Kitap Künyesi
Yazar: John Berger
Çevirmen: Cevat Çapan
Orijinal Adı: Why Look At Animals?
Yayın Evi: DeliDolu
İSBN: 9786052349007
Sayfa Sayısı: 136
Hayvanlara Niçin Bakarız? Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
İnsanlar ve hayvanlar arasındaki ilişkiye dair düşünsel bir yolculuk...
“Hayvanat bahçesi ancak hayal kırıklığı yaratabilir. Hayvanat bahçelerinin kamusal amacı ziyaretçilere hayvanlara bakma olanağı sağlamaktır. Oysa hayvanat bahçesine gelen hiçbir yabancı bir hayvanla göz göze gelemez. Olsa olsa hayvanın bakışı şöyle bir parlar, sonra ona bakandan uzaklaşır. Hayvanlar başka yana bakarlar. Görmeden uzaklara bakarlar. Dış dünyayı mekanik olarak tararlar. Karşılaşmalara karşı bağışıklık kazanmışlardır, çünkü hiçbir şeyin artık onların dikkatini çekecek kadar merkezi bir önemi kalmamıştır.”
Ülkemizde Görme Biçimleri isimli yapıtıyla tanınan İngiliz yazar, eleştirmen, şair John Berger, hayvanlar ve insanlar arasındaki iletişimi sorguladığı Hayvanlara Niçin Bakarız? kitabında günümüz toplumuna dair etkileyici bir bakış sunmakta.
Cevat Çapan tarafından Türkçeleştirilen eser, yakın geçmişte kaybettiğimiz Berger’ın insan, hayvan ve doğa denklemini ele aldığı, 21. yüzyıl insanını bunun üzerine sorgulamaya teşvik ettiği, farklı makalelerden oluşuyor.
Hayvanat bahçeleri neden var? Modern kapitalist toplumlarda insanlarla hayvanlar arasındaki ilişki nasıl kayboldu? Eski çağlarda hayvanlara baktığımızda ne görüyorduk, şimdi ne görüyoruz? Bunlar gibi, hem şaşırtıcı hem de eleştirel sorularla okurlarını düşünsel bir yolculuğa çıkaran Berger, kendine has, mesafesiz üslubuyla, göz ardı etmeyi reddedip bizleri alışıldık olanı sorgulamaya, derinlikli düşünmeye davet ediyor.
(Tanıtım Bülteninden)
Hayvanlara Niçin Bakarız? Alıntıları - Sözleri
- Hayvanlar her yerde hayatımızdan çekiliyorlar. Hayvanat bahçelerindeki hayvanlar bu yok oluşun canlı anıtlarıdırlar.
- 19. yüzyıla kadar hayvanlarda insan nitelikleri görme eğilimi insanla hayvan ilişkilerinin vazgeçilmez bir özelliği ve bu iki türün yakınlığının bir ifadesiydi. Bu eğilim hayvan metaforunun sürekli olarak kullanılmasının bir kalıntısıydı. Son iki yüzyılda hayvanlar yavaş yavaş sahneden çekildiler. Günümüzde onlar olmadan yaşıyoruz. Bu yalnızlığımızda da hayvanlarda insan nitelikleri görme eğilimi bizi iki kat daha tedirgin ediyor.
- Hayvanların yakalanması uzak ve yabancı ülkelerin ele geçirilmesinin simgesel bir göstergesiydi. “Kâşifler” yurtseverliklerini ülkelerine bir kaplan ya da bir fil göndererek kanıtlarlardı. Uzak ülkelerde yaşayan bir hayvanın büyük kentin hayvanat bahçesine armağan edilmesi diplomatik ilişkilerde göze girme çabasının bir özelliği oldu.
- Halka açık hayvanat bahçeleri dönemi hayvanların gündelik hayattan çekilmeleriyle başladı. İnsanların hayvanları görmek, onları gözlemlemek için gittikleri hayvanat bahçeleri, gerçekte böyle buluşmaların olanaksızlığının anıtlarıdır.
- "Hayvanlar ufukların ötesinden geldiler. Hem oradaydılar hem de burada. Böylece hem ölümlüydüler hem de ölümsüz."
- Londra Hayvanat Bahçesi Rehberi’ne göre, 1867 yılında, Great Vance adıyla bilinen bir müzikhol sanatçısı 'Walking in the zoo is the OK thing to do' adlı bir şarkı söylemiş, böylece “zoo” (hayvanat bahçesi) sözcüğü gündelik dile girmiş. Londra Hayvanat Bahçesi de “Jumbo” sözcüğünü İngilizceye sokmuş. Jumbo 1865-1882 yılları arasında hayvanat bahçesinde yaşamış olan Afrika’dan gelme devasa bir filmiş. Kraliçe Victoria’nın da büyük ilgi gösterdiği bu fil son günlerini, Amerika’yı da dolaşan ünlü Barnum sirkinin bir yıldızı olarak geçirmiş ve adı, devasa boyuttaki şeylerin tanımı olarak ölümsüzleşmiş.
- İşçi sınıfının yemek alışkanlıkları, ekonomik dalgalanmaların daha çok etkisi altında olduğu için, öbür iki sınıfın alışkanlıklarına göre daha az yerleşmiş bir geleneğe sahiptir.
- Komşular mutfakta toplanmış içerken, beyaz tahta kuş sobadan yükselen sıcak havada sallanıyor... Dışarıda ise, eksi 25 derecede gerçek kuşlar donarak ölüyor!
- Halka açık hayvanat bahçeleri dönemi hayvanların gündelik hayattan çekilmeleriyle başladı. İnsanların hayvanları görmek, onları gözlemlemek için gittikleri hayvanat bahçeleri, gerçekte böyle buluşmaların olanaksızlığının anıtıdır.
- Şehir hayatı her zaman doğayı aşırı duygulu bir biçimde görme eğilimi yaratmıştır. Doğa bir bahçe, pencereyle çerçevelenmiş bir manzara ya da bir özgürlük alanı olarak düşünülür. Köylüler, denizciler, göçebeler ise işin aslını bilirler. Doğa enerji ve mücadele demektir. Bize bir şey vadetmeden var olan her şeydir doğa.
- "Yalnızız ve bizim dışımızdaki her şey gibi, yaratıldığımızı kabul etmek zorundayız. Eğer yüreklendirilirlerse, sadece ruhlarımız hatırlar başlangıcı, tek kelime etmeden."
- Hayvanın, kuramsal ve ekonomik tarihi olan böyle bir duruma indirgenmesi, insanların da aynı yalıtılmış üretim ve tüketim birimlerine indirgenmeleri sürecinin bir parçasıdır. Hayvanların calışma gücüyle ilgili bu mekanik görüş,daha sonra işçilere uygulandı.
- Hayvanlar "Tanrı" dedikleri zaman Tanrı, Tanrı olur.
- Tanrı hala dünyayı yaratıyor. Bu size garip mi geliyor? Tanrı için ne önce vardır, ne sonra, ne de burası.
Hayvanlara Niçin Bakarız? İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Hayvanlara Niçin Bakarız? İncelemesi: Kendimizden Uzaklaşmayı Başarmak: Eser Berger’ın 9 yazısını içeriyor. Bunlardan sadece şiir ve öykü olan bölümler de mevcutken Ernst Fischer: Bir Filozof ve Ölüm adlı adeta saygı duruşu olan anısıyla da sonlanıyor. Hayvanlara Niçin Bakarız? bölümünde doğa, hayvan davranışları, kapitalizm hakkında sarsıcı eleştiriler var. Bu eleştirileri farklı türdeki yazınıyla da daha hüzünlü bir hale getirmiş. Eseri okurken Görme Biçimleri’ndeki gibi bir dil beklemiyor sizi, daha üstten bir eleştiri/bakış açısından ziyade acı var eserde. Çıkarımlarının doğruluğundan mutsuz, içerlemiş ve romantik bir Berger var. Eserin başında Bir Fare Hikâyesi ile yalnız yaşayan bir adamın farelerle imtihanından söz ediyor Berger. Evindeki son istilacı farenin de gitmesini hüzünle izleyen bir adamla tanışıyoruz öyküde. Sonraki yazılarda dil böylesine kibar olmuyor, hayvan kültleri incelemeleri ile başlıyor eleştiri silsilesi. Resim sanatının ilk konusunun hayvanlar olmasından ve yine bu resimlerin de büyük olasılıkla hayvan kanından yapılmış olduğunu söylüyor yazar. Hayvanı besleyen, seven, öldüren ve tüketen insandan; hayvandan uzaklaşan ve korkan insan tipine nasıl ulaştığımızı anlatıyor. Evcil hayvanların evlerde esir edilip beslenmesini doğaya bir biçimde yaklaşmak kaygısı olduğunu gösteriyor. Ama ne yazık ki evlerimizde beslediğimiz hayvanların gerçek olmadığını, bir çeşit kopyalarımız olduğu gösteriyor. Fare tutmayan kedileri, ava çıkmayan köpekleri bize benzetiyor Berger. Yemeğini elde etmeyen, hazıra alışmış, kendinden ve doğasından uzaklaşmış evcil hayvanlar olduğumuzu döne döne yüzümüze vuruyor. Uygar Özdemir İncelemenin tamamı: https://kayiprihtim.com/inceleme/hayvanlara-nicin-bakariz-incelemesi/ (Kayıp Rıhtım)
Evcil hayvanla yaşama üzerine bir kitap sanıp yanilabilirsiniz. Covid salgını esnasında, sayamadığımız bir idari izin gününde okununca ekstra böyle anlaşılsa da esas makaleyi 1977 yılında hayvanat bahçesi izlenimleriyle birleştirilmiş yarı kuramsal bir metin oluşturuyor. Kültürel antropoloji ye özel ilgi duyan bir okur olarak alt okumalara büyük katkı sağladı. Kitaptaki diğer yazılar da gayet keyifli. Sadece bazen konu bağlamından kopup yazarın sayıklamaları gibi görünebiliyor. Ancak Berger'e aşinaysanız birkaç sayfa sonra toparlayacagini bilerek okuyorsunuz. Sadece insan ve hayvan arasındaki denkleme değil insan ve doğa arasındaki denkleme de işaret ediyor. Bir yerinde antropolojinin doğadan kültüre geçiş sırasındaki olan biteni dert ettiginden dem vuruyor ki hakikaten devamı çok iyiydi. Sosyoloji, felsefe ve iletişim üzerine birazcık külliyat biriktirmiş okurlara çoğu konuda göz kırpan, kuram hatirlatan bir kitap. Vesselam Berger iyi ki var. (burcu)
"Hayvanlara Niçin Bakarız?" kitabında John Berger, insanın; doğayla özellikle hayvanlarla ilişkisine değinmiş.Çok farklı tarihlerde kaleme aldığı yazılarında hayvanlara baktığımızda ne gördüğümüzün yanı sıra hayvanların bize baktığında ne görüyor olduklarını düşünmüş Berger.İnsanlık tarihinin başlarında hayvanların insan hayatının merkezinde olduğunu vurgulayan Berger, hangi nedenlerle insan ve hayvan arasındaki bağın kopma noktasına geldiğini, hayvanların değersizleştirildiğini sorguluyor. Yemek kültürü, insanın doğaya bakışıyla da ilgili yazılar yer alıyor kitapta.Son yazı ölümüne tanıklık ettiği Ernst Fischer üzerine. (Özlem Akbaş)
Kitabın Yazarı John Berger Kimdir?
1926'da Londra'da doğdu. İngilizce yazan en etkili sanat eleştirmenlerinden biri olan Berger, ayrıca senaryo yazarı, romancı ve belgesel yazarı olarak da tanınıyor.
İlk romanı 1958'de yayımlanan "Zamanımızın Bir Ressamı"dır. Romanı "G." İle 1972 yılında Booker ödülünü almıştır.
Metis Yayınları yazarın klasikleşmiş yapıtı Görme Biçimleri'nin (1986) yanı sıra, Picasso'nun Başarısı ve Başarısızlığı (1988), Düğüne (1997), Alain Tanner ile birlikte yazdığı 2000 Yılında 25 Yaşına Basacak Olan Yunus (1997), Görünüre Dair Küçük Bir Teoriye Doğru Adımlar (1999) ve Fotokopiler (1999) adlı kitaplarıyla, özellikle görsellik üzerine denemelerini bir araya getiren O Ana Adanmış (1988) adlı seçkisini yayımlamıştır. Berger'ın son romanı Kral ise 2001 yılında Müge Gürsoy Sökmen çevirisiyle yayımlandı.
John Berger Kitapları - Eserleri
- Görme Biçimleri
- Hoşbeş
- Ve Yüzlerimiz, Kalbim, Fotoğraflar Kadar Kısa Ömürlü
- A'dan X'e
- Uçuşan Etekler
- Görünüre Dair Küçük Bir Teoriye Doğru Adımlar
- Bir Fotoğrafı Anlamak
- Sanatla Direniş
- Düğüne
- Portreler
- G.
- Yedinci Adam
- Duman
- Buluştuğumuz Yer Burası
- Bento'nun Eskiz Defteri
- Picasso'nun Başarısı ve Başarısızlığı
- Kıymetini Bil Herşeyin
- Hayvanlara Niçin Bakarız?
- Kral
- O Ana Adanmış
- Manzaralar
- Fotokopiler
- Domuz Toprak
- Gökyüzü Mavi Siyah - Bütün Şiirleri
- Sanat ve Devrim
- İstanbul’dan Gelen Telefon
- Bir Zamanlar Europa'da
- Leylak ve Bayrak
- Görme Duyusu
- Şiirin Saati
- Zamanımızın Bir Ressamı
- Clive’ın Koğuşu
- Bologna'nın Kırmızı Tenteleri
- 2000 Yılında 25 Yaşına Basacak Olan Yunus
John Berger Alıntıları - Sözleri
- Delilik, benliğe kapatılmış devrimci özgürlüktür. (Görme Duyusu)
- Bir yalan hakikat sayılırsa, gerçek hakikat sahte olanı doğrudan teatral bir ha kikate çevirir. (Görme Duyusu)
- Sevilen insan sokaktan geçerken ya da yüzünü yıkarken görülen insanla aynı değildir. (O Ana Adanmış)
- Ölülere yakılan ağıtlar ölmekle kaybettikleri umutlaradır aslında. (Ve Yüzlerimiz, Kalbim, Fotoğraflar Kadar Kısa Ömürlü)
- Geleceği görmek için geriye gidiyorum. (Bir Fotoğrafı Anlamak)
- Fotoğraflar belirli bir durumda hayata geçirilen insansal bir seçimin tanığıdır. (Bir Fotoğrafı Anlamak)
- “Zorunluluk hem tragedya hem de komedya üretir. Öptüğünüz ya da kafanızı çarptığınız şeydir.” (Sanatla Direniş)
- Soyut sanata gelinceye kadar insan bedeni her anıtsal heykele konu olmuştur. Dolayısıyla, sembolizmle yüklenmiş ve idealize etmenin birçok değişik biçimine girmiştir. Oysa bugün, insan bedeni tek ve kaçınılmaz konu değildir. Bugün bir sanatçı, bedene özgü nitelikler ilgisini çektiğinden ötürü insan bedenini seçebilir. (Sanat ve Devrim)
- Vedalaşmayla buluşma ne kadar da yakındır birbirine! (O Ana Adanmış)
- Kapitalist üretim tarzı kadar sürekli ve kapsayıcı bir biçimde geleneği parçalayan, geçmişi gereksiz kılan ve yadsıyan başka hiçbir şey yoktur. Brecht’in dediği gibi “Radikal olan, komünizm değil kapitalizmdir.” (O Ana Adanmış)
- Bugün resim yapmak, yaygın bir ihtiyaca cevap veren bir direniş eylemidir ve umutlanmayı teşvik edebilir. (Görünüre Dair Küçük Bir Teoriye Doğru Adımlar)
- NASIL OLUYOR DA hâlâ yaşıyorum? (Kıymetini Bil Herşeyin)
- Hikayelerimizin bizi ele geçirme tehlikesi olduğunu bilsek, başka türlü yazar mıydık acaba? Sanmıyorum. (Hoşbeş)
- 'Solcu'ların bazı teorileri kolaylıkla aşırı basit olarak eleştirilebilir. Mühendis-sanatçı, sanatçı türlerinden yalnızca biridir, filozof-sanatçılar da vardır. Sanat eseriyle makine ürünü de kesin olarak aynı şeyler değildir. Gene de, makineyi gözlerinde bu denli büyütmüş olmaları, bağlantıları içinde görülürse kolayca anlaşılabilir; sanayileşme fikri lirik bir güç kazanmıştı, çünkü, sanki bu fikir sayesinde tarihin bütün bir evresi, acılarıyla, sıkıntılarıyla yaşanacak yerde atılabilecekti. Aynı liriklik Lenin'in ünlü, 'komünizm demek, elektrik enerjisi artı Sovyetler demektir' sloganında da alttan alta saklıdır. (Sanat ve Devrim)
- Kalbin gecikmelere tahammülü yoktur, inancını yitirmişçesine perişan olur. (Kıymetini Bil Herşeyin)
- Yorulunca sessizliği ararız, ama sessizlikten de korkarız, boş tiyatrolardan korkan oyuncular gibi. (Düğüne)
- "Bir resim cansızsa, bunun nedeni ressamın modeline bir işbirliğinin başlaması için yeteri kadar yaklaşmaya cesaret edememesidir." (Görünüre Dair Küçük Bir Teoriye Doğru Adımlar)
- Kelimeler konuşan kişiyi ayakta tutarlar, düşüşler ancak konuşmaların yokluğunda ortaya çıkar. (Şiirin Saati)
- Roland Barthes fotoğrafla ölüm arasındaki gizli anlaşmayı keskin bir dille ifade etti; her ikisi de zamanı durdurur, her ikisi de öldürücü bir darbe indirir. Senin sorun başka türlü. Geçmiş ve gelecek donar da, şimdiki zaman sonsuza dek sürerse ne olur? Saatsiz bir mutfağın sessizliğinde neler yaşanır? (Bir Fotoğrafı Anlamak)
- Çıplak doğan kalbimin ilk kundağı ninnilerdi. Ardından kendi kendine şiir giydi giysi diye. Bir gömlek gibi taşıdım sırtımda okuduğum şiirleri. Yarım yüzyıl yaşadım böyle Sandalye sırtındaki gömleğimden karşılaşana dek o sözsüzlükte. Öğrendim ki bu gece yıllar boyu kalbimin ezberlediği bekleyişimmiş seni. (Ve Yüzlerimiz, Kalbim, Fotoğraflar Kadar Kısa Ömürlü)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin