeğe ne kadar yaklaşırsa, dünyası bir o kadar tehlikeli hale gelir. Kendisini ateş hattında bulana kadar.
Şiddet onu evine kadar takip edecektir.
"Hayatta Kalanlar" daha ilk sayfasından son sayfasına kadar beni kendisine tutsak etti. Slater'ın ilk romanı dur durak bilmeyen bir gerilim. Çok katmanlı. Gözünüzde canlanacak karanlık bir hikaye... Harika bir kitap."
-Daniel Kalla-
(Tanıtım Bülteninden)
--reklam--
Hayatta Kalanlar Alıntıları - Sözleri
- “bilmiyorum. sanki bir parçam evde olduğumu söylerken diğer parçam buradan gitmem gerektiğini haykırıyor.”
- ''Tarih bir halka gibidir. Geçmiş aynı zamanda gelecek demektir.
- Atlarla dolu bir alandayken, zebra aramaya kalkışmayın. Daha fazla at bulmaktan öteye gidemezsiniz.
- Ölmek kolay, yaşamaksa daha zordur.
--reklam--
Hayatta Kalanlar İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Çeşitli tarihlerde ve farklı kişilerce gerçekleştirilen gerçek okul katliamları. İlk sayfadan başlayarak sizi saran heyecan sona kadar sizi bırakmıyor. Katiller kimdir ve neden okula saldırmışlardır? Sebeplere ulaştıkça gerçekliği karşısında şoke olacaksınız. (SihirliFlut)
Kitap beni çok fazla sıktı çoğu kısmı zaten hiç değişmeyen klişelerdi ben kitapta sadece Striker'ın kızı ile ilgili olan kısımları sevdim ve ilgi çekici buldum (Şule Yıldırım)
En güzel polisiyeydi. O kadar heyecan stres hepsini yaşadım. Ve olay çözümlemelerde neden bizde bunlari yapmiyoruz dedim -) başkarakterin akıllı soğukkanlı hallerine diyecek yoktuz:) (Raziye ÖZKAYA)
--reklam--
Hayatta Kalanlar PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Sean Slater - Hayatta Kalanlar kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Hayatta Kalanlar PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Sean Slater Kimdir?
Yaşamı boyunca yazı yazmaya ilgi duyduğunu söyleyen ve bu alanda uzun yıllar sabırla çalışarak yeteneğini geliştiren Sean Slater'ın gerçek adı Sean Sommerville. Sommerville, gerçekte Kanada/Vancouver'de suç oranının yüksek olduğu bir bölgede polis olarak görev yapıyor. Bu nedenle uyuşturucu gasp ve cinayet gibi olaylar ona hiç de yabancı değil. Bu konudaki deneyimini yazarlık hevesiyle bir araya getireren yazar, okuyuculardan aldığı olumlu eleştirilerin yanında "The Survivor" adlı kitabıyla en iyi roman dalında Arthur Ellis ödülünün de sahibi oldu.
--reklam--
Sean Slater Kitapları - Eserleri
- Hayatta Kalanlar
- Yılanlar ve Merdivenler
--reklam--
Sean Slater Alıntıları - Sözleri
- ''Tarih bir halka gibidir. Geçmiş aynı zamanda gelecek demektir. (Hayatta Kalanlar)
- Ölmek kolay, yaşamaksa daha zordur. (Hayatta Kalanlar)
- “bilmiyorum. sanki bir parçam evde olduğumu söylerken diğer parçam buradan gitmem gerektiğini haykırıyor.” (Hayatta Kalanlar)
- "Düşmanını tanı." Uyması gereken kural buydu. (Yılanlar ve Merdivenler)
- Bir Siyah maske tamamıyla deriden yapılmıştı. Gözlerin ve ağzın bulunduğu yerlere dikdörtgen biçimli ince ve dar oyuklar açılmıştı; maskenin göz delikleri hizasından arkaya uzanan bir çift de ince uzun bağcık vardı. Engerek, bağcıkları sıkılaştırdı ve karşısındaki genç kadına bakarken maskeyi başının gerisine doğru iyice çekti. Kızın ismi Mandilla Gill’di. Mandy. Engerek onu iyi tanıyordu. Güzeldi, gençti – tam olarak söylemek gerekirse on dokuz yaşındaydı – ve sandalyeden kıpırdayamamasının nedeni herhangi bir şeyle bağlı olması değil, Engerek’in ona verdiği ilaçlardı. Bundan daha da önemlisi, bu dünyanın soğuk karanlığından az sonra kurtulacaktı. Kurtuluş vakti gelmişti. Harikulade Kaçış. “Lütfen,” dedi. Sesi yumuşaktı, uzaklardan geliyordu ve bir fısıltı bile sayılmazdı. “Her şey yolunda,” dedi Engerek. “Sakın korkma.” Kız yanıt vermek istermiş gibi ona baktı, ama bir şey demedi. Engerek odaya göz attı. İçerisi karanlık ve soğuktu; nemli duvarlardan bayat bir koku yayılıyordu. Zeminin tamamı çer çöple kaplıydı: eski gazeteler, kirli giysiler, aklınıza gelebilecek her türlü çöp vardı. Engerek, çöplerin üstüne basa basa odanın diğer tarafına yürüdü ve pencerenin hemen dışına yerleştirdiği kameraya baktı. Açı kusursuzdu. Öyle olmalıydı. Tatmin olmuş bir ifadeyle arkasına dönüp, kızın önüne çömeldi. Kızın nefes alıp verişi çoktan yavaşlayıp tehlikeli bir seviyeye ulaşmış, gözleri anlamsız ve boş boş bakmaya başlamıştı. Engerek, odanın loşluğunda bile görebiliyordu bunu. Fazla vakit kalmamıştı. “Lütfen,” dedi kız bir kez daha. Sesi bu sefer iyice uzaklardan geliyordu; çok çok uzaklardan. “Sakın korkma,” dedi Engerek, önceki gibi. “Seni azat ediyorum.” Engerek ona gülümsedi. İki eliyle kızın suratını avuçladı. Derin derin gözlerine baktı. Kızın, onun yanında olduğunu görmesini sağladı. “Uç minik kuş,” dedi. “Uç uzaklara.” Böylece, Mandy Gill uçtu. Tâ yükseklere uçtu. İki Mandy Gill’in yaşamı soğuk ve gri bir kış günü sona erdi. Hayatının zarı aleyhine işlemişti. Doğduğu günden bu yana öyle olmamış mıydı zaten? Tek başına, hüzünlü ve ıssız bir yerde ölüp gitmişti. Ölümünün en kötü yanı da önlenebilir oluşuydu. Birilerinin umurunda olsaydı… Jacob Striker isimli cinayet dedektifi, devriye arabasını eski pansiyonun önüne çekerken bunu düşünüyordu. Burası resmen bir bok çukuruydu. Kırık pencereler eski panellerle örtülmüştü, duvarlar çete grafitlileriyle kaplıydı ve ön bahçe toprakla karışık yabani otlarla örtülüydü. Yerin ismi Şanslı Pansiyon’du, ama orada kalanlar pek de şanslı sayılmazlardı. Mandy Gill de bunun en iyi örneğiydi. Pansiyondan son çıkışı, sorgu yargıcının beyaz renkli katı plastik ceset torbasında olacaktı. Adil olmayan bir yaşama onursuz bir son. Oyun bitti. Kaybettin. (Yılanlar ve Merdivenler)
- Striker etrafa göz gezdirdi. Alan, yıkılan binanın kalıntılarıyla kaplıydı. Dikkatini bir kez daha odaya çevirip, Mandy’nin eşyalarını incelemeye başlayacakken, pencereden gördüğü bir şey çekti dikkatini: güneşin soluk ışınlarıyla parlayan metalik bir şey vardı dışarıda. Pervazda, pencerenin hemen dışında, bir daire biçiminde cam bir kapağı olan ufak bir nesne duruyordu. Bir kamera. Odanın içine çevrilmişti. Striker pencereye tutunup açmaya çalıştı, ama çerçeve zamanla çürüyüp şişmişti. Dolayısıyla, pencere fena halde sıkışmıştı. Açılması da imkânsızdı. Kamerayı pervaza her kim yerleştirdiyse, bunu dışarıdan yapmıştı. Striker bunun nasıl yapılmış olabileceğini düşündü. Daha yakından bakmak için öne eğildi ki arkasından hafif ve hışırtılı bir ses geldiğini duydu. Neyle karşılaşacağını bilmeksizin arkasına baktı. Bir, iki saniye sonra rahatladı. Duyduğu ses cansız bedenden çıkan havanın sesiydi – beden çürümeye başladığında meydana gelen normal bir olaydı. Derin bir oh çekip tekrar pencereye odaklandı. Gördüğü şey onu şoke etti. Kamera orada değildi. (…) (Yılanlar ve Merdivenler)
- Atlarla dolu bir alandayken, zebra aramaya kalkışmayın. Daha fazla at bulmaktan öteye gidemezsiniz. (Hayatta Kalanlar)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin