Kitap Künyesi

Yazar: Wolfgang Borchert

Çevirmen: Celal Üster

Orijinal Adı: Sag Nein

Yayın Evi: Yordam Kitap

İSBN: 9786051722047

Sayfa Sayısı: 48

--reklam--

Hayır De! Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Almanya’da savaş sonrası yıkım edebiyatının en önemli temsilcilerinden Wolfgang Borchert’in, savaşa ve faşizan baskılara karşı kaleme aldığı şiirsel manifestodur Hayır De!

Şiirleri, öyküleri ve tiyatro oyunlarıyla Nazizme başkaldıran Borchert’in bu uzun ve son derece etkileyici şiiri, toplumun farklı kesimlerinin, savaş ve faşizm koşullarında, bu koşulları daha da ağırlaştıracak politikalara, baskı ve dayatmalara neden Hayır demeleri gerektiğini olağanüstü bir dille anlatıyor.

Hayır De!’yi özel kılan yanlardan biri de, daha yirmi yaşında kendisini dünyanın en acımasız savaşının ortasında bulmuş, insan kıyımlarının en yabanılının tüm acılarını yaşamış biri tarafından kaleme alınmasıdır. Buna rağmen az rastlanır bir yalınlıkla yazılmış, savaş karşıtı bir manifestodur.

Tüm güçlü edebiyat yapıtları gibi, belirli koşulların ürünü olsa da benzer ya da farklı koşullarda yaşayanlara da hitap ederek zamanın sınavını geçen, evrensel bir değer taşıyarak güncelliğini hep koruyan bu şiirsel manifestoyu, dilimize Celal Üster kazandırdı. Üster, Wolfgang Borchert’e, 26 yıllık yaşamına sığdırdığı eserlerine, dönem edebiyatına ve Hayır De!’ye dair kapsamlı bir giriş yazısı da kaleme aldı.

Tan Oral’ın çizgileri eserin Türkçe edisyonuna ayrı bir estetik değer katarken, Borchert’in anlatımıyla savaşa ve baskılara karşı Hayır demesi gereken farklı toplumsal kesimler, adeta bu çizgilerde yeniden hayat buldu.

Anaların sesiyle ve sözüyle; “Dünyanın bütün anaları, / yarın size askeri hastanelerde hemşirelik yapacak,/ yeni savaşlarda savaşacak çocuklar doğurmanızı emrederlerse, yapacağınız bir tek şey var:

HAYIR deyin! / Analar, Hayır deyin!”

--reklam--

Hayır De! Alıntıları - Sözleri

  • Sen. Makinenin başındaki adam, atölyedeki adam. Yarın sana su boruları ve yemek kapları yapmayı bırakıp miğferler ve mitralyözler yapmanı emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de! Sen. Tezgâhın ardındaki kız ve büroda çalışan kız. Yarın sana el bombalarını doldurmanı ve keskin nişancı tüfeklerine dürbün takmanı emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de! Sen. Fabrika sahibi. Yarın sana talk pudrası ve kakao yerine barut satmanı emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de! Sen. Laboratuardaki araştırmacı. Yarın sana eski yaşamı yok edecek yeni bir ölüm keşfetmeni emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de! Sen. Odasındaki şair. Yarın sana aşk şarkılarını bir yana bırakıp nefret şarkıları söylemeni emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de! Sen. Hastasının başındaki hekim. Yarın sana cepheye gönderilecekler için sağlam raporu yazmanı emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de! Sen. Kürsüdeki rahip. Yarın sana cinayeti kutsamanı ve savaşa övgüler yağdırmanı emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de! Sen. Gemideki kaptan. Yarın sana buğday taşımayı bırakıp tank ve top taşımanı emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de! Sen. Havaalanındaki pilot. Yarın sana kentlerin tepesine yakıp yok eden bombalar yağdırmanı emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de! Sen. Dikiş masası başındaki terzi. Yarın sana asker üniformaları dikmeye başlamanı emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de! Sen. Cübbesinin içindeki yargıç. Yarın sana askeri mahkemeye gitmeni emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de! Sen. Tren istasyonundaki. Yarın sana cephane ve asker taşıyan trenlerin kalkması için sinyal vermeni emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de! Sen. Köydeki. Sen. Kentteki. Yarın askere alma belgeleriyle kapına dikilirlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de! Sen. Normandiya’daki ana, Ukrayna’daki ana, sen San Fransisco’daki ve Londra’daki ana. Sen Hoang Ho ve Missisippi kıyılarındaki ana. Sen, Nepal’deki ve Hamburg’daki, Kahire’deki ve Oslo’daki ana; yeryüzünün dört bir yanındaki analar, dünyanın tüm anaları, yarın size askeri hastanelerde hemşirelik yapacak, yeni savaşlarda savaşacak çocuklar doğurmanızı emrederlerse, yapacağınız bir tek şey var: HAYIR deyin!.. Analar, HAYIR deyin! Çünkü hayır demezseniz analar, eğer hayır demezseniz, işte o zaman, Pus çökmüş, gürültülü liman kentlerinde iniltiler çıkaran koca gemiler suskunluğa bürünecekler ve su almış dev mamut kadavraları gibi, rıhtımların yosun ve midye bağlamış, ölgün, ıssız duvarları önünde miskin miskin yalpalayacaklar; daha önce ışıltılar saçan o görkemli gövdelerden, bir balık mezarlığı gibi, çürük, sayrı, ölü kokular yayılacak... Tramvaylar, iç karartıcı, aynalı kuş kafesleri gibi eğrilip bükülecekler ve bombaların açtığı çukurlarla kaplı, yitik sokaklardaki damları delik deşik barakaların ardında, teller ve rayların şaşkın çelik iskeletlerinin yanı başında, patlamış taç yaprakları gibi öylece uzanacaklar… Çamur rengi, ağır, kurşun gibi bir sessizlik ortalıkta kol gezecek; tüm oburluğuyla büyüyerek, okullara, üniversitelere, tiyatrolara, spor alanlarına, çocuk bahçelerine ürkünç, açgözlü ve önlenemez bir biçimde çöreklenecek… Bunların hepsi olacak… Altın sarısı, sulu üzümler bakımsız yamaçlarda çürüyecek, pirinçler kıraç topraklarda kuruyacak, patatesler sürülmüş tarlalarda donacak, ölü sığırların kaskatı kesilmiş bacakları ters çevrilmiş süt sağma tabureleri gibi göğe dikilecek… Enstitülerde, büyük hekimlerin dahice buluşları çürüyüp küf tutacak… Son un çuvalları, son çilek reçeli kavanozları, balkabakları ve vişne suları mutfaklarda, odalarda, kilerlerde, soğuk hava depolarında ve ambarlarda bozulup heba olacak; devrilmiş masaların altındaki, paramparça tabaklardaki ekmek küf bağlayacak, erimiş tereyağlar arap sabunu gibi kokacak; tarlalardaki ekinler, paslanmış sabanların yanı başında bozguna uğramış bir ordu gibi boyunlarını bükecekler; fabrikaların çimenle örtülü tüten bacaları un ufak olacak… Sonra, deşilmiş bağırsakları ve zehirlenmiş ciğerleriyle son insan, ışıldayan güneşin ve yanıp sönen takımyıldızların altında bir başına dolanıp duracak; bir deri bir kemik kalmış, çılgına dönmüş son insan uçsuz bucaksız mezarlar, dev beton blokların soğuk putları ve ıssız kentler arasında yalnız başına bir küfür gibi dolanırken şu korkunç soruyu soracak: NEDEN? Ve bu soru bozkırlarda hiç duyulmadan yitip gidecek, yıkıntılar arasında sürüklenip kiliselerin molozları arasında yok olacak, girilmez yer altı sığınaklarına çarpıp parçalanacak. Son hayvan-insanın son hayvansı çığlığı hiç duyulmadan, hiç yanıtlanmadan kan göllerinde boğulacak… Bunların hepsi olacak, yarın, belki de bu gece, eğer… eğer… eğer… Siz HAYIR demezseniz!
  • Sen, havaalanındaki pilot. Yarın sana kentlerin tepesine yakıp yok eden bombalar yağdırmanı emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYlR de!
  • Sen, kürsüdeki rahip. Yarın sana cinayeti kutsamanı ve savaşa övgüler yağdırmanı emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYlR de!
  • Sonra, deşilmiş bağırsakları ve zehirlenmiş ciğerleriyle son insan, ışıldayan güneşin ve yanıp sönen takımyıldızların altında bir başına dolanıp duracak; bir deri bir kemik kalmış, çılgına dönmüş son insan, uçsuz bucaksız mezarlar, dev beton blokların soğuk putları ve ıssız kentler arasında yalnız başına bir küfür gibi dolanırken, şu korkunç soruyu soracak: NEDEN? Ve bu soru bozkırlarda hiç duyulmadan yitip gidecek, yıkıntılar arasında sürüklenip kiliselerin molozları arasında yok olacak, girilmez yeraltı sığınaklarına çarpip parçalanacak.
  • Sen, odasındaki şair. Yarın sana aşk şarkılarını bir yana bırakıp, nefret şarkıları söylemeni emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYlR de!
  • ''Sen, makinenin başındaki adam, atölyedeki adam. Yarın sana su boruları ve yemek kapları yapmayı bırakıp, miğferler ve mitralyözler yapmanı emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de! Sen, tezgahın ardındaki kız, bürodaki kız. Yarın sana el bombalarını doldurmanı ve keskin nişancı tüfeklerine dürbün takmanı emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de! Sen, fabrika sahibi. Yarın sana talk pudrası ve kakao yerine barut satmanı emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de! Sen, laboratuvardaki araştırmacı. Yarın sana eski yaşamı yok edecek yeni bir ölüm keşfetmeni emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de! Sen odasındaki şair. Yarın sana şarkılarını bir yana bırakıp, nefret şarkıları söylemeni emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de! Sen, hastasının başındaki hekim. Yarın sana cepheye yollanacaklar için sağlam raporu yazmanı emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de! Sen, kürsüdeki rahip. Yarın sana cinayeti kutsamanı ve savaşa övgüler yağdırmanı emredelerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de! Sen, gemideki kaptan. Yarın sana buğday taşımayı bırakıp, tank ve top taşımanı emredelerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de! Sen, havaalanındaki pilot. Yarın sana kentlerin tepesine yakıp yok eden bombalar yağdırmanı emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de! Sen, dikiş masası başındaki terzi. Yarın sana asker üniformaları dikmeye başlamanı emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de! Sen cübbesinin içindeki yargıç. Yarın sana askeri mahkemeye gitmeni emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de! Sen, tren istasyonundaki. Yarın sana cephane ve asker taşıyan trenlerin kalkması için sinyal vermeni emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de! Sen, köydeki. Sen, kentteki. Yarın askere alma belgeleriyle kapına dayanırlarsa, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de! Sen, Normandiya'daki ana, Ukrayna'daki ana. Sen San Francisco'daki ve Londra'daki ana. Sen, Sarı Irmak ve Mississipi kıyılarındaki ana. Sen, Nepal'deki ve Hamburg'daki, Kahire'deki ve Oslo'daki ana; yeryüzünün dört bir yöresindeki analar, dünyanın bütün anaları, yarın size askeri hastanelerde hemşirelik yapacak, yeni savaşlarda savaşacak çocuklar doğurmanızı emrederlerse, yapacağınız bir tek şey var: HAYIR deyin! Analar, HAYIR deyin! Çünkü hayır demezseniz analar, hayır demezseniz eğer, işte o zaman, pus çökmüş, gürültülü liman kentlerinde inildeyip duran koca gemiler suskunluğa bürünecekler ve su almış dev mamut kadavraları gibi, rıhtımların yosun ve midye bağlamış, ölgün, ıssız duvarları önünde miskin yalpayacaklar; daha önce ışıltılar saçan o görkemli gövdelerden, bir balık mezarlığı gibi, sayrı, ölü kokular yayılacak... Tramvaylar, iç karartıcı, aynalı kuş kafesleri gibi eğrilip bükülecekler ve bombaların açtığı çukurlarla kaplı, yitik sokaklardaki damları delik deşik barakaların ardında, teller ve rayların şaşkın çelik iskeletlerinin yanı başında, patlamış taç yaprakları misali serpilip kalacaklar... Çamur rengi, ağır, kurşun gibi sessizlik ortalıkta kol gezecek; tüm oburluğuyla büyüyerek, okullara, üniversitelere, tiyatrolara, spor alanlarına, çocuk bahçelerine olanca ürkünçlüğü ve açgözlülüğüyle önlenemez biçimde çöreklenecek... Bunların hepsi olacak... Altın sarısı, sulu üzümler bakımsız yamaçlarda çürüyecek; pirinçler kıraç topraklarda kuruyacak; patatesler sürülmüş tarlalarda donacak; ölü sığırların kaskatı kesilmiş bacakları, baş aşağı çevrilmiş süt sağma tabureleri gibi göğe dikilecek... Enstitülerde, büyük hekimlerin dahice buluşları çürüyüp küflenecek... Son un çuvalları, son çilek reçeli kavanozları, balkabakları ve vişne suları mutfaklarda, odalarda, kilerlerde, soğuk hava depolarında ve ambarlarda bozulup heba olacak; tarlalardaki ekinler, paslanmış sabanların yanı başında bozguna uğramış bir ordu gibi boyunlarını bükecekler; fabrikaların çimen kaplı tüten bacaları un ufak olacak... Sonra, deşilmiş bağırsakları ve zehirlenmiş ciğerleriyle son insan, ışıldayan güneşin ve yanıp sönen takımyıldızların altında bir başına dolanıp duracak; bir deri bir kemik kalmış, çılgına dönmüş son insan, uçsuz bucaksız mezarlar, dev beton blokların soğuk putları ve ıssız kentler arasında başına bir küfür gibi dolanırken, şu korkunç soruyu soracak: NEDEN? Ve bu soru bozkırlarda hiç duyulmadan yitip gidecek, yıkıntılar arasında sürüklenip kiliselerin molozları arasında yok olacak, girilmez yeraltı sığınaklarına çarpıp parçalanacak... Son hayvan-insanın son hayvansı çığlığı hiç duyulmadan, hiç yanıtlanmadan kan göllerinde boğulacak... Bunların hepsi olacak, yarın belki bu gece, eğer... eğer... eğer... HAYIR demezseniz! ''
  • Sen, tezgâhin ardındaki kız, bürodaki kız. Yarın sana el bombalarını doldurmanı ve keskin nişancı tüfeklerine dürbün takmanı emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de!
  • Sen, Normandiya'daki ana, Ukrayna'daki ana. Sen San Francisco'daki ve Londra'daki ana. Sen, Sarı Irmak ve Mississipi kıyılarındaki ana. Sen, Nepal'deki ve Hamburg'daki, Kahire'deki ve Oslo'daki ana; yeryüzünün dört bir yöresindeki analar, dünyanın bütün anaları, yarın size askeri hastanelerde hemşirelik yapacak, yeni savaşlarda savaşacak çocuklar doğurmanızı emrederlerse, yapacağınız bir tek şey var: HAYIR deyin!
  • Sen, kürsüdeki rahip. Yarın sana cinayeti kutsamanı ve savaşa övgüler yağdırmanı emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYlR de!
  • “Sen , makinenin başındaki adam , atölyedeki adam . Yarın sana su boruları ve yemek kapları yapmayı bırakıp, miğferler ve mitralyözler yapmanı emrederlerse , yapacağın bir tek şey var : HAYIR de !
  • Sen, odasındaki şair. Yarın sana aşk şarkılarını bir yana bırakıp, nefret şarkıları söylemeni emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYlR de!
  • Sen, kürsüdeki rahip. Yarın sana cinayeti kutsamanı ve savaşa övgüler yağdırmanı emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de!
  • Çünkü hayır demezseniz analar, hayır demezseniz eğer, işte o zaman, pus çökmüş, gürültülü liman kentlerinde inildeyip duran koca gemiler suskunluğa bürünecekler ve su almış dev mamut kadavraları gibi, rıhtımların yosun ve midye bağlamış, ölgün, ıssız duvarları önünde miskin miskin yalpalayacaklar; daha önce ışıklar saçan o görkemli gövdelerden, bir balık mezarlığı gibi, sayrı, ölü kokular yayılacak...
  • Sonra, deşilmiş bağırsakları ve zehirlenmiş ciğerleriyle son insan, ışıldayan güneşin ve yanıp sönen takımyıldızların altında bir başına dolanıp duracak; bir deri bir kemik kalmış, çılgına dönmüş son insan, uçsuz bucaksız mezarlar, dev beton blokların soğuk putları ve ıssız kentler arasında yalnız başına bir küfür gibi dolanırken, şu korkunç soruyu soracak: NEDEN?
  • Çamur rengi, ağır, kurşun gibi sessizlik ortalıkta kol gezecek; tüm oburluğuyla büyüyerek, okullara, üniversitelere, tiyatrolara, spor alanlarına, çocuk bahçelerine olanca ürkünçlüğü ve açgözlülüğüyla önlenemez biçimde çöreklenecek...

--reklam--

Hayır De! İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Almamakta fayda var: Kitap 46 sayfa ve bunun yarısı yazar, çevirmen ve çizim yapan kişi hakkında bilgi veriyor. Özellikle yazar hakkında bilgilerde tekrara düşüyor. Diğer yarısında ise yani yaklaşık 23 sayfanın yarısı çizimlerle dolu. Ve bunun da kalan yarısı büyük puntolarla yazılmış, bir meslek + yaptığı iş + cephe ile bağdaştırma = kabul etme Hayır De! şeklinde sürüyor. Yordam kitabın şimdilik okuduğum kadarıyla tüm eserleri çok güzeldi ama bunu beğenmedim. Yazarı, çizimi ve gereksiz ayrıntıları düşersek ve A4 Times New Roman 12 puntoda yazsak 1 sayfa bile sürmez. Fiyatı 3-5 lira bir şeydi ama 1 TL etmez normalde. Maksat Yordam'a destek olsun (Ömer Yüksel)

Faşizme ve savaşa karşı yazılmış şiirsel bir manifesto, Hayır De! Kapıların Dışında da olduğu gibi savaşın yıkıcı etkisini iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Baskısını bulmak oldukça zor o nedenle çoğunu paylaştım. Yazarla tanışmadıysanız hayatını kısaca araştırıp öyle okumanızı öneririm, sizi yazdıkları kadar çarpacak bir hayat hikayesine sahip. Son sayfaları alıntılayıp sonlandırıyorum: Sonra, deşilmiş bağırsakları ve zehirlenmiş ciğerleriyle son insan, ışıldayan güneşin ve yanıp sönen takımyıldızların altında bir başına dolanıp duracak; bir deri bir kemik kalmış, çılgına dönmüş son insan, uçsuz bucaksız mezarlar, dev beton blokların soğuk putları ve ıssız kentler arasında yalnız başına bir küfür gibi dolanırken, şu korkunç soruyu soracak: NEDEN? Ve bu soru bozkırlarda hiç duyulmadan yitip gidecek, yıkıntılar arasında sürüklenip kiliselerin molozları arasında yok olacak, girilmez yeraltı sığınaklarına çarpıp parçalanacak… Son hayvan-insanın son hayvansı çığlığı hiç duyulmadan, hiç yanıtlanmadan kan göllerinde boğulacak… Bunların hepsi olacak, yarın, belki bu gece, eğer… eğer… eğer… HAYIR demezseniz! (Beyza)

Kitabın kapağına bakarak kadınlar için yazılmış bir kitap olduğunu düşündüm fakat öyle değilmiş. Savaş karşıtı bir yazarın kitabı. 48 sayfalık bir kitap ama yarısı çizimlerle dolu. Fiyatı bu olmamalı. (sıla)

--reklam--

Hayır De! PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Wolfgang Borchert - Hayır De! kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Hayır De! PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Wolfgang Borchert Kimdir?

Wolfgang Borchert, zorlu bir hayatın izlerini eserlerine başarıyla yansıtmış bir yazar olarak XX. yüzyıl edebiyatının en önemli isimlerinden biridir. Borchert, Heinrich Böll ve Wolf Dietrich Schnurre'yle birlikte yıkıntı edebiyatının temsilcilerinden biri olarak kabul ediliyor.

1921 yılında Hamburg'da dünyaya geldi. 15 yaşındayken şiir yazmaya başladı. 17 yaşına geldiğinde ise oyuncu olmak istediğine karar vermişti. 1941 yılının mart ayında Hannover Bölge Tiyatrosu'yla bir anlaşma yaptı. Ancak aynı yılın haziran ayında askere çağrılınca güzel günler sona erdi. 1942'de askerdeyken kendi kendini yaralamakla suçlandı, ama beraat etti. 1943 yılına kadar hayatı savaşın ortasında ya da ayrılıkçı ifadeler suçlamasıyla, hücrede geçti. Tifüs şüphesi ve sarılık nedeniyle ordudan terhis edildikten sonra, bir süre kabare sanatçısı olarak çalıştı. Bu kez de Goebbels'i bir parodisine konu edindiği için dokuz ay hapis cezasına çarptırıldı. Berlin'de yakalanmasının ardından Borchert'e yeniden cephe yolu görünmüştü. 1945 yılında birliği Fransızlara teslim olunca, ordudan kaçmayı başardı. Hamburg'a döndüğünde ağır hastaydı. 1946 yılında şiirleri "Fener, Gece ve Yıldızlar" adı altında bir kitapta toplandı. O dönemde "Karahindiba" başta olmak üzere 24 kısa hikâye kaleme aldı. Borchert onu ölümsüzleştiren tiyatro oyunu "Kapıların Dışında"yı 1947 yılında bir hafta içinde yazıp bitirdiğinde sağlığı artık iyiden iyiye bozulmuştu. Üç hafta sonra radyo oyunu olarak yayımlanan bu eserin ardından da tam 22 hikâye yazdı. "Kapıların Dışında" onun ölümünden bir gün sonra, 21 kasım 1947'de, ilk kez Hamburg Oda Tiyatrosu'nda seyircilerle buluştu.

--reklam--

Wolfgang Borchert Kitapları - Eserleri

  • Kapıların Dışında
  • Hayır De!
  • Ama Fareler Uyurlar Gece
  • Fener, Gece ve Yıldızlar ve Ölümünden Sonra Yayımlananlar
  • Fener, Gece ve Yıldızlar
  • Bu Salı
  • Dışarda Kapının Önünde ve Seçme Kısa Hikâyeler
  • Bütün Nesirleri
  • Üzgün Sardunyalar

--reklam--

Wolfgang Borchert Alıntıları - Sözleri

  • Biz bowling oyuncuları Ama gülleler de biziz Devrilen kukalar da Ve gümbür gümbür öten Oyun yeri, yüreklerimiz. (Bu Salı)
  • Bağlılığa ve derinliğe sahip olmayan bir nesiliz biz... Şanssız nesiliz biz, yurtsuz, vedasız... sevgimiz acımasızdır ve gençliğimiz gençsizdir. (Bütün Nesirleri)
  • Korkuyoruz! diye bağırıyorum. Yaşamak istiyoruz! diye bağırıyorum. Tahtadan ve umuttan kulübelerde yaşamak! (Bu Salı)
  • Senin olduğun yer hoştur her zaman. (Bütün Nesirleri)
  • Sen, havaalanındaki pilot. Yarın sana kentlerin tepesine yakıp yok eden bombalar yağdırmanı emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYlR de! (Hayır De!)
  • Ve ardından iskeleti gösterdi. Gülme bak, dedi, ama işte buyum ben. Aklın alıyor mu ha? Sen nasılsa beni tanıyorsun. Kendin söyle, burada yatan ben olabilir miyim? Söyle, olabilir miyim? Bu, bana müthiş yabancı bir şey değil mi ha? Benden hiçbir şey yok ki bunda. Kimse dünyada tanımaz beni böyle. Ama ben buyum. (Bu Salı)
  • İnadımdan belki? İnattan gülüyor, yemek yiyor, uyuyor, sonra yine uyanıyorum. Sadece İnadımdan. (Bütün Nesirleri)
  • Evet, hiç değilse ben ölünce bir fener olsam; tek başıma geceleri, uykulardayken dünya, gökte ayla senli benli sohbete dalsam. (Fener, Gece ve Yıldızlar)
  • “kokun...” diye fısıldadım ben sesimi daha da alçaltarak; “sen sevgi gibi kokuyorsun...” (Ama Fareler Uyurlar Gece)
  • Öyle koşar gibi yürümen gereksiz , arkandan geleceğim nasıl olsa. (Üzgün Sardunyalar)
  • Ve sardunyalar , onlar da tıpkı kız gibi üzgündü. Hiç değilse öyle kokuyorlardı. (Üzgün Sardunyalar)
  • "Sonunda rüzgar kalacak yalnızca. Tümü silinip gidince ortadan, gözyaşları, açlık, motor sesi ve müzik, tümü gidince, yalnızca rüzgar kalacak. Taşlar, caddeler, hatta ölümsüz sevgiler yok olacak, bir tek o sürdürecek yaşamını. Ve karla kaplı mezarlarımızın üstündeki çıplak çalılarda avutucu ezgilerini söyleyecek. Ve yaz geceleri o güzelim çiçeklere kur yapacak, dans etmeleri için çalıp söyleyecek; bugün, yarın, her zaman." (Ama Fareler Uyurlar Gece)
  • İşte böyleyiz biz, yanılsamalardan uzak, kafalarında akla gelmedik büyük hayallerle yaşayan biz insanlar. (Ama Fareler Uyurlar Gece)
  • Deniz feneri olsaydım gecede, Fırtınada ışıktım balıklara, vapurlara, kayıklara ne yazık ki ben kendim batmak üzre bir gemiyim! (Fener, Gece ve Yıldızlar ve Ölümünden Sonra Yayımlananlar)
  • Rüzgarla kopup gelen bereketli topraksın sen, balıktan ve çiçekten bir çocuksun sen. (Fener, Gece ve Yıldızlar ve Ölümünden Sonra Yayımlananlar)
  • Ve kimseler işitmiyordu cılız çığlıklarını. Tanrının yüzü yoktu da. Onun için kulakları da olamazdı kuşkusuz. İşte buydu onların en büyük öksüzlüğü: Kulaksız Tanrı. Tanrı sadece soluk aldırtıyordu kendilerine: Zalim ve yüce. (Bu Salı)
  • Hemen bir şeyler bulup söylemeliyim. Yoksa daha bekleyeyim mi ? Belki konuşursam her şey biter. (Üzgün Sardunyalar)
  • "Bu kalp, sesi kısılana kadar bağırdı da çığlığını hiç kimse duymadı." (Kapıların Dışında)
  • Savaş bitince, asker evine döndü.Ama ekmek bulamadı yiyecek.Derken birine rastladı, ekmek vardı elinde.Adamı vurup öldürdü. Kimseyi öldüremeyeceğini bilmiyor musun, dedi yargıç. Neden öldürmeyeyim, diye sordu asker. (Ama Fareler Uyurlar Gece)
  • Neden, ah söyle, neden bu denli ufak bizim kalbimiz? Uyu, yavrum, gör güzel düşler bu, her halde karanlık geceden: ki bu kadar yalnızız. (Fener, Gece ve Yıldızlar)