Kitap Künyesi
Yazar: Peter Singer
Çevirmen: Hayrullah Doğan
Orijinal Adı: Animal Liberation
Yayın Evi: Ayrıntı Yayınları
İSBN: 9799755394519
Sayfa Sayısı: 363
--reklam--
Hayvan Özgürleşmesi Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
XIX. yüzyıldan bu yana tekrarlanan çok sayıda deneyde sayısız hayvanın ısıya tabi tutulduğunu ve bu deneyler sonucunda hayvanların sıcaktan fenalaşıp öldüğü dışında bir bilgiye ulaşılamadığını biliyor muydunuz? Dünyada her yıl milyonlarca hayvan, hiçbir somut fayda beklentisi olmadan, buna benzer deneylerde ısıtılıyor, donduruluyor, zehirleniyor aç bırakılıyor, parçalanıyor, depresyona sokuluyor, ruh hastası yapılıyor. Her yıl yaklaşık 50 milyar hayvan, eti için öldürülüyor. Bunların büyük bir kısmı "sınai hayvancılık" teknikleriyle yetiştiriliyor, hayatlarının her saniyesinde acı çekip bazen hiç güneş ışığı görmeden ya da toprağa ayak basmadan öldürülüyorlar. Dünyanın her yerinde milyonlarca vejetaryen bunun bir zorunluluk olduğu iddiasını giderek daha az ikna edici hale getiriyor. "Spor" amaçlı avcılıkta, kürk sanayinde, eğlence sektöründe ise hayvanlara acı çektirmek için herhangi bir gerekçe göstermeye bile gerek duyulmuyor. Sürekli ahlâk, adalet ve eşitlik gibi kavramlardan söz ediyor, ama sıra hayvanlara gelince birdenbire apayrı bir ahlâk anlayışına geçiyoruz. Bu anlayışın özeti şu: Güçlü olan haklıdır ve kendisini savunacak gücü olmayan bir varlığa canımızın istediği gibi davranabiliriz.
(Arka Kapak'tan)
--reklam--
Hayvan Özgürleşmesi Alıntıları - Sözleri
- Hoşumuza gitse de gitmese de insanlar çeşit çeşittir; ahlak kapasiteleri, zihinsel yetenekleri, başkalarına iyiliksever ve duyarlı bir biçimde yaklaşma dereceleri, etkin biçimde iletişim kurma becerileri, haz ve acı kapasiteleri farklıdır. Kısaca söylemek gerekirse, eşitlik talebini bütün insanların gerçekten birbirine denk olduğu düşüncesine dayandırırsak eşitlik talep etmekten vazgeçmek zorunda kalırız.
- Ne mutlu ki fikirlerin ve şefkat duygusunun, yüz milyonlarca hayvanın yaşamasını ve ölmesini düzenleyen sistemleri değiştirebilecek kadar güçlü olduğunu gördük.
- Şiddet, daha çok şiddetten başka bir şey getirmez...
- Zalimler arasına sokulmak istemiyorsak, başka gruplara karşı takındığımız bütün yaklaşımları -en temel yaklaşımlarımız da dahil olmak üzere- gözden geçirmeliyiz. Yaklaşımlarımızı, bu yaklaşımlardan ya da bunların sonucu olan uygulamalardan zarar görenlerin gözüyle değerlendirmeliyiz. Bu alışılmadık zihinsel geçişi yapmayı başarabilirsek, yaklaşımlarımızda ve uygulamalarımızda daima belli bir grubun -genellikle de ait olduğumuz grubun- lehine ve başka bir grubun aleyhine işleyen bir yapının varlığını keşfedebiliriz. Böylece yeni bir özgürleşme hareketi için uygun zeminin var olduğunu görürüz.
- Masum bir insanı öldürmenin daima yanlış olduğu düşüncesini ele alalım. Buna "hayatın kutsallığı" görüşü diyebiliriz. Bu görüşü benimseyen kişiler, kürtaja ve ötanaziye karşı çıkıyor ama aynı kişiler genellikle insan dışı hayvanların öldürülmesine karşı çıkmıyor; dolayısıyla bu görüşü "insan hayatının kutsallığı" görüşü olarak tanımlamak belki daha doğru olur. İnsan hayatının ve sadece insan hayatının kutsal olduğu inancı bir çeşit türcülüktür.
- Toplum, modern yoğun hayvancılık yöntemlerinin yol açtığı acılardan büyük ölçüde habersizdir. Hayvanlara acı çektiren sadece yoğun hayvancılık yöntemleri değil. İster modern, isterse geleneksel yöntemlerle yetiştirilsinler, insan çıkarlarına hizmet etmek için yetiştirilen bütün hayvanlar acı çeker. Bu acıların bir kısmı, yüzyıllardır olağan olarak uygulanan yöntemlerin sonucu. Bu durum bu yöntemleri göz ardı etmemize yol açabilir; ama bu yöntemlerden etkilenen hayvanlar için fark eden bir şey olmuyor.
- İnsanın kendisine uzak bir mesele de tavır alması kolaydır; ama ırkçılar gibi türcüler de mesele kendi yaşamlarına yaklaştıkça gerçek yüzlerini ortaya koymaya başlar. Bir yandan İspanya'daki boğa güreşlerini, Güney Kore'deki köpek yeme alışkanlığını ya da Kanada'daki yavru fokların öldürülmesini protesto ederken, diğer yandan bütün hayatlarını kafeslere tıkıştırılmış halde geçiren tavukların yumurtalarını ya da annelerinden, gerçek gıdalarından ve bacaklarını uzatarak yatma özgürlüğünden yoksun bırakılmış süt buzağılarının etlerini yemeğe devam etmek, Güney Afrika'daki apartheid rejimini kınarken komşudan evini zencilere satmamasını istemeye benzer.
- "Normal bir buzağı yediği otlardan ve diğer kaba yemlerden demir alır; ama bunları yemesine izin verilmeyen süt buzağıları anemiye yakalanır. Soluk pembe renkli et, gerçekte anemik et anlamına gelir. Bu renkte ete duyulan talep, tamamen sosyetik bir zevkten ibaret. Etin rengi tadını etkilemiyor ve tabii ki hiçbir şekilde daha besleyici olmasını sağlamıyor, aksine demir eksikliğine işaret ediyor. "
- Diğer hayvanlardan daha az vahşi olduğumuzu düşünmeyi çok severiz. "İnsancıl" kelimesi iyi kalpli nazik anlamına gelir "hayvani" "hayvanca" gibi kelimeleri ise zalim ya da kötü kalpli anlamında kullanırız. Hiç şöyle bir durup düşünmeyiz ki en önemsiz gerekçelerle öldüren hayvan insandır.
- Diğer hayvanlardan daha az vahşi olduğumuzu düşünmeyi çok severiz. "İnsancıl" kelimesi iyi kalpli nazik anlamına gelir "hayvani" "hayvanca" gibi kelimeleri ise Zalim ya da kötü kalpli anlamında kullanırız. Hiç şöyle bir durup düşünmeyiz ki en önemsiz gerekçelerle öldüren hayvan insandır. Başka hayvanları öldürdükleri için aslanların ve kurtların vahşi olduğunu düşünürüz ama onlar öldürmek zorundadır yoksa kendileri öldür. İnsanlarsa başka hayvanları spor yapmak, meraklarını gidermek, vücutlarını güzelleştirmek ya da damak zevklerini tatmin etmek için öldürür Ayrıca aç gözlükleri ve iktidar hırsları yüzünden kendi türlerin bireylerini de öldürürler.
- Sormamız gereken soru ‘Akıl yürütebiliyorlar mı ?’ ya da ‘Konuşabiliyorlar mı ?’ değil ‘Acı çekebiliyorlar mı?’ olmalıdır.
- Laboratuvar hayvanlarının sömürülmesi, genel türcülük sorununun bir parçasıdır ve türcülük ortadan kaldırılmadığı sürece bu sorunun tamamen ortadan kaldırılması da mümkün gözükmüyor; ama hiç şüphesiz bir gün çocuklarımızın çocukları, başka konularda uygar olan insanların 20. yüzyıl laboratuvarlarında yaptıklarını, bizim şimdi Roma'daki gladyatör dövüşleri ya da 18. yüzyıldaki köle ticareti konusunda hissettiğimiz dehşet ve inanamama duygularıyla okuyacak.
- Bizim asıl ilgi duyduğumuz şeyin acı ve mutsuzluğu sona erdirmek olduğunu, ayrımcılığa karşı olduğumuzu, kendi türümüzün üyesi olmasa bile başka bir varlığa gereksiz yere acı çektirmenin yanlış olduğunu düşündüğümüzü, hayvanların insanlar tarafından acımasızca ve gaddarca sömürülmekte olduğuna inandığımızı ve bu durumun değişmesini istediğimizi anlatmaya çalıştık. Yoksa hayvanlara özel bir "ilgi" duymuyorduk. İkinizin de, birçok insanın aksine, kedilere, köpeklere ya da atlara öyle aşırı bir düşkünlüğümüz yoktu. Biz hayvanları "sevmiyorduk". Biz sadece onlara, gerçekte oldukları gibi, hissetme yetisine sahip bağımsız varlıklar olarak davranılmasını istiyorduk; vücudunun bir kısmı o sırada ev sahibemizin sandviçlerinde bulunan domuz gibi, insanların amaçlarına hizmet eden araçlar olarak değil.
- “... Ya hayvanlar bize benzemiyordur, bu durumda onlar üzerinde deney yapmak için bir neden yoktur; ya da hayvanlar bize benziyordur, bu durumda insanlar üzerinde yapılsa bizi dehşete düşürecek bir deneyi hayvanlar üzerinde yapmak yanlıştır."
- insanların eşitliği ilkesi, varsayılan fiili bir eşitliğin betimlemesi değil, insanlara nasıl muamele etmemiz gerektiğini gösteren bir kılavuzdur.
--reklam--
Hayvan Özgürleşmesi İncelemesi - Şahsi Yorumlar
-Daha önce yayınladığım bu incelmeyi, düzenlediğim etkinlik için düzeltip değiştirdim.- Yazar, kitapta ilk başta hayvan haklarını gerekçelendirmeye ve türcülüğü açıklamaya çalışıyor. “Türcülük, kısaca, canlı bireylere sadece ve sadece ait oldukları türden ötürü farklı değer atfedilmesidir. Oxford Sözlüğü türcülüğü ‘insan türünün üstünlüğü varsayımına dayanarak belli hayvan türlerinin sömürülmesi ya da ayrımcılığa uğratılması’ şeklinde tanımlamaktadır.” (Vikipedi) Mesela bir ünlü kürk giyiyor, bu magazine yansıyor, insanlar hemen hakaret edip beddualar etmeye başlıyor. Hayvanseverler “kürk cinayettir” diyor. Eminim ki bu tepkileri verenlerin çoğu deri giyiniyordur, kaz tüyü kullanıyordur. Kürk, orta sınıf ve alt sınıfın ulaşabileceği bir ürün değilken deri ve kaz tüyü ulaşılabilirdir, bu yüzden de bu kadar kara propaganda yapılmaz üzerlerinde. Halbuki hayvanların hissettiği acı aynıdır. İnsanlar sokakta beslediği kedi ve köpeklerin öldürüldüğünü, vücut bütünlüğüne zarar geldiğini gördüğünde çok üzülebilir, ağlayabilir hatta sinir krizi geçirebilir ama çoğunlukla kurban bayramında çığlık çığlığa boğazı kesilen hayvanlara tepki vermez. İnsanlar Çinlilerin tuhaf festivallerinde kazan içinde canlı köpek haşladığını görünce hakaretler, beddualar etmeye başlar ama aynı tepkileri tüyleri için canlı canlı kaynatılan kuşlar için, kesimevlerinde işkence gören sınai hayvanları için vermezler. Daha çok örnek verilebilir. Türcülük budur. Hayvan deyince insanların aklına direkt tatlı kediler, köpekler gelir; çoğumuz zihnimizde koyunları, inekleri, domuzları vs. hayvan olarak tanımlamayız ve bu hayvanlar için haklar istemeyiz. Hayvan hakları deyince üzerinde durduğumuz hayvanlar hep kediler ve köpekler olur. Ancak sınai hayvanlarının durumu kediler ve köpeklerden çok daha kötüdür. Kediler ve köpeklerle sokaklarımızı paylaşıyoruz, onlarla empati kurabiliyoruz, onları sevebiliyoruz ama aynılarını koyunlar, kuzular, inekler için yapamıyoruz, gözümüzün önünde değiller ve onları yiyoruz. Bu “hayvansever” ikiyüzlülüğüne bir örnek gerçi. Özellikle ülkemizde kedi ve köpekler de dahil olmak üzere, hayvan düşmanlığı ciddi bir sorun haline geldi artık. Hayvan besleyen insanlar bile şiddete uğruyor. Bu düşmanlığın, bu saldırganlığın kaynağı aynı: “Dünya benim için yaratıldı ve kadınları da hayvanları da istediğim gibi kullanacağım” mentalitesi. Bununla ilgili bir araştırma yapılıp yapılmadığını bilmiyorum ancak sosyalmedyadan gözlemlediğim kadarıyla insan haklarını bile desteklemeyen kadın düşmanlarıyla hayvan düşmanları hep aynı insanlar oluyor. “Ne demek eşimi dövemem”, “ne demek evlilik içi tecavüz” diyenler; “ne yani, hayvanlarla aynı haklara mı sahip olacağız, ben onlardan üstünüm” de diyor. Bu anlamda kesişimselliğe önem vermeli, söylemlerimizi aynı zamanda hayvan haklarına da yöneltmeli ve yeme-satın alma alışkanlıklarımızı bu yönde değiştirmeliyiz. ------------------ Kitapta da oldukça eleştirilen bir şey olan “refahçılık”a değinmeden geçmek istemiyorum. “Hayvan refahı” yaklaşımı, bazı hayvanların sömürü düzenini bozmayacak şekilde korunmasını; bazılarının da “insani” bir şekilde öldürülebileceğini söyleyen bir yaklaşımdır. Hayvanlar için pek bir önemi yoktur. Refahçıların desteklediği uyutarak veya tabancayla öldürme gibi yöntemleri zaten açılayıp eleştirmiş yazar. Nasıl bir şey olduğunu gerek Youtube’dan gerekse bu dehşeti tüm çıplaklığıyla anlatan Earthlings adlı belgeselde izleyebilirsiniz. “Hayvanları bayılttıktan sonra öldürme yöntemi” dedikleri şey, hayvanlara elektrik vermekmiş. Bahsettiğim belgeselde bunu izledim. Ve İslami kesimle arasında pek fark görmedim: hayvanlar yine çığlık atıyor, kaçmaya çalışıyor ve canları acıyor; sadece kendi kanlarının boşalışını, ölüşünü izlemiyorlardı- tabii kesme işleminden önce uyanmayacak kadar şanslılarsa. Ve bu işlem hala çok yaygın değil, çünkü maliyetli bir iş bu. Eğer insanlar bir gün hayvanların acı çekmemesi konusunda hemfikir olursa, modern işlemler oldukça maliyetli olduğundan etin fiyatı da artacak ve et, eskisi gibi üst kesimlere hitap edecek. Vegan etiğin ülkemizde yaygınlaşması sonrasında, buna muhalif kişiler, türcülüğün yarattığı çelişkilerin dile getirilmesi sonrasında “ben kedi de yerim köpek de yerim, haklısınız” demeye başladı, özellikle de Çin’in hayvan pazarlarına verilen tepkiden sonra. Bu sıralar da haberlerde kedi yiyen insan haberleri görüyorum mesela. Et pahalılaşıyor ve “ne olursa olsun ben et yiyeceğim” diyen insan, sokaktaki savunmasız kediye ve köpeğe gözünü dikiyor. Kasaptaki et pahalılaştıkça, ete kafayı takmış insanların gözünü sokaktaki hayvana dikmesi aslında anormal değil. Çelişkinin getirdiği tehlikeler bunlar. Bu konudaki tek sorun hayvanların öldürülüşü değil, hayvanların bakımı da bir sorun. Yetiştiriciler hayvanlar sonunda öleceği için oldukça kötü davranıyorlar onlara. Avrupa ülkelerinde bile sorun çok büyük. Tavuklara bir sürü ilaç veriyorlar, eski tavuklarla bugünkü tavuklar arasında o kadar fark var ki... Sadece fotoğrafları açın ve görün. Birer mutant yetiştiriyorlar. Bu hayvanların ömrü çok daha uzun ama henüz birkaç haftalıkken öldürülüyorlar, öldürülmeseler eğer verilen ilaçlar nedeniyle göğüs kısımları o kadar büyüyor ki bir süre sonra bacakları taşıyamıyor ve kırılıyor. O kadar sıkışık alanlarda yaşıyorlar ki bir süre sonra tavuklar arasında yamyamlık baş gösteriyor, birbirlerini öldürüyorlar. Bunu engellemek için ise tavukların gagasını kızgın bıçaklarla kesiyorlar. Starbucks Türkiye’nin bunu uyguladığı ortaya çıkmıştı ve hayvanseverler bunu protesto etmeye başlamıştı. Benim de bu uygulamadan bu şekilde haberim olmuştu. Erkek civcivler bir işe yaramadığı için gazla, boğularak, parçalanarak öldürülüyor. Süt inekleri öylesine sömürülüyor ki memeleri iltihaptan kocaman oluyor, sütleri hep kan ve iltihap doluyor. Genelde bu inekler en fazla dört sene dayanabiliyor, yere yığılıyorlar. Sahipleri onları güçlendirme masrafını karşılamak istemeyip mezbahalara satıyor. Bu ineklerin süt üretebilmeleri için sürekli hamile kalmaları gerekiyor, bu yüzden sahiplerinin ineklerin cinsel organlarına sürekli meni verip onları damızlık olarak kullanmaları gerekiyor. Bir kedinin veya köpeğin memesine ya da cinsel organına dokunursanız “sapkın” olursunuz ancak bu inekler için geçerli değil. Sığırların boynuzları kesiliyor, bedenleri damgalanıyor ve iğdiş ediliyorlar. Boynuz kesme işlemi çok acı verici. Bedenleri kızgın bir demirle beş saniye boyunca dağlanıyor. İğdiş edilme yöntemi ise bayıltmadan bıçakla testis kesilerek yapılıyor. Üç yüz küsür sayfalık bu kitapta bile hayvanlara yaptığımız zulüm tüm ayrıntılarıyla anlatılamazken ben de burada hepsini anlatamayacağım maalesef. O yüzden iki-üç örnek vermekle yetinmek zorundayım. Hayvan hakları konusundaki en büyük açığımız hayvanlar üzerinde uyguladığımız deneyler. Belki de hayvanlar laboratuvarlarda, mezbahalarda acı çektiklerinden çok daha fazla acı çekiyor. İlaçlarımız, makyaj malzemelerimiz, şampuanlarımız, sabunlarımız, kıyafet ve ev temizlemek için kullandığımız sıvılar, askeriye alanında birbirimizi öldürmek için kullandığımız aletlerde ve daha birçok şey için hayvanlar üzerinde deneyler yapılıyor. Türkiye’de sokak hayvanlarını alıp bu testlere tabii tutmak yasal. Rimelleriniz maymunların, tavşanların ve kedilerin üzerinde kullanılıyor. Bu hayvanlar kafeslere tıkılıyor, makinelerle sabit tutulup gözleri açılıyor ve bu ürünler onların gözlerine damlatılıyor. Yaşadıkları travmaları geçtim çoğunluğu kör oluyor bu hayvanların, kör olmasalar bile gözleri yabancı maddeden dolayı kapanıyor. Kullandığımız rujlar zorla bu hayvanlara yediriliyor, öldürüyor mu öldürmüyor mu diye test etmek için. Ya elle yediriliyor ya da hortumlarla sıvı şekilde midelerine akıtılıyor. Kullandığımız şampuanlar zorla bu hayvanların gözüne damlatılıyor yine. Çoğu kör oluyor. Eğer ki bu uygulamalara destek olmazsak markalar mesajı alır ve kendini dönüştürür. Nitekim tarihte bu şekilde pek çok marka kendini dönüştürmüş tepkiler üzerine ve dönüştürmeye devam ediyor (en son Garnier cf oldu mesela). Eğer insanlar tepki vermezse bu uygulamalar devam eder. Ancak sorunun sadece tüketici tepkisiyle çözülebileceğini de sanmamalıyız, çünkü bu deneylerin politik bir yönü de var. Örneğin, Amerika’da deneyi yapılmamış bir ilacın patentini alamazsınız ya da hayvanlar üzerinde test edilmemiş bir kozmetik ürününü Çin pazarına sokamazsınız. Bu yüzden Çin pazarına giren firmalar da CF sayılmazlar ama üzerlerinde CF yazabilir. Bu şekilde de tüketicileri kandırıyorlar maalesef. Tavşan Ralph sonrası birçok insan kadın düşmanlığını işe karıştırarak sanki hayvan deneyleri sadece kadınların kullandığı kozmetik alanında yapılıyormuş gibi algı oluşturarak kadınları hedef gösterdi. Hayvan deneyleri hem sadece kozmetik sektöründe yapılmıyor, hem kozmetik ürünlerini aktif bir şekilde kadınlar kullanmıyor, hem de çoğu kozmetik firmasının sahibi erkekler :) Deneylerin hangi sektörlerde nasıl yapıldığı kitapta anlatılmış ama ülkemizdeki durumu da anlatan ve daha kapsamlı bir kitap daha var bununla ilgili: kitap/hayvan-deneyleri--232800 İnsanlarımız bu konuda çok bilinçsiz, bir sorunu politik düzleme taşıyamıyor ya da bir konuda birlik olamıyoruz. Hayvan hakları yasası hayvanları koruyabilmemiz için gereklidir. Tıpkı kadın konusunda olduğu gibi canlıları da kendimizle eşit görmeliyiz. Yasa gelse bile hayvanların kendisinden daha aşağı olduğunu düşünen, cana saygısız insanların zihniyeti değişmedikçe hayvan cinayetleri ve işkenceleri önlenemez. Sorun hiyerarşik düşünce biçimindedir. (irem)
WWF, PETA gibi uluslararası kuruluşlara üye olmam nedeniyle aslında birçoklarını bildiğim konuları tekrar ve tüm gerçekliğiyle okumuş olmam, hiç sevmediğim insan ırkını, bu tutumumun ne kadar yerinde olduğunu bir kez daha gösterdi. Aklı çalışan, merhamet sahibi, aklı ve kalbi aydınlık insanlar, lütfen, gelin vejetaryen olalım. (Deniz Barış Akdağ)
Hayvan Özgürleşmesi: Muazzam bir eser. Kesinlikle okumalısınız ve buna önem verdiğim için önerimi ilk başta yazıyorum. Kitapta sofranıza gelen etten, deneylerde kullanılan hayvanlara; felsefecilerin hayvanlar hakkındaki görüşlerinden, büyük bilim adamlarının hayvanlar hakkındaki görüşlerine kadar birçok konuda size bakış açısı oluşturacak belki kafanızda oluşmuş bazı tabuları yıkıp yeni fikirler yeşertecek bir kitap. Sadece teoride değil sizi uygulama konusunda da bir şeylere yönlendirmeye çalışan bu eser bu dünyayı paylaştığımız bizim haricimizdeki hayvanlar hakkında biz hayvanlara bir şeyler öğretmeye çalışıyor. Zamanı uzatmadan en kısa zamanda bu eseri okumanızı ve hayatınızı bu bilgiler ışığında verdiğiniz kararlarla devam ettirmenizi dilerim kararınız şu ankiyle farklı olmasa bile bilinç olarak farklı bir bakış açısını da öğrenmiş ve deneyimlemiş olacaksınız. Sevgiyle ve kitapla kalın. :) (Melih Yabancı)
--reklam--
Hayvan Özgürleşmesi PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Peter Singer - Hayvan Özgürleşmesi kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Hayvan Özgürleşmesi PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Peter Singer Kimdir?
Peter Singer (6 Temmuz 1946), Avustralyalı filozof ve önde gelen bir hayvan hakları savunucusu.
1999'dan bu yana Princeton Üniversitesi Biyoetik bölümünde görev yapmaktadır.
Tom Regan ile birlikte 1960'lardaki ilk hayvan hakları ile hayvanları özgürleştirme hareketlerini birleştirmeye ve öncülük etmeye yardım etti. Onun Hayvan Özgürleşmesi (Animal Liberation) adlı kitabı hayvan hakları konusunda çok önemli bir yere sahip olmakla beraber felsefi literatürün çığır açan bir ürünü olarak sayılıyor.
Singer, kendini bir vejetaryen ve "esnek bir vegan" olarak tanımlamaktadır. Mother Jones adlı dergiye verdiği röpartajda konuyla ilgili şu açıklamayı yapmıştır:
« Et yemiyorum. 1971 yılından beri vejetaryenim. Yavaş yavaş vegan yaşama alışıyorum. Büyük oranda vegan sayılırım, fakat esnek bir veganım. »
--reklam--
Peter Singer Kitapları - Eserleri
- Hayvan Özgürleşmesi
- Pratik Etik
- Marx
- Hegel - Düşüncenin Ustaları
- Marx: A Very Short Introduction
- The Expanding Circle
- Hegel: Çok Kısa Bir Başlangıç
--reklam--
Peter Singer Alıntıları - Sözleri
- Ahlaki olmak daima bir mücade gerektirmektedir. (Hegel - Düşüncenin Ustaları)
- Yasanın daima ahlakı dayatması gerektiğini varsaymak bir hatadır. Doğru davranışı dayatma girişimleri hiç kimsenin istemediği sonuçlara yol açabilir ve haksızlıklarda azalma olmaz. Eğer durum buysa, bu girişimlerin terk edilmeleri daha iyi olur. (Pratik Etik)
- Toplum, modern yoğun hayvancılık yöntemlerinin yol açtığı acılardan büyük ölçüde habersizdir. Hayvanlara acı çektiren sadece yoğun hayvancılık yöntemleri değil. İster modern, isterse geleneksel yöntemlerle yetiştirilsinler, insan çıkarlarına hizmet etmek için yetiştirilen bütün hayvanlar acı çeker. Bu acıların bir kısmı, yüzyıllardır olağan olarak uygulanan yöntemlerin sonucu. Bu durum bu yöntemleri göz ardı etmemize yol açabilir; ama bu yöntemlerden etkilenen hayvanlar için fark eden bir şey olmuyor. (Hayvan Özgürleşmesi)
- It is evident that economics establishes an alienated form of social intercourse as the essential, original and natural form. (Marx: A Very Short Introduction)
- "Communism ... is the genuine resolution of the antagonism between man and nature and between man and man; it is the true resolution of the conflict between existence and essence, objectification and selfaffirmation, freedom and necessity, individual and species. It is the riddle of history solved and knows itself as this solution." (Marx: A Very Short Introduction)
- Then comes the epoch of social revolution. With the change of the economic foundation the entire immense superstructure is more or less rapidly transformed. In considering such transformations the distinction should always be made between the material transformation of the economic conditions of production, which can be determined with the precision of natural science, and the legal, political, religious, aesthetic, or philosophic – in short, ideological – forms in which men become conscious of this conflict and fight it out. (Marx: A Very Short Introduction)
- "İnsanın yabancılaşması belirli bir sınıfın sorunu olmadığına, evrensel bir sorun olduğuna göre, onu çözecek şeyin de evrensel bir nitelik taşıması gerekecektir - ve proletarya, Marx'ın savına göre, tamamen mahrumiyet taşıması açısından bu evrensel niteliği taşımaktadır. Proletarya toplumun belirli bir sınıfını değil, tüm insanlığı temsileder. Bir durumun kendi içinde kendi çözümünün tohumlarını içermesi ve utkuların en büyüğünün umutsuzluğun en derinlerinden gelmesi - bunlar Hegel ile onun izinden gidenlerin diyalektiğinde bildik temalardır." (Marx)
- Laboratuvar hayvanlarının sömürülmesi, genel türcülük sorununun bir parçasıdır ve türcülük ortadan kaldırılmadığı sürece bu sorunun tamamen ortadan kaldırılması da mümkün gözükmüyor; ama hiç şüphesiz bir gün çocuklarımızın çocukları, başka konularda uygar olan insanların 20. yüzyıl laboratuvarlarında yaptıklarını, bizim şimdi Roma'daki gladyatör dövüşleri ya da 18. yüzyıldaki köle ticareti konusunda hissettiğimiz dehşet ve inanamama duygularıyla okuyacak. (Hayvan Özgürleşmesi)
- "Dini eleştirmek ve insanlara Tanrı'nın kendi yaratıları olduğunu göstermek, böylece de insanların Tanrı önündeki değersiz konumuna ve insanların kendi gerçek doğalarına yabancılaşmalarına bir son vermek." (Marx)
- “Derin doğası itibariyle insanın kaderi, özgür olmaktır.” (Hegel - Düşüncenin Ustaları)
- İnsan kalmanın tek yolu İnsanlik dışı bu sisteme karşı Savaşmaktir (Marx)
- "Philosophy makes no secret of it. The proclamation of Prometheus – in a word, I detest all the gods – is her own profession, her own slogan against all the gods of heaven and earth who do not recognize man’s self-consciousness as the highest divinity. There shall be no other beside it." (Marx: A Very Short Introduction)
- Marx’s suggestion about England’s role in advancing mankind towards its destiny illustrates the nature of the primacy of material life. (Marx: A Very Short Introduction)
- This conception of communism is thoroughly Utopian – though not in Marx’s sense of the word. It sees communism as the goal of history and the answer to all problems, as a virtual paradise on earth. (Marx: A Very Short Introduction)
- Etik yargıların, evrensel bakış açısından yapılması gerektiğini kabul etmekle, kendi ihtiyaçlarımın, eksikliklerimin ve arzularımın, sırf benim tercihlerim glduğundan dolayı, başkalarının eksikliklerinden, ihtiyaçlarından ve arzularından daha önemli olamayacağını kabul ediyorum. (Pratik Etik)
- ...ve emeller arzulardan kaynaklanır. (Hegel - Düşüncenin Ustaları)
- İnsanın kendisine uzak bir mesele de tavır alması kolaydır; ama ırkçılar gibi türcüler de mesele kendi yaşamlarına yaklaştıkça gerçek yüzlerini ortaya koymaya başlar. Bir yandan İspanya'daki boğa güreşlerini, Güney Kore'deki köpek yeme alışkanlığını ya da Kanada'daki yavru fokların öldürülmesini protesto ederken, diğer yandan bütün hayatlarını kafeslere tıkıştırılmış halde geçiren tavukların yumurtalarını ya da annelerinden, gerçek gıdalarından ve bacaklarını uzatarak yatma özgürlüğünden yoksun bırakılmış süt buzağılarının etlerini yemeğe devam etmek, Güney Afrika'daki apartheid rejimini kınarken komşudan evini zencilere satmamasını istemeye benzer. (Hayvan Özgürleşmesi)
- Çıkarların eşit gözetilmesi ilkesi, ırkçılık ve cinsiyetçiliğin daha kaba biçimlerinin yanı sıra, zekaya dayalı bir köle toplumunu da devre dışı bırakacak kadar güçlüdür. (Pratik Etik)
- Oregon Eyalet Üniversitesi'nde bir hayvan bilimcisi olan Steven Davis, mahsul yetiştirirken öldürülen hayvan sayısının, sığırların ölümü de dahil, otlakta et sığırı yetiştirirken öldürülenden çok daha fazla olduğunu iddia etti. (Pratik Etik)
- "Normal bir buzağı yediği otlardan ve diğer kaba yemlerden demir alır; ama bunları yemesine izin verilmeyen süt buzağıları anemiye yakalanır. Soluk pembe renkli et, gerçekte anemik et anlamına gelir. Bu renkte ete duyulan talep, tamamen sosyetik bir zevkten ibaret. Etin rengi tadını etkilemiyor ve tabii ki hiçbir şekilde daha besleyici olmasını sağlamıyor, aksine demir eksikliğine işaret ediyor. " (Hayvan Özgürleşmesi)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin