Kitap Künyesi
Yazar: Rıfat Ilgaz
Yayın Evi: Çınar Yayınları
İSBN: 9789753482943
Sayfa Sayısı: 156
Hoca Nasrettin ve Çömezleri Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Rıfat Ilgaz, Nasrettin Hoca fıkralarını çağdaş bir yaklaşımla ve kendi mizah anlayışıyla yeniden yazıyor.
“Pasif direnme yapmak, ezilmişliğini unutmak, dar zamanlarını kazasız belasız geçiştirmek zorunda kalan halkımız, Hocasına sık sık başvurmak yolunu tutmuştur. Bugünlerde ona gene sık sık başvuruyorsak, işlerin yolunda gitmediğini, haksızlıkların, baskıların arttığını söyleyebiliriz açıkça. Hem davacıya, hem davalıya, hem de kendisini eleştiren karısına hak vermekle kendi adalet anlayışını açıklamak değildir öngördüğü… Her şeyi tatlıya bağlamaya çalışan yöneticileri, çıkarcıları, eyyamcıları, dalkavukları yere vurmaktır amacı. Hoca bu yerden yere vurma işini kahramanlar gibi zor kullanarak, bedensel gücünü göstererek yapmaz, filozofça yapar. Güçsüzler, arkasız kalanlar onun fıkralarına sığınarak güçlü görünmeye, ayakta kalmaya, tutunmaya, yaşayışlarını sürdürmeye çalışırlar.”
Hoca Nasrettin ve Çömezleri Alıntıları - Sözleri
- Güler yüzü de, acımayı da kendinizden olanlara saklayacaksınız.
- "Hiçbir şeye ihtiyacım yok."
- "İyi yürekli bir hatunsun sen."
- Ya başlamışken tam okuyacaksın yahut hiç başlamayacaksın! Okumuşun cahili acemi çomara benzer. Sağa sola boşuna havlayıp sürüye kurt getirir. Ortalıkta bu kadar kurt dolanıyorsa, acemi çomarların boşa havlamasındandır. Eğer Timur denilen deli herif hâlâ ayakta durabiliyorsa, kendini tam adam sanan buçuklu kişilere dayandığındandır.
- Halim Ağa: Hoca Efendi, öğlen konuğumuz ol da şu pazarcı Apti’nin cenaze namazını kıldırıver. Nasreddin Hoca: İyi söylersin Halim Ağa, ama ben mescide bir girdim mi bir daha çıkamam. HA: Neden hocam? NH: Kaza namazları öylesine birikti ki, onları kılmaktan Apti’nin cenazesine sıra gelmez. HA: Canım bir bölüğünü de sonraya bırakırsın. NH: Nasıl bırakırım ağa? Tanrı taksitten ne anlar? Borç ödemeye kalktın mı hepsini birden ister….
- Şu uğursuz herif memleketin üstüne baykuş gibi çökmüşken rahatlık mı var bize.
- Akşehir de bir söz vardı, attan düşen ölmez de eşekten düşen ölür diye.
- “Sen onu bilmezsin ama, köpeğin köpeklik etmesi için, karnının hiç doymaması gerektiğini bilirsin “
- "Yoldan çıkanları yola getirmenin tek çaresi okutup adam etmektir."
- "Okumuşun cahili, acemi çomara benzer. Sağa sola boşuna havlayıp sürüye kurt getirir. Ortalıkta bu kadar kurt dolanıyorsa, acemi çomarların boşa havlamasından."
- En ağır ceza, kafası kalınları okula verip süründürmek değil mi?
- "...Ben bugüne kadar tavuk bile kesmedim. Hep bizim büyük hanım keser tavukları." "Tavuğu kadına mı kestiriyorsun?" "Kime kestireyim ya?" "Yenmez kadının kestiği tavuk." "Pişirdiği pilav yenir de kestiği tavuk mu yenmez,haaa?" "Asla yenmez." "Ben yedim oldu Muhzır Efendi. Sana buyur edersem yeme!"
- Dışarıdan gelen saldırgana güvenip kendi memleketlisini ezmeye kalkışanların başı ilk önce ezilir.
- Allahla kulun arasına girmeyi kim öğretmiş onlara?
- Şu uğursuz herif memleketin üstüne baykuş gibi çökmüşken rahatlık var mı bize.
Hoca Nasrettin ve Çömezleri İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Ben sıkıldım okurken benlik değil. Rıfat Ilgazın diğer kitaplarını okurken büyük keyif aldim bu bi türlü gitmedi. Hiçbir kitabi yarim birakmadim ama bu kitap maalesef yarim kalacak (Aynur güzel)
İyi Akşamlar! Nasrettin veya Nasreddin Hoca denildiğimizde akla daima bizi gülümseten, mutlu eden bir insan siması gelirken Rıfat Ilgaz’ın kalemi de bununla birleşince beklenti ile beraber neler olacağını ne kadar gülüp ne kadar düşündüğümüzü göz önüne getirelim istiyorum öncelikle. Çünkü roman gibi gözüken bu kitapta bir bütünlük aramamak gerekiyor öncelikle. Bunu belirtmemiz lazım. Burada hem o kişiyi anmak hem de güldürürken düşündürmek önemli kısımlar. Hikayeyi az biraz tanıttığımızı, biraz da tahmin edebileceğinizi düşünüyor, kitabın önsözünde Rıfat Ilgaz tarafından kaleme alınan 3 paragrafı yazarak incelemeyi tamamlamak istiyorum: “Hocamız atılım adamı, coşku adamı, eylem adamı olmadığı gibi bir kurtarıcı bir yol gösterici kısaca önden giden bir kahraman da değil. Ezilen, kaderine terk edilen, sömürülen, dertli, acılı, sahipsiz halkımızdan yana, onunla gönül birliği eden, avutan, ayakta tutan, acılarını unutturan, okumuş yazmış, halkına dönük, aydın, cin gibi zeki, hazır cevap bir halk adamıdır. Nazım Hikmet, halkımızı anlatırken Hoca Nasrettin gibi ağlayandır demesi, Hoca Nasrettin’in düpedüz bir güldürmeci, hele hele bir nabız şerbetçisi olmadığını belirtmek istemesindendir. Hoca Nasrettin kimi fıkrasında oportünist görünüyorsa, tereyağından kıl çeker gibi en zor olayların bir şaka ile içinden çıkmayı başarıp yan çizenleri tutar görünüyorsa, oportünist olduğundan değil, toplumumuzda böyle, işin kolayına kaçan tabansızların, üç kağıtçıların bulunabileceğini göstermek, gözümüzün elifine sokmak içindir. Hem davacıya hem davalıya hem de kendisini eleştiren karısına hak vermekle kendi adalet anlayışını açıklamak değildir öngördüğü. Her şeyi tatlıya bağlamaya çalışan yöneticileri, çıkarcıları, eyyamcıları, dalkavukları yere vurmaktır amacı. Hoca bu yerden yere vurma işini kahramanlar gibi zor kullanarak, bedensel gücünü göstermekle yapmaz, filozofça yapar. Güçsüzler, arkasız kalanlar dar zamanlarında onun fıkralarına sığınıp güçlenerek ayakta kalmaya, tutunmaya, yaşayışlarını sürdürmeye çalışırlar. Hocamız, halkı tümüyle kapsayan mizah anlayışıyla ezene karşı ezilenden yana, bilinçle sabırla direnen, işi oluruna bağlamayan, yatıştırıcı olmaktan çok uyarıcı, yerel olduğu kadar da evrensel bir yargı ustasıdır. “ Hepimize iyi okumalar dilerim.. (Sadık Kocak)
Nasreddin Hoca’nın hepimizce bilinen fıkralarının bir roman örgüsü içinde anlatılmış hali. Güldürüyor ve düşündürüyor. ‘Her okumuş adamın bir eşeklik dönemi vardır’ sözü belki de aklımda en çok kalanlardan olacak bir de zalim yöneticilerin cahil halkı ayrıştırarak birbirine düşürmesini ifade eden ‘kör dövüşü’ sözünü hiç unutmayacağım. Nasreddin Hoca’nın hepimizce bilinen fıkralarının bir roman örgüsü içinde anlatılmış hali. Güldürüyor ve düşündürüyor. ‘Her okumuş adamın bir eşeklik dönemi vardır’ sözü belki de aklımda en çok kalanlardan olacak bir de zalim yöneticilerin cahil halkı ayrıştırarak birbirine düşürmesini ifade eden ‘kör dövüşü’ sözünü hiç unutmayacağım. (Hüseyin Tolga Coşkuner)
Kitabın Yazarı Rıfat Ilgaz Kimdir?
1911 yılında Kastamonu’nun Cide ilçesinde doğdu.7 Temmuz 1993 tarihinde öldü.Rıfat Ilgaz 1940’ların toplumcu-gerçekçi şairlerindendir. 1911 yılında Cide’de doğdu. Şiir yazmaya ortaokul öğrencilik yıllarında başladı. İlk şiiri 27 Temmuz 1927 ‘de, günlük Nazikter gazetesinde yayınlandı. Ayrıca; Açıkgöz(Kastamonu), Güzel İnebolu ve Güzel Tosya gazetelerinde şiirleri ve yazıları yayınlanmaya başladı. Lise yıllarında babasının ölümü sebebiyle buradan ayrıldı. Yatılı olarak Kastamonu Muallim Mektebi’nde öğrenim gördü. 1930 yılında mezun oldu.
Altı yıl süreyle Gerede, Akçakoca, Hendek ile Düzce arasında Gümüşova’da ilkokul öğretmenliği yaptı. Ankara Gazi Eğitim Enstitüsünü 1938 ‘de bitirdi ve Adapazarı Ortaokulu Türkçe Öğretmenliğine atandı. 1939’da İstanbul Karagümrük Ortaokulu’nda Türkçe Öğretmenliğine başlayan Ilgaz’ın, yazı ve şiirleri dergilerde yayınlanmaya başladı. 1940 ‘da Çığır, Oluş, Ulus, Güneş, Yücel, Varlık, Hamle ve Yeni İnsanlık dergilerinde şiirleri çıktı ve aynı yıl Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’ne girdi. Ömer Faruk Toprak ile 9 Eylül 1942’de Yürüyüş Dergisi’ni çıkardılar. Bu dergide Orhan Kemal, Sait Faik, Cahit Irgat, A.Kadir, Nazım Hikmet (İbrahim Sabri) ile birlikte çalıştılar. 1943’te ilk kitabı "Yarenlik"i yayınladı. Şiirleri olağanüstü bir ilgi gördü. Ocak 1944’de "Sınıf" adlı şiir kitabı çıktı. Sıkıyönetim kararı ile toplatıldı. 1945’te Gün Dergisi çıktı. Bu dergide yazıları yayınlandı. Aziz Nesin’in Cumartesi Dergisine ortak oldu. Seçici kurulda çalıştı. 1946’da Esat Adil, Sabahattin Ali ve Aziz Nesin ile birlikte Gerçek Gazetesini çıkardılar. 1946 Ekim ayında Yığın Dergisi’ni Esat Adil ve Adil Yağcı ile birlikte çıkardılar. Öğretmenliğe yeniden döndükten sonra Boğazlayan-Yozgat’a tayini çıktı. Hastalığı nedeniyle Validebağ Sanatoryumunda yattı. Şubat 1947’de Sabahattin Ali, Aziz Nesin ve Mim Uykusuz’un çıkardığı Marko Paşa kadrosuna girdi. Sık sık kapatılan bu derginin daha sonraları sorumlu müdürlüğünü üstlendi. Malum Paşa, Merhum Paşa, Hür Marko Paşa gibi dergilerin adı sık sık değişiyordu. 1950’li yıllarda Ilgaz, gazetecilik yapmaya başladı. Sakıncalı olduğundan gazeteler ve dergiler imzalarına pek yer vermediler.
1952-1960’da Tan Gazetesi’nde dizgici-musahhih ve röportaj yazarı olarak çalıştı. Turhan ve İlhan Selçuk’un çıkardığı Dolmuş Dergisi’ne "Stepne" takma adıyla yazılar yazdı. Hababam Sınıfı, Pijamalar(Bizim Koğuş), Don Kişot İstanbul’da bu dergide dizi olarak yayınlandı. Hababam Sınıfı’nı da isminin sakıncalı olması nedeniyle "Stepne" (Yedek Lastik) takma adıyla yazdı. Ocak 1953’te Devam adlı şiir kitabını çıkardı ve bu kitap da toplatıldı. Rıfat Ilgaz Demokrat İzmir, Akbaba, Vatan, Yeni Gün, Yeni Ulus gibi yayın organlarında ve kimi edebiyat dergilerinde yazı yazdı. Sınıf Yayınları’nı kurdu ve kendi kitaplarını yayınlayabildi. 1970’te Basın Şeref Kartı’nı aldı. 1974’te emekli oldu. Doğum yeri olan Cide’ye yerleşti. 12 Eylül 1980 döneminde gözaltına alındı. 70 yaşında gerekçesiz sorguya çekildi ve gözaltında kaldı. Tutukluluğu sona erince İstanbul’da oğlu Aydın Ilgaz ile birlikte ölümüne kadar yaşadı. Bu olaylar "Kırk Yıl Önce Kırk Yıl Sonra" adlı kitabında anlatılır. Onu hepimiz Hababam Sınıfı’nın yazarı olarak bildik. Altmış kitabı olmasına rağmen onun şairliğini, romancılığını ve öykü yazarlığını unutmamamız gerekir. Rıfat Ilgaz 7 Temmuz 1993 günü öldü.
Rıfat Ilgaz Kitapları - Eserleri
- Karartma Geceleri
- Halime Kaptan
- Hababam Sınıfı
- Sarı Yazma
- Hababam Sınıfı Uyanıyor
- Apartıman Çocukları
- Şeker Kutusu
- Nerde O Eski Usturalar
- Meşrutiyet Kıraathanesi
- Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı
- Pijamalılar
- Hababam Sınıfı İcraatın İçinde
- Garibin Horozu
- Hababam Sınıfı Baskında
- Karadeniz'in Kıyıcığında
- Don Kişot İstanbul'da
- Yıldız Karayel
- Bacaksız Okulda
- Sınıf
- Bacaksız Paralı Atlet
- Bacaksız Kamyon Sürücüsü
- Bütün Şiirleri 1927-1991
- Dördüncü Bölük
- Yokuş Yukarı
- Kırk Yıl Önce Kırk Yıl Sonra
- Bacaksız Tatil Köyünde
- Sosyal Kadınlar Partisi
- Bacaksız Sigara Kaçakçısı
- Kumdan Betona
- Yaşadıkça
- Hoca Nasrettin ve Çömezleri
- Çalış Osman Çiftlik Senin
- Radarın Anahtarı
- Öksüz Civciv
- Yarenlik
- Rüşvetin Alamancası
- Nerede Kalmıştık
- Cankurtaran Yılmaz
- Devam - Şiirler 1953
- Cart Curt
- Rıfat Ilgaz - Seçme Şiirler
- Satılmışlar
- Ocak Katırı Alagöz
- Soluk Soluğa/ Karakılçık/ Uzak Değil
- Kulağımız Kirişte
- Güvercinim Uyur mu
- Üsküdar’da Sabah Oldu
- Küçükçekmece Okyanusu
- Haydi Yolunuz Açık Olsun
- Uzak Değil
- Durmak Yok
- Bunadı Bu Adam
- Fedailer Mangası
- Krallar ve Kurallar
- Şevket Ustanın Kedisi
- Çocuk Bahçesi
- Altın Ekicisi
- Bütün Şiirleri 1937-1983
- Çok Küçüğüm Daha Ben
- Kesmeli Bunları
Rıfat Ilgaz Alıntıları - Sözleri
- Bizim memlekette zeytin o kadar boldur ki... Ama arayınca tanesini bulamazsınız! Yağını dostlarımıza satarlar, çekirdeğini de bize yuttururlar. (Sosyal Kadınlar Partisi)
- Topladığımız gönül çiçekleri Kucağımızda sararıp solar Utanır da veremeyiz Sunamayız dilimiz dolaşır Oysa neler düşlemişizdir geceden. (Ocak Katırı Alagöz)
- "Bakın şu miskinlere, Hababam Sınıfı değil, Hababam Taburu be !" (Hababam Sınıfı)
- Sait ne zaman Haluk’la ikimizi bir arada görse süzerdi onu: "İşte benim ustam!" derdi. "Bana gazeteciliği öğreten ilk adam!" (Yokuş Yukarı)
- Annem kahve! Emrini alinca, hemen sürerdi cezve yi kahve gelince bos zamanlarinda sardığı sigaralardan birini çıkarır hanım ateş.. Emrini verirdi. Ben kibriti kapıp koşarsam beni terslerdi. Annem karşısında süzüm süzüldukce keyiften bayilirdi. Zevk sahibiydi babam Sandalcı Hamit. (Nerde O Eski Usturalar)
- Ben ölmedim Beni öldürmediler de Yaşıyorum yaşıyorum işte At kıçında sinek gibi Tööbe töbe (Uzak Değil)
- Neyimize gerek bizim siyaset.! (Haydi Yolunuz Açık Olsun)
- Doğru! Dünyanın parası var İsviçre'de. Bizimkilerin paraları bile orda! (Hababam Sınıfı Baskında)
- "...Ben bugüne kadar tavuk bile kesmedim. Hep bizim büyük hanım keser tavukları." "Tavuğu kadına mı kestiriyorsun?" "Kime kestireyim ya?" "Yenmez kadının kestiği tavuk." "Pişirdiği pilav yenir de kestiği tavuk mu yenmez,haaa?" "Asla yenmez." "Ben yedim oldu Muhzır Efendi. Sana buyur edersem yeme!" (Hoca Nasrettin ve Çömezleri)
- Ben kaçıyorum anladın mı, resmen kaçıyorum insanlardan. (Şeker Kutusu)
- Poker denilen oyun da particilik gibi… Cebin dolu oldu mu, salla sallayabildiğin kadar. Bu oyunun aslı esası palavra! (Şeker Kutusu)
- Gel, değmeden birbirine ellerimiz, sen günlük işlerinden konuş, ben sana masallar anlatayım gelecek günlere dair. (Yarenlik)
- "-Sanat gösterisi yapmıyormuşuz da biz ne yapıyormuşuz? -Gövde gösterisi..." (Dördüncü Bölük)
- Açlık ,ekmeğin katığıydı … (Karadeniz'in Kıyıcığında)
- Ne demiş en büyük ozanımız Neden kulak vermiyorsunuz sesine Bir ağaç gibi hür yaşayın dememiş mi, Ve bir orman gibi kardeşçesine? (Rıfat Ilgaz - Seçme Şiirler)
- "Okuyamadığım kitaplardan kitaplıklar düzdüm." (Sosyal Kadınlar Partisi)
- ...Aynı bunalımlı günleri birlikte yaşadığımız halde adımı ancak kaşıntılı günlerinde anımsayan dostlara inat! (Yokuş Yukarı)
- ..Yağlı güreşteki dinç güreşçilere benziyordu balık.Ele,avuca sığmıyordu... (Küçükçekmece Okyanusu)
- Allah, bir kapıyı kaparsa bir kapıyı açar. (Apartıman Çocukları)
- ... değişen hiçbir şey yoktu eğitim, öğretim alanında. Her şey olduğu gibi, bütün düzensizliğiyle sürüp gidiyordu. (Hababam Sınıfı Baskında)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin