Kitap Künyesi
Yazar: Saffet Murat Tura
Yayın Evi: Metis Yayınları
İSBN: 9789753426077
Sayfa Sayısı: 240
--reklam--
Histerik Bilinç Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Daha çok psikiyatr olarak tanıdığımız Saffet Murat Tura bir doğa olayı olarak insan bilincinin nasıl mümkün olduğu sorusunun peşine düşüyor bu kitabında. Bilinç araştırmaları alanına Türkçeden yapılan son derece özgün bir katkı olan Histerik Bilinç'in temel sorusu şu: Hepimiz atomlardan oluşmuş maddi cisimler olduğumuz halde neden bir iç dünyamız,iç yaşantılarımız, bir "fenomenal bilincimiz" var? Psikiyatriden fizyolojiye, nörolojiden kuantum fiziğine uzanan geniş bir alanda düşünme cesaretini gösteren bu "deneysel felsefe" kitabındaki heyecanın okurlara da bulaşacağını düşünüyoruz.
--reklam--
Histerik Bilinç Alıntıları - Sözleri
- "Gördüğünüz her şey kendi beyniniz, daha doğrusu beyniniz kendini görüyor yalnızca ama beyniniz kendinde geçen nöral süreçleri görürken dış dünyayı gördüğünü sanıyor."
- Albert Camus Sisiphos Efsanesi'nde "herkes kendi yükünü yeniden bulur" diyor. Ne kadar haklı. İlk gençlik yıllarımda bilinç problemiyle hiç karşılaşmamış olsaydım, belki daha mutlu bir yaşamım olurdu, diye düşünüyorum bazen. Nedir bu problemi bu kadar sancılı, bu kadar sakıncalı yapan? Sancılı; çünkü bilinç bir sınır ihlalidir.
- "Limon. Bu kelimeyi birkaç kez okuyun lütfen. Limonu düşünürken ağzınızın sulandığını, tükürük bezlerinizin fazlaca ifrazat yaptığını hissediyor musunuz? Belki limonun tadını bir iç yaşantı olarak hatırlamakta zorluk çekiyorsunuz, ağzınıza aklınıza gelmiyor tadı. Ama limonu fiilen tatmamanıza rağmen, sadece adını okuyarak bedeniniz limona uygun bir tepki verdi. Çünkü tanımak hatırlamaktır."
- İnsan temel motivasyonlarına ne tam olarak dürtü ne de tam olarak içgüdü denebilir.
- Freud insan organizmasının daha doğuştan başka insanlarla toplumsal ilişkilere dönük olarak programlandığını görememiştir.
- ''Freud'un beynin bilinçsiz süreçlerinden söz ettiğinde uyandırdığı şaşkınlığın nedeni, filozofların Nietzsche'ye gelene kadar yüzyıllar boyunca Descartes'ın etkisinde kalarak bilinçle zihni özdeşleştirmiş olması, bu kanaatin yaygın kabul görmesiydi yalnızca.''
- Bilinç fenomenleri uzayda yer kaplamazlar, sadece zamanda varlardır.
- Psikanaliz kuramında insan uygarlık kurmuş ancak geniş ölçüde biyolojik kökenli dürtüsel motivasyonlarına uygun davranmaya yatkın bir hayvan olarak düşünülmüştür. İnsanın nevrotik iç çatışmaları da son tahlilde bir hayvan olmasından kaynaklanan bu ilkel güdülenmeleriyle bir uygarlık üyesi olarak bunları dizginlemesi gerekliliğinin yarattığı çelişki üzerinden açıklanmıştır.
- Bir bakıma ölüm, yaşam denen acılı durumdan kaçmanın, tüm bedensel uyarımları sonlandırmanın, o halde mutlak hazza ulaşmanın köktenci bir yolu olduğuna göre haz ilkesinden daha derin bir ilkeye, Nirvana ilkesine işaret etmektedir. Yani son tahlilde insan ölmek isteyen bir varlıktır.
- Beynin kısa süre içinde birkaç problemi birden çözmeye çalışması nöral anlamda dikkatin sosyal olarak kabul edilebilir olaylara öncelik vermesini gerektiriyordu
--reklam--
Histerik Bilinç İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Psikoloji ile felsefenin kutsal dansına eşlik edin... Tek kelimeyle muazzam bir eser ortaya çıkarmış Saffet Murat Tuna. Bilincin ne olduğundan başlayıp, onu zaman ile, beyin ile, histeri ile, özgürlük ile, irade ile, fenomenolojik düşünce ile, bilgi-biliş ile neden sonuç ilişkisi içinde karşılaştırıp, birbirileri arasında bağ kurarak insanı ve düşünceyi anlatmış kapsamlı ve verili şekilde. Bilincin evrimsel gelişim süreçlerini önemseyerek, beynimizin fenomenal faaliyetlerinden ötürü oldukça öznel ve algılamaya dayalı öğrenilmiş tanımlamalarını ele alarak dış dünyayı tanımlamakta. Buna göre, algıladığımız her madde bilincimizde evrimsel bir sürecin sonunda oluşan öğrenilmiş görsel algıdan ibaret olup, eşyanın aslında orada olmadığı, onun sadece bilincimizdeki fenomenlerden ibaret olduğunu anlatmaktadır. Bu durumda dış gerçeklik var mıdır? yok mudur? sorunu ortaya atarak harika bir tartışmanın içine çekiyor okuru. Eğer her şey matrixten ibaretse varoluşu atomlardan olan insan neden eşya gibi değildir? Neyse sorular sormaya girişmeden kitap içi konu başlığını burada kesip devam edeyim. Fenomenal bilinci histeriye bağlayarak devam eden yazarımız, histerinin duyu ve duygulardaki sezgisel potansiyelini ele alarak duymayan birinin başka şekillerden duymasını, görmeyen birinin farklı şekillerde görecek kadar anlaması durumları üzerinden Fenomenal düşünceyi işlemiş. Burada da yine bilincimizdeki öğrenilmiş görsel algının kanıtını ortaya koyarak konunun mantığını daha net açıklamış. Tabi konu histeri olunca Freud'a atıflarla birlikte bilinçdışı alan da konuya dahil edilmiş. Oldukça başarılı konu geçişleri olduğunu siz de fark edeceksiniz. Bilinçdışı alanın oluşumundan nörolojik irdelemelerde bulunarak beynin yapısını değerlendirmiş bilginin işlenişi hakkında veriye dayalı çıkarımlarda bulunmuş. Sezgicilik ve deneysellik ile bilinç ve beynin bilme eylemini ele alarak, maddeyle ilgilenmektedir yazarımız. Bu noktada felsefi sorular yeniden ortaya çıkmakta ve öğrenilmiş görsel algılarımızı nörolojik etmenler belirliyorsa beynimiz ve düşüncelerimizin hepsi birer yanılsama mıdır? sorusuna konuyu getirerek ikinci bir tartışma girdabının içine atıyor okuru. Özgür olma ve özgür iradeye de değinerek bu matrix içinde gerçek bir irade ve özgürlük kavramından bahsedilebilir mi? soruna cevaplar aramakta ve sonuna geldiğimizde zaman kavramını da Fenomenal düşünceyle birlikte değerlendirerek zamanın da bir algılayış biçimi olduğunu ifade etmekte. Bu tez doğrultusunda Nietzsche'nin bengi dönüş ve Deleuze'ün oluş teorileri tam anlamıyla hayat buluyor diyebiliriz. Yerli kitaplar arasında çok değerli bir yere sahip bu kitap. Özellikle psiko-felsefe gibi bir alanda ortaya çıkarılmış olması çok özel. İlgilisine şimdiden keyifli okumalar. (Uğur De Molinari)
Kitap iki kısma ayrılıyor. Birinci kısım: Uzlaşımsal Yol, İkinci kısım: Teorik Yol. Birinci kısımda ne yaptığını Tura kendi cümleleri ile şöyle anlatıyor: " Bu kısımda konversiyon histerisinin bir fenomenal bilinç hastalığı olarak ele alınabileceği ve bu konversif semptomlar sırasında beyinde ne gibi nöral olaylar geçtiğini saptayabilirsek fenomenal bilinçle beynin çalışması arasında bir ilişki kurabileceğimiz fikrinden hareket ettim." Bu yolda oldukça ilginç tezler ortaya atıyor Tura. Freud'un bastırmak dediği psikolojik olayın bir dikkat mekanizması a dayanıyor olabileceği fikri gibi birçok düşünceyi irdeliyor ve bilinç gerçeğine ulaşmaya çalışıyor. İkinci kısımda ise bilinç problemine daha çok teorik yaklaşıyor. İkinci kısımda en ilgimi çeken konu başlığı 'özgür irade' oldu. Zira bu aralar özgür irade üzerine okumalar yapıyorum. Tura'ya göre gündelik yaşamda inandığımız konularda ciddi şekilde yanılgaya düşmüş, fenomenal bilinci olsa dahi özgür iradesi olmayan biyolojik otomatlarız. Kitap burda yazıp çizdiklerimden çok daha teknik ve karmaşık, ne de olsa konu 'bilinç'. Beklenilen bir karışıklık ve zorluk bu. Bilinç üzerine okumalar yapıyorsanız, ilginizi çekiyorsa muhakkak öneriyorum bu kitabı. Eğer Tura'nın bilinç kavramını tamamen okumak istiyorsanız sevgili teorikokur 'un önerdiği okuma sıralamasını buraya bırakacağım: 1) Histerik Bilinç 2)Madde ve Mana 3)Beynin Gölgeleri 4)Zor Problem: Bilinç (Şeyda)
"Acaba önümüzdeki yüzyılda, doğa biliminin yüzyıl gecikmeyle de olsa kitlelere mal olmaya başlamasıyla etkinliği ne olacak psikanalizin? Bu gelişmelere uyum gösterebilecek mi? Bir entellektüel akım olarak etkinliğini sürdürebilecek, hala tüketilmedik bir ilham kaynağı olarak varlığını koruyabilecek mi? Yoksa giderek sönümlenip unutulacak mı? "(Syf 55) "Histerik Bilinç" kitabı ne anlatıyor derseniz, kitabın çıkış noktası aşağı yukarı yukarıdaki alıntı diyebilirim naçizane. Kitabı okurken bir kavram kargaşası yaşamamak adına , bilinçdışı ve bilinçsiz(örtük) kavramları arasındaki farkın iyi tahlil edilmesi gerekiyor, ki Saffet Murat Tuna, kitap boyunca okuyucuyu kafa karışıklığına sürüklememek için özenli, titiz davranmış. Kitap alışılmadık garip kelimeler ve kavramlarla dolu olduğundan tanımlar ve açıklamalar sürekli tekrarlanmış ve farklı örneklerle izah edilmiş. Bahsi geçen soyut ve yeni kavramların bolluğu da düşünülecek olursa çok yalın ve anlaşılır bir anlatım şekli yakalanmış diyemem fakat ortalama bir izahat eşliğinde okunmayacak kadar da sıkıcı değil. ( Kitabın konunun uzmanlarına hitap ettiği bir tarafı da yok değil ki bazı bölümleri atlamanızı önerdiği de oluyor yazarın. Atladık mı? Atlamadık.) Yeni neslin, "Freud Etkisi"yle, psikanalizle bu kadar haşır neşir olmasının getirdiği bazı yanlış anlaşılmaları(yazara göre) ve çarpık algıları(yine yazara göre) düzeltmeye, düzenlemeye çalışmış yazar(örneğin ilkel dürtü kavramı, üstbenlik, otizm, şizofreni). Freud'dan bu yana geçen zaman içersinde nöroloji ve psikiyatri alanında kaydedilen gelişmelerin ışığında, bizim güçlü bilinçdışı,zayıf bilinçdışı, bastırma, id ,ego, benlik,libido dediğimiz birçok sisli puslu kavramı; beynimizdeki( iç beyin özellikle, singulat korteks)nöronlarla, sinapslarla, sinaptik bağlantılarla ve beynimizin moleküler biyolojik yapısındaki süreçlerle(evrimsel boyutu da dahil olmak üzere) izah etmeye yani psikanalizi ve insan psikolojisini daha somut, daha anlaşılır kılmaya ve daha nesnel, bilimsel tabanlar üzerine oturtmaya çalışmış(nöro-psikoloji demiş buna)(bastırma mekanizmasına dikkat mekanizması ya da söndürme demiş örneğin). Sağlam tezleri yok değil şahsi kanaatim. Fakat benimsemek için yeterli dayanak bulunması lazım gelen bazı önemli ve derin hususlar var. Tabi Saffet M. Tura bunu yaparken psikanalizi tümüyle reddetmemiş, üstelik birçok kavramı ve tezini yine Freud'u, yani geleneksel psikanaliz kavramlarını ve yöntemlerini kullanarak analiz etmiş, sentezlemiş, karşılaştırmış ve revize etmiş. Psikanalitik kavramların nörolojik eşmantıklılarını bulmuş, ikisine aynı dili konuşturmaya çalışmış yer yer. Zaman zaman kalın çizgiler de çekmiş tabi. Şöyle diyor mesela: "Freud'un "bilinçdışı" kavramı iki bakımdan netleşmemiştir... Freud "bilinçdışı" kavramını bazı zihinsel süreçleri nitelemek için bir sıfat olarak kullanmıştır ki ben de bu kitapta tezlerimi daha çok bu kullanıma dayandıracağım. Ancak Freud "bilinçdışı" kavramını bazen zihnin bir bölümünü ifade etmek için, yani bir isim olarak da kullanmıştır...İkinci güçlük şudur: bu kavram çoğunlukla bastırılmış zihinsel süreçleri ifade eder. Buna karşılık hem sansür hem bastırma hem de diğer savunma mekanizmalarının bilinçdışı zihinsel süreçler oldukları kabul edilir. Halbuki bunlar bastırma yoluyla kurulmamışlardır..." (Syf66) Ayrıca mesela psikanalitik kuramın en temel hatasının veya eksikliğinin, insanoğlunun geçirdiği evrimsel süreçten kaynaklı daha doğar doğmaz programında yazılı olan kodları yok sayması, dikkate almaması, toplumun şekil vericiliğinin lüzmundan fazla öne çıkarılması olduğunu söylüyor ki bugün psikiyatrik gelişmelerde ve psikopatolojik araştırmalarda bunun sanıldığı kadar doğru olmadığı, kalıtsal faktörlerin epey etkili olduğu ispatlanmış halde diyebiliriz. Örneğin erkek eşcinselliğinde doğuştan gelen güçlü belirleyiciler.(Ayrıca bknz "on ikisinde penis" sendromu) Kitabın etrafında döndüğü ana kavram bir doğa olayı olarak "fenomenal bilinç". Fenomenal bilinç nedir? Şudur: "Biz dış dünyanın ta kendisini doğrudan ve olduğu gibi değil, sadece kendi bilincimizin içeriği olan fenomenler aracılığıyla temsili olarak algılıyoruz aslında. Şimdi dış dünyayı inceleyin isterseniz;etrafa bakın, sesleri dinleyin, kendi vücudunuza dokunun; doğrudan kendi yaşantınız olan her şey bizzat gerçek dış dünya veya bedeniniz değil, bunların kendi fenomonal bilincinizdeki fenomenal temsilinden ibarettir. Tanışık olduğunuz uzam ve bedeniniz, renkler, sesler, kokular, sıcaklık ya da soğukluk hissi dış dünyaya ait özellikler değil, kendi bilincinizin fenomenleridir."(Syf 32) Böyle bakınca sanki "fenomal bilinç" de psikanalitik bir terim gibi duruyor sanki fakat kitabın devreye girdiği yer de işte burası zaten. Beynin bilgisayar modeline indirgenemeyeceğini düşünen bazı(hatta çoğu olabilir) sinirbilimcilerin aksine Saffet M. Tura insan beynini, bildiğimiz anlamda bir bilgisayara indirgemese de bir tür doğal enformatik bir aygıt olarak ele alınması gerektiğini düşünüyor kendi ifadesiyle. Zaten tezlerinin ana çıkış noktası ve payandası da bu. Kitabın "Teorik Kısım" başlıklı ikinci bir bölümü var ki benim favori bölümüm olmuştur kendisi. Kuantum fiziğinin olasılık temelinin baş döndürücü izahatleri ve çelişkileri bir yana, "özgür irade" kavramının günlük yaşantımızda tuttuğu yerin önemine dair(hatta önemsizliğine dair) sarsıcı tezleri var Saffet Tura'nın. Örneğin kitapta cevabını da bulabileceğiniz şöyle bir soru yöneltiyor: "Şöyle düşündüm" gibi "içe bakışlı aktif özne" merkezli ve sanki başka türlü de düşünebilecekken böyle düşünmeyi seçtiğimiz, dolayısıyla özgür seçime dayalı bir edim gerçekleştirdiğimiz izlenimi veren bir cümle yerine "kendimi şöyle düşünürken buldum" veya "kendimi şöyle düşünürken izledim" gibi cümleler kurmaya başlayabiliriz...gerçek yaşantılarımız böyle bir dille ifade edilebilecekken niçin çeşitli kültürler kurmuş insan soyu bildiğimiz kadarıyla daima özgür irade kavramına dayalı bir dil geliştirmiş? "(Syf 197) Kitabın son bölümünde, kitabın size anlattığı her şeyi tekrar okumanıza neden olabilecek kuantum mekaniğinden yola çıkılarak temellendirilmiş bazı pardoksal varsayımlar var ki hayli kafa karıştırıcı. Maddenin foton ve dalga boyutundaki farklı varlıkları ve çelişkili hareketlilikleri, fenomenal bilincin mekandan bağımsız yalnızca zaman üzerinde işaretli bir madde sayılıp sayılmayacağı, bizim zihin dediğimiz kavramın aslında bir madde kadar tahmin edilebilir davranışlar mı sergilediği yahut maddenin de tıpkı bizim fenomenal bilincimiz gibi benzer bir zihinsel süreçle devinip devinmediği gibi. "Bizim deney hakkındaki bilincimiz bir deneyin nesnel fiziksel tezahürünü ne ölçüde fiziksel olarak etkiler? Bilinç fiziksel bir etki olsa bile özgürce mi etkiliyor fiziksel süreci?( Syf213,224) Tura'nın tezleri, daha güvenilir limanlar ve puslu psikolojik serüvenlerde daha yönetilebilir süreçler vaadetmesi açısından belki tercih edilesi ve fakat otorite bazında başka birçok esere ve yaklaşıma da ihtiyaç olduğu kesin genel bir görüş beyan edebilme noktasında. Fakat özgün, yeni ve cesur bir yaklaşım olması açısından anlattıklarını dikkatle dinledim, öğretici ve ufuk açıcı buldum. Tavsiye ederim. (Tauman)
--reklam--
Histerik Bilinç PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Saffet Murat Tura - Histerik Bilinç kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Histerik Bilinç PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Saffet Murat Tura Kimdir?
1955 yılında Akyazı'da doğdu. 1980 yılında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nden mezun oldu. Bir süre fizyoloji üzerine çalıştıktan sonra 1986 yılında İstanbul Tıp Fakültesinde psikiyatri uzmanlığını tamamladı. Analitik yönelimli psikoterapi üzerinde çalışmalar yaptı. 1990 yılında İmago Psikoterapi Merkezi'ni kurdu. Yurt içinde ve yurt dışında yayımlanan bilimsel çalışmalarının dışında felsefe ve politika konularında yazıları yayımlandı.Defter dergisi yayın kurulunda bulunan ve Metis 'Ötekini Dinlemek' dizisinin editörü olan Tura'nın, Freud'dan Lacan'a Psikanaliz (Ayrıntı, 2. basım, 1995) adlı kitabı bulunmaktadır.
--reklam--
Saffet Murat Tura Kitapları - Eserleri
- Freud'dan Lacan'a Psikanaliz
- Zor Problem: Bilinç
- Şeyh ve Arzu
- Histerik Bilinç
- Madde ve Mana
- Beynin Gölgeleri
- Günümüzde Psikoterapi
--reklam--
Saffet Murat Tura Alıntıları - Sözleri
- Eğer evren sistematik bir bütünse insan beyni, içinden neşet ettiğimiz doğanın en temel özelliğini bizzat kendimizde gözlememize imkanı verir. (Zor Problem: Bilinç)
- Freud’un dediği gibi, “nesne ilişkilerinde kin sevgiden daha eskidir”. (Freud'dan Lacan'a Psikanaliz)
- Böylece bizlik bilinci daima bir “öteki” kurgular. (Şeyh ve Arzu)
- Psikanaliz kuramında insan uygarlık kurmuş ancak geniş ölçüde biyolojik kökenli dürtüsel motivasyonlarına uygun davranmaya yatkın bir hayvan olarak düşünülmüştür. İnsanın nevrotik iç çatışmaları da son tahlilde bir hayvan olmasından kaynaklanan bu ilkel güdülenmeleriyle bir uygarlık üyesi olarak bunları dizginlemesi gerekliliğinin yarattığı çelişki üzerinden açıklanmıştır. (Histerik Bilinç)
- Bizi zayıf düşüren, sulu gözlü kılan vicdanımızla mücadele ediyor olmalı. (Şeyh ve Arzu)
- Vicdanla aklın yolu her zaman bir değildir.... (Şeyh ve Arzu)
- “uzak galaksilerde veya kara deliklerde değil, hemen kafatasımızın içindeki evrenin bu en büyük sırrı” karşısındaki yetersizliğimiz, muhtemelen kuantum mekaniğindeki önemli teorik eksikliklere dayanmaktadır ve çözümü önümüzde uzanan yüzyıla devredilmiştir. (Şeyh ve Arzu)
- "Kernberg'in patolojik kişilik örgütlenmelerini üç düzeyde ele aldığından söz edilmişti. Buraya kadar daha çok sınır durum patolojisi üzerinde duruldu. Yukarıda da anlatıldığı gibi Kernberg patolojik kişilik örgütlenmelerini klinik bakımdan ayırt ederken şu üç ölçütü temel alır: kimliğin bütünleşmesi, savunma mekanizmaları ve gerçekliği değerlendirme. Nevrotik örgütlenmede kimlik bütünleşmişken, sınır durum ve psikotik örgütlenmelerde kimlik dağınıklığı vardır. Ancak sınır vakalar kendilik ve nesneyi ayırt edebilirken, psikotik örgütlenmelerde bu ayrışma netleşmemiştir. Savunmalar bakımından nevrotik hasta bastırma ve yüksek yardımcı savunmalar kullanırken, sınır vakalar bölme ve ilkel yardımcı savunmalar kullanır. Her iki durumda da savunma ruh içi çatışmaya yöneliktir. Oysa gene bölme ve ilkel yardımcı savunmaları kullanan psikotiklerde bu mekanizmalar kişiliğin çözülmesine karşıdır. Gerçekliği değerlendirme bakımından ise nevrotik ve sınır vakalar hasar görmemiştir. Ancak sınır vakalarda gerçeklikle ilişki ve gerçeklik duygusu zaman zaman bozulur. Psikotiklerde ise gerçekliği değerlendirme kapasitesi yitirilmiştir." (Günümüzde Psikoterapi)
- İnsan anlıyorsa, anlama zaten bir doğa olayıdır. (Beynin Gölgeleri)
- dünya tarihi ırkların mücadelesidir, evreni Allah yaratmıştır. (Şeyh ve Arzu)
- Bilinç yoktur; bilinç algısı vardır. Bilinçli ben de diğerleri gibi bir algıdır, fenomenal bir yaşantıdır: Bilinçli ben yaşantısı biyolojik organizmanın kendisinde kendisiyle ilgili bir algı, fenomenal bir yaşantıdır. (Zor Problem: Bilinç)
- İçten bir ilişkiye girmedeki güçlük daima bilinçli veya bilinçdışı değersizlik duygularıyla ilgilidir. (Günümüzde Psikoterapi)
- Bilinç fenomenleri uzayda yer kaplamazlar, sadece zamanda varlardır. (Histerik Bilinç)
- "Bilinçli ben yaşantısı neden bütünsel fenomenal dünya yaşantısının her anında var ? " (Zor Problem: Bilinç)
- ''Doğal seçilimin neden olduğu bir süreç sonucunda kendimizi özneler olarak düşünmemizi sağlayan bir dile doğduk.'' (Madde ve Mana)
- Beynin fenomenal dünyasını oluşturan yaşantılar beynin bazı enformasyon işleme süreçlerinin "çıktılarını" (yani "bilinçli ben" yaşantısının eşlik ettiği nöral sürecin girdilerini) gerçekleştiren nöral olayla beraber ortaya çıkar. (Zor Problem: Bilinç)
- '' yaşam ölüme giden dolambaçlı bir yol gibi '' (Freud'dan Lacan'a Psikanaliz)
- Bütün biyolojik sistemler, bilhassa insan gibi kompleks organizmaların sinir sistemleri hayatta kalmak ve türünü devam ettirmek için kendiyle (organizmayla) kendi olmayanı ayırt etmek zorundadır. (Zor Problem: Bilinç)
- Dil herşeyden önce yalan söylemek için vardır. Umberto Eco (Beynin Gölgeleri)
- ''Bazen neyin kavgasını verdiğimizi bilmez, kendi kabusumuzu gerçeğe dönüştürürüz.'' (Madde ve Mana)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin