Kitap Künyesi

Yazar: Guy de Maupassant

Çevirmen: S. İpek Ortaer Montanari

Yayın Evi: İthaki Yayınları

İSBN: 9786053756262

Sayfa Sayısı: 288

--reklam--

Horla ve Karanlık Öyküler Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Birbirinden karanlık, dokunaklı ve akıllardan çıkmayan melankolik öykülerin bir araya geldiği bu derlemede, 19. yüzyılın en büyük isimlerinden Guy de Maupassant'ın yazarlığının karakteristik özelliklerini yansıtan kısa şaheserler okurun karşısına çıkıyor. Kısa öykücülüğün babası sayılan yazarın başta korku edebiyatı yazarları olmak üzere kendisinden sonra gelenleri derinden etkilediği, Horla, İntiharlar, Kesik El gibi öykülerin de yer aldığı bu cilt, okurları deliliğin kol gezdiği tekinsiz bir deneyime davet ediyor.

"Maupassant, okurlardan kusurlarını görmezden gelmelerini hiçbir zaman istemez; çünkü onun yazarlığı daima kusursuzdur."

-Joseph Conrad-

--reklam--

Horla ve Karanlık Öyküler Alıntıları - Sözleri

  • Diğer insanlar inanmaya başladıkları anda, ben şüphe etmeye başlıyorum.
  • Sadece, gerçekte anlamlandıramadıklarımızdan korkarız.
  • "Hepimiz bir çöldeyiz. Kimse kimseyi anlamıyor."
  • Mantığın genellikle aptallık ve deliliğin de deha olarak adlandırıldığı şu dünyada kimlerin bilge, kimlerin kaçık olduğunu bilebilir miyiz?
  • Bana gelince, artık ruhumu kapattım. Artık kimseye neye inandığımı, ne düşündüğümü ve neyi sevdiğimi söylemiyorum. Bu korkunç yalnızlığa mahkûm olduğumun bilincinde, herhangi bir fikir ileri süremeden bakıyorum olaylara. Fikirler, kavgalar, zevkler, inançlar, hiçbiri umrumda değil! Kimseyle bir şey paylaşmadığımdan, her şeye de ilgimi kaybettim. Fikirlerimi göstermeden, keşfedilmeden yaşıyorum. Günlük konuşmalar için sıradan cümlelerim ve konuşma ıstırabına bile katlanmak istemediğimde "evet" diyen gülüşüm hazır.
  • Diğer insanlar inanmaya başladıkları anda, ben şüphe etmeye başlıyorum.
  • her şey yalan, her şey mümkün, her şey şüpheli.
  • Hiç şüphesiz, çalışan zekâlar için yalnızlık tehlikelidir. Çevremizde düşünen ve konuşan insanlar olmalıdır. Uzun süre yalnız kaldığımız zaman, yokluğu hayaletlerle dolduruyoruz.
  • Bana gelince, artık ruhumu kapattım. Artık kimseye neye inandığımı, ne düşündüğümü ve neyi sevdiğimi söylemiyorum. Bu korkunç yalnızlığa mahkûm olduğumun bilincinde, herhangi bir fikir ileri süremeden bakıyorum olaylara. Fikirler, kavgalar, zevkler, inançlar, hiçbiri umrumda değil! Kimseyle bir şey paylaşmadığımdan, her şeye de ilgimi kaybettim. Fikirlerimi göstermeden, keşfedilmeden yaşıyorum. Günlük konuşmalar için sıradan cümlelerim ve konuşma ıstırabına bile katlanmak istemediğimde "evet" diyen gülüşüm hazır.
  • İnanclar dünyayı şiirselliğe götüren parçalardır.
  • Doğaüstüyle birlikte gerçek korku da yeryüzünden silindi;çünkü sadece,gerçekte anlamlandıramadıklarımızdan korkarız.
  • Diğer insanlar inanmaya başladıkları anda, Ben şüphe etmeye başlıyorum.
  • Yeryüzünde iki tür insan var. Diğerlerine ihtiyaç duyup diğerlerinin eğlendirdiği, meşgul ettiği , dinlendirdiği, korkunç bir buzdağı ya da bir gölden geçerken beliriveren yalnızlığın yorduğu, tükettiği, harap ettiği kişiler ve tam tersine diğer insanların yorduğu, sıktığı, rahatsız ettiği, sancı verdiği, öte yandan yalnızlığın sakinleştirdiği, düşüncelerinin hayalleri ve özgürlüğü içinde dinlenerek arınan diğer kişiler.
  • Bana gelince ruhumu kapattım. Artık kimseye, neye inandığımı, ne düşündüğümü ve neyi sevdiğimi söylemiyorum. Bu korkunç yalnızlığa mahkum olduğumun bilincinde, herhangi bir fikir ileri sürmeden bakıyorum olaylara. Fikirler, kavgalar, zevkler, inançlar, hiçbiri umurumda değil! Kimseyle bir şey paylaşmadığımdan, her şeye de ilgimi kaybettim, Fikirlerimi göstermeden, keşfedilmeden yaşıyorum. Günlük konuşmalar için sıradan cümlelerim ve konuşma ıstırabına katlanmak istemediğimden "evet" diyen gülüşüm hazır.
  • bilinmeyen yerlerde yaşanan o yalnızlık beni korkutur. Kendimi yeryüzünde o kadar yalnız, o kadar küçük hissederim ki, hızla evimin yolunu tutarım.

--reklam--

Horla ve Karanlık Öyküler İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Qua Değerlendirme: *DİLİ : Melankolik *İÇERİK: Fantastik ögeler ile kaygıyı ,endişeyi insanın karanlık taraflarını ele aldığı öyküler. Yazarın kendi hayatındaki gittiği gördüğü yerler ile gözlemleri ve frengi hastalığının getirdiği sanrıların etkilerini bulabileceğim insana dair hikayeler. *OLUMLU (+) YANLAR: Öykü içerikleri açısından akıldan çıkmayacak, gerçek melankolizmi, takıntıyı, kaygıyı ve belirsizliği hissetirebilen tarzda. Yüzyıl öncesine ait bu tarz öykülerin kendisini bir solukta okutabilmesi kolay rastlanır bir başarı değildir. *OLUMSUZ (-) YANLARI : İçerik her okuyucunun ilgileneceği pozitiflikte değil, bazı noktalarda hikayenin yazarın kendi dünyasının çok yansıması olduğunu sezip kitabın içine girmek zorluk yaşayabilir. *ŞAHSİ YORUMUM: İnsanın doğasını gözleri önüne sermesi ama gerçek doğasını, her anlamıyla doğasını bizlere sunması açısından çok başarılı. Kişisel gelişim kitapları ile başlayan finalinde hep başarının, mutluluğun kazandığı salt "never give up" tarzı öykü ve romanların zıttına tam da bize ait, insana ait gerçekler. Okuduğunuz için teşekkürler. Zıt,farklı ve pekiştiri eleştrileriniz varsa eklemenizden keyif duyarım. Sevgiler (Quasimado)

Maupassant'ın korkuyla harmanladığı öykülerine bayıldım.Kitapta yirmi altı öykü yer alıyor.1875'ten 1890'a kadar(25 yaşından 40 yaşına kadar)300'ün üzerinde öykü yazmış.Bu öyküler o dönemin en ünlü gazeteleri olan Gil Blass,Le Gaulois ve Le Figaro'da yayımlanmış.Maupassant, olay örgüsü'nü ön plana çıkaran yazarlardan.1877'de frengiye yakalanmasıyla zor zamanlar geçirmeye başlamış.Hastalığı yüzünden fiziksel rahatsızlıkların yanısıra sanrılar görmeye başlıyor. Öykülerinin çoğunu gazetelerde yayımlanan olaylardan etkilenerek yazmış(Hayalet,El ve Saçlar gibi).Ayrıca o dönemde oldukça yaygın olan delilik,sanrı görme,kişilik bozuklukları,manyetizma ve hipnoz gibi olaylar da öykülerine ilham kaynağı olmuş.Maupassant çevreden etkilendiği kadar kendi yaşadığı olaylardan da etkilenmiş.Özellikle gördüğü sanrılar.Öykülerinde ayrıca geçen mekanlar bizzat kendi yaşadığı ve gezdiği yerler(Etratat ve Seine nehri kıyısı gibi).Ve bir dipnot daha eklemem gerekirse 1868 yılında şair dostu Swinburne kendisine kesik bir el hediye ediyor ve bu hediye ona Kesik El ve El öykülerini yazmaya ilham oluyor. Öykülerin hepsi çok güzeldi fakat ben en çok Horla(yazarın paranoyaları,korkuları ve kabuslarının izlerini görmemiz açısından),Ölü(insanların aslında yaşarken ne kadar kötü ve çirkin olduklarını ve Maupassant'ın insanlara karşı güvensizliğini ve öfkesini ölülerin çürümüş dillerinde canlandırması çok başarılıydı.)ve Kesik El,El,Madam Hermet öykülerini beğendim ama dediğim gibi bütün öyküler çok güzeldi.Öyküleri çok beğenmeme sebep olan en önemli konu elbette çevirisiydi.Kitabı dilimize çeviren İpek hanıma da teşekkür etmek isterim. Maupassant 1892'de kitap açacağı ile boğazını keserek intihar girişiminde bulunmuş.Bir yıl sonra ise akıl hastanesinde 43 yaşındayken hayatını kaybetmiş. (Ömür Durak)

Korku'nun özüne inen ve farklı türleri olduğunu anlamamızı sağlayan Maupassant'ın muhteşem öykülerinin yer aldığı bir kitap bu. Hepsi çok güzeldi ama ben en çok (son öykü olan) Ölü'den etkilendim sanırım. Edebi değeri yüksek gotik öyküler okumak isterseniz, tavsiye ederim. =) (G. İlke)

--reklam--

Horla ve Karanlık Öyküler PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Guy de Maupassant - Horla ve Karanlık Öyküler kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Horla ve Karanlık Öyküler PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Guy de Maupassant Kimdir?

Doğalcılık akımına bağlı Fransız öykü ve roman yazarıdır. Öykü alanında Fransa'nın en büyüklerindendir. Parisli bir borsa oyuncusunun oğlu olarak 5 ağustos 1850'de Dieppe kenti yakınlarındaki Miromesnil şatosunda dünyaya geldi. Guy de Maupassant, burada Normandiya bölgesini ve köylülerinin yaşamını yakından tanımak fırsatını buldu. İlk eğitimini Kilise'den aldı. 13 yaşında gönderildiği İlahiyat okulundaki yaşama ısınamadığı için kurallara aykırı davrandı. Böylece kendisini okuldan kovdurdu. Öğrenimini Rouen lisesinde tamamladı.

1869'da Paris'te hukuk okumaya başladı. Fransa ile Almanya arasında savaş çıkması üzerine öğrenimine ara verdi. Gönüllü olarak savaşa katıldı. 1870'de seyyar jandarma birliğinde asker oldu. Maupassant, o dönemde tanığı olduğu olayları, yaşadıklarını, gözlemlediklerini daha sonra kaleme aldığı birçok öyküsünde anlattı. 1871'de terhis olduktan sonra Paris'te hukuk öğrenimini sürdürdü.Babasını yardımıyla Donanma Bakanlığı'nda bir iş buldu. Atlet yapılıydı, iyi yüzer ve kürek çekerdi; yalnız aklı denizcilikte değildi; yazar olmak istiyordu. 1879'da da Eğitim Bakanlığı'na geçti. Canlı ve taşkın bir kişiliği olan Maupassant, hayatın zevklerine ve çalışmaya aynı coşkuyla sarılmıştı. Şair Louis Bouilhet, onun ilk şiir denemelerini teşvik etti. Yaşamını kazanmak için çalışmaya başladığı Bakanlıklarda bürokrasi dünyasını tanıdı. Böylece bürokratların bulunduğu ortamı gözlemlemek fırsatını buldu. 

Maupassant'ın yazarlık hayatı, 1871'den sonra başladı. Şiirler yazdı (Le Mur, Au Bord de l'Eau). 1871 ile 1880 arasında, özellikle, annesinin çocukluk arkadaşı romancı Gustave Flaubert'in etkisinde kaldı. Flaubert, Maupassant'ı iyi bir yazar olarak yetiştirmek için çok çalıştı. Ona gerçeği değişik bir bakışla gözlemlemeyi, yalnız gördüklerini ve duyduklarını yazmayı öğretti. İlk yazdıklarını okuyup düzeltti. Flaubert, onu Emile Zola, Ivan Turgenyev, Edmond de Goncurt ve Henry James gibi ünlü yazarlarla tanıştırdı. Flaubert'in 1880'de beklenmedik ölümü, Maupassant'ı çok derinden etkiledi.

1880'de, Flaubert'in ölümünden bir ay önce, aralarında Emile Zola'nın da bulunduğu natüralist (doğalcı) bazı yazarların öykülerinin toplandığı "Les Soirées de Médan" (Médan Akşamları) adlı kitapta Maupassant'ın da bir öyküsü yer aldı (Boule de Suif - Kartopu - İs Yumağı). Bu öykü, Maupassant'a ilk büyük başarısını getirdi ve onun öykü yazarlığına olan eğilimini ortaya çıkardı.

Maupassant, 1880'den 1891'e kadar, 18 kitapta toplanan yaklaşık 300 öykü ile 6 roman yayımladı. Romanları şunlardır: Bir kadının yaşamı boyunca uğradığı hayal kırıklıklarını anlatan ve ilk romanı olan "Une Vie" (Bir Hayat - 1883), "Bel Ami" (Güzel Dost - 1885), "Mont Oriol" (Oriol Dağı - 1887), "Pierre et Jean" (Pierre ile Jean - 1888), "Fort Comme la Mort" (Ölüm Gibi Kuvvetli - 1889) ve "Notre Coeur" (Kalbimiz - 1890).

Maupassant, en güzel öykülerini, 1881 ile 1886 arasında yazdı. Elde ettiği başarılar, ona yüksek sosyetenin kapılarını açtı. Son romanlarında, yüksek sosyeteye ilişkin yaşantılarını anlattı. Bu romanlar, doğrudan doğruya, Maupassant'ın karşı cinsle olan ilişkilerinin verdiği sıkıntılardan esinlendi. Öykü kitaplarından elde ettiği gelirle "Bel Ami" adlı bir yata sahip oldu. Maupassant, bu yatla Akdeniz'de geziler yaptı ve yolculuk izlenimlerini 1884'te yayımlanan "Au Soleil" (Güneşte), "Sur l'Eau" (Denizde - 1888) ve "La Vie Errante" (Serseri Hayat - 1890) adlı öykülerinde anlattı.

Maupassant, genç yaşında baş ağrılarından şikayet etmeye başladı. Hastalığı, 1884'ten itibaren, zihin yorgunluğunun ve gördüğü hallüsinasyonların etkisiyle gittikçe artıyordu. Sağlık durumu günden güne bozuluyordu. Ne olduğunu bilmediği ve kendisine düşman bellediği bir varlığı hep yanı başında hissediyor ve ölüm düşüncesi sürekli olarak aklını kurcalayıp duruyordu.

Guy de Maupassant, 1887 yılında yayımlanan "Le Horla" adlı öyküsünde, delilik belirtilerinin nasıl başladığını ve insan üzerinde ne gibi değişiklikler meydana getirdiğini anlattı. Bu kitap yayımlandıktan sonra, iyileşmek ümidiyle, uzunca bir deniz yolculuğuna çıktı. Yolculuktan döndükten sonra "Pierre et Jean" adlı romanını tamamladı. Daha sonra "Notre Coeur" adlı romanı kaleme aldı. 1890'da yayımlanan "La Vie Errante" adındaki yapıtından sonra da pek bir şey yazamadı. Sağlık durumu da adamakıllı bozulmuştu. Fazla ilâç almak yüzünden o iriyarı bedeni ve zihni yıpranmıştı. 1892'nin Ocak ayında kendini öldürmeye kalkıştı. Ağır hasta olarak Paris'e getirildi ve bir sağlık yurduna yatırıldı. Maupassant, 1893 yılında iyileşemeden öldü. Paris'teki Montparnasse mezarlığına gömüldü.

--reklam--

Guy de Maupassant Kitapları - Eserleri

  • Mutluluk
  • Aşk Başkadır
  • Güzel Dost
  • Hasırcı Kız
  • Gezgin Satıcı
  • Seçilmiş Hikayeler
  • Ölümden Acı
  • Ay Işığı
  • Gündüz ve Gece Hikayeleri
  • Bir Hayat
  • Serseri Aşklar
  • Küçük Asker
  • Sol El
  • Le Horla
  • Yağ Tulumu
  • Madam Tellier'nin Evi
  • Pierre ve Jean
  • Tombalak
  • Öyküler
  • Aşklarımız
  • Horla ve Karanlık Öyküler
  • Otel
  • Gönül Öyküleri
  • Jules Amcam
  • Seçme Öyküler
  • Bir Mucizedir Yaşamak
  • La Parure
  • Dönüş
  • Gerdanlık ve Diğer Öyküler
  • Lanetli El
  • Seçme Hikayeler
  • Parisli Bir Burjuvanın Pazar Gezintileri
  • Seçilmiş Hikayeler Cilt 1
  • İnci Hanım
  • Takı
  • Mücevherler
  • The Diamond Necklace
  • İşte Geldim
  • At Üstünde
  • Yasak Aşk
  • Horla / Miras
  • A Dead Womans Secret The Vendetta- Alexandre-A Duel
  • Matmazel Fifi
  • Kazazede
  • Toparlak
  • Sicim
  • Seçilmiş Hikayeler 2. Cilt
  • Femme Fatale
  • Sevgi Dalanları

--reklam--

Guy de Maupassant Alıntıları - Sözleri

  • “Neredesin mantık, ahlak ve sağduyu” (Küçük Asker)
  • "Sevgili özgürlük tutsana elimizi, sahip çıksana kendi davana!" (Yağ Tulumu)
  • "İnsan gerçekten kendisi için yaratıldığını sandığı bir varlığa rastladığı için mi sever, yoksa yalnızca sevme yeteneğiyle doğduğu için mi?" (Aşklarımız)
  • Yoksul insanların birbirlerine yardım etmeleri gerek... Savaşı kodamanlar yapıyor. (Toparlak)
  • Gerçekten de ister Prusyalı, ister İngiliz, ister Polonyalı, ister Fransız olsunlar, insanları öldürmek iğrenç değil mi? Size kötülük etmiş birinden öç almanız kötü bir şey adamı hapse tıkmaları da bunu gösterir; ama yavrularımızı tüfeklerle av hayvanları gibi öldürmeleri iyi bir şey mi ki en çok öldürenlere nişanlar veriyorlar? Hayır, bunu hiçbir zaman anlamayacağım! (Ay Işığı)
  • Savaş başka, barış başka. (Toparlak)
  • Sadece, gerçekte anlamlandıramadıklarımızdan korkarız. (Horla ve Karanlık Öyküler)
  • Janna fikirləşməyə başladı; qəlbinin dərin ümidsizliyində nəşənin, eşqbazlığın nəticə etibarilə aldadıcı olduğunu düşündü. (Bir Hayat)
  • (…) şu neşe saçan günün doğuşuna bakarken, böyle şafakların söktüğü şu yeryüzünde ne sevincin, ne de mutluluğun bulunmayışının nedenini düşünüyordu. (Bir Hayat)
  • Çocuklar bilmezler ki...Yaşanacak günler ne kadar az! (Jules Amcam)
  • Hasta düşünceler, bedeni humma ateşinden yada veremden daha çok yer bitirir (Le Horla)
  • Yasallık kazanmış aşk, vurdumduymaz aşk üzerinde her zaman üstünlük havaları takınır.. (Le Horla)
  • Karanlıkta korkunç dramlar olur. (İşte Geldim)
  • Ben yaşamımı onlardan almıştım. Fakat yaşam, verilen bir armağan mıdır? Herhalde benimki bir ezinç yükünden başka bir şey değildi. (Seçme Öyküler)
  • Kimseyle görüşmemek,dirsek dirseğe gelmemek ,çarpışmamaktan dolayı derisi, manevi derisi pek duyarlı ve nazik bir duruma gelmişti. (Bir Mucizedir Yaşamak)
  • "Yavrum, sevgili yavrum! Zavallı yaratıklara karşı daha yumuşak ol. Yaşam yeterince hoyrat ve yırtıcı..." (Gezgin Satıcı)
  • Ölümün karşısında ne yapabilir ki insan ? (Güzel Dost)
  • "What would you have? It is only Nature!" "Yes, but I say that Nature is our enemy, that we must always fight against Nature, for she is continually bringing us back to an animal state.” (The Diamond Necklace)
  • “Anılar beni böyle yapıyor. Zamanı geçen şeyleri sevsen de yok et! İnsan tamamen unuttuğu insanlarla beklemediği anlarda tekrar karşılaşıyor yoksa! Onları bir kez daha gördüğünü, seslerini işittiğini sanıyorsun, bu da korkunç bir etki bırakıyor. (Bir Hayat)
  • Ömrümüzün büyük azabı ebediyen yalnız olmamızdan doğuyor. Bütün gayretlerimiz, bütün hareketlerimiz sadece bu yalnızlıktan kaçmak içindir. Şunlar, şu çatısız sıra aşıkları da bizim gibi, bütün mahluklar gibi bir dakikacık olsun yalnızlıklarını dindirmeye çalışıyorlar. Fakat daima yalnızdırlar, daima yalnız kalacaklardır. Biz de öyle. (Seçme Hikayeler)